A - I n f o s

anarş ** istlerce hazırlanan, anarşistlere yönelik, anarşistlerle ilgili çok-dilli haber servisi

Bütün dillerde haberler
Son 40 ileti (Ana sayfa) Son iki haftalık iletiler Eski iletiler arşivimiz

Son 100 ileti, farklı dillere göre
Castellano_ Català_ Deutsch_ Nederlands_ English_ Français_ Italiano_ Português_ Russkyi_ Suomi_ Svenska_ Türkçe_ The.Supplement

Son 10 Postanın İlk Birkaç Satırı
Castellano_ Català_ Deutsch_ Nederlands_ English_ Français_ Italiano_ Polski_ Português_ Russkyi_ Suomi_ Svenska_ Türkçe

Son 10 Postanın İlk Birkaç Satırı
Son 24 saatte, bütün dillerdeki postaların ilk birkaç satırı
Links to indexes of First few lines of all posts of last 30 days | of 2002 | of 2003
| of 2004 | of 2005 | of 2006 | of 2007 | of 2008 | of 2009 | of 2010 | of 2011 | of 2012 | of 2013 | of 2014 | of 2015 | of 2016 | of 2017
üye olun

(tr) DAF Meydan #35 - "Medya Yalandir - Gürsat Özdamar"

Date Fri, 13 Jan 2017 09:44:23 +0200


Medya, yapisi geregi gerçekligi çarpitir, ve medyanin gerçegi hep absürttür. Ama yakin dönemde, bu absürtlükler "olaganüstü" bir sekilde artti. Eger bu artis artik olagan ise, o zaman baska bir seyler kurgulaniyor diye düsünmeli. ---- Medyayla Sikistiriliyoruz! ---- Futbol üzerine "derin" bir program izlemek isteyenler, açtiklari televizyon ekraninda dumanlarin program stüdyosunu kapladigina, mangalda etlerin elden ele gezindigine ve hatta programcilar söyle dursun, kameramanlar tarafindan bile canli yayinda afiyetle yenildigine tanik oldular. ---- Ayni gözler, "tan" vaktinde baslayan televizyon haberlerinde, isi haberleri sunmak olan bir sunucunun, isini yapmak yerine, muhalefet partisinden bir milletvekiline beddualar yagdirdigina, cehennemde cayir cayir yanmasini istedigine de tanik oldular.

Ve, Gewer'de yikilmis binalarin arasinda dolasan "star" bir habercinin, aklindaki haberi olusturma ugruna, bos sokaklarda çatisma mizanseni olusturmasi yetmezmis gibi bir de bomba patlattirarak hazirladigi kurmaca haberle "yilin en iyi savas muhabiri" ödülünü almasina da tanik oldu.

Bunlar, yüzlerce televizyon kanalinda yayinlanan binlerce programdan, milyonlarca görüntüden yalnizca bir kaçi. Uzayi ve beynimizi birer çöplüge çeviren bu tarz görüntüleri düsününce, belki de yukaridaki cümleleri "tanik oldular" degil de "maruz kaldilar" diye bitirmek daha dogru olabilir.

Gerçekten de, medya denilen sey, yapisi geregi gerçekligi hep tahrif etti, gerçege göre hep absürt kaldi. Ama yakin dönemde, bu absürtlükler "olaganüstü" sayida artti. Eger bu artis bir tesadüf degilse, o zaman baskaca bir seyler kurgulaniyor diye düsünmeli.

O zaman su soruyu sormakta fayda var: Medya, yalnizca haber aldigimiz, gündemi takip ettigimiz, vakit geçirdigimiz bir sey mi; yoksa davranislarimizi ve düsüncelerimizi biçimleyen bir tuzak mi?

Asil Hedef Izleyici mi?

Televizyoncularin görüntüdeki belirli bir seyi vurgulamak için kullandiklari kirmizi oklari ya da kirmizi halkayi hatirlayalim. "Aptala anlatir gibi" kullanilan bu isaretler, bir kapkaç ya da trafik kazasi haberinde ya da bir paparazzinin çektigi görüntülerde kullaniliyor olabilir. Bu kullanim o kadar yayginlasmis ve onlara o kadar alistirilmisizdir ki, o isaretler olmadan görüntüdeki "hedef"i anlayamaz hale gelmisizdir. Yoksa asil hedef izleyici midir?

Yalnizca bu isaretler degil, fonda çalan müzikten sunucunun ses tonu/jesti/mimigine, haberin dilinden uzun süren yorumlanmasina varincaya dek her sey, haberi vermek üzerine degil vermemek üzerine bir kurgunun parçasidir. Kanalin ya da haber merkezinin, tutarli ya da mantikli olmak gibi bir kaygisi da yoksa, ki özellikle son dönemde bunun sayisiz örnegi var, metin haber olmaktan çikip bütünüyle bir propagandaya dönüsmüs demektir.

Titizlikle siralandigi belli olan haberler, izleyeni bir üzüp bir sevindirirken, duygu sömürüsü tavan yaparken, aslinda duygu nasirlasmasina yol açiyor. Iste bu ortamda izleyici, her seyi sorgusuz sualsiz kabul eder hale geliyor. Bir politikacinin birbirini tutmayan açiklamalarini fark edemiyor bile. Bir gün olumlananin, ertesi gün düsman ilan edilmesine de hiç mi hiç sasirmiyor. Aslinda bir süre sonra bunu fark edemiyor bile. Bu durum da iktidara, kendi propagandasini yapmasi için vazgeçilmez bir firsat sunuyor ister istemez.

Haber Alalim Derken Trolleniyoruz

Günümüzde sosyal medya, haber almak ve yaymak için müthis bir olanak gibi düsünülse de, özellikle trol olarak nitelenen sahte hesaplarca dolasima sokulan "haberler", bu olanagi kuskuya çeviriyor. Çünkü, o denli hizli ve yaygin olarak yayilan bir "trol", herhangi bir sorgulama imkani tanimadigindan, çok geçmeden kendini "gerçek" olarak dayatiyor. Sonrasinda, paylasim sayilari da, gerçek oldugunun bir tescili gibi algilandigindan, bu paylasimlarin sorgulanmamasinin bir gerekçesi haline gelebiliyor. Bir baska deyisle, trol trolü besliyor.

Birakalim gerçekmis gibi sunulan haberleri, absürt oldugu, saçma oldugu ilk bakista anlasilabilecek pek çok paylasimin gerçekmis gibi görülmesi de, sosyal medyadaki bir baska sikintidir. Örnegin, adini "15 Temmuz Sehitleri Kenan" olarak degistiren birisinin varligi, daha basinda absürtken, sosyal medyadan o kadar hizla ve yüksek paylasimla yayilan bu asilsiz "haber"i okuyan herkes bu durumu da hiç sorgulamaksizin dogru kabul etmistir.

Tabii, her sey bu kadar masum da olmayabiliyor. Iktidar tarafindan hedefe alinan biri, bu bir belediye baskani ya da bir akademisyen olabilir, trol hesaplarca yapilan trol paylasimlarin hedefi haline getirilebilir. Sonuçta sosyal medya, o kisi hakkinda ya bir linç kampanyasina baslanmasina ya da bir sorusturma açilmasina neden olacak kadar bir etki alanina dönüsebilir. Sosyal medyada bu trolü sorgulamayan bireylerin, bu asamada bunu kabullenmekten baska hiç bir sanslari kalmamistir. Çünkü "gerçekler apaçik ortada"dir ve bu kadar kabul görmüs bir gerçegi sorgulamak "mantiksiz" olacaktir. Böylesi bir durum, elbette, gerçegin bilinmesinden korkanlarin ya da çarpitilmasindan menfaati olanlarin isine gelir, aslen de bu trolleri onlar besler, bu durumu onlar organize ederler.

Dizilerle Yeniden Yazilan Dünümüz ve Bugünümüz

Sadece bugünü degil dünü de bastan yazan, tarihin tanigi gibi sunulan dönem dizileri, özellikle 15 Temmuz sonrasi çekilen bölümlerinde edindigi konularla, tarihin belli bölümlerini aliyor ve kalan bosluklari yine iktidarin rengine boyamayi sürdürüyor.

Erdogan'in "bu millet sizi bagrina basmis" diyerek övgüler dizdigi "Dirilis: Ertugrul" isimli dizi de bunlardan biri. Buradaki çarpitmalardan en belirgini; gerçek tarihte böyle bir bayrak olmamasina ragmen, Oguzlarin Kayi boyuna ait oldugu söylenen mavi renkli IYI yazili bir bayragin dizide yer almasidir. Bu tarih çarpitmasi o kadar ustaca kurgulanmistir ki; etkileri günümüze(!) ulasmis, Avrasya Tüneli'nin açilisinda bile dalgalandirilmistir.

Dizilerin 15 Temmuz sonrasi çarpitma yarisina, 80'leri anlatan bir dizi bile "dahiyane" bir sekilde dahil oluyor. Seksenler dizisinde karakterlere, sanki 15 Temmuz'u yasamisçasina "Bir daha bu ülkede darbe olmaz. Eger bir daha darbe olursa millet bizzat dikilecek", "Bir daha darbe yapsinlar bizzat ben tankin altina yatarim." replikleri söyletiliyor.

"Sevda Kusun Kanadinda" ise neredeyse yalnizca çarpitmak üzerine kurulu bir dizi. Bugün AKP ile MHP'nin yakinlasmasi, kendisini bu diziye de aksettiriyor ve tarihte Kibris meselesi için milliyetçileri ve muhafazakarlari ortak stand açmis olarak gösteriyor. Böyle bir olayin gerçekte hiç olmadigini söylemeye bile gerek yoktur, ama o dizi izleyicileri için artik tarih baskadir.

Bu sabik dizi, bununla da kalmiyor, yine gerçege uygun olmayan biçimde, bu standa devrimcilerin silahli saldirida bulundugunu konu ediyor.

Yine günümüze paralel olarak, 15 Temmuz'dan sonra yayinlanan bir bölümde, "tesadüfen" Gülen karakteri de diziye dahil ediliyor, kendisi "daha o zamandan" hain ve isbirlikçi birisi olarak vurgulaniyor.

Manipülasyonlar Gerçegi Saklar

Haydi diziler neyse de, Rusya Büyükelçisi'ne yapilan suikast sonrasi yapilan açiklamalara ne demeli? El Nusra'nin suikasti üstlenip üstlenmedigi tartismalari muglakligini koruyorken, iktidar suikastin "FETÖ isi" oldugu yönünde açiklamalar yapiyor. Medya da netlestirmek yerine bu karisikligi besliyor. Suikastçi polisin yanlis eliyle tekbir isareti yaptigini söyleyerek FETÖ'cü diyenler, suikast sirasinda El Nusracilarin sözünü söyledi diyerek Nusraci diyenler... Manipülasyonlarla kafa karisikligi yaratiliyor; büyükelçi suikastinin hangi cihatçi örgüt tarafindan planlandigi tartismasi, onun bir TC polisi tarafindan Ankara'nin göbeginde vurulmus olmasinin da tamamen önüne geçiyor.

Tartisma programlariyla da algilarimizla oynaniyor. Birbirinden farkli düsünür gibi görünen konuklar toplaniyor stüdyoya: Baskanlik yanlilari, baskanlik karsitlari, baskanlik karsiti gibi görünüp aslinda yanlisi olanlar ya da baskanlik karsitlarinin karsiti olanlar... Derken mesele iyice içinden çikilmaz bir hal aliyor.

Kimi programda ise bir evreden sonra "evet evet haklisiniz"a baglaniyor tartismalar. Farkli fikirde olduklari tek konunun "baskani kimin daha çok sevdigi" oldugu ortaya çikiyor. Es kaza sevmeyen birisi çikarsa, ya da biri az da olsa bir elestiri getirecek olursa, izleyici daha neyin ne oldugunu anlamadan stüdyo bir arenaya dönüsüyor ve az önce güle oynaya konusanlar tarafindan hemen orada kurbanin infazi gerçeklesiyor.

Muhakeme Edemez Hale Geliyoruz

Televizyonda gördüklerimiz, gazetelerde okuduklarimiz zaten uzun zamandir davranislarimizda degisime yol açiyordu. Sözde "haber alma özgürlügü" bizi ekrana ya da sütunlara hapsedip hareketsiz birakiyordu. Günümüzün gözdesi sosyal medya da -özgürlükçü diye pazarlanmasina karsin- pek farkli degil. Su bir gerçek ki; haber alma istegi ile baslayan bu serüven, kisiliklerimizi teslim almis durumda. Davranislarimiz degisiyor, belli hareketleri tekrar edip duran birer makineye dönüsüyoruz. Düsüncelerimiz daraliyor, muhakeme edemez hale geliyoruz. Iktidarin propagandasi karsisinda savunma yetenegimizi kaybetmeye basliyoruz. Gördügümüze degil bize anlatilan duygu sömürülerine, manipülasyonlara, absürtlüklere ve tutarsizliklara inanir hale geliyoruz.

Bir maçta sike yapildigi açiga çikmisken yine de maç sonucunu beklemek, oy pusulalarini çöplüklerde görmüsken yine de sabaha kadar seçim sonuçlarini beklemek, ses ya da görüntü kaydi ortalara serilmisken "aman canim o öyle seyler yapmaz" deyip hiçbir sey olmamis gibi davranmak, eger bu iste bir çikarin yoksa, akil tutulmasi degildir de nedir? 15 Temmuz'un ardindan ilan edilen OHAL'le yükseltilen paranoya ve güvensizlik ortaminda, daha bir ihtiyaç duydugumuz kralin çiplakligini haykirmak yerine kendimizden süphe duymaya basliyorsak; durum daha da vahim demektir.

Gürsat Özdamar

gozdamar@meydangazetesi.org

Bu yazi Meydan Gazetesi'nin 35. sayisinda yayimlanmistir.

http://meydangazetesi.org/gundem/2017/01/medya-yalandir-gursat-ozdamar/
________________________________________
A - I n f o s Anartistlerce Hazirlanan, anartistlere yonelik,
anartistlerle ilgili cok-dilli haber servisi
Send news reports to A-infos-tr mailing list
A-infos-tr@ainfos.ca
Subscribe/Unsubscribe http://ainfos.ca/mailman/listinfo/a-infos-tr
Archive http://ainfos.ca/tr