A - I n f o s

anarş ** istlerce hazırlanan, anarşistlere yönelik, anarşistlerle ilgili çok-dilli haber servisi

Bütün dillerde haberler
Son 40 ileti (Ana sayfa) Son iki haftalık iletiler Eski iletiler arşivimiz

Son 100 ileti, farklı dillere göre
Castellano_ Català_ Deutsch_ Nederlands_ English_ Français_ Italiano_ Português_ Russkyi_ Suomi_ Svenska_ Türkçe_ The.Supplement

Son 10 Postanın İlk Birkaç Satırı
Castellano_ Català_ Deutsch_ Nederlands_ English_ Français_ Italiano_ Polski_ Português_ Russkyi_ Suomi_ Svenska_ Türkçe

Son 10 Postanın İlk Birkaç Satırı
Son 24 saatte, bütün dillerdeki postaların ilk birkaç satırı
Links to indexes of First few lines of all posts of last 30 days | of 2002 | of 2003
| of 2004 | of 2005 | of 2006
a-infos habergruplarına üye olun

(tr) Balkanlar'daki Son Hava Durumu

Date Wed, 1 Sep 2010 00:01:02 +0300


31 Ağustos 2010 - Balkanlar'daki Son Hava Durumu
Eren KOSOVA - AMOR MUNDİ
Balkanlar, Temmuz 1995'teki Bosna'daki Srebrenitsa Katliamı'ndan bu
yana etkili bir şekilde Şubat 2008'deki Kosova'nın bağımsızlık ilanı
ile Türkiye'nin "özel" gündemine girdi. Çünkü bu özel gündem hem Kürt
Sorunu hem de Kıbrıs Sorunu ile çelişkili bir şekilde çakışıyordu.
Nasıl ki bu bağımsızlık ilanına ilk karşı çıkan Rusya ile İspanya'nın
özel gündemleriyle Kosova'nın bağımsızlığı çatışıyorduysa! Kosova,
Sırbistan'ın bir parçası olmasına rağmen tek taraflı olarak, AB ve
ABD'nin yoğun desteği sayesinde bağımsızlığını ilan etmişti. 22 Temmuz
2010'da Uluslararası Adalet Divanı, Kosova'nın 2008'deki bağımsızlık
ilanını yasa dışı bulmadı ve kabul etti. Bu kararla birlikte
Kosova'nın bağımsızlığını (Türkiye de dahil) onaylayan 70'e yakın
devlet bulunuyor. Kimsenin Kosova'nın başkenti Priştine'de yaşayan
Sırpların sürülmesinden, Sırp ve Arnavut milliyetçiliğinin
yükselişinden ve Uluslararası Adalet Divanı'nın bu kararının başka
ezilen halklara emsal teşkil edebileceğinden bahsetmiyor...
Türkiye'nin yeni dönem dış politikası da Yeni-Osmanlıcılık etrafında
Türk ve Müslüman kardeşlerimizden bir adım öteye gitmediği gibi yurt
ve cihan sathında emperyal arzuların kışkırtılmasına da çanak tutuyor.
Geçtiğimiz hafta bu emperyal arzular daha da şanlanarak Türk Hava
Yolları kendi tanımlamasıyla "iftar seferi"ni Bosna-Hersek,
Arnavutluk, Makedonya'da gerçekleştirdi. Velhasıl kelam, Balkanlar av
sahasından çıkmışsa da ak sahaya geçememiş durumda...


Eren: Balkanları seyreylerken buraların sürekli nüfus ve nüfuz
değiştirdiğine tanık olduk. Birkaç yıl önce aldığımız haritalar boşa
çıkmış durumda. Hem yeni husumetlere hem de yeni dostluklara gebe bir
Balkan haritası gözümüze ilişiveriyor. Balkanlarda sürekli değişen
sınırları sen nasıl değerlendiriyorsun?

Nikola: Balkanlardaki sürekli değişen coğrafi sınırlar aslında sahte
sınırlar diye adlandırılabilir. Zenginler ile fakirler, güçlüler ile
güçsüzler, şefler ile emekçiler arasında var olan ve gözlerimizin hep
görmezden geldiği gerçek sınırlar yüzyıllarca hep aynı kalıyor.
Balkanlar bugünlerde de fakir, aşağılanmış ve kederli. Milli ve dini
idealler böyle bir durumu sürdürmek için bulaştırılıyor. Balkanlılar
gerçek sorunları unutup sahte sorunlarla ilgileniyor.


Makedonyalı bir anarşist, Balkanların siyasetini Türkiye'den
başlayarak çarpıcı bir şekilde açıklamıştı: Türkiye ile Yunanistan
düşman, Yunanistan ile Makedonya düşman, Türkiye ile Makedonya dost,
Yunanistan ile Sırbistan dost, Makedonya ile Sırbistan düşman,
Makedonya ile Hırvatistan dost, Sırbistan ile Hırvatistan düşmandır.
Yugoslavya'nın dağılmasından sonra bağımsızlığını ilan eden birçok
devlet bugün böyle bir politik açmaz içinde. Balkanları dost-düşman
siyasetinin ötesinde yeniden nasıl düşünebiliriz?

Atılacak olan ilk adım tüm bu dostlukları ve düşmanlıkları
yalanlamaktır. Balkanlardaki milliyetçilerin ve burjuvazinin kamusal
destek alabilmek için yaydığı nefret propagandası ilkin en yakın komşu
milletlere karşı yöneliktir. Halklar aralarındaki bu sahte duvarları
ne kadar fazla yıkmaya çalışıyorsa da burjuvaziler tarafından nefret
ve kin fabrikalarında yeni sorunlar yaratan propagandalar
üretilecektir. Fakat milletleri sadece nefretle beslemiyorlar, sahte
dostluklar da üretiliyor. Dostluklar ise hep komşu olmayan halklarla,
yani hiçbir durumda birbirine gerçekten faydalı olamayacak halklar
arasında kuruluyor ki proleterya tamamen yardım alamayacak umutsuz
duruma düşürülsün. Diğer taraftan ise Balkanlardaki milletlerin
burjuvazileri arasındaki durumlar genelde hep iyi, hatta ideal. Geçen
ayımızda Slovenya, Hırvatistan ve Sırbistan demiryolları sektörünü
tamamen ele geçirecek karışık 'düşman' halkların oluşturduğu Sloven,
Hırvat ve Sırp holdingi kuruldu. Aynı ayda 'dost' ülkeler Sırbistan
ile Yunanistan arasındaki dostluk maçında iki ülkenin milli takım
oyuncuları arasında inanılmaz kavga çıktı.

Balkanlar'da milliyetçiliğe teşne bir hareketlenme hâlihazırda mevcut.
Bu kimi zaman dini (Hıristiyan ya da Müslüman fark etmez) karakter
taşısa da asıl belirleyici olanın milliyetçi eksen olduğu apaçık
ortada. Kosova, Arnavutluk ve Makedonya'da Arnavut milliyetçiliği,
Yunanistan'da Makedonya'ya karşı Helen fanatizmi, Makedonya'da hem
Yunanlılara hem de diğer azınlıklara karşı Makedon milliyetçiliği,
Sırbistan'da Kosova ve Bosna-Hersek ile olan trajik miraslardan dolayı
Sırp milliyetçiliği hâkimiyetini gittikçe pekiştiriyor. Balkanlardaki
milliyetçi söylemi mitolojik ve siyasi açıdan yorumlar mısın?


Milliyetçi söylemin genel amacı, birbirinden kopuk, köksüz, ilişkisiz,
milletlerin birbirine yardım edemeyeceği kadar güçsüz ve mantıksız
dostluklar; ve aynı derecede mantıksız, sahte, milletlerin birbirine
mutlak zarar verebileceği kadar yakın, sıcak ve derin kökler salmış
düşmanlıklar yaratmaktır. Bu boyutlar içinde devinime devam Balkan
milletlerin akıbeti sefalet, cehalet ve korku içinde bir felaket
senaryosudur. Balkanlarda süren koşullar içinde böyle bir durumu fark
edip değerlendirebilmek bile karmaşık durum ve yapıdan ötürü hakikaten
zor oluyor. Milliyetçilik kanseri o kadar ilerlemiş ki Balkanları
ölümden kurtarmak ve hayatını sürdürmek için gerçekten çok ağır ve
radikal adımlar atılmak zorunda.


Balkanlar dairesinde Yunanistan'ın ayrı bir konumu var. Bu konum,
Yunan İç Savaşı'nın toplumsal hafızadaki etkisinden kaynaklanıyor.
Bugün Avrupa'da kapitalist küreselleşmeye ve baskı mekanizmalarına
karşı toplumsal direnişin mimari Yunanistan solu ve anarşizmi. Bu
açılardan bakınca Yunanistan'da gelişen ve genişleyen direnişin
Balkanlar'a, Avrupa'ya ve daha birçok yere sıçrama ihtimali var mı?

Balkanların daha iyi bir geleceğe kavuşacağına dair tek umut
Yunanistan'daki anarşist hareketidir. 'No gods, no masters' ve 'No
borders, no nations' gerçeklerini ortaya çıkaran dünyadaki tek politik
hareket Balkanlar'da ezilen halkların tek umududur. Bir insanın
etrafına dikilen sınırları aşacak ve onu yeni bir dünyaya kavuşturacak
tek fikir ve eylem Yunanistan'dan başlayarak Balkanların diğer
bölgelerine ve Avrupa'ya doğru hızla yayılıyor.

Kosova'nın başkenti Priştine'de şehir merkezi çevresinde Bill Clinton
(heykeli bile var!), Tony Blair ve KFOR askerlerinin gülümseyen
afişlerini görüyoruz. Ayrıca Kosova bayrağından çok Arnavut bayrağı
gözümüze ilişiveriyor. Sokaklarda "Arnavut malı satın al" (Blej Shqip)
yönündeki stencilerden Anti-Sırp yazılara kadar birçok duvar yazısı
bizi karşılıyor. 1999-2010 arasında sıcak çatışma sonrası yaşananların
etkisi olarak bir bağımsızlık milliyetçiliği hakim. Batı ve Amerika
yanlısı bir bağımsızlık başa bela gibi duruyor. Yanılmıyorsam zaten
Amerika'nın Balkanlarındaki iki üssü kaderin bir cilvesi olarak Bosna
ve Kosova'da bulunuyor. Kosova'nın statüsü hali hazırda yeni
tartışmalara açıkken buralardaki ayrışmaların ve etnik boğazlaşmanın
seyrini gelecekte nasıl görüyorsun?

Kosova sorununun doğası karmaşık da olsa yapısal olarak Balkanlar'daki
diğer milliyetçi ve şoven sorunlarından çok farklı değildir. Ömrü de
diğer propaganda fabrikası ürünü sahte sorunlar gibi sınırsız değil,
fakat ömrünü sağlayabilmek için milletler arasında nefret ve kin
doğuracak yeni olaylar üretilecektir. Örnek olarak Sırplar, II. Dünya
Savaşı'nda Hırvat faşistleri tarafından soykırıma uğratıldı. 1945'ten
sonra ise Sırp-Hırvat ilişkileri beraber kurulan ve yönetilen Yugoslav
devleti içinde iyileşmeye başlayınca, düşmanlık şiddeti azalınca
burjuvazi tarafından tekrar yeni milli 'olaylar' ve 'sorunlar'
yaratılmaya başlandı. Bunun en bariz örneği 1995'te Hırvatistan'daki
Krayina bölgesindeki Sırpların katliama uğratılmasıdır. O zamanlarda
direnecek kadar yeterli güce Sırp Kara Kuvvetleri olaylara nerdeyse
hiç karışmayıp bu olayların devam etmesine izin verdiler. Hırvat ve
Sırp milliyetçileri ve burjuvazileri arasındaki işbirlik buralarda
apaçık. Arnavut-Sırp ilişkileri de yakın zamanlarda düzelse bile
burjuvaziler tarafından tekrar kin doğuracak olaylar üretip kamusal
ilgiyi sosyal ve ekonomik sorunlardan çekip hayali sorunlara
yönelticeklerdir. Bu kısır döngüden çıkabilmek için işçi sınıfı,
milliyetçilik-ırkçılık-kin-nefret-savaş-soykırım taktiğini iktidarda
kalabilmek için kullanan burjuvaziyle ve milliyetçilerle hesaplaşmak
zorunda.

Türkiye'nin son bir yıldır dış politikasında Balkanlara doğru bir
"açılım" var. Yalnız Türkiye bu yeni dış politikasını aynen Arap
topraklarında olduğu gibi Yeni-Osmanlıcılık mefkûresiyle
şekillendirmeye çalışıyor. "Ah bizim ecdadımızın toprakları" vurgusu
Balkanlarda yaşanan birçok meseleyi görmemizi engelliyor. Ayrıca
oralarda Türkiye'yi temsil etme gücü daha çok Fetullah Gülen
Hareketi'yle sınırlı olunca ve Türkiye'deki herhangi bir sol-demokrat
oluşumun Balkanlar için bir bilgi ve dayanışma ağı olmayınca
oralardaki dengeleri tam olarak bilemiyoruz. Balkanlardan gelen soğuk
ve sıcak havayı Türkiye'ye taşıyacak yeni kanalları, inisiyatifleri
nasıl yaratabiliriz?

Türkiye'deki sosyo-ekonomik durum Balkanlar'a benzediği ve coğrafyalar
birbirine yakın olduğu için, Balkanlar'da faaliyette bulunan sol ve
anarşist örgütlerin ilişkide olup beraber çalışması son derece önemli.
Bu faaliyetler beraber düzenlenen yürüyüşler, dayanışma protestoları,
sol ve anarşist kitap fuarları ve bir sürü diğer şekillerde
gerçekleştirilebilir. Fetullahçıların Makedonya'daki politik
faaliyetlerine bakarsak genel amaçları Makedonya'da yaşayan Türk ve
Müslüman milletinin ilgi yoğunluğunu ekonomik sorunlardan çekip
milliyetçilik ve dincilik gibi sahte değerlerlerle besleyip
yobazlaştırmaktır. Bu şekilde Makedonya'daki halkları bölüp, iktidara
ve sömürüye karşı direnişin şiddetini azaltıyorlar.

Yugoslavya'nın dağılmasıyla birlikte 1991 yılında bağımsızlığını ilan
eden Makedonya'da halen kendine has bir milliyetçiliğin etkisi hakim.
2006'dan beri iktidarda olan sağcı koalisyon partisi (VMRO-DPMNE)
şehrin hakim yerlerine, işin garibi Türkiye'den örnek aldıkları
söylenen, 20 metrelik direklere Makedonya bayrağını dikiyor, Büyük
İskender ve onun babası II. Philip'in heykelleriyle donatıyor
meydanları. Sağcı partinin gelişiyle Makedon milliyetçiliği daha çok
kendisini Slavizm karşıtı bir Büyük İskender kültüyle inşa ediyor.
Futbol stadının adı bile "II. Philip National Area" olarak geçiyor. Bu
milliyetçi icraatlar, kilise inşaatlarıyla süsleniyor. Çok yakın
zamanda Üsküp'te şehir merkezindeki bir meydana kilise yapılmasına
karşı eylemler düzenlendi. Sağcı grubun yoğun baskısına rağmen küçük
bir sol-sosyalist-anarşist sivil inisiyatif olan LENKA'nın bu eylemi
etkisini göstermişe benziyor. Ama bu hareket daha çok Üsküp (Skopje)
ile sınırlı gözüküyor. Bu meclis/parti-dışı oluşumlar ve
Makedonya'daki siyasi durum hakkında neler söylemek istersin?

Bu oluşumlar ve inisiyatifler, Makedonya'nın siyasi sahnesinde
yeniler. Güçleri halen küçük, fakat büyüme eğilimi gösteriyor. Lenka
ve Anarşist Cephe örgütleri, Makedonya'daki solcu ve antiotoriter
hareketin öncüleri olarak sayılabilir. Makedonya henüz genç bir devlet
olduğu için toplumsal hareketlerdeki yeni yapılanmalar ve
örgütlenmeler bitmemiş durumda. Siyasi duruma bakılırsa Makedonya'nın
yeni bir devlet olduğunu varsayarak devlet milliyetçiliğinin de
tamamen kök salmamış olduğunu fark edebiliriz. Etnik Makedonlardaki
eski devletten kalma Slav milliyetçiliği kalıntıları bugün de fark
edilebilir. Bu durumu ortadan kaldırmaya çalışan iktidardaki partiler,
Antik Makedon geçmişine yönelik propagandayı sürdürüyorlar. Makedon
meclisindeki bütün partiler bu politikayı destekliyor. Meclisteki
sağcı ve solcu ayırımı yok olmuş durumda. Muhafazakâr ve liberal
ayırımı var. Solcu diye kendini ifade eden Sosyal Demokrat Parti
(SDSM) pratikte sol değerleri değil, neoliberal politikaları
sürdürüyor. Meclise giren bütün partiler neoliberal değerleri
savunmaya başlıyor. Sağcı parti (VMRO-DPMNE) bile onlardan daha solcu.
Makedon halkı, kendi hakkını mecliste değil, sokaklarda aramaya
başlamalı. Bu düzene karşı ancak doğrudan doğruya şeklinde ayaklanıp
kendi haklarına kavuşabilirler.


Kaynak: http://350gram.blogspot.com
________________________________________
A - I n f o s Anartistlerce Hazyrlanan, anartistlere yonelik,
anartistlerle ilgili cok-dilli haber servisi
Send news reports to A-infos-tr mailing list
A-infos-tr@ainfos.ca
Subscribe/Unsubscribe http://ainfos.ca/cgi-bin/mailman/listinfo/a-infos-tr
Archive http://ainfos.ca/tr