A - I n f o s

a multi-lingual news service by, for, and about anarchists **
News in all languages
Last 30 posts (Homepage) Last two weeks' posts Our archives of old posts

The last 100 posts, according to language
Greek_ 中文 Chinese_ Castellano_ Catalan_ Deutsch_ Nederlands_ English_ Français_ Italiano_ Polski_ Português_ Russkyi_ Suomi_ Svenska_ Türkçe_ The.Supplement

The First Few Lines of The Last 10 posts in:
Castellano_ Deutsch_ Nederlands_ English_ Français_ Italiano_ Polski_ Português_ Russkyi_ Suomi_ Svenska_ Türkçe_
First few lines of all posts of last 24 hours

Links to indexes of first few lines of all posts of past 30 days | of 2002 | of 2003 | of 2004 | of 2005 | of 2006 | of 2007 | of 2008 | of 2009 | of 2010 | of 2011 | of 2012

Syndication Of A-Infos - including RDF - How to Syndicate A-Infos
Subscribe to the a-infos newsgroups

(tr) Saint-Imier Toplantısı

Date Wed, 29 Aug 2012 14:00:17 +0300


Saint-Imier, İsviçre'nin Jura dağlık bölgesinde, küçük, sakin bir
kasabadır. 140 yıl önce bu kasabada, I. Enternasyonal'in Lahey
Kongresinin kararıyla örgütten atılan Bakunin, Guillaume ve
arkadaşları, Eylül 1872'de üç gün süren bir anarşist kongre
düzenlediler.
Önce tarihe şöyle bir uzanıp anarşistlerin ihraç edildiği Lahey
kongresiyle ilgili bir şeyler okuyalım E.H. Carr'dan:
"2 Eylül 1872'de Kongre, belirlendiği şekilde, Lahey'de, ironik bir
vurguyla, Concordia (concord,İngilizcede "ahenk" anlamına gelir) Hall
adlı binada toplandı. Bakunin, yolculuk yapmak için çok yoksul ya da
çok halsizdi. Fakat Marx ve Engels, durumun önemini takdir ederek, bir
Enternasyonal Kongresinde ilk ve son olarak hazır bulunmuşlardı.
Kongrenin ilk işi, delegelerin itimatnamelerini onaylamak oldu. Bu
görevi üstlenen komitenin işi o kadar zor ve çelişmeliydi ki, tam üç
günü aldı... Kongrede bizzat hazır bulunan altmış altı delegeden altmış
dördünün delegelikleri kabul edildi. İtalya ve Rusya hariç, her büyük
Avrupa ülkesinden delegeler vardı. Delegelerin dördü Birleşik
Devletler, biri de Avustralya'dandı. Almanların tümü ve daha belirsiz
olmakla birlikte Fransız grubu da dahil delegelerin kırkı sıkı
Marksistti. Böylece Genel Konsey, çoğunluğu sağlamış oluyordu. Geri
kalanlardan yalnızca Jura'dan iki delege, Guillaume ve Schwitzguébel
ve dört İspanyol, söylemek uygun olur ki, Bakuninisttiler. İngiltere,
Belçika ve Hollanda grupları da dahil, azınlığın diğer üyeleri
Bakunin'in kişiliğine ya da doktrinine öyle pek büyük bir ilgi duyuyor
değillerdi. Onların Bakuninistlerle paylaştıkları tek şey, Marx'ın
otokrasisine karşı ayağa kalkmış olmaktı. Cenevre 'Propaganda
Şubesi'ni temsilen gelen Zhukovski, delegeliği reddedilen iki kişiden
biriydi." (E.H.Carr, Mihail Bakunin, çev: Gün Zileli-Pelin Siral,
Versus-2006; İletişim-2009, s.439)
Bu, Lahey Kongresi'nin başlangıcı, sonu ise şöyle:
"Raporu alan Kongre, derhal oylamaya geçerek büyük bir çoğunlukla
Bakunin ve Guillaume'nin Enternasyonal'den ihraçlarına karar verdi. Bu
infazlar, kongrenin kana susamışlığını tatmin etti ve Schwitzguébel'in
ihracı çok az bir oy farkıyla reddedildi. Kongre - Birinci
Enternasyonal'in tarihindeki son önemli olay - kapanışını ilan etti."
(agy, s.442)
Gelelim 1872 Eylül'ündeki Saint-Imier kongresine:
"... Zürih'e Lahey Kongresi'nin kararları ulaştı. Bu kararlar hiç de
beklenmedik şeyler değildi. Fakat Bakunin'le Guillaume'nin atılmaları,
İttifak'ın suçlanması bazı dramatik karşı darbeler indirme talebini
doğurmuştu ve Bakuninist güçler Zürih'te toplanmaya başladılar... 15
Eylül'de, Jura'daki Saint-Imier'de, Guillaume ile Schwitzguébel'in de
hazır bulundukları bir kongre toplanacaktı." (agy, s. 458)
Bu kongreden tam 140 yıl sonra aynı kasabada yapılan toplantının
hazırlık komitesinde yer alan Karakök Otonomu'ndan arkadaşların
çağrısı ve desteğiyle Saint-Imier Anarşist Toplantısının ilk iki
gününde hazır bulundum. Elbette seçilen yer ve tarih sembolikti. 140
yıl önce, Lahey'deki I. Enternasyonal toplantısından atılan
anarşistlerin biraz da buruk bir şekilde kurdukları ve aslında ölü
doğmuş Anarşist Enternasyonal'e bir atıftı bu. 140 yıl sonra yeni bir
Anarşist Enternasyonal'e çağrı mı? Hayır, hayır, kesinlikle değil.
Sadece anarşistlerin tarihe ve tarihlerine hakikatle bağlılıklarının
bir göstergesi belki.
Bugünün anarşistleri, neyse ki, 140 yıl öncesinden farklı olarak
delegeliğe falan önem vermiyorlar. Lahey Kongresi'nde olduğu gibi,
delegelerin itimatnamelerinin gerçekliğini tespit etmek için üç gün
boyunca uğraşan komisyonlar falan da yok.
Dünyanın neredeyse her ülkesinden beş binden fazla anarşist toplanmış
burada: Latin Amerika'dan (Şili, Küba, Venezüella, Arjantin,
Kolombiya, Peru vb.); Kuzey Amerika'dan (ABD, Kanada, vb); Asya'dan,
(Rusya, Japonya, Çin, Filipinler, Endonezya, Türkiye vb.);
Avustralya'dan; Afrika'dan (Güney Afrika, Nijerya, Mısır, Tunus),
Ortadoğu'dan (Ürdün, Suriye, Kürdistan); Avrupa'dan (Fransa, İsviçre,
Hollanda, İngiltere, Avusturya, Almanya, İtalya, İspanya, Yunanistan
vb.); Doğu Avrupa'dan (Bosna, Hırvatistan, Bulgaristan, Macaristan,
Çekoslovakya vb.).
İsviçre'nin İtalyanca konuşulan kantonu Lugano'dan bir genç gördüm.
Kaykayla gelmiş, elinde geceleri yolunu aydınlatmak için, gazla yanan
bir meşale. Çok sayıda bisikletle gelen vardı. Günler önce yola çıkıp
gelmişler. Motosiklet, karavan ve arabayla gelenler de az değil. Tren
yolunu kullananlar da olmuş. Büyük çoğunluk yanlarında çadırlarını ve
uyku tulumlarını da getirmişler. Bazıları çadır yerine uyku
tulumlarının üstüne sadece bir tente germişler. Kasabanın içinde ve
daha çok da çevresindeki açık alanlarda, yer yer kızıl-kara
bayrakların göze çarptığı irili ufaklı on kadar kamp var.
Karavanlardan ve irili ufaklı çadırlardan oluşan kamplar. Aşağı yukarı
her kampın kendi tuvalet teşkilatı olduğu gibi, çay, kahve ve bitki
çayı dağıtılan tezgâhlar kurulmuş. En az beş yerde yemek dağıtım
merkezleri var. Burada yemekleri yapanlar gönüllü aşçılar. Bunlar çok
pratik sahra mutfakları. Bazı anarşistler buralarda kendi ev yapımı
icatlarını da devreye sokmuşlar. Örneğin bir bisikletten ve kıyma
makinesinden buğday öğütme aleti yapmışlar. Biri çıkıp pedal çeviriyor
ve kıyma makinesinden öğütülmüş tahıllar çıkıyor, yemek ya da vegan
tatlısı yapılmak üzere koca kazanlara sevk ediliyor. Ekmek fırınları
da var. Buralarda devasa ekmekler üretiliyor. Yemekler tamamen vegan
usulüne göre yapılıyor ama isteyen yanında getirdiği etleri ateşte
kızartıp yiyebiliyor. Tabii, kokunun büyük çoğunluğu vejateryan olan
katılımcıları rahatsız etmemesi için ateş biraz uzakta bir yerde
yakılsa iyi olur. Vegan tatlıları, turtaları çok iyi, yemekleri ise o
ölçüde lezzetsiz. Galiba Avrupalılarda genelde bu var. Sebzeleri
haşlayıp bir kaba koydukları zaman bunun yemek olduğunu sanıyorlar.
Herkes istediği kadar yemek alabiliyor. Yemeklerin malzemeleri
çoğunlukla yakın yerlerdeki çiftçilerden bağış. Yemekler paralı değil.
Sadece isteyenler oraya konmuş bağış kutularına destek için para
atabiliyor. Yemek yapanların dışında hizmet eden kimse yok. Herkes
sıraya girip kendi yemeğini alıyor, sonra da bulaşığını, deterjan
kullanılmayan üç ayrı kazanda yıkıyor, duruluyor ve temiz kap
kacakların içine koyuyor. Yemek almak isteyenler gelip kaplarını
buradan alıyorlar. İşte böyle bir devridaim. Para yok, her şey
gönüllü. Geleceğin toplumsal projesi en azından burada bugünden
pratiğe geçiriliyor.
Yaklaşık beş bin kişilik topluluğun içinde gençler ağırlıkta gibi ama
bu mutlak bir ağırlık gibi gözükmüyor. Çok sayıda yaşlı insan da var.
Bunlar yaşlı anarşistler, bir kısmı da, 150 yıldır anarşizmin kalesi
olarak bilinen Jura bölgesinden, seksenli yaşlarını bile aşmış
anarşistler. Yaşlı kadınlar da çok sayıda göze çarpıyor. Orta yaşlarda
kadın ve erkekler de oldukça çok sayıda. Düzenleme komitesinin
köpeklerin getirilmemesi yönündeki yanlış kararının sonucunda
köpeklerini yanlarında getirenler epeyce az. Bir kısmı da kararı
protesto edip köpeklerinin istenmediği yere kendileri de gelmemişler.
8-12 Ağustos tarihleri arasında yapılan Saint-Imier toplantısında film
gösterimi, resim sergisi, müzik konseri vb. dahil çok sayıda etkinlik,
konferans, sunuş, tartışma yapıldı. Dil sorunu önemli bir sorundu.
İspanyolca konuşanların, bu dil çok sayıda ülkeyi kapsadığından daha
avantajlı oldukları düşünülebilir. Tabii ki, Avrupa dilleri, Almanca,
İngilizce ve Fransızca iletişimde en önde yer alıyorlardı. Simultane
çevirinin ne kadar zor ve aynı zamanda pahalı bir şey olduğu bilinir.
Buna rağmen gönüllü olarak simultane çeviri yapanların çabalarıyla ve
oraya sağdan soldan getirilmiş ses cihazlarının yardımıyla en azından
bazı toplantılarda simultane çeviri yapıldığı söylenebilir. Bunun
ötesinde, kimi toplantılarda bazı gönüllü çevirmenler, en fazla ortak
dil olan İngilizcenin de yardımıyla konuşmaları İngilizce, Almanca,
Fransızca, İspanyolca ve İtalyanca olarak yakınlarındaki dil
kümelerine aktarmanın üstesinden gelebildiler.
Toplantıda benim ve Karakök Otonomundan Aylin ve Kaan'ın katıldığı,
"Anarşizm ve Marksizm", "Devlet ve Devrim" , "Anarşizmin ve Marksizmin
Ekolojiye bakışı" başlıklı üç sunuş da vardı. Karakök otonomu'ndan bir
kadın arkadaş da "Feminizm" konusunda sunuş yapacaktı, ancak
rahatsızlığı dolayısıyla hazırlanamadığından bu sunuşu yapamadı.
Toplantıya daha çok gençlerden 50-60 kişi katıldı. Aylin, çok
dilliğinin avantajını kullanarak, kendisi de "ekoloji" konusunu
sunduğu halde Kaan'ın ve benim sunuşlarımızı İngilizce ve Almanca
olarak izleyicilere aktarabildi. Katılımcılar arasında bulunan bir
kadın arkadaş da Aylin'in Almanca çevirilerini bir katılımcı grubuna
İspanyolca olarak aktardı. Burada bizim sunuşlarımıza değinmeyeceğim.
Eğer teknik olarak becerebilirsek, bir arkadaşın yaptığı video kaydını
bu sütunlara aktaracağım.
Farklı farklı, irili ufaklı birçok salonda, tam sayısını bilemeyeceğim
ama çok farklı konularda yüzden fazla toplantı yapıldı: Anarşizmin iç
sorunlarından, dünya devrimi sorunlarına; Yunanistan'daki durumdan
Suriye'ye; neo-kapitalist uygulamalara karşı mücadeleden komünal
örgütlenmelere; özgür eğitimden ekonomiye; işçi sorunlarından
sendikalara; dayanışmadan kitle mücadelelerine; Marksizmden
liberalizme; sanat, edebiyat ve sinemadan günlük hayatın
örgütlenmesine; ulusal sorundan sınırları yok etme hareketine; göçmen
sorunlarından sığınmacı sorunlarına; kapitalizmden sosyalizme;
ekolojiden hayvanların kurtuluşu hareketine; devrimden reforma vb. vb.
her türlü konu sunuldu ve zamanın elverdiği ölçüde hep birlikte
tartışıldı. Eski tip kongrelerden farklı olarak bu toplantılardan
karar metinleri çıkmadı ama ortak ya da çatışkılı fikirler çıktı.
Dondurulmuş kararlar yok, tartışmaya, konuşmaya, fikir oluşturmaya,
düşünmeye devam. Bu, olumlu olmakla birlikte programın bu kadar yoğun
olması eleştiri konusu olabilir. Eğer toplantılar bu kadar fazla
sayıda olmasaydı belki insanlar izlemek istedikleri toplantılardan bir
kısmını kaçırmak zorunda kalmayabilirlerdi.
Dört günlük toplantının ancak ilk iki gününe katılabildim. Aslında
dört güne de katılmak isterdim ama Jura'nın akşam ve gece soğuğu ile
nemi buna engel oldu diyebilirim. Türkiye'nin aşırı sıcağından,
akşamları ancak kalın kazak ve paltolarla, ateşin başında oturulabilen
bir ortama girince bel ağrılarım had safhaya geldi ve iki gece
kaldıktan sonra Zürih'e dönmek zorunda kaldım.
Aslında ayrıldığım günün akşamı yapılacak bir toplantıya katılmayı çok
isterdim. Bu, Kürt hareketinin temsilcisi olarak bir sunuş yapacak
olan Mordem'in toplantısıydı. Bu toplantıyı arkadaşlardan dinlediğim
kadarıyla kısaca aktarmaya çalışayım. Mordem, dünya anarşistlerinin
ilgi odağında olan Kürdistan mücadelesi ve bu mücadelenin son
yıllarında dikkat çeken bazı paradigma değişimleri üzerinde konuşmuş.
Anlattıkları, anarşistlerin son derece ilgisini çekecek nitelikte.
Mordem'in sunuşuna göre paradigma değişimi merkeziyetçilikten
ademimerkeziyetçiliğe, örgüt hegemonyasından yerel özerkliğe ve
inisiyatife, gerilla gücünden, yerel halk gücüne geçiş olarak
özetlenebilir. Elbette bunlar tüm özgürlükçüleri sevindirecek
gelişmeler, eğer gerçekten hayata geçebiliyorlarsa. Ne var ki,
Mordem'in, sorulan bir soruya verdiği bir cevap, anarşistlerin
örgütsel paradigmaların değişebilirliği konusunda fazla aceleci ve
iyimser olmamaları gerektiğini düşündürecek nitelikte:
Soru: Örgütünüzün geçmişte çok sayıda örgüt içi infazından söz
ediliyor. Bu doğru mudur, yoksa burjuva medyasının uydurması mıdır?
Mordem'in cevabı: Sorunuzun cevabı sorunuzun içinde...
Usta bir politikacı cevabı bu ama merkeziyetçiliğin yerine yerel
inisiyatifi koyanların dürüstlüğünden ve açıklığından yoksun.
Toplantıyı düzenleyen, anarko-komünistlerin dünya örgütü olan IFA. Bu
örgütün İngiltere bölümünden anarşistleri yıllardır tanırım ve
bazılarına da Saint-Imier'de rastladım ve selamlaştım. Doğal olarak
bütün ideolojik temelli örgütler gibi bu örgütün de kapalı ve hatta
bürokratik bir yapısı vardır ama bu tür yapıların böylesi dünya
toplantıları düzenlemek gibi bir işlevi olabiliyor. Anarşistler,
Marksistlerden farklı olarak, fraksiyon farklılıklarını ve ince
ayrıntılara dayanan ayrılıkları pek takmadıklarından, Federasyonun
yaptığı davete koşup geldiler, iyi de ettiler. Zaten anarşistler
arasında örgütün anlamı fazla kapsayıcı değildir. Bu arada Londra'daki
Haringey Solidarity Group'tan Tony Wood'a yıllar sonra orada
rastlamanın ve onunla kucaklaşmanın beni çok mutlu ettiğini de
belirtmeliyim.
Bence Saint-Imier toplantısı, anarşizmin dünya çapında yükselmeye ve
güçlenmeye devam ettiğini ortaya koymasının ötesinde çok daha büyük
bir gerçeği ortaya koyuyor. "Batı demokrasisi" ya da "parlamenter
düzen" denilen şey miadını doldurmuş. İnsanlar artık bu tür
rejimlerden bir şey beklemiyorlar, onun dışında bir şeyler arıyorlar.
Kapitalizmin neo-liberal uygulamaları insanları ister istemez yeni
arayışlara yöneltiyor ve bu arayış giderek yayılıp fiili komünal
uygulamalara bile yer yer dönüşebiliyor. Küçük küçük uygulamalar
insana umut veriyor. Örneğin Karakök Otonomu'ndan arkadaşların
Zürih'te kurdukları A4 adlı kolektif dükkân bunun örneklerinden biri.
Zürih'te yaşayan farklı milliyetlerden katılımcılar açıp kapıyor
dükkânı, tamamen gönüllü. Dükkânda baskı işleri yapılıyor ama kahve
çay da var. İçtiklerinin karşılığını müşteriler kendileri hesap edip
ödüyorlar. Karakök Otonomu, Türkiyeli anarşistlerin başka ülkelerde,
Avrupa'da bugüne kadar yapamadıkları bir şeyi başarmış, milliyet ve
dil barajlarını yıkan bir kolektif oluşturmuşlar.
140 yıl önce, I. Enternasyonal'den atılınca Saint-Imier adlı sakin
kasabada buruk bir şekilde toplanan yirmi kadar anarşistin aziz
anısına adıyorum bu yazıyı.



Gün Zileli
20 Ağustos 2012
www.gunzileli.com
gunzileli@hotmail.com



-----------

Ek: Toplantıda yaptığım "Devlet ve Devrim" sunuşuna ek olarak sunduğum
ve İngilizcesiyle Türkçesini dağıttığım metin.

Yeni Bir Dünya Çapında Devrimci Dalga!
Yeni Bir Devrimci Dünya Örgütü!

Birinci Enternasyonal'in 28 Eylül 1864 günü, Londra'da St. Martin's
Hall'deki kuruluşunun üzerinden 148 yıl geçmiş. Görüyoruz ki, 150
yıllık bir zaman dilimi sosyal mücadeleler açısından hiç de az bir
zaman değil. İnsanlık bu 150 yılda epeyce tecrübe biriktirdi.
Birinci Enternasyonal'de Marx ile Bakunin, Marksistlerle anarşistler
bir aradaydı. Aslında bu iyi bir başlangıçtı ve bu iki kesim arasında,
henüz, daha sonra yaşanacak acı olaylar yaşanmamıştı. Marksistlerin
diktatörlük hevesi her şeyi mahvetti.
Olaylar öyle gelişmeyebilirdi aslında. Eğer Marx ve Engels biraz daha
sabırlı, biraz daha yüce gönüllü olsalardı; I. Enternasyonal'de
anarşistlerin gelişmesinden korkup örgütü Birleşik Devletler'e
taşımasalar ve dolayısıyla ölümüne yol açmasalardı; Bakunin ve
anarşistler biraz daha az hırçın olsalardı belki de bu iki akım bir
arada aynı örgütte yer alabilirlerdi.
Daha sonraki olaylardan hiç söz etmiyorum. 1917 Devriminden sonraki
olaylardan. Bolşevikler, hakikatı tek başlarına ellerinde tuttukları
vehmine ve kibirine kapılarak bütün devrimci akımlarla birlikte
anarşistleri de baskı altına aldılar ve böylece 20. Yüzyılın başında
doğmuş ve tüm insanlığa umut vermiş büyük bir dünya devrimi şansını
kendi elleriyle boğmuş oldular.
Bugün dünya devriminden, yalnız, bu yoldan 150 yıl boyunca sapmamış
anarşistler söz etmiyor artık. Yeni bir dünya devrimi dalgası dünya
çapında ağır ağır yeniden yükseliyor. Bu koşullarda, yeni bir dünya
devrimci örgütünün oluşması kaçınılmaz bir görev olarak karşımıza
çıkmış bulunuyor.
* Bu örgütün adı "enternasyonal" olmasın. Ulus öldüğüne göre "uluslar
arası" da ölmüş demektir. Bir dünya var ve hepimiz onun üzerinde
yaşıyoruz. Dünya Toplumsal Devrim Birliği desek.
* 150 yıl önce olduğu gibi bu örgütte yine anarşistler ve Marksistler
bir arada bulunsun ama Marksistlerin başına bir de "devrimci"
ekleyelim. Çünkü o zamandan bu zamana Marksizmin birçok reformcu,
sistem içi veya Stalinist türü ortaya çıktı. Devrimci Marksistleri
ayırt etmek lazım. Devrimci Marksislerle toplumsal devrim davasında
birleşebiliriz.
* 150 yıl öncesinden farklı olarak, bugün birçok devrimci ya da sistem
dışı toplumsal akım da mevcut. Yeni devrimci dünya örgütü bu akımları
da içine alacak bir genişlikte olmalıdır. Ekolojistler, feministler,
pasifistler vb. ve elbette anarşizmin bütün versiyonları.
* Toplumsal devrim, özel ideolojilerin yol göstericiliğinde değil,
bütün devrimci akımların da içinde yer aldığı büyük bir toplumsal
hareketle gerçekleşecektir. Eğer böyleyse, yeni devrimci dünya örgütü,
kendini dünya toplumsal devriminin "öncü"sü değil, sadece eşit
parçalarından biri olarak görmelidir.

Gün Zileli
29 Temmuz 2012

Yukardaki Metnin İngilizcesi:

A revolutionary wave in the dimension of a new world!
A new revolutionary world organization!

148 years have passed by since the First International was found in
London, St. Martin's Hall on 28th September 1864. It's obvious to see,
that a period of 150 years is not such a little time related to social
struggles. Humankind has collected quite a lot of experiences within
these 150 years.
In the First International, Marx and Bakunin, the Marxists and the
Anarchists, were together. Actually it was a good starting and the
bitter incidents between these two sides, which they would undergo
later, hadn't happened yet. The dictatory ambitions of the Marxists
have destroyed everything.
In fact the occurences didn't have to evolve this way. If Marx and
Engels would have been a little more patient, a little more generous;
if they wouldn't have feared the progress of the Anarchists within the
I. International and carried the organization to the USA -and in so
doing paved the way for its death- ; if Bakunin and the Anarchists
would have been a little less snappish, maybe these two movements
still could act together within the same organization.
I don't mention the later happenings at all. The happenings after the
revolution in 1917. The Bolsheviki, who entagled themselves in their
delusion and arrogance, which they actually held in their only hands,
opressed all revolutionary movements and with them the Anarchists.
Therewith, they strangled the chance of a huge world revolution, which
was born in the beginning of the 20th century and gave hope to whole
humanity, with their own hands.
However today's anarchists, who haven't lost their way during 150
years, don't speak about world revolution anymore. The wave of a new
world revolution is more and more globally breaking. Under these
circumstances, the formation of a new global revolutionary
organization appears as an unavoidable duty.
* The name of this organization shouldn't be "international". As the
"nation" has died, the term "between nations" has also died. There is
one world and we all live on it. What if we call it "World Social
Revolution Association" instead.
* Just as it had been 150 years ago, there shall be Anarchists and
Marxists together in this organization, but let's add also a
"revolutionary" previous to the Marxists. Because from then until now,
there have evolved a lot of reformist, system-integrated or Stalinist
kinds of Marxism. The revolutionary Marxists should be kept apart.
With revolutionary Marxists, we can consolidate in the matter of
social revolution.
* In difference to 150 years ago, there exist a lot of revolutionary
or system-antagonistic social movements. A new revolutionary world
organization should be wide enough to include also these movements.
The Ecologists, Feminists, Pacifists, etc. and of course all versions
of Anarchism.
* Social revolution won't be realized by specific ideologies showing
way, but by a huge social movement, in which all revolutionary
currents take part. Thus, the new revolutionary world organization
can't consider itself as "guider", but only as one of many equal
pieces.

Gün Zileli
29 Temmuz 2012



Haber ve fotoğraflar:
http://www.gunzileli.com/2012/08/20/saint-imier-toplantisi/#ixzz24voW8Axx
________________________________________
A - I n f o s Anartistlerce Hazyrlanan, anartistlere yonelik,
anartistlerle ilgili cok-dilli haber servisi
Send news reports to A-infos-tr mailing list
A-infos-tr@ainfos.ca
Subscribe/Unsubscribe http://ainfos.ca/cgi-bin/mailman/listinfo/a-infos-tr
Archive http://ainfos.ca/tr


A-Infos Information Center