A - I n f o s

a multi-lingual news service by, for, and about anarchists **
News in all languages
Last 30 posts (Homepage) Last two weeks' posts Our archives of old posts

The last 100 posts, according to language
Greek_ 中文 Chinese_ Castellano_ Catalan_ Deutsch_ Nederlands_ English_ Français_ Italiano_ Polski_ Português_ Russkyi_ Suomi_ Svenska_ Türkçe_ The.Supplement

The First Few Lines of The Last 10 posts in:
Castellano_ Deutsch_ Nederlands_ English_ Français_ Italiano_ Polski_ Português_ Russkyi_ Suomi_ Svenska_ Türkçe_
First few lines of all posts of last 24 hours

Links to indexes of first few lines of all posts of past 30 days | of 2002 | of 2003 | of 2004 | of 2005 | of 2006 | of 2007 | of 2008 | of 2009 | of 2010 | of 2011 | of 2012

Syndication Of A-Infos - including RDF - How to Syndicate A-Infos
Subscribe to the a-infos newsgroups

(tr) Anarşizmden doğru söz ve eylem hattı kurmak

Date Wed, 21 Nov 2012 14:47:05 +0200


Anarşizmden doğru söz ve eylem hattı kurmak - Ercan Aktaş*
Söz nereden doğru kurulur, ya da nereden doğru
kurulmalıdır.Yaşadıklarımız bizlere bir kere daha bunun üzerinde
düşünme gereğini gösterdi. Bu aslında hayata dair bir duruşa da işaret
etmektedir. Sözümüzü söylerken hayata dair/hayatın içinden -toplumsal
meseleler, sokak- mi kuruyoruz, yoksa edindiğimiz kimi dogma yığını
içinden doğru mu kurmaya çalışıyoruz. Ya da aslında 'teori kurmanın
kendisi lanetli bir şeydir' demek daha mı anlamlı olacak diye de
düşünmüyor değilim. Teori kurmak amaç olmamalı, hayata dair söz
geliştirme esas olmalı. Buradan doğru kurulacak söz/eylem birlikteliği
muhtemeldir başkalarını anlamak, hayata doğru nasıl durduklarını
görmek, birlikte mücadele etmek yani özgürleşmek için daha anlamlı
olabilir.

Kürtler, devletin bütün ırkçı/militer politikaları karşısında bu
coğrafyada insanlığa dair ne edindilerse ve ellerinde/yüreklerinde ne
varsa onu korumanın, yeni özgürlük alanları oluşturmanın mücadelesini
vererek başka bir tarih yazıyorlar. Kemalist/militer egemenlerin
şiddet, katliam, soykırım ile bir yüzyıldır inatla kurmaya
çalıştıkları tarih dışında başka başka bir tarih yazarken geçmiş bütün
iktidarların olduğu gibi bugün de AKP/devletin büyük öfkesini
üzerlerine çekiyorlar. Kürtler özellikle de son üç yıldır sokakları
kendi yaşam alanları olarak gördüler. Zira sonu gelmeyen devlet
zulmüne karşı evlerine çekilmeye vakitleri olmadı hiç. Bu halk
yıllardır ya mahkeme, ya cezaevi ya da morg kapılarında elinden gelen
bütün direnci ile mücadelesini sürdürüyor. Kendisi için öngördüğü
politik kimliği, örgütleri, kurumları, partileri ile bu mücadeleyi
sürdürürken diğer yandan bütün halklardan/onların sisteme muhalif
bütün dinamikleri ile yan yana durmaya da büyük bir özen gösteriyor.

Devletin zorba politikalarına karşı mücadele yürütürken zaman zaman
kendisini de zora sokan pratikler sergileyebiliyor. Ancak bir konuda
çok net, o da sürekli bir mücadele ile bu zulme asla boyun
eğmeyeceğidir. Bu direncini de kendisinin özellikle de son otuz yıllık
mücadele tarihinde alıyor.Anti-otoriter, anti-militarist, anarşist bir
perspektiften bakmak bir yerde bu otuz yılı da pek görmemek anlamında
geldi. Zira devlet zoruna karşı örgütlenen başka bir zordu. Büyük
devlet zulmüne/şiddete karşı şiddet temelli bir örgütlenmeden kaynaklı
devlet yapıları ile eş görüldüler. Oysa bütün o hiyerarşik
yapı/örgütlere rağmen çocukların ve kadınların bütün bu politik
sürecin özneleri olduğu gerçeğini görmemize engel olmamalıdır. Öte
yandan yerinden/yerel yönetim, yatay örgütlenme, kadın mücadelesi,
komün deneyimleri ile başka mücadele alanlarına da işaret eden gene bu
yapılardır.

Bütün bunları görmek, anlamak için büyük teoriler kumaya gerek
yoktur.Kaldı teorinin kendisi zaman zaman hayatı anlamanın önünde en
büyük engellerden biri de olabiliyor. Onun için sokaklara bakmak
yeterlidir, daha bir kaç gün önce cezaevlerinde yaşanan süresiz açlık
grevlerinden dolayı Amed'den Gazi Mahallesine, Ok Meydanından
Hakkariye, Nusaybin'e, Batman'a eylem koyan, söz geliştiren bu
kadınlar ve çocuklar oldu. Devletin zulmüne karşı mücadele yürüten bu
çocukları ve kadınları görmemek için bu ülkede 'biz anti-militarist ve
de anarşistler olduğumuz için şiddetin her türüne karşıyız' sözü
bariyer gibi durmaktadır. Anlamak için yan yana durmak gerekiyor.
Ancak kendi atıl hayatları içinde zaman zaman görünüp bir kaç söz
söyleyen, sonra da her şey "normal"miş hayatlarına devam edenlerin
anlayabilecekleri bir şey değildir elbette.

Çeşitli muhalif yapı ve de partilerde bu süreçlerde Kürtlerin yanında
olmak için bir çaba içinde oldular. Ancak bu yanında olma hali
destekçi olmanın ötesine geçmedi. Bu noktada destekçi olmak değil,
doğrudan içinde olmak gerekirdi. Destek için eylemde olmak, destek
için sokakta olmak, destek için söz geliştirmek. Destek için hareket
edenler kendi evlerine döndüklerinde Kürtler için yaşam değişmedi.

Oysa Kürt çocukları ve de kadınlarının talepleri, Kürt politik
hareketlerinin talepleri bütün bir insanlığın talepleridir; 'biz kendi
haytalarımız üzerindeki zulmün bitmesini istiyoruz' diyor ve bunun
için mücadele ediyorlar. Bu zulme karşı geliştirdikleri mücadele
yöntem ve de taktiklerini tartışmak başka bir şey; "savaşın her türüne
karşıyız" basitliğine düşerek görmezden gelmek çok başka bir şeydir.
Elbette anarşist felsefeler arasında hatırı sayılır bir çeşitlilik
vardır. Şiddetin anarşizmdeki yeri, ne tür bir ekonomik sistemin
olması gerektiği, çevre ve endüstriyalizm hakkında sorular ve diğer
hareketlerde anarşistlerin rolleri gibi farklı alanlarda çeşitli
görüşler bulunmaktadır. Bu tartışmalarda görüşleri de
bireyselleştirmeden, seviyeyi koruyarak yapmak gerekir.

Çünkü hiç de kolay olamayan süreçlerin içinde çıkmaya çalışıyoruz:
cezaevlerinde binlerce Kürt siyasi tutsak açlık grevinde/ölüm
orucundaydı."İçerisi" ve "dışarısı" ile tıkanan barış
sürecinin/müzakerelerin önünü açmak için bedenlerini orta yere
koydular. Beden üzerinde son yıllarda daha çok konuşur olduk,
özellikle de kadın bedeni üzerinde yaşanan tartışmalardan biliyoruz.
Kadınlar, bedenim benimdir diyerek benden üzerinde kültürel ve de
siyasal bir mücadele alanı oluşturdular. Açlık grevlerine giren siyasi
tutsaklar da benzer bir süreç geliştirdiler. Eylem yöntemi olarak
doğru/yanlış bulmak başka bir şeydir, kendi bedenini dışarıya karşı
hiçbir zarar vermeden yok etme kararı, güçlü olanın, muktedir olanın
yöntemlerini zayıflatıp işe yaramaz bir hale getirir. Çünkü artık
siyaset konuşulurken vicdan da konuşulmaya başlar.

Kürt siyasi tutsakların neden açlık grevlerine girdiklerini anlamak
için ne yaşadıklarını yakından bilmek gerekiyor. Uzak olma halleri;
"savaşın her türü", şiddetin her türü", "hiyerarşik mücadelenin her
türü" bariyerleri ile de anlamak mümkün değildir. Durduğun yerden
kurduğun teorilerinden çıkıp sokaklara inmen gerekecek nelerin
yaşandığını öğrenmek için; bugün cezaevlerini dolduran siyasi
tutukluların tamamı bitmeyen savaşın esirleri.Anadillerinde savunma
hakları yok. Mahkemelerde itilip kakılıyor, azarlanıyorlar. Dava
dosyaları hukuk skandalı. Anlatıldı, yüzlerce kere yazıldı. Ama bir
şey değişmedi. Açlık grevleri tercih ettikleri bir mücadele yöntemi
değil "dışarısı" egemen/militer sisteme karşı mücadele etmede yetersiz
kaldığı için yaptıkları açlık grevleri ile kabul etsek de etmesek de
kendilerini bir bütün olarak büyük zulmün işareti kıldılar.

Bütün bunlar yaşanırken bir grup anarşist insan ise açlık grevleri
karşısında eylemde olan, tutsakların taleplerini çağıran, insanları
tavır almaya çağıranlar için devlet/Tayip Erdoğan'a yakın bir dil
kurarak; "başkasının ölümü çekiyor sizi!" söylemi ile sürece karşı
cevaplarını vermiş oldular. Açlık grevlerinde olan her bireyi adeta
nesneleştirerek "örgüt kararı ile açlık grevindeler" demek neyi
açıklar. Elbette hiyerarşik bir yapı/örgüt var, işleyiş biçimine dair
de çok şey söylemek mümkün. Ve elbette bu halk kendisi için
"örgütümdür, partimdir, önderimdir" dediği bir gerçekten konuşuyor.
Ancak bu hiyerarşik yapı bir halk hareketinin de kendisidir. Kürtler
bir halk olarak bu yapı içinde mücadelelerini yürütüyorlar. Şimdi de
açlık grevlerinin büyük acılar yaşanmadan bitmesine sevinmek yerine
"biz dememiş miydik" diyerek sözde kalmaktan ısrarlarını
sürdürüyorlar. İnsan hayatı karşısında o kuru teorilerinizin hiç bir
anlamı yoktur.

Bu ülkede ben anarşistim, savaş karşıtıyım diyenler öncelikle savaşın
devam ettiği şu 30 yılda dönüp neler yaptıklarına bakmalılar. "Vicdani
retçiyim, askere gitmiyorum, savaşın insan kaynağını kurutuyorum"
demeler yetmiyor.Sokakları ırkçı hezeyanlar ile dolu bir ülkede
yaşıyorsak, bir köyünde 34 insan bedeni yerde yatarken diğer yandan
birileri havai fişekler ile yılbaşı kutlamaları yapıyorlarsa bu
ülkenin anarşistleri, savaş karşıtları o kadar söz yapacaklarına dönüp
de yapmadıklarının ne olduğunu anlamaya çalışmalılar.Bu ülkenin
anarşistleri bu topraklarda yaşayan bütün halklara özür
borçlular.Çıkıp önce özür dilemeli ve özeleştirilerini vermeli Kürt
kadın ve çocuklarına.Savaşa karşı mücadelenin bütün yükünü bu
insanlara bırakıp sıcak köşelerinde bolca teori kurdukları için.

*Ercan Aktaş-Vicdani redçi
________________________________________
A - I n f o s Anartistlerce Hazyrlanan, anartistlere yonelik,
anartistlerle ilgili cok-dilli haber servisi
Send news reports to A-infos-tr mailing list
A-infos-tr@ainfos.ca
Subscribe/Unsubscribe http://ainfos.ca/cgi-bin/mailman/listinfo/a-infos-tr
Archive http://ainfos.ca/tr


A-Infos Information Center