A - I n f o s

anarş ** istlerce hazırlanan, anarşistlere yönelik, anarşistlerle ilgili çok-dilli haber servisi

Bütün dillerde haberler
Son 40 ileti (Ana sayfa) Son iki haftalık iletiler Eski iletiler arşivimiz

Son 100 ileti, farklı dillere göre
Castellano_ Català_ Deutsch_ Nederlands_ English_ Français_ Italiano_ Português_ Russkyi_ Suomi_ Svenska_ Türkçe_ The.Supplement

Son 10 Postanın İlk Birkaç Satırı
Castellano_ Català_ Deutsch_ Nederlands_ English_ Français_ Italiano_ Polski_ Português_ Russkyi_ Suomi_ Svenska_ Türkçe

Son 10 Postanın İlk Birkaç Satırı
Son 24 saatte, bütün dillerdeki postaların ilk birkaç satırı
Links to indexes of First few lines of all posts of last 30 days | of 2002 | of 2003
| of 2004 | of 2005 | of 2006
a-infos habergruplarına üye olun

(tr) Boykot Ama Çok Geç

Date Mon, 6 Sep 2010 01:49:24 +0300


BirGün gazetesi, 5 Eylül 2010, Dalalet 36/144
Süreyyya Evren - sureyyya@mexico.com
Referandumdan sol özne çıkar mı? Sandıktan sol öznelerin çıkması
mümkün müdür? Kendi hakkını arayan bir halk, dünyayı dönüştürme
arzusunun bir cisimleşmesi çıkabilir mi?
Her ikisi de Güney Afrikalı Michael Schmidt ve Lucien van der Walt,
'Black Flame, The Revolutionary Class Politics of Anarchism and
Syndicalism' ('Kara Alev, Anarşizmin ve Sendikalizmin Devrimci Sınıf
Politikaları') adlı kitaplarında 'isyancı anarşizm' ile 'kitle
anarşizmi' arasındaki farkı işlerken 'imkansızcılık' ve 'mümküncülük'
terimlerine başvuruyorlardı. İmkansızcıların (isyancı anarşistlerin)
değişimi adı üstünde imkansız ve değişim çabalarını da beyhude
gördüklerini, mümküncülerin (adı üstünde kitlelere dayanan kitle
anarşistlerinin) ise egemen sınıflara aşağıdan tazyik uygulayarak yol
almanın mümkün olduğuna inananlar olduğunu söylüyorlardı. Yani
kazanmanın mümkün ve arzulanır olduğuna inananlar.


Buradaki ayrımı bağlamından kopartıp günümüz 'referandummania' mağduru
Türkiye soluna uyarlayabilir miyiz acaba? Mesela diyebiliriz ki 2007 1
Mayısı'nda "1 Mayıs Taksim'de" iradesini öne sürmek ve omuzlamak
mümküncülüktür. Kazanmayı mümkün ve arzulanabilir görmektir. 2010 1
Mayıs'ı gelip de kazanım elde edildiğinde, Taksim 1 Mayıs'a
açıldığında "kesin biz almamışızdır bize devlet vermiştir" demek de
imkansızcılıktır. İmkansızcılık sadece geleceğe dönük vizyonları
bağlamıyor geriye doğru analizleri de baltalayıp kutuya yerleştiriyor.
Ancak meselenin bu iki terimle karşılanamayacak bir karmaşıklığa sahip
olduğunu da görüyoruz: mümküncülerin bir kısmı mümkün ama bizim
elimizden değil diyorlar. Onlar (yani diğer egemenler) yaparsa
mümkün...


Soru aslında basit, herkes bir Nazi tanımlıyor, bir canavar
tanımlıyor: kim haklı? Militarist-Kemalist Canavarı, alevler püskürten
nasyonalist-sekülarist ejderhayı 'esas-Nazi ejderha' addedenler
sökonusu canavarın aldığı ısırık yaralarıyla can çekişmekte olmasını
yetersiz buluyor ve zayıflamışken indirebildikçe indirmek ve bitirmek
gerekir diye düşünüyorlar. Peki bu bitirme işini bizzat sol yapabilir
mi? "Hayır, mümkün değil," diye cevap veriyorlar. "Zaten tarihinde
böyle bir başarı yok, şimdi nasıl olsun." Peki kim yapabilir? "Şu
karşıdan gelen şirketler-ejderhası neden olmasın?" "Takunyalı
makunyalı, indirecek gibi görünüyor, biz onu destekleyelim." Hani
"yesinler birbirlerini" kötü slogandı! "Evet, kötü," diyorlar, çünkü
doğrusu "şu canavar bu canavarı yesin" olacaktı. Öte yandan
'esas-Nazi-ejderha'yı neoliberalizmde, emperyalizmde ve yobazlıkta
görenler nasyonalist-sekülarist ejderhanın yaralarını sarma fırsatı
bulması riskini hiç çekinmeden alarak İslamist-globalist ejderhayı
püskürtmeye katılmak istiyorlar. Ve karşıdan itiraz geliyor,
"nasyonalist-sekülarist ejderhanın ayağa kalkma fırsatı bulur bulmaz
alevler saçmayacağını nereden biliyorsunuz, geçmişte hepimiz
yanmıştık, yine yanarız" diyerek. Peki doğrusunu kim yapıyor? Cevap
açık: hangi ejderhanın daha ölümcül olduğunu kim daha doğru analiz
ettiyse o! Kim yakın gelecekte hangi ejderhanın solun ve halkın ve
insanın canına okuma ihtimalini doğru okuduysa o! Çok yoğun bir yazı
trafiği olmasına rağmen tarafların birbirini etkileyememesi, adam
çalamaması, kimsenin karşı kampın metinlerinden etkilenip de oyunu
hayırdan evete veya evetten hayıra çevirmemesi ondan. En kritik nokta
geçmişte değil gelecekte yatıyor, bir bilinmeyenin alanında,
spekülasyonun alanında. Kimin haklı olduğu bugünden bilinebilir değil.
Tepelendiğimizde öğreneceğiz, biri diğerine siz haklıymışsınız
diyecek. Dolayısıyla sezgiler, inançlar, hatta duygular, anılar,
sosyallikler vs karar üzerinde daha belirleyici. Ve haliyle kimse ikna
edilebilir değil, aynı kimseyi birine aşık olmaya ikna edemeyeceğiniz
gibi. Christopher Nolan'ın 'Inception' filmindeki gibi, üç kat dipteki
rüyalarına girip yerleştirmeniz gerek böyle bir düşünceyi ki ikna
olsun karşınızdaki. Mesela şu ilginç değil mi: referandum
edebiyatçılara sorulduğunda, dışardan bakıldığında genel imgesi
itibarıyla en beyaz Türk pozisyonuna yakıştıracağınız yazarlar ağız
birliği etmişcesine Beyaz Türklerden nefret ettikleri için evet
vereceklerini söylüyorlar. Bu arada en 'kara Türk' imgesine sahip
olan, şehirli kültürel skalasında imgesini kodlamakta en
zorlanacağınız yazarlar da ağız birliği etmişcesine kara Türklükten
gelip de iktidarı ele geçirmekte olanlardan nefretle kesinkes hayır
diyorlar. Şunu anlıyorum: solcu insan, entelektüel insan, öncelikle
kendi çevresinde, kendi mahallesinde yalnız ve en çok kendi katmanına
düşman. Oradan gelecek tehlikeleri daha iyi seziyor, biliyor ve
affetmiyor. Aslında her şey bu kadar kültürel olmamalıydı. Sol, daha
çoklu bakabilmeliydi. Bütün bu tıkanmaları ve kültürelleşmeleri solun
genel zayıflığına, zayıflamasına veriyorum. Ancak şu notu da düşeyim,
üzücü olan nokta şu; aslında sol, bir güçlenme içine girmişti. Tekel
Direnişi olsun, '1 Mayıs Taksim'de' olsun, sıkıntı çeken her mesleğe,
işkoluna, tek başına grev yapana, iş kazasında ölene, maşizme kurban
giden eşcinsele, kadına, gerontokrasiye, ezilen çocuklara, doğaya
saldıran gözüdönmüşlüğe, küresel adaletsizliklere ve küresel
egemenlere karşı sol direniş güçleniyordu. Şimdi bu 'referandummania'
ile tekrar erki ejderhalara devredip tribüne geçmek ve "biz biletimizi
alıp sorumluluğumuzu yerine getirdik, tezahüratı da yaptık, gerisi
topçuların işi, sahaya çıkıp biz mi gol atacaktık," demek kalıyor.
Halbuki evet, sol, sahaya çıkıp oynamak demekti(r).


Boykot ama çok geç diyorum o yüzden nicedir. Çünkü boykot kendi başına
bir siyasi dönüşümün habercisi değildir, boş oylar veya seçime
gitmeyenlerin oyları belirli bir yüzdeye varınca bir şey olmayacak.
Kürt bölgesinde ayrı bir anlamı olabilir ama diğer yerlerde olmayacak.
Bunun bir kontenjanı vardır zaten. Ayrıca seçimlerde oy kullanmamak
için parlamenter siyasetin ötesinde bir siyasi vizyon hayal eden
radikal bir solcu olmak gerekmez, kimse de oy atmadı diye kendine
büyük marjinallikler atfetmiyordur umarım. Ortalama bir entelektüel
altyapı dahi oy atmamak için türlü geçerli gerekçe üretmeye
yeterlidir. Muhafazakar cenahta birey fikri zayıf olduğu, itaat ve
liderlerin kararına harfiyen uyma meşru olduğu için oy atılacak
denirse hacdan dönüp atarlar. Piramidal, hiyerarşik, militer mantık
muhafazakar kanatta her zaman hakimdir (şimdiki sözde çatışma bir
İslami militer aygıt elde edildiğinde biter diyenleri haklı gösteren
bir nokta olarak da bakılabilir buna). Şu çok çarpıcı değil mi: Mavi
Marmara gibi sağ tasavvuru kalbinden yaran bir olayın ardından dahi
Gülen çıktı ve "bu yaptıkları otoriteye karşı gelmektir," diyerek
azarladı. Ve kimse de çıkıp "ne var yani otoriteye karşı geldiysek"
diyemedi. Çünkü bu denemez orada. Sözkonusu otorite İsrail devleti
bile olsa. Oy atılacak denirse atılır. Ama bireyselliğin ve özgür
irade fikrinin ister liberalizm ister sosyalizm ister anarşizm ister
Kemalizm üzerinden güçlendirilmiş olduğu geniş anlamıyla sol cenahta
insan serbesttir bu anlamda, sandığa üşendiği veya akşamdan kalma
olduğu ya da geleceğe inanmadığı ya da ellerine boya sürülecek diye
endişelendiği için gitmeyebilir. Devrimci olduğu veya şair olduğu için
de gitmeyebilir. Arabam tamirdeydi oy atamadım diyenler bile haklıdır
bu çerçevede, hatta bohem olmak ve seçim mi vardı hiç farketmedim
demek dahi meşrudur. Kimse otoriteye karşı geldin demez, diyemez,
diyememelidir. Kısacası boykot kendi başına bir şeye denk gelmez
şehirlerde, arkasında bir siyaset olmalıdır. BDP'nin siyasi tercihi
-eğer seçime kadar sürdürürlerse elbet- boykota (en azından kendi
bölgelerinde) siyasi bir anlam yüklemiştir. Kürt bölgelerinde oy
atmamanın, sandığa gitmemenin ayrı bir anlamı olması için adım
atılmıştır.


Gönül isterdi ki sol siyaset, yetmez-ama-evetçilerinden hayırcılarına,
ülke genelinde en baştan boykot tutumu alsın ve egemenlerin yeni bir
iktidar oyununda farklı tribünlere dağılmak yerine, kendi
gündemleriyle sahaya çıksın, halkın yeni sorunlarıyla ilgilenen bir
vizyonu egemenlere dayatmaya odaklansın. Öyle olmuş olsaydı, buna
boykot-ama-enbaştancılık diyelim, o zaman tüm Türkiye'de boykotun, oy
atmamanın siyasi bir etkisi olurdu. Şu anki durumda 'boykot ama çok
geç' diye düşünüyorum; her durumda kaybettiğimiz, ne olursa olsun 13
Eylül sabahına yenik gireceğimiz bir süreç. Bir önceki 13 Eylül'de de
böyle olmuştu. Gene böyle oluyor. Ama Ekim farklı olabilir! (Hoş biz
anarşistler için Ekim de pek parlak değildi.) Bundan sonra sadece
referandum-sonrası konuşulmalı, başka bir dünya mümküncülük devreye
girmeli ve aşağıdan mümküncülük hatırlanmalı... Yok olmadı, 68'den
retro bir ödünç almayla imkansızı iste de denebilir...
________________________________________
A - I n f o s Anartistlerce Hazyrlanan, anartistlere yonelik,
anartistlerle ilgili cok-dilli haber servisi
Send news reports to A-infos-tr mailing list
A-infos-tr@ainfos.ca
Subscribe/Unsubscribe http://ainfos.ca/cgi-bin/mailman/listinfo/a-infos-tr
Archive http://ainfos.ca/tr