A - I n f o s

anarş ** istlerce hazırlanan, anarşistlere yönelik, anarşistlerle ilgili çok-dilli haber servisi

Bütün dillerde haberler
Son 40 ileti (Ana sayfa) Son iki haftalık iletiler Eski iletiler arşivimiz

Son 100 ileti, farklı dillere göre
Castellano_ Català_ Deutsch_ Nederlands_ English_ Français_ Italiano_ Português_ Russkyi_ Suomi_ Svenska_ Türkçe_ The.Supplement

Son 10 Postanın İlk Birkaç Satırı
Castellano_ Català_ Deutsch_ Nederlands_ English_ Français_ Italiano_ Polski_ Português_ Russkyi_ Suomi_ Svenska_ Türkçe

Son 10 Postanın İlk Birkaç Satırı
Son 24 saatte, bütün dillerdeki postaların ilk birkaç satırı
Links to indexes of First few lines of all posts of last 30 days | of 2002 | of 2003
| of 2004 | of 2005 | of 2006 | of 2007 | of 2008 | of 2009 | of 2010 | of 2011 | of 2012 | of 2013 | of 2014 | of 2015 | of 2016 | of 2017
üye olun

(tr) DAF, Meydan #36 - TERÖROKRASI

Date Tue, 14 Mar 2017 13:11:36 +0200


Korku, endise ve sürekli bir panik hali basta cografyamizda olmak üzere tüm toplumsal yasami yönlendirmeye basladi. Ne zaman nerede bomba patlayacagi, hangi örgütün hangi saldiriyi üstlenecegi, kaç kisinin öldügü, bombanin türü, silahin hangi devletin mali oldugu, saldirilarin kimin çikarina çikar kattigi, kimi daha anlasilmaz kildigi gibi sorular tartisma gündemlerini olusturuyor. Artik sadece savasin yogun yasandigi bölgelerde degil her yerde insanlar ölüm ile burun buruna yasiyor. Ayrica savas da artik sadece Lübnan'da, Afganistan'da, Irak'ta Suriye'de degil. Savas yasadigimiz cografya basta olmak üzere tüm dünyaya terörizm olarak yayildi, yayiliyor. Hizbullah, El Kaide, ISID ile varligini tescilleyen dönem öncekilerden farkli bir yerde duruyor.

Tarih içerisindeki dönemler adlandirilirken, bir tarihsel dönem, ona iliskin tarihsel kirilmanin ertesi günü adlandirilmaz. Tarihsel kirilmanin kisa ve uzun dönemli etkilerinin görülmesi gerekir. Dönemin ismini koymak, belki yillar alabilir. Toplumsal, siyasal ve ekonomik sonuçlarin etkisi gözlemlenir; bu etkinin bütün dünyada yarattigi ortama bakilir.

Bu tarz bir isimlendirmeye, sadece siyasal tarihçilerin isini kolaylastirsin diye degil; var olan siyasal, toplumsal ve ekonomik süreçlerin içerisindeki problemler tespit edilsin ve bunlara iliskin gelistirilecek çözümlerin bir önceki dönemden daha farkli olmasi gerektigi ortaya konulsun diye ihtiyaç vardir.

Özellikle Suriye'deki, iç savas gibi baslayan ama aslinda basindan itibaren iç savas olmayan süreç, bugün bir dünya savasi olarak bile degerlendiriliyor. Savasin yarattigi etkinin bu kadar genis bir alani etkiliyor olusu, simdilerde yeni bir kavrami popüler hale getiriyor: küresel iç savas. Siyasal belirsizlik, kriz, siyasal düzenin devamliligi adina hukukun askiya alinmasi ve bunun hukuk halini almasi, kesintiye ugrayan toplumsal isleyis, sadece bugün içerisinde bulundugumuz OHAL'in özelliklerini degil, bir süredir dünyada devam etmekte olan bir dönemin özelliklerini yansitmak için gösterilebilir örneklerdir.

Bugün demokrasi ortadan kalkmistir; Dolayisiyla, mesrulugunu bundan alan devlet mantigi da. Yeni bir siyasal dönem, yeni bir devlet politikasini beraberinde getirmistir. Bu sürecin gelisimini iyi anlayabilmek için, öncelikle bu sürece yol açan siyasal kirilmalara bakmak gerekir.

Soguk Savas Sonrasi Düzen

Soguk Savas sürecinin bir savasla degil de, siddet unsurlari içermeyen, barisçil bir sekilde sona ermesi ve bu sürecin uluslararasi iliskiler alaninda çalisan akademisyenlerce öngörülememis ve açiklanamamis olmasi, bir kirilma noktasi olarak kabul edilebilir.

Soguk Savas'in bitisiyle beraber, dünya siyasetinin yapi ve süreçleri önemli bir degisim ve dönüsüm sürecine girmistir. Karsilikli bagimliliklar ve iç içelik artmis; dünya siyasetinde sayica daha çok aktörün daha bütünlesik bir ag olusturdugu yapilar ortaya çikmisti.

Küresellesme denilen bu süreçte, "devlet güvenligi" tanimlamasindan "uluslararasi güvenlik" seklinde tanimlanan, bölgesel ve küresel güvenlik anlayisina geçilmistir. Önceki süreçte, dar anlamda, savas, silahli çatisma, kuvvet kullanma halleriyle tanimlanan güvenlik, ele alindigi çerçevenin ötesine geçerek ekonomi, enerji, çevre, saglik, sosyo-kültür ve egitimin de içinde oldugu daha genis bir çerçeveden tanimlanmaya baslanmistir.

Içerigi genisletilen güvenlik kavraminin daha bütüncül hale getirilmesiyle, devletler de güvenligin saglanmasina yönelik farkli stratejiler gelistirmeye baslamistir:

Tehditlerin karsilanmasi ve karsi konulmasi baglaminda bir ulusal güvenlik stratejisi ortaya koymak,

Tehdidin kaynagindaki asli nedenlere inerek tehdidi tümden ortadan kaldiracak tedbirler almak, yani bir uluslararasi güvenlik stratejisi takip etmek.

Soguk Savas dönemi bitene kadar; güvenlik, öncelikli olarak askeri unsurlar çerçevesinde tanimlanmis ve ulus devletlerin ulusal güvenlikleriyle özdeslestirilmistir. Bu uluslararasi sistemde, hâkim aktör olan devletler, arasindaki iliskileri düzenleyecek bir merkezi otoritenin yoklugundan hareketle, kendi güvenliklerinden sorumludur. Bu dönemde devletler, güvenlik için askeri güce basvurur. Küçük devletler de büyüklere yakinlasir. Sovyetlerin yikilisiyla birlikte bu yaklasim tarzi çökmüstür. Uluslararasi iliskiler teorilerinin, devletler sistemi çerçevesinde yapilandirilan, büyük güçlerin ve bunlarin karar vericilerinin savasa ve barisa dair verdikleri kararlara odaklanan bakis açisi kabul görmemeye baslar. Devletlerin arasinda isbirligini saglayacak bir sistem kurulmasi, iletisimin ve bilgi paylasiminin arttirilmasi, ortak ilkeler, normlar, degerler ve kurallarin gelistirilmesi, çatismalarin önlenmesi ve kriz yönetiminin artmasi, Soguk Savas sonrasi uluslararasi siyasetin "demokratik" sinirlari olmustur.

Bu dönem, dünyada kapitalizmin küresel versiyonunun islerlikte oldugu, liberal demokrasinin tek mesru devlet rejimi kabul edildigi ve bu sistemi isletmeyenlerin buna zorlandigi bir dönemdir.

11 Eylül

Hitler, iktidari eline alir almaz "Halkin ve Devletin Korunmasi Karari"ni ilan etti. Karar, bireysel özgürlüklerle ilgili maddeleri askiya aliyordu. Buna yasam özgürlügü de dâhildi. Siyasi sistemle bütünlesmeyecek olan bütün kesimleri bedenen ortadan kaldiracak bir zemin hazirlandi. O zamandan bu yana, bu uygulama kalici bir hal aldi ve devletlerin (demokratikleri de dâhil olmak üzere) kalici uygulamalarindan birisi haline geldi.

Liberal demokrasinin, mevzu bahis uygulamayi ortadan kaldirmak söyle dursun, uygulamayi demokrasi örtüsü altinda koruyacagini tahmin etmek çok zor degildi. Bu, demokrasinin olaganüstü durumlarda açiga çikaracagi totaliter yandi (Platon'un meshur sözünde oldugu gibi "Halk bir tiran tarafindan yönetilmek istediginde ne olacak?").

Hitler'inkine benzer bir uygulama 13 Kasim 2001'de ABD baskaninin "askeri buyruk" isimli çagrisinda kendini gösterdi. Buna göre "terörist faaliyetlere karistigindan kuskulanilan, ABD vatandasi olmayan kisilerin "süresiz alikoyulmasina" ve "askeri komisyonlarca" yargilanmasina yetki verilmisti. Demokrasi süreci, anayasal mesruiyetine iliskin ilk soru isaretini böyle verdi.

Daha önce de senatonun 26 Ekim 2001'de geçirdigi ABD Yurtsever Yasasi (USA PATRIOT ACT), devletin güvenligini tehlikeye sokacak faaliyetlerinden kuskulanilan yabanciyi gözaltina alinmasina izin veriyordu ama 7 gün içinde birakilmasini öngörüyordu. Askeri buyrugun yeniligi bir bireyin bütün hukuki statüsünü ortadan kaldirmasi, böylece hukuki açidan adlandirilmasi ve siniflandirilmasi olanaksiz bir varligin ortaya çikmasiydi. "Bati Demokrasisi" bu iki kararla, kendi propagandasinin altini oymaya basladi.

Soguk Savas Sonrasi Düzen 11 Eylül ile Bozuluyor

ABD Baskani Bush, 11 Eylül sonrasi yaptigi açiklamasinda, "Düsman, global menzile sahip her terörist grup ve bunlara destek veren her devlettir" demisti.

21. yüzyila girerken gerçeklestirilen bu eylem, bundan sonra dünyanin gidisatini siyasi, ekonomik ve askeri yönden etkileyecek boyutlara sahiptir. Bu eylemin içerdigi mesaji ve yol açtigi ya da açacagi sonuçlari dogru tahlil etmek gerek.

Öncelikle, saldirinin hedefinde ABD'nin üzerine oturdugu sacayagini olusturan üç güç vardir: siyasi iktidarlar, askeri iktidarlar, ekonomik iktidarlar...

Bu saldiriyla hedeflenen ekonomik iktidarlar, küresel kapitalizmin sermayedarlariydi. New York, Wall Street, Ikiz Kuleler ABD ekonomisinin ve küresel ekonominin kalbidir. Askeri iktidarlar hedef almistir, yani Pentagon. Dünyanin askeri komutasi burasidir; ABD'nin askeri prestijidir. Üçüncü saldiri, Beyaz Saray'a yapilmasi planlanmis ama gerçeklesmemistir.

Bu saldiriyi kimin gerçeklestirdigine iliskin birçok komplo teorisi ileri sürülmüstü. Ancak saldiriyi Usame Bin Ladin liderligindeki El-Kaide gerçeklestirmediyse bile, ABD bunu gerekçe yaparak Afganistan'a "müdahale etti", ardindan da Irak'i isgal etti. Hem de demokrasi ve özgürlük getirme bahanesiyle. Simdi de Suriye'de bir pozisyon aramakta, niyetse ayni.

Sözde radikal dinci hareket, grup, örgüt ve devletlere gözdagi vermek niyetiyle girisilen tüm bu hareketliligin ismi "Teröre Karsi Savas" olarak adlandiriliyor. Ancak asikâr olan, bu isgallerin ekonomik, jeopolitik ve stratejik nedenleri oldugudur.

Eger 11 Eylül degisimin baslangiç noktasi ise, bu tarihten sonra olan biteni iyi irdelemek gerek. Her seyden önce bu saldiri birçok yeni kavrami yasamimiza soktu: Küresel terör, küresel tedirginlik gibi... Ilk defa bu çapta bir "eylem", bütün dünyada canli yayinda izlendi. Simdiye kadar küresel birlikler, baglar, iliskiler vardi ama böylesi küresel bir gösteri yasanmamisti. Bu denli küresel tedirginlik görülmemisti. Bu gelisme, bir sok etkisi yaratti ve toplumsal bir travmaya yol açti. Bunun sonucunda ABD vatandaslari korktu; bu korku ve endise oraninda ABD milliyetçiligi tetiklendi, hatta irkçiliga yol açti.

Dolayisiyla ABD'deki saldiri, organizasyonu, çapi, biçimi ve etkileri bakimindan küresel bir etkiye yol açti. Sonunda küresellesme olgusu her alanda oldugu gibi kendi terörünü de yaratmisti. Bu saldiri, bunu yapan daha büyügünü de yapabilir endisesi yaratti. Güpegündüz, New York'ta gökdelenlerini yikan güç, her seyi yapabilir!

Bütün dünyanin "korumasini üstlenen" Pentagon'un merkezinin vurulmasi, ABD'nin dokunulmazligini ortadan kaldirmistir. Bunun, Soguk Savas sonrasi olusan devletlerarasi güç dengelerini degistirmesi de diger açik göstergelerden biri. Asimetrik dünya, asimetrik savaslar gibi kavramlarin konusuldugu yeni bir dünya düzeni yürürlükte artik.

Bu düzende her ne kadar baskin taraflarin oldugu biliniyor olsa da, baskin güçlerin birbirlerine iliskin pozisyonlarinin ne olacagini tahmin etmek oldukça güç. Bu güçlügün derecesini anlamak için Suriye'nin asimetrik durumuna bakmak yeterlidir.

Degisen Yönetim Biçimi: Demokrasi

Demokrasi kavrami, her ne kadar halkin yönetimi ile iliskilendirilse de ilk elde bir sey anlatmaz. Kavram birçok sey ifade etmek için kullanilir. Birçok sey ifade edilmeye çalisan baska sözcükler gibi hiçbir seyi ifade etmeme tehlikesini de içerisinde tasir. Simdilerde, baskanlik sistemi için dillendirilen "halkin, halk tarafindan, halk için yönetimi" tanimi, demokrasi için de sik kullanilan bir tanimdir.

Özellikle, Soguk Savas'in ardindan, "küresellesen" siyasal sistem olarak demokrasi ya da gerçek adiyla liberal demokrasi, vaat ettigi "siyasi iktidarin belirlenmesinde herkesin esit paya sahip olmasi" ilkesini açik bir sekilde gerçeklestiremedi. Bu sadece, kapitalizmin yarattigi adaletsizliklerin, yönetimsel düzeye yansimasi ve daha zengin olanin yönetimde daha fazla söz hakkina sahip olmasiyla alakali degil. Durum ayni zamanda demokrasinin sözde siyasal esitlik ilkesinin dayandigi mantiktan da kaynaklanir. Demokraside yönetme hakkinin çogunluga verilmesi hedeflenir. Siyasal üstünlük, temsili demokrasinin parçasi olan ve belirli periyotlarla gerçeklesen seçimlerle belirlenir. Yani demokrasiyi seçimlerle demokratik kilan mantik, sayisal üstünlüktür. Dolayisiyla ortaya çikan sonuç, sirf çogunluga ait oldugu için dogru ya da hakli olanlar üzerine kurulu bir siyasal sistemdir. Azinligin, çogunlugun baski ve zorlamasina maruz kalmamasini önleyecek ne yapilabilir? Demokrasinin, azinligin hak ve özgürlüklerini garanti altina alacak kurumlara da sahip oldugu iddiasina karsi, bugün dünyanin farkli yerlerinde farkli nedenlerle azinlik olanlarin konumlarina bakmak yeterlidir. 2001'den bu yana farkli adaletsizliklere maruz kalanlarin, adaletsizlikleri dillendirildikleri için bile baski, zorlama hatta katledilmeye maruz kaldigi asikârdir.

Sözde halk iradesini, yönetimde belirleyici güç olarak muhafaza edebilmek için isletilen "temsil" kurumunun, "halk için yönetmek" maksadiyla ne hale dönüsebilecegini tahmin etmek için çok uzak cografyalardaki siyasi yönetimlere bakmaya gerek yok. Demokrasinin içerisinde potansiyel olarak barindirdigi totalitarizm, tüm halkin çikarlarinin birlestirildigi ve halk adina en dogru kararin verildigi bir neden-sonuç iliskisiyle kendisini belirginlestirir.

Bugün demokrasi, üzerinden yükseldigini iddia ettigi tüm erdemler noktasinda sahteligini açikça ortaya koymaktadir. Bireylerin, kendi kaderini tayin edebilmesi; farkli hayat tarzlarini mesrulugu ve baris içinde birlikte yasama; bireyin ve bireysel özgürlüklerin degeri; adaletin saglanmasi; çatismalarin çözümü gibi erdemlerin demokrasinin islemesiyle gerçeklesmeyecegi ortaya çikmis oldu.

Bati toplumlari için demokrasi, evrensel oy hakkina dayali olarak düzenli ve rekabetçi seçimlerin yapildigi bir sistemdir. Soguk Savas sonrasi, liberal kapitalizmin zaferinden sonra; devlet iktidarinin "ahlaki" olarak savunulabilecek tek kaynagi demokrasiydi. Ancak özgürlük, katilim, anayasal devlet, seçimler, halk egemenligi gibi demokrasi için olmazsa olmazlarin hiçbiri kendisine demokratik diyen rejimler tarafindan gerçeklestirilememistir.

Bireysel özgürlükler, kapitalist sistem içerisindeki tüketim serbestlikleri ile çerçevelenmis; siyasal özgürlükler sunulan partilerden birini seçmeye indirgenmistir. Halkin yönetime sözde katilimi belirli araliklarla kendilerini yöneteceklerini seçtigi seçimlere sikistirilmis, halkin siyasal iradesi böylelikle bütün siyasal ve ekonomik sorunlardan uzak baska gündemlerle manipüle edilen yapay bir isleyisin içine sikistirilmistir. Dünyanin farkli bölgelerinde gerçeklesen "demokratik seçimler"deki katilim oranlarinin her defasinda artan bir sekilde düsmesini neyle açiklamak lazim? Mevcut siyasal düzene ve isleyise bir güvensizligin ifadesinden baska nasil açiklanabilir bu durum? Demokratik yapi içerisinde, tek mesrulugunu anayasadan alan devletler, mevzu bahis dönem içerisinde kendi yazdiklari, uygulamaya koyduklari, uygulamayanlar için cezalar hazirladiklari yasalari, kurallari "asikar" bir sekilde çigner bir duruma gelmis, bu hukuksuzluk asil hukuk haline gelmistir. Sadece içerisinde bulundugumuz devletin son dönem OHAL uygulamalarina degil; Bati'nin en demokratik geçinen devletlerinde(ABD, Fransa...) bile benzeri uygulamalar artik normal hale gelmis, devletin siddet uygulamalari her kosulda mesrulastirilmistir.

Yükselen Sag

Bu, zorla dayatilan demokratik sistemin, dünyanin ezilen cografyalarina ne getirip ne götürdügünü hepimiz biliyoruz. 11 Eylül 2001'den sonra, terörizme karsi baslatilan savas, demokrasi ve özgürlükler götürmeye evrilmis, toplumsal dinamiklerden yararlanilip iç savaslara dönüstürülmüs; sonuç olarak hiç de söylendigi gibi "olumlu" sonuçlara yol açmamis, tam tersine müdahil olunan cografyayi tam bir kesmekese çevirmistir. Bu kesmekes cografyalarin bir parçasinda yasiyoruz. Kesmekesle kastedilen belirsizligin, sikistirilmisligin, baskinin ve siddetin ne oldugunu iyi biliyoruz.

Öte yandan, demokrasinin besigi diye tabir edilen cografyalarda, demokratik sistem ekonomik, siyasi ve toplumsal anlamda da vaat ettiklerini gerçeklestirememis ya da gerçeklestirdikleri üzerinden bu cografyalarda yasayanlari tatmin edememis bir durumdadir. Bunun siyasal yansimasini en belirgin olarak gözlemleyecegimiz kirilma, 2001 sonrasinda Bati'da yükselen popülist sag hareketlerdir.

Batili cografyalarda sag popülizmin yükseliste oldugu zaman dilimi, sürecin degisimini gözlemlemek adina önemlidir. Öte yandan sag popülist politikacilarin yükselttikleri söylemler, liberal demokrasicilik oyununun Bati'da herkesi tatmin edemediginin en açik göstergesi. Bu söylemlerin dayanak noktasi göçmen karsitligidir. Karsit olunacak sey olarak yerli isçi sinifina, ekmeklerini ellerinden alan düsman olarak göçmenleri hedef gösteriyorlar. Bu siyasal söylemin arkasinda her ne kadar güçlü bir teorisi olmasa da, insanlari kararsizliga sürükleyen bir yöntemi var. Sorunlarin kaynagini teklestiren (göçmenler...) popülist politikalar, böylelikle çözümü de basitlestirmis oluyor. Toplumsal sorunlarin agirligi arttikça sunulan basit çözümler, bu söylemi çogunluk için cazip kilmaya olanak veriyor.

Avrupa cografyasinda, asiri sag partiler, 2001'den bu yana oylarini artan bir sekilde yükselttiler. Simdilerde %5-21 arasinda aldiklari oylarla, siyasal iktidara ortak olma ya da etki edebilme gücüne sahipler. Ingiltere'de milliyetçi sag parti Birlesik Krallik Bagimsizlik Partisi, 2001'de %1,5'ini aldigi oylarin, 2015'te %12,5'ini aldi. Fransa'da Ulusal Cephe lideri Marie Le Pen'in, 2011'de %10'unu aldigi oylari, 2017 cumhurbaskanligi seçimleriyle %25'e çikarmasi bekleniyor. Hollanda'da sag Özgürlük Partisi, 2006'da %5,9 oy alirken, 2012'de %10,1 oy almis; son seçimlerde Danimarka Halk Partisi %20'lere, Isviçre Halk Partisi %29'lara çikardigi oylariyla artis gösteren sag egilimin en açik göstergesi olmustur. Öte yandan bu partilerin oldugu gibi, Belçika Flaman Çikarlari Partisi, Finlandiya Gerçek Finliler Partisi, Italya Kuzey Ligi, Macaristan Jobbik partileri de popülist bir yöntemi, göçmen karsiti söylemleri, yabanci düsmanligini ve küresellesme karsitligini benimsiyor. Bu partilerin disinda Avrupa'da (PEGIDA, Altin Safak gibi) daha radikal/irkçi hareketlerin yükseliste olmasi var olan siyasal popülizmin fasizme evrilebilme potansiyelini göstermesi açisindan yakici örnekler.

Kapitalizm Deri Degistiriyor

Kapitalizmin bugün içerisinde girdigi sikintiyi anlamak önemlidir. Çünkü kapitalizmin bu versiyonu Soguk Savas sonrasinda yayginlastirilmaya çalisilmis siyasal sürecin ekonomik yansimasidir. Küresel kapitalist sistem, 2008'den bu yana kritik düzeyde bir krizin içerisine girmis ve bu kriz genis bir zaman diliminde küresellesebilmistir.

Artik küresellesme sonrasi (post-globalization) dönemin yasandigi dillendiriliyor. Bu, açik bir sekilde kapitalizmin deri degistirmesinden baska bir sey degildir. Kapitalist isleyis, farkli dönemlerde dayanak noktalarini degistiriyor. Bu yeni süreç de bunun habercisi. Son Davos Ekonomik Forumu'nda "küresellesme" kavraminin bir problem seklinde ele alinmasi bunun en açik göstergesi. Peki, kapitalizmin küresel yöntem gelistirmesi ne demek?

Küresellesmenin, ulus-devlet gibi siyasal kurumlarin sonunun habercisi oldugu siklikla dile getirildi. Tabi ayni zamanda, tam tersi tartismalar da yapildi. Ancak bu tartismalarda asil karsi vurgu, ulus-devletin küresellesme sürecinin bir parçasi olarak yola devam edecegiydi. Her ne kadar liberal yöntemin nihai oldugunu vurgulayan ekonomistler ya da bugün artik parçalanmaya baslayan ekonomik birliktelikler, SSCB'nin çökmesinden beri genel söylemin belirleyicisi olsa da, kapitalizm kendine su an farkli bir yörünge çizmise benziyor.

Küresellesme döneminin en önemli özelliklerinden biri hizli bilgi akisi ve teknolojiydi. Öte yandan merkezi olmayan bir yöntemle, sermaye akisi ulus-devletin yavasligindan ve merkezi yapisindan kurtarilarak daha bölgesel/yerel açidan yönlendiriliyordu.

Bu tarz bir isleyis kapitalist ekonominin içindeki farkli sektörlerin gelismesine ve sermayenin bu yönlü gelisimine (merkezsiz biçimde) yol açmisti.

Ancak su an küresellesmenin kapitalist gelisimin önünde bir engel ya da ise yaramayan bir yöntem olarak ele alinmasi, devletlerin ve sirketlerin ekonomi politikalarinin konusuldugu bir mecrada bir sorun olarak dile getirilmesi, belki de merkezi yapilarin (ve dolayisiyla ulus-devletlerin) yeniden önem kazanmasina sebep olacak.

Son süreçte, kapitalist ekonominin basarili örneklerinden biri olan Çin örnegi bu noktada önem tasiyor. Farkli bir kapitalizm yapisina sahip Çin için devlet bu ekonominin merkezinde konumlaniyor. Ucuz is gücünü otoriter önlemlerle kara dönüstürmeyi basaran Komünist Çin, kapitalizmin degisen yapisinda Batili sermaye için örnek alinacak bir ekonomi olarak görülüyor.

Öte yandan, 4. Sanayi Devrimi gibi bir basligin ekonominin gündemi oldugu bugünlerde, üretimde yogun olarak kullanilan robotlarin dagitim ve tüketim alanlarina dogru genislemesi konusulur hale getiriliyor. Teknolojinin, üretim araçlarinin gelisim süreçlerini de otomatize etmesi ve yapay zekâ unsurlarini bu süreçlere dâhil etmesi dünyanin her yeri için olmasa da, özellikle endüstri-sonrasi bölgeler için önemli bir yerde duruyor.

Terörokrasi Dönemindeyiz

11 Eylül 2001'den beri devam etmekte olan süreç, bütün dünyada birçok degisime neden olmustur. Soguk Savas sonrasi tek güç konumuna gelen ABD'nin yasadigi siyasi karizma yitimi, uluslararasi düzlemde güç dengelerinin degismesine yol açti. Bu noktada uluslararasi iliskilerdeki durumu, sadece ABD ve Islami örgütlerin çatismasi ya da sikça yapildigi sekliyle Bati medeniyeti ve Batili olmayan seklinde bir kutuplasmadan kaynakli bir denge degisimine indirgemek yeterli degildir.

Devletlerarasi iliskiler, özellikle küresellesme süreci ile birbiriyle bu kadar ilintili hale gelmisken; tüm uluslararasi arenanin bu sürecin sonunda degismeyecegini beklemek imkânsizdir.

Öte yandan, süreci "emperyalizm" tezleri üzerinden açiklamaya çalisanlarin yasadigi sikinti, bu güç dengelerindeki tek aktif aktörü ABD olarak görmelerinden kaynaklanan sikintidir. Devletlerarasi iliskilerde ufacik bir degisim bile daha önce aktif olmayan aktörleri daha hareketli kilacaktir.

Yeni bir devletler sisteminin sekillendirildigi açiktir. Ancak bu çok aktörlü bir sekillendirmedir. Baskin olan tek bir devlet degil, devletlerdir. Bu sürecin "sonu zaten belli" degildir. Bu devam etmekte olan bir süreçtir. Bugün Suriye'de olup bitenler, hem bu çok kutuplulugun hem de önceden tahmin edilemezligin en büyük örnegi konumundadir.

Devletlerarasi durumun bu dengesiz halinde, devletler sadece Suriye gibi savas bölgelerinde "savas hukukunu" bile es geçmekle kalmayip, ayni zamanda bu dengesiz durumu iç siyasetlerine de yansitabilmektedirler.

Bu küresel iç savas durumunun farkli yansimalarini, tüm dünyada gözlemlemekteyiz. Yukarida da bahsettigimiz, yeni sag söylemin tetikleyicisi göçmen karsitliginin sebebini de benzeri yere koymak gerek. 2001'den bu yana Bati'da yükselen yabanci düsmanligi/göçmen karsitliginin El-Kaide ve ISID benzeri örgütlerin yaptigi eylemlerle iliskili oldugu açiktir. Ancak terörizme karsi baslatilan küresel savastan kaynakli, milyonlarca insan, yasadigi cografyalari terk etmek durumunda kalmistir. Bu milyonlarca insan, mikro düzeyde Batili göçmen karsitligina maruz kaliyorken, makro düzeyde ise Batili devletlerin dis siyasetinde insani içeriginden tamamen arindirilmis dis politikalarina konu olmaktadir.

Yazinin basinda belirttigimiz gibi, bu kaotik durum; farkli cografyalarda yasayan insanlari korku, panik ve endise içerisinde birakmaktadir. Yabanci düsmanligi/göçmen karsitliginin altinda yatan önemli sebeplerden biri de budur. Öte yandan sürekli bir tehlike psikolojisi içerisinde birakilan toplumlarda, gündelik yasamin olaganligi da giderek farklilasmistir.

Gündelik yasamin olagan halinin farklilasmasina iliskin en belirgin örnek; toplumsal tüm alanlarda giderek örgütlenen panik haliyle karsimiza çikar. Bütün bir toplumun kontrolünü mümkün kilmak için, toplumun tamamini baski altinda tutan iktidar açisindan panik, özellikle içerisinde bulundugumuz bu dönemde, kaçinilmaz bir araçtir. Yasadigimiz cografyada son yillarda patlayan ve giderek normallestirilen bombalar, bu panik halini yaratmakta en sik kullanilan araçlardan olmustur. Bombalar ya da sikça kullanilan tabiriyle "terör eylemleri", özellikle devletin birey üzerinde yaratmak istedigi korku halinin en etkili yoldan yaratilmasina zemin saglar. "Herhangi bir zamanda herhangi bir yerde patlamasi mümkün herhangi bir bomba"nin var olma ihtimali, bahsedilen bu panik halini ve devletin bu panikten faydalanarak açiga çikarttigi baskisini sürekli kilar. Panikle birlikte korku, korku araciligiyla baski ve kontrol açiga çiktikça, hâkim kilinmak istenen otorite süreklilesir; "demokrasi" ya da "demokratik yöntem"ler ortadan kalkar. "Terörokrasi" olarak adlandirabilecegimiz yeni bir siyasal siteme geçis baslar.

Devlet, söz konusu bu siyasal sistemle birlikte, elindeki tüm araçlari da terörokrasi döneminin ihtiyaçlarina göre sekillendirmeye baslar. Terörokrasi dönemiyle birlikte siyasal iktidar, kendi varolusu için, üretilmis siddete basvurur. Bu dönemde kimi zaman kendi terör örgütlerini yaratan devlet, kimi zaman da var olan terör örgütlerinin önünü açar; bu yolla, toplumsal psikolojiyi de istedigi yönde sekillendirir. Devlet "terör örgütleri"nin varliginda, "kendi terörünü" gizlemeye çalisir. Ayni zamanda karsisinda olan herkesi bu "terör örgütü" ayniliginda eritmeye çalisan devlet; tüm muhalif kesimleri "terör örgütü" taniminin ardina iter; bu aynilikta topyekun bir "kendinden olmayan herkesi yok etme" politikasi güder.

Öte yandan terörokrasi döneminde devlet "terör örgütleri"ni, "kendinden olmayan herkesi" susturmak amaciyla da aktif olarak kullanmaya baslar. 20 Temmuz'da Suruç'ta ya da 10 Ekim'de Ankara'da oldugu gibi, devlet, kendisine muhalif olan tüm kesimleri yok etmek ya da korkutmak amaciyla kendi yarattigi ya da önünü açtigi terör örgütlerini kullanmaya baslar. Terörokrasinin islemeye baslamasiyla birlikte "terör örgütlerinin varliklari ve saldirilari", devlet ve iktidari için kullanisli olan birer araca dönüsür.

Artik yeni bir siyasal isleyisin içerisinde, terörokrasi dönemindeyiz. Bugün kapitalizm ve demokrasi islevsizlesmeye- yetersiz kalmaya baslamisken; devlet, terörokrasi dönemiyle birlikte, ekonomik ve siyasal krizlerden çikis yollarini aramakta.

Bugün kapitalizm, yüzyillardan bu yana vaat ettigi toplumsal refahi hala saglayamadigindan yetersiz kalmaya; içine girdigi krizle birlikte islevini kaybetmeye baslamistir. Ekonomik adaletsizlikler küresel çapta daha hizli bir sekilde yayginlasmaya baslamisken; bunlari yaratan devlet ise siyasal isleyisi degistirmekle birlikte bu çikmazdan siyrilmanin yollarini aramistir. Bugün demokrasi, adalet-özgürlük ya da esitlik gibi iddialarini halen yaratamamis ya da bilinçli bir sekilde yaratmamis oldugundan, toplumun farkli kesimleri için gerçek disi; devlet mekanizmasi içinse islevsiz hale gelmistir.

Kapitalizmin ve demokrasinin artik islemedigi bu siyasal düzende, sinifsal çeliskiler daha da artmis; artan çeliskiler toplumsal hareketlenmeleri de beraberinde getirmistir. Içinde bulunduklari ekonomik ve siyasal adaletsizliklerden muzdarip olan kesimler yasadiklari bu çeliskilere itiraz etmeye basladikça; bu itirazlara karsi iktidarin "kontrol mekanizmasi" da gelismistir. Söz konusu kontrolü artik "güler yüzlü demokrasi" ya da "küresel kapitalizm" ile saglayamayan devlet mekanizmasi; kontrolün sekliyle birlikte içerisinde bulundugumuz siyasal dönemi de degistirmistir; terörokrasiyi isletmeye baslamistir.

Ezenler hâkimiyetlerini kaybetme endisesiyle bir korku dünyasi yaratirken; "teröre karsi savas" yöntemi artik birçok devletin siyasal araci haline gelmisken; terörokrasi iste topyekun bu yeni dönemin bir tanimlamasidir.

Terörokrasi, yeni bir siyasal isleyis olarak artik karsimizdadir. Ekonomik, siyasal ve toplumsal yasamin tamaminin dönüsümüne yol açan bu isleyisin kullandigi yöntemler de elbette geçmise göre farkliliklar tasimaktadir. Terörokrasi, mesrulugunu artik biten demokratik sistemden ya da kapitalizmden almayan siyasal iktidarlarin kendilerini dayatmak için yarattiklari yeni bir sistemdir.

Temelini korku, baski, kontrol ve tahakküm üzerine kuran devletler için terörokrasi, içinde bulundugumuz bu siyasal ve ekonomik krizden siyrilmanin yolu; halklar içinse devlet eliyle giderek artirilan panik ve korku, baski, zulüm demektir.

Bu yazi Meydan Gazetesi'nin 36. sayisinda yayinlanmistir.

http://meydangazetesi.org/gundem/2017/02/terorokrasi/
________________________________________
A - I n f o s Anartistlerce Hazirlanan, anartistlere yonelik,
anartistlerle ilgili cok-dilli haber servisi
Send news reports to A-infos-tr mailing list
A-infos-tr@ainfos.ca
Subscribe/Unsubscribe http://ainfos.ca/mailman/listinfo/a-infos-tr
Archive http://ainfos.ca/tr