A - I n f o s

anarþ ** istlerce hazýrlanan, anarþistlere yönelik, anarþistlerle ilgili çok-dilli haber servisi

Bütün dillerde haberler
Son 40 ileti (Ana sayfa) Son iki haftalýk iletiler Eski iletiler arþivimiz

Son 100 ileti, farklý dillere göre
Greek_ 中文 Chinese_ Castellano_ Català_ Deutsch_ Nederlands_ English_ Français_ Italiano_ Português_ Russkyi_ Suomi_ Svenska_ Türkçe_ The.Supplement

Son 10 Postanýn Ýlk Birkaç Satýrý
Castellano_ Català_ Deutsch_ Nederlands_ English_ Français_ Italiano_ Polski_ Português_ Russkyi_ Suomi_ Svenska_ Türkçe

Son 10 Postanýn Ýlk Birkaç Satýrý
Son 24 saatte, bütün dillerdeki postalarýn ilk birkaç satýrý
Links to indexes of First few lines of all posts of last 30 days | of 2002 | of 2003
| of 2004 | of 2005 | of 2006 | of 2007 | of 2008 | of 2009 | of 2010 | of 2011 | of 2012 | of 2013 | of 2014 | of 2015 | of 2016 | of 2017 | of 2018 | of 2019 | of 2020
üye olun

(tr) meydan.org: Anarşizm Nedir? (2): Maaş Sistemi - Alexander Berkman

Date Mon, 7 Sep 2020 09:07:49 +0300


Yaşamı boyunca anarşizm için mücadele eden devrimci anarşist Alexander Berkman tarafından 1928'de yazılan, daha önce farklı dillerde "Anarşizm Nedir?, Anarşizmin ABC'si, Anarşist Komünizm Nedir?" isimleriyle yayınlanmış ve bugüne dek Türkçe çevirisi yapılmamış olan kitabın 2. bölümünü sizlerle paylaşıyoruz. ---- BÖLÜM 2: MAAŞ SİSTEMİ ---- Kendine şu soruyu sormayı hiç bıraktın mı: neden başkalarının değil de kendi anne babanın çocuğusun? ---- Nereye varmak istediğimi tabi ki anlıyorsun. Demek istediğim, rızan alınmadı. Sen sadece doğdun; doğum yerini veya anne babanı seçme şansın olmadı. Senin payına da bu düştü. ---- Demek zengin olarak doğmadın. Belki de orta sınıftansın; büyük olasılıkla, işçi sınıfından yani yaşamak için çalışmak zorunda olan milyonlardan birisin.

Parasi olan biri parasini bir ise veya sektöre yatirabilir. Yatirimini yapar ve kâri üzerinden yasar. Ama senin paran yok. Sadece çalisabilme kabiliyetin var, sadece emeginin gücü var.

Bir zamanlar her isçi kendisi için çalisirdi. O zamanlarda fabrikalar ve büyük sanayiler yoktu. Isçinin kendine ait aletleri, kendi küçük atölyesi vardi hatta ihtiyaci olan hammaddeleri kendisi satin aliyordu. Kendisi için çalisiyor ve ona usta veya zanaatkâr deniyordu.

Ardindan fabrikalar ve büyük atölyeler geldi. Yavas yavas bagimsiz isçiyi yani zanaatkâri disarida biraktilar, çünkü isleri fabrika kadar ucuza yapamadi ve büyük üreticiyle rekabet edemedi. Bu yüzden zanaatkâr, küçük atölyesinden vazgeçip çalismak için fabrikaya gitmek zorunda kaldi.

Fabrikalarda ve büyük tesislerde isler büyük ölçekte üretildi. O kadar büyük ölçekli üretime sanayicilik denir. Bu, isverenleri ve imalatçilari çok zenginlestirdi, böylece sanayinin ve ticaretin efendileri çok fazla para ve sermaye biriktirdi. O sisteme kapitalizm (sermayecilik) dendi. Bugün hepimiz kapitalist sistem içinde yasiyoruz.

Kapitalist sistemde isçi, eski günlerdeki gibi kendisi için çalisamaz. Büyük üreticilerle rekabet edemez. Eger çalisabilecek biriysen kendine bir isveren bulman gerekir. Onun için çalisirsin; yani ona emegini, saatlerini, günlerini ve haftalarini verirsin, o da sana ödeme yapar. Sen ona emegini satarsin, o da sana maas öder.

Kapitalist sistemde tüm isçi sinifi, emek gücünü isveren sinifina satar. Isçiler fabrikalari insa eder; makineleri, aletleri yapar ve ürünü üretir. Isverenler de fabrikalari, makineleri, aletleri ve ürünleri kendilerine kâr olarak saklarlar. Isçilerin aldigi tek sey ise maastir.

Bu düzenlemeye maas sistemi denir.

Bilgili insanlar isçinin maasi olarak, ürettiklerinin yalnizca onda birini aldigini saptadilar. Diger onda dokuzu mülk sahibi, imalatçi, demiryolu sirketi, toptanci, isveren ve diger aracilar arasinda bölünmüstür.

Bu su anlama gelir:

Fabrikalari bir sinif olarak isçiler insa etmis olsalar da bu fabrikalari kullanma ayricaligi için günlük emeklerinden bir dilim alinir. Mülk sahibinin kâri budur.

Isçiler aletleri ve makineleri kendileri yapmis olsalar da bu alet ve makineleri kullanma ayricaligi için günlük emeklerinden bir dilim daha alinir. Imalatçinin kâri budur.

Isçiler demiryollarini insa edip isletiyor olsalar da kendi ürettikleri mallarin tasinmasi için günlük emeklerinden bir dilim daha alinir. Demiryolu sirketinin kâri budur.

Tipki bunun gibi, imalatçiya baskalarinin parasini ödünç veren bankaci, toptanci ve diger aracilar da dahil olmak üzere, hepsi isçilerin emeginden payini alir.

O halde geriye kalan- isçinin emeginin gerçek degerinin onda biri - ise onun payidir, maasidir.

Bilge Proudhon'un zenginlerin mallarinin neden çalinti mallar oldugunu söyledigini simdi anliyor musun? Üretenden çaliniyor, isçiden çaliniyor.

Böyle bir seye izin verilmesi tuhaf görünüyor degil mi?

Evet, gerçekten çok tuhaf, en tuhafiysa tüm dünyanin bunu görmesi ve hiçbir sey yapmamasidir. Daha da kötüsü, isçilerin kendileri bu konuda hiçbir sey yapmiyor. Neden birçogu her seyin yolunda oldugunu ve kapitalist sistemin iyi oldugunu düsünüyor?

Çünkü isçiler baslarina gelenin ne oldugunu görmüyor. Hâlihazirda soyulduklarinin farkinda degiller. Dünyanin geri kalani da bu konudan çok az sey anliyor ve dürüst bir insan onlara durumu anlatmaya çalistiginda, ona "anarsist!" diye bagirip onu ya susturuyorlar ya da hapse atiyorlar.

Kapitalistler, kapitalist sistemden tabi ki çok memnunlar. Niye olmasinlar ki? Onlari zenginlestiriyor. Bu yüzden onlardan, sistemin iyi olmadigini söylemelerini bekleyemezsin.

Orta siniflar da kapitalistlerin yardimcilaridir ve ayni zamanda isçi sinifinin emegi ile geçinenlerdir, öyleyse neden itiraz etsinler? Elbette, orada burada orta siniftan bir erkek ya da kadinin ayaga kalktigini ve tüm mesele hakkinda gerçegi söyledigini görebilirsin. Ancak bu tür kisiler hizla susturulur; onlar "halkin düsmani" çilgin, rahatsiz edici ve anarsist olarak damgalanir.

Kapitalist sisteme ilk itiraz edenlerin isçiler olmasi gerektigini düsünüyorsun, çünkü onlar soyulanlar ve en çok zarar görenlerdir.

Evet, öyle olmali. Ama durum öyle degil, ki bu çok üzücü.

Isçiler zarlarin hileli oldugunu zaten biliyorlar. Isçiler hayatlari boyunca olabildigince fazla emek verdiklerinin ve karsiliginda aldiklarinin, çogu zaman sadece hayatta kalmaya yetecek kadar oldugunu hatta bazen yetmedigini biliyorlar. Kendi eslerinin parasi patiska bir elbiseye zar zor yeterken; isverenlerinin, boynunda elmaslari ve sirtlarinda pahali elbiseleriyle gezen esleri ile birlikte pahali otomobiller sürdüklerini ve en büyük lüksler içinde yasadiklarini görüyorlar. Isçiler daha iyi maas almaya çalisarak kosullarini iyilestirmeye çalisiyorlar. Sanki gece evimde uyanip bir hirsizin tüm esyalarimi topladigini ve kaçmak üzere oldugunu fark etmisim gibi. Farz et ki, onu durdurmak yerine ona sunu söylüyorum: ‘Lütfen Bay Hirsiz, giyecek bir seyim olsun diye bana en azindan bir takim elbise birakin' ve sonra benden çaldigi seylerin onuncu parçasini bana geri verirse tesekkür ediyorum.

Hikâyeyi çok hizli ilerletiyorum. Isçiye dönersek durumunu nasil iyilestirmeye çalistigini ve bunda ne kadar az basarili oldugunu görecegiz. Simdi sana isçinin neden hirsizi boynundan tutup disari atmadigini açiklamak istiyorum; yani kapitaliste biraz daha fazla ekmek ya da maas için neden yalvardigini ve onu neden sirtindan tamamen atmadigini.

Bunun nedeni, isçinin de dünyanin geri kalani gibi her seyin yolunda olduguna ve oldugu gibi kalmasi gerektigine inandirilmis olmasidir; birkaç sey olmasi gerektigi gibi degilse bunun nedeni "insanlarin kötü olmasidir" ve bir sekilde her sey eninde sonunda düzelecektir.

Bunun kendin için geçerli olup olmadigina bak. Çocukken evde çok fazla soru sordugunda sana "çünkü öyle", "öyle oldugu için" ya da "Allah öyle yaratmis" dediler ve her sey yoluna girdi.

Onlarin kendi annelerine ve babalarina inandiklari gibi, sen de annene ve babana inandin; bu yüzden simdi tipki büyükbaban gibi düsünüyorsun.

Daha sonra okulda da sana ayni seyler söylendi. Tanri'nin dünyayi yarattigi ve her seyin yolunda oldugu ögretildi. Zengin ve fakir ayriminin olmasi gerektigini, zenginlere saygi duyman ve haline sükretmen gerektigi ögretildi. Sana ülkenin, adaletin koruyucusu oldugu ve kurallara uyman gerektigi söylendi. Ögretmen, rahip ve vaiz, kaderinin Tanri tarafindan çizildigi ve "O'nun gerçeklesecegi" fikrini sana dayatti. Ve zavalli bir adamin hapishaneye sürüklendigini gördügünde, onun kötü oldugunu çünkü bir sey çaldigini ve bunun çok büyük bir suç oldugunu söylediler.

Ama ne evde ne okulda ne de baska bir yerde zenginin, isçinin emegini çalmasinin bir suç oldugu ya da kapitalistlerin emegin yarattigi zenginlige sahip olduklari için zengin olduklari söylenmedi.

Hayir, sana bu asla söylenmedi, okulda ya da kilisede kimse bunu duymadi. O halde isçilerin bunu bilmesini nasil bekleyebilirsin?

Aksine, zihnin- çocukken ve daha sonra- yalan yanlis fikirlerle o kadar dolduruldu ki, yalin gerçegi duydugunda bunun mümkün olup olmadigini merak ediyorsun.

Belki simdi, isçilerin yarattiklari servetin kendilerinden çalindigini ve her gün çalinmasina ragmen neden anlamadiklarini kavrayabilirsin.

"Ama yasa" diye soruyorsun, "devlet- böyle bir soyguna izin mi veriyor? Hirsizlik kanunen yasak degil mi?"

Çeviren: Burak Aktas

https://meydan.org/2020/08/30/anarsizm-nedir-2-maas-sistemi-alexander-berkman/
________________________________________
A - I n f o s Anartistlerce Hazirlanan, anartistlere yonelik,
anartistlerle ilgili cok-dilli haber servisi
Send news reports to A-infos-tr mailing list
A-infos-tr@ainfos.ca
Subscribe/Unsubscribe http://ainfos.ca/mailman/listinfo/a-infos-tr
Archive http://ainfos.ca/tr