A - I n f o s

a multi-lingual news service by, for, and about anarchists **
News in all languages
Last 30 posts (Homepage) Last two weeks' posts Our archives of old posts

The last 100 posts, according to language
Greek_ 中文 Chinese_ Castellano_ Catalan_ Deutsch_ Nederlands_ English_ Français_ Italiano_ Polski_ Português_ Russkyi_ Suomi_ Svenska_ Türkçe_ The.Supplement

The First Few Lines of The Last 10 posts in:
Castellano_ Deutsch_ Nederlands_ English_ Français_ Italiano_ Polski_ Português_ Russkyi_ Suomi_ Svenska_ Türkçe_
First few lines of all posts of last 24 hours

Links to indexes of first few lines of all posts of past 30 days | of 2002 | of 2003 | of 2004 | of 2005 | of 2006 | of 2007 | of 2008 | of 2009 | of 2010 | of 2011 | of 2012

Syndication Of A-Infos - including RDF - How to Syndicate A-Infos
Subscribe to the a-infos newsgroups

(tr) Milat! / Gün Zileli

Date Sun, 5 Aug 2012 02:36:59 +0300


Avrupa'da ateistler, dinsizler ya da toprağın altına gömülmek
istemeyenler, vasiyetleri gereği krematoryumda yakılırlar.
İngiltere'de, anarko-sendikalist Albert Meltzer, Haringey Solidarity
Group'tan (HSG) Phill ve başka anarşistlerin keramatoryumdaki uğurlama
törenlerine katılmıştım. Ayrıca Türkiyeli komünistlerden Nihat
Akseymen'in naaşı da krematorumda yakıldı. Orada da bulunmuştum da
bazı solcuların eleştirilerine maruz kalmıştım. Avrupa'da yakılmak ya
da dini törensiz gömülmek son derece doğal kabul edilen bir haktır.



Aslında, eğer devrimciler bu konuda ilkeli bir tutum takınmış
olsalardı bu, Türkiye'de de çoktan gerçekleşmiş bir hak olurdu. Bence
bu gecikmeden dolayı İslami baskıyı suçlamadan önce kendimizi suçlasak
daha iyi olur. Kimisinin ailesi, anası, babası, kimisinin karısı,
kocası, kimisinin oğlu kızı, belki bazen ölenin sözlü ya da yazılı
vasiyetini de kulak arkası ederek cenazenin dini ritüellere göre
kaldırılmasına ön ayak olurlar. Ama çoğunlukla kişinin kendisi, daha
sağlığında, "halka yabancı düşmemek" mesajı verir ve öyle de yapılır.
İmamın öncülüğünde cenaze namazı kılınır, eller kulaklara götürülür,
dualar okunur vb., böylece din, hayatı boyunca zaten yenilmiş olan
devrimcinin üzerinde öldükten sonra bile, hem de o devrimcinin
rızasıyla, mutlak zaferini ilan eder. İmamın duaları arasında acaba
şöyle bir dua da var mıdır: "Bakmayın siz bunların gençliklerinde esip
üfürmelerine, sonunda cenaze namazlarını kılacak olan, gördüğünüz gibi
yine biziz." Hatta bazıları bu konuda daha da ileri gider, hiç
kimsenin hatırı kalmasın diye cenaze namazlarını hem camide hem de
cemevinde kıldırırlar. Tabii, bu dinsel "geniş görüşlülüğün" havra,
kilise ve Budist tapınaklarına kadar neden uzanmadığı ayrı bir merak
konusudur. Yoksa bu, popülizmin vardığı zirve midir?

İşte Tayfun Gönül bütün bunlara son verdi. Bu topraklarda yeni bir
uygulamayı bizzat, kendi bedeniyle başlattı. Evet, krematoryum yoktu
ama dini tören gibi bir zorunluluk da yoktu. Dini tören istemeyen
birilerine zorla dini tören uygulanamazdı. Daha önce, Aziz Nesin gibi,
vasiyetleri gereği dini törensiz gömülenler olmuştur bu ülkede. Tayfun
Gönül'ün yaptığı bu temelde atılmış daha da net bir adımdır. Tayfun
Gönül, Aziz Nesin örneğini izleyerek, inanmadığı halde "halk ne der"
kaygısıyla, yani siyasi kaygılarla yapılan ikiyüzlülüğe meydan
vermediği gibi, bir adım daha atarak imamın duaları yerine gençlerden
oluşan bir müzik grubunun klarnetlerini, kemanını vb. koymuştur. Bu
doğrudan Tayfun'un vasiyeti miydi, yoksa düzenlemeyi yapan anarşist
arkadaşların düşüncesi miydi bilmiyorum ama imam duası yerine müzikli
tören yapılan 1 Ağustos 2012 bu açıdan bir milattır.

Ne kadar güzeldi Tayfun Gönül'ün kara bayrağa sarılmış tabunun
önündeki o müzik grubunun, sevgili Kazım Koyuncu'dan çaldığı o
"Gelevera Deresi" türküsü. Ne kadar uygundu Tayfun Gönül gibi,
"dünyanın kapısından eğilmeden geçen" bir anarşistin uğurlanma
törenine. Ve o ince hüzün ne kadar yakışmıştı, hayat arkadaşı Nazmiye
Zencir, oğlu Toprak ve kızı Irmak'ın da içinde bulunduğu o topluluğa.



Yaş ortalaması oldukça yüksekti. Tayfun Gönül'ün okuldan vefalı
arkadaşları ve anarşist yoldaşlarıydı çoğunluğu oluşturanlar. İstanbul
Özgür Üniversite çalışanları da oradaydı. Gençler bir hayli azdı.
Çünkü örgütler katılmamışlardı. Demek oraya gelenlere güç gösterisi
yaparak taraftar toplayamayacaklarını anlamışlar.

Sonuna kadar dürüst bir topluluktu. Hiç kimse üzüntülü yüz ifadesi
takınma zorunluluğunu duymamıştı, hiç kimse kara gözlüklerle ağlamayan
gözlerini gizleme gereği de duymamıştı. İnsanın en güzel
hasletlerinden gülmek otosansüre tabi değildi. Ama ağlayanlar da
vardı. Gözüme çarpanlar, Zelha Çangı, Defne Sandalcı... İçten bir
gözyaşı kadar insanı arıtan bir şey var mıdır?

Haber ajansları, uğurlamaya katılanların adını sayarken ünlü veya
ünsüz gazetecilerin ve vicdani retçilerin adlarını saymakla
yetinmişler. Oysa Tayfun Gönül, vicdani retçiden önce anarşistti. Onun
adının hemen yanı başına, "sokak dergisinden arkadaşı Nadire
Mater'den" önce, çok daha yakın anarşist dava arkadaşları Ahmet Kurt,
Ufuk Ahıska, Gazi Bertal, Defne Sandalcı, Zelha Çangı, Aytek Özel, Gün
Zileli, Yavuz Atan, Kürşat Kızıltuğ'un vb. adları yazılmalıydı ama ben
zaten gazete muhabirlerinden bu kadar yüksek bir performans
beklemediğim için (CNN Türk'ün haberini tenzih ederim) hayal
kırıklığına uğramış sayılmam.

Oral Çalışlar, dünkü Radikal'de güzel bir anma yazısı yazmış ve
uğurlamaya da gelmişti. İzmir'den, Ayvalık'tan, Çanakkale'den ve
Ankara'dan gelen arkadaşlar da vardı. Şu anda adlarını
hatırladıklarım, Ahmet Erkan, Aytek Özel, Niyazi, Abdullah Öztürk,
Gülderen Yıldız, İlke, Erkan, Engin, Marko, Muharrem, Tayfun'a son
günlerinde yoldaşlık yapan Serkan, Kemal... Adlarını anamadıklarım
kusuruma bakmasınlar.

Benim bildiğim, ölü evine taziyeye gelindiğinde cenaze sahibine bir
"başın sağ olsun" denir. Diyelim ki, arada bir kırgınlık varsa o anda
o kırgınlık unutulur ya da geri plana atılır. Oral Çalışlar'la
aramızda yirmi yılı aşkın bir zaman öncesinden gelen bir kırgınlık ve
soğukluk olduğunu inkâr etmem saçma olur. Buna rağmen, rastlaştığımız
yerde bir "merhaba"yı esirgemeyiz birbirimizden. Geçen yıl
Kınalıada'da yaptıkları bir anayasa toplantısına Ceren'le birlikte
özel olarak gitmiş ve "hoş geldin" demiştik. Bu sene Büyükada'da,
Lefter'in cenazesinde karşılaştığımızda ayaküstü birkaç laf etmiştik.
Dünkü uğurlamada başını çevirip bir "başın sağ olsun" bile demeyi çok
gördü. Oysa ben ölü evinin mensuplarından biri sayılırdım. Geleneklere
pek düşkün biri sayılmam ama Tayfun Gönül için o güzel yazıyı
yazandan, onun anarşist arkadaşlarından birinden de bir baş sağlığını
esirgememesi beklenirdi. Ne yapalım, o da öyle olsun.

Gün Zileli
2 Ağustos 2012
www.gunzileli.com
gunzileli@hotmail.com

Sonradan akla gelen bir not: Oral Çalışlar'ın annesi vefat etti
geçenlerde. Aslında benim de ona bir başsağlığı borcum vardı. Üstelik
annesini tanırdım. Belki de Oral'ın tutumu buradan kaynaklanmış
olabilir. Şimdi hatırladım. Gecikmiş de olsa buradan kendisine baş
sağlığı dileyeyim. ayrıca eğer davranışı benim bu hatamdan
kaynaklanmışsa kendisinden özür dilerim yukarıda yazdıklarımdan
dolayı.


Kaynak: http://www.gunzileli.com/2012/08/02/milat/#ixzz22ciKmyZI
________________________________________
A - I n f o s Anartistlerce Hazyrlanan, anartistlere yonelik,
anartistlerle ilgili cok-dilli haber servisi
Send news reports to A-infos-tr mailing list
A-infos-tr@ainfos.ca
Subscribe/Unsubscribe http://ainfos.ca/cgi-bin/mailman/listinfo/a-infos-tr
Archive http://ainfos.ca/tr


A-Infos Information Center