A - I n f o s
a multi-lingual news service by, for, and about anarchists **

News in all languages
Last 40 posts (Homepage) Last two weeks' posts

The last 100 posts, according to language
Greek_ 中文 Chinese_ Castellano_ Català_ Deutsch_ Nederlands_ English_ Français_ Italiano_ Polski_ Português_ Russkyi_ Suomi_ Svenska_ Türkçe_ The.Supplement

The First Few Lines of The Last 10 posts in:
Greek_ 中文 Chinese_ Castellano_ Català_ Deutsch_ Nederlands_ English_ Français_ Italiano_ Polski_ Português_ Russkyi_ Suomi_ Svenska_ Türkçe
First few lines of all posts of last 24 hours || of past 30 days | of 2002 | of 2003 | of 2004 | of 2005 | of 2006 | of 2007 | of 2008 | of 2009 | of 2010 | of 2011 | of 2012 | of 2013 | of 2015 | of 2016

Syndication Of A-Infos - including RDF | How to Syndicate A-Infos
Subscribe to the a-infos newsgroups
{Info on A-Infos}

(tr) İSTANBUL ANARŞİ İNİSİYATİFİ: İKTİDARLARA DUVAR, YAŞAMA ÖZGÜRLÜK

Date Sat, 30 Jul 2016 18:50:40 +0300


15 Temmuz gecesi yaşananlar için bir zaman daha türlü yorum ve analizler görmeye devam edeceğiz. Darbenin gerçek ya da kurgu olduğu; gerçek bir darbe ise hükümetin haberli ve hazırlıklı olup olmadığı; doğrudan veya dolaylı küresel bağlantılara sahip olup olmaması gibi türlü tartışmalar gündemimizi daha meşgul edecek belli ki. Gayet normal. Ancak bunların herhangi birisinin doğru olması, mülksüzler hanesine yazılacak sıfırlardan bir tane bile eksiltmemekte ve önemini iktidar ilişkileri ve çatışmaları zemininde sabit tutmaktadır. Kurgu veya gerçek olması ve diğer olasılıklardan hangilerinin gerçek olduğu, iktidar çatışmaları ve devlet himayesindeki yaşamın bizi sürüklediği yok oluşu değiştirmiyor. O sebeple, genel olarak yapılan ve ağırlıklı olarak internet mecralarında dönen analizleri tekrara ve tartışmaya açmaktansa, varoluşlarımızı özgürce ortaya koymanın yollarını aramaktan yanayız. Ancak bu arayış bizi söz konusu olayın çok bariz olan ve gittikçe gün yüzüne çıkan sonuçlarından birkaçının altını çizmeye itiyor.

Her şeyin adını cesurca ve sözü sakınmadan koymaktan ve varolan resmi tüm hatlarıyla çerçeveleyecek biçimde isimlendirmekten yanayız: Tarih boyu görülmüş ve görülebilecek en aşağılık güruhlardan biriyle karşı karşıyayız. İktidarını sürekli tesis etmek için kan gölünde batmadan yürümeye çalışan devlet ve hükümet erkleri; bu kan gölünü oluşturmak için 35 günlük bebeklere kıyan üniformalı katiller; onları kahraman ilan eden medya mensupları; motivasyonunu, pantolununa sığdıramadığı “erkekliğiyle” kadın ve çocuk istismarından alan tecavüzcüler; göklerde vicdan ararken, kendisi dışındaki her türlü varoluşu ayağının altında ezmeye hazır ve fırsat buldukça ezen kontralar ve tüm bunların bir adım gerisinde, oğullarını belediyede işe sokabilmek için on yaşındaki çocukların cinsel istismarına başını çeviren bir topluluk. Yukarıdan aşağıya birbirine çıkar ve şantajla bağlı koca bir mafya örgütü. Hükümet kabinesi ve parti meclisinde yer bulmaktan, verdiği oya karşılık elde ettiği güvencesiz bir taşeron işçiliğine kadar hiyerarşik biçimde ilerliyor bu çember. İlerlemeye devam edeceği de belli. Tercihimiz ne birbirlerini yemelerini ne de tanklarla önlerinin kesilmesini beklemekten yana. Tüm tercihlerimizi varoluşumuz belirliyorsa, direnmekten başka yol yok bize.

Söz konusu güruh bu bizim için ve son yaşananda görünen tablo da bunu doğruluyor. Bu tablonun açığa çıkardığı birkaç nokta hatırlanmaya ve altının çizilmesine değer. “Darbenin bastırılması” adlı tablo, hükümetin her halükarda avantaj sağlayacağı bir zemin üzerine inşa edildi ve ediliyor. Bu durum, söz konusu girişimin kendini hangi ihtimalle var ettiğinden bağımsız ve “AKP buradan güçlü çıkar” gibi cümlelerden daha fazlasını gerektiriyor.

Her şeyden önce, kitle desteğinden bağımsız var olma şansı olmayan faşizmlerde hep olduğu gibi, bu ön koşulun yerine getirilmesi sağlanmış görünüyor. Kitlenin itici gücü olan ve hükümetle kurduğu çıkar ilişkileriyle ona göbekten bağlı olan çeşitli cemaat mensupları ön safta. Şeriat için kan dökmeye hazır olduklarını söyleyen bu toplulukların “demokrasiye sahip çıkalım” söylemiyle bir anda ortaya çıkışı, bu göbek bağının inanç ve ideolojiden bağımsız bir çıkar örgütlenmesi olduğunu gösteriyor. Başka bir taraftan bakıp, hükümetin “demokrasi” çağrısının aslında ‘demokrasi’yle alakalı olmadığını ya da söz konusu cemaatlerin yaşayabilecekleri ortamı kaybetmemek ve varlıklarını devam ettirmek için tekbirlerle sokakta olduklarını söyleyebiliriz. Tüm bu çoklu ihtimaller, yazının girişinde bahsettiğimiz ihtimallerin karşılığı. Sonuç ise devlet – cemaatler ilişkisinin daha da sıkı sıkıya kurulması ve bunun gitgide daha “meşru” ve de açık bir zeminde kendini var edecek olmasıdır. Devletin bekası ve çıkarlı konumlarını kaybetmemek için eylem bazında militanlaşan bu unsurlar, geniş bir mülksüzler tabanına yayılan AKP kitlesi üzerindeki etkilerini de artıracaklar şüphesiz. Hep bahsedilen lider kültü ve çıkar ilişkilerinin sağladığı kitle – iktidar bağında cemaatlerin de her zaman sağlam bir katalizör görevi gördüğü bilinen bir gerçek. ‘Demokrasi’ çağrısının, dakika başı okunan sala ve ezanlarla pekiştirilmesi bu harcın kitle üzerinde hep tuttuğunun kanıtı. Tüm bunlar bir araya geldiğinde ‘demokrasi’ çağrısının yalnızca bir imaj, asıl olanın ise “dindar hükümete” yönelik bu saldırıyla dine saldırının kitle gözünde eşitlendiği ‘gerçeğinin’, aynı kitle üzerinde motivasyon yaratan bir algı oluşturduğunu düşündürtüyor. “Asıl” olanın gerçekliği ağır bassa da ‘demokrasi’ görünümlü çağrı imajdan daha fazlasını barındırıyor. Hükümetin içe ve dışa yönelik hamlelerini ve bundan sonraki adımlarını da tam da bu ‘demokrasi’ ve ezan ikilisi söylüyor bize. Bu ikiliye değineceğiz birazdan.

Yukarıda bahsettiğimiz algının, militanlaştırıcı etkisini görmemek mümkün değil. Ezan ve salalarla sokağa çağrılan herkes bir ‘kurtuluş savaşı’ havasıyla kendini sokakta bir diğeriyle eşitliyor. Bu eşitlenme ise dindarlık ve dine sahip çıkma meselesinde geriye değil, ileriye doğru olduğundan, herkes ortak bir cemaatin üyesi olmanın fiziksel karşılığını yaşıyor. Bir cemaate üye olmak belirli gereklilikler yükler kişiye. Bu gereklilikleri yerine getirme uğraşı da sürekli bir militanlaşma ve bulunulan zeminde sabitleşmeyi sağlar. Tam da burada can alıcı noktadayız: Hükümet ve başı Erdoğan, bu sabitleşmeyi bir süre daha sağlamak için ya bir darbe kurgulamıştır ya da var olan girişimi lehine çevirmiştir. Her halükarda avantaj elde edeceği gerçeğini oluşturan önemli nokta bu sabitleşmedir.

Tabanının geniş bir yer tuttuğu işçi sınıfına yönelik saldırılar; her geçen gün artan vergiler; seçmenlerinin, inkar etseler bile kendi içlerinde, söz konusu çıkar ilişkilerine dair ötelendiklerini hissettiren haber ve görüntüler; Kürdistan’a yönelik uygulanan savaş politikası ve kıyımın batıdaki yansımaları mutlaka bir rahatsızlık yaratıyordu bu tabanda. Egemenlerin, çıkar hiyerarşisinde ve iktidar mekanizmasında yerlerini genişlettikçe, mülksüzlere düşen açlık ve unutulmuşluk yıkıcı etkisini göstermeden, yani olası bir ‘ekonomik kriz’ den belki de hemen önce yeniden birleştirici bir sebep şarttı. Bu durumda ise sarılınan unsur hep olduğu gibi dinin birleştirici etkisi oldu ve bu, minarelerin süngüye dönüştürüleceğinin sinyallerini veren sala organizasyonu ve kitle önlerinde yürüyen sakallı cübbeli “cemaat” üyeleriyle kendini var etti. Şimdi bu mülksüz tabanda birincil derecede öneme sahip olan şey, din ve onun temsilcisi olan hükümet ve de Erdoğan’ın bekası. Gerisi teferruat. İktidarın şu ana kadar elde ettiği en önemli avantajlardan biri şüphesiz ki bu. Bu avantajın sürdürülebilir olması ise söz konusu kitlenin, belirli önderler aracılığıyla önleri açılarak sınırsız bir yıkımı gerçekleştirmelerinin sağlanmasıyla mümkün kılınmaya çalışıldı. “Mehmetçik”in “Vatan Haini” ne dönüşmesi ve linçle ölüme mahkum edilmesi bundan. Hiçbir polisin askerlere yönelik bu kıyıma müdahale etmemesi de aynı sürdürülebilirlik ihtiyacının gereği. Devlet güvencesindeki kanunsuzluğun dayanılmaz cazibesi; Kürdistan’ı, Gazi’yi, Tuzluçayır’ı yıkan polisten, çok geniş bir kitleye yayıldı. Kitle önderlerinin zaten tecavüz ve yağma aracılığıyla sahip oldukları bu serbestlik, şimdi çok geniş bir zeminde var olmakta. Kadınlardan ganimet olarak söz eden devlet destekçisi tecavüzcülerin twetleri de buna örnek. Böyle bir kitleye sahip olmak her faşistin arzusudur. İktidar, bu kitle hareketi ve biriktirdiği polis gücünün sadakati sayesinde söz konusu girişimi “Darbe” provası olarak kurgulamış ya da bir “Darbe” provasına çevirmiştir. Faşist bir iktidarın böyle bir olasılıkta ilk sınaması gerekenlerden biri şüphesiz ki kendi kitlesidir. Bununla birlikte 15 Temmuz gecesinin iktidar lehine artıları bu kadar değil. AKP ile “eş” olan Polis’in “sarsılmaz” bir güç ve devletin kurtarıcısı rolüyle meydanda olması ve kolluk içerisindeki hegamonik hiyerarşinin tepesine çıkması; ana akım medyanın tamamen fethi ve muhalefetin bu yöndeki umutlarının tükenmesi; devlet mekanizması içerisinde tamamlanmak istenen yapılanmaların hızlanması; anayasal anlamda hâlâ kanunsuz görünen uygulamaları kitabına uyduracak kanunların çıkması; onlar çıkana kadar da her zamankinden daha geniş bir “kanunsuzluk” imkanı iktidarın elini tatlı tatlı kaşındırıyor. Herkesin sonucunu baştan tahmin ettiği ve ezberlenmiş bir sıralı hareket düzeni kısacası. Devleti devlet yapan gereklilikler. Bizi en çok ilgilendiren ise yazıda her şeyden fazla değindiğimiz kitle meselesi.

EZAN – DEMOKRASİ

Ezanın bahsedilen taban üzerindeki etkisi kendini gösterdi. Ama yalnızca bu taban üzerinde değil, genel olarak aynı sosyo – ekonomik koşullara sahip ve başka partilere oy veren insanları da kapsadı. İktidar bu taraftan istediğini buldu. Demokrasi odaklı söylemle ise iktidar bu defa “mağduriyetin” din üzerinden değil, demokrasi üzerinden var olduğunu söylüyordu. Seçilmiş bir hükümetin darbeyle devrilecek olması söylemi ezan’ın aksine dışa dönük bir imaj ve de çağrıydı. Kendi kitlesini ve güvenlik gücünü sınarken, kitlesi dışında kalanların da rengini görmek istedi. Sokağa bakınca iktidar her ne koşulda olursa olsun bir demokrasi birliği oluşturamayağını gördü. Buna şaşmamıştır sanırız. Bununla beraber, memleket ahalisinin önemli büyüklükte bir kesimi bunu iktidarın bir kurgusu olarak görüyor. İnandırıcı bulmuyor. Ancak uluslararası ölçekte yaratmasını istediği etki bakınmından bu söyleme ihtiyacı vardı. Bunu da göreceğiz. Bu ikili başlık önümüzdeki zamanda oldukça etkin bir rol oynayacak ve iktidarın himayesine sokuldukça, karşısında duranları zorlayacak.

16 Temmuz gecesi 17 Temmuz’a girmek üzereyken salaların devam ediyor oluşu psikolojik savaşın örneği. Üstelik bu savaş bu defa iktidar tarafından mevzi ilerletilerek veriliyor. Bundan sonra vereceği olası bir topyekun savaşta camilerin rolü çok büyük olacak. Yukarıda bahsettiğimiz kitle ile cemaatler arasındaki ilişkilerin daha da sıkılaşmasına bu yüzden kaçınılmaz biçimde ihtiyaç var. Demokrasi söylemi ise “darbe” karşıtı olarak sokağa çıkan kitlenin tasarrufunda artık, iktidara göre. Kitle için bunun bir önemi olmasa da bu böyle. Bundan sonra hak ve özgürlük mücadelesi için sokağa çıkan herkes tanıdık bir soruyla karşılacak: 15 Temmuz’da neredeydin? İktidar güdümünden bağımsız hak arayışı ve mücadelenin sıkıştırılması için yalnızca söylem bazında değil, fiziksel etkisini de gösterecek bir zemin şu an iktidar için. Demokrasi, hak ve özgürlük gibi tanımlara onların “savunucusu” olarak karar verme rahatlığına sahip. “Darbe”ye karşı koymuş ve ayakta kalmış bir iktidar olarak güç tazeleyerek, bu karşı koyuşun kendisi için her türlü meşruiyeti yaratacağından emin. Bundan sonra Erdoğan mitingleri için camilerden sıkı sık anons duyabiliriz. Darbeye karşı koymayanların iki yüzlü ve darbeci olduğu söylemleriyle beraber, her türlü eylemlerinin bastırılması herkes tarafından bekleniyor. Yenilemeye ve cadıavı kehanetlerini tekrarlamaya gerek yok.

Tüm bunların sonunda karşımızda bizi en çok zorlayacak olan şeyin, geniş bir mülksüzler topluluğu olduğunu görüyoruz. İktidar tarafından bizzat katilleştirilmiş ve suç ortaklığını en üst düzeye çıkarmış olan bu kitle, hayatını kaybedenleriyle beraber de bir kan davasına sahip artık. Bu kanı “yerde bırakmamak” için saldıracaklar. İktidar himayesinde, her türlü rahatlık ve özgüvenle yapacaklar bunu. Bunu yaparken de sırtları eskisinden daha açık şekilde sıvanacak. Cemaatlere sunulan imkanların gözlerini kamaştırdığı her an onlara daha çok yaklaşacaklar. Devletin bu dönemdeki kontrası olan cemaatler ise çoktan vatan evladı ilan edilip, ganimetleri dağıtılmıştır. Çocuk istismarlarının yaşanmaya devam edeceği yeni evler, cihat çağrısı yapacakları yeni mahalleler, temeli atılmak üzere olan yeni camiler. Bu dönemde bunlarla hiç olmadığı kadar açık karşılaşacağız. Mahallesini yıktırmamak için direnenlere onlar saldıracak belki de.

En yakın zamanda göreceğimiz şey ise toplu cenaze yürüyüşleriyle, Berkin’in yürüyürüşünü “gölgede bırakmaya çalışmak” olacak. İşçilere ve devrimcilere yasaklanan meydanları ilk geceden zapt etmeleri bunun başlangıcı. İşçi ve devrimcilerle anılan meydanlara kendi isimlerini yazmak ve yeni bir tarih başlatmak istiyorlar.

Tüm bunlar ya önü alınamaz biçimde ilerleyip, hepimiz için kaçınılmaz bir yok oluş getirecek ya da bir duvara çarpıp yok olacaklar. Şu an yaşanılan şeyin gösterdiği en önemli ihtiyaç, o duvara bir tuğla koymak. O duvarın her yıkılmaya çalışılmasında yılmadan yeni tuğlalar örmek için emek vermek zorundayız. Çünkü gerçek güç sokağa çıktığında, onun yaratan yıkıcılığının önünde kimse duramaz. Bu güç ise bahsettiğimiz kitlenin ortak olarak düşman belledikleridir. Kadınlar, LGBTİ’ler, aleviler, kürtler, devrimciler ve kendileri gibi olmayan herkes. Bizi katletmek için eğitilen ve önleri her istenildiğinde açılan bir kitleyle karşı karşıyayız. Yaşamak ve yaşatmak için direnmekten ve örgütlenmekten başka yol yok. Herbirimiz o duvarın bir tuğlası olmadan özgürleşemeyiz. Bir arada olmak, hayatlarımızı ve özgürlüklerimizi savunmak, emeğimize, ütopyalarımıza sahip çıkmalı ve bunun için dayanışma içinde olmalıyız. Bunun yollarını bir araya geldikçe bulacağız. Tıpkı Gezi’de olduğu gibi. Önce korkmadan bir araya gelip seslerimizi ve yumruklarımızı birleştirmeli ve yaşamı iktidarsız biçimde yeniden kurmanın yollarını aramak zorundayız. Direnerek kazandığımız ve kaybetmemek için hâlâ direndiğimiz meydanlardan kardeşlerimizin hatıralarının silinmemesi, o meyandanlara kırık dökük bir kalp ve sonsuz bir yenilgi hissiyle bakmamak için omuz omuza olmalıyız. O vakit ne sokaklarımızı konvoyları ve marşlarıyla kirletebilecekler ne de kirli iktidar hesaplarına bizi kurban yapabilecekler. Bizim kalabalığımızın başka şeye benzemediğini ve özgür bir şekilde nasıl bir araya gelip çoğaldığımızı hepimiz hatırlıyoruz. İşte bu yüzden korkmuyoruz. Tüm iktidar ilişkilerini yıkarken, yerine özgür var oluşlarımızla yaratacağımız yeni bir dünyayı kurmak için buradayız. Birleşelim ve yaşamlarımızı kazanalım.

İSTANBUL ANARŞİ İNİSİYATİFİ

https://anarsiinisiyatifi.org/kategorisiz/iktidarlara-duvar-yasama-ozgurluk/
________________________________________
A - I n f o s Anartistlerce Hazirlanan, anartistlere yonelik,
anartistlerle ilgili cok-dilli haber servisi
Send news reports to A-infos-tr mailing list
A-infos-tr@ainfos.ca
Subscribe/Unsubscribe http://lists.ainfos.ca/mailman/listinfo/a-infos-tr
Archive http://ainfos.ca/tr
A-Infos Information Center