A - I n f o s
a multi-lingual news service by, for, and about anarchists **

News in all languages
Last 40 posts (Homepage) Last two weeks' posts

The last 100 posts, according to language
Greek_ 中文 Chinese_ Castellano_ Català_ Deutsch_ Nederlands_ English_ Français_ Italiano_ Polski_ Português_ Russkyi_ Suomi_ Svenska_ Türkçe_ The.Supplement

The First Few Lines of The Last 10 posts in:
Greek_ 中文 Chinese_ Castellano_ Català_ Deutsch_ Nederlands_ English_ Français_ Italiano_ Polski_ Português_ Russkyi_ Suomi_ Svenska_ Türkçe
First few lines of all posts of last 24 hours || of past 30 days | of 2002 | of 2003 | of 2004 | of 2005 | of 2006 | of 2007 | of 2008 | of 2009 | of 2010 | of 2011 | of 2012 | of 2013 | of 2015 | of 2016

Syndication Of A-Infos - including RDF | How to Syndicate A-Infos
Subscribe to the a-infos newsgroups
{Info on A-Infos}

(tr) sosyalsavas: Film: Siddete Dair (2014) / Yeryüzünün Lanetlileri -Frantz Fanon

Date Mon, 26 Dec 2016 09:25:02 +0200


Ara. 22 Anarsi, Dayanisma, Dogrudan Eylem, Hapishanelere Ates, Kronik, Kütüphane, Sosyal Patlama, ---- Gayatri Chakravorty Spivak'in önsözü ile baslayan Siddete Dair, Üçüncü Dünya'da özgürlük mücadelesinin en cesur anlarini hem arsivlerden alinan buluntu görüntülerle anlatan hem de Frantz Fanon'un 50 yil önce yazilan klasigi, sömürgeci siddeti ve onun dogurdugu karsi-siddeti ele alan Yeryüzünün Lanetlileri kitabi üzerinden sömürgelerin kurtulus mücadelesinin dinamiklerini kesfe çikmaktadir. -------- YERYÜZÜNÜN LANETLILERI - Frantz Fanon (?KITABI INDIR?) ---- Kisim 1: Siddet Üzerine ---- https://www.youtube.com/watch?v=8_JfpIres8Y ---- Siddet, bireysel anlamda zararli unsurlardan arinma saglar. Sömürgelestirilen insani asagilik kompleksinden, içedönüklükten ve ümitsizlikten kurtarir; gözüpek ve saglikli bir hale getirir. Halkin, silahli savas basariya ulasmamis, hizli bir sömürgecilikten kurtulus gerçeklesmemis olsa bile, özgürlügü elde etmenin, toplumun ve toplumun her ferdinin sorunu olduguna, liderlerin çok özel bir degerinin olmadigina iyice kanaat getirmeye vakti yoktur. Siddet, halki liderden daha üstün bir mevkiye yükseltir.

Ister bilinen usullerle olsun, isterse de yeni birtakim yollarla gerçeklesmis olsun, ulusal bagimsizlik, ulusal dogus, ulustan kavme geçis ve sömürgecilikten kurtulus her zaman siddete dayali olgular olmuslardir. Bu olgular su düzeylerde ele alinmislardir: Kisisel iliskiler... spor kulüpleri... Kokteyller ve partilerde bir araya gelen insanlar... Bagimliliktan kurtulus... özel ya da devlet bankalarinin yönetim polis teskilati... Bagimliliktan kurtulus... Kisacasi bir "insan tipi"nin yerini bir "baska tip"in almasi... Birinden digerine geçisten çok genel anlamda, komple ve kesin bir yerini alma söz konusudur... Esasinda yeni bir ulusun ortaya çikisi, yeni bir devletin kurulusu, ekonomik ve siyasi iliskiler de benzer sekilde açiklanabilir.

Fakat biz, sömürgecilikten kurtulustan, daha baslangiçta kestirip atmadan, ihtiyatla söz etmeyi yeg tuttuk. Böyle davranmamizin önemi, sömürgecilikten kurtulus eyleminin daha baslangicindan beri sömürgelestirilen insanin isteklerine minimum düzeyde yer vermesinden ileri gelmektedir. Dogrusunu söylemek gerekirse, sömürgecilikten kurtulus eyleminin basari grafigi tamamiyla degisen toplumsal yapi içinde yer alir. Degisimin tasidigi önem, istenmis ve israrla üzerinde durulmus olmasindadir. Degisimin gerekliligi düsüncesi, ana hatlariyla, sömürgelestirilen erkegin ve kadinin bilincinde ve hayatinda, istesinler ya da istemesinler, yer eder. Degisimin meydana getirecegi olaylar ve olgular bir baska tip erkek ve kadinin (sömürgecilerin) suurlarinda ürküntü yaratacaktir.

Dünyanin düzenini degistirmeyi amaçlayan bir sömürgecilikten kurtulus eylemi tam bir düzensizlik programidir, yahutta en azindan öyle görülür. Sömürgecilikten kurtulus eylemi, esrarli bir islemin, dogal bir sarsintinin ve karsilikli uzlasmada dayali bir anlasmanin eseri olabilir. Bilindigi üzere bu tarihi bir süreçtir. Ona tarihi nitelik veren sekil ve öz çekip alindigi ölçüde berraklasacak, anlasilabilir, kavranabilir hale gelecektir. Sömürgecilikten kurtulus eylemi, sömürgeciligin besledigi ve sömürgecilikten orijinalitesini alan, temelde birbirleriyle çelisen iki gücün karsi karsiya gelmesidir. Ilk karsi karsiya gelisleri (sömürgeci ve sömürülen insanin) siddet içinde olmustur. Bir arada bulunmalari süngü ve silahla devam etmistir. Bu iki güç çok eskiden beri birbirlerine asinadirlar. Gerçekten de sömürgecinin onlari "tanimak" seklinde bir dil kullanmakta hakki vardir. Sömürgelestirilen insani ortayi çikaran da, bunun devamini saglayan da sömürgecinin kendisidir. Sömürgeci tüm varligini sömürge sisteminden kazanir.

Sömürgecilikten kurtulus eylemi gözden kaçacak bir olgu degildir. Çünkü dogrudan dogruya insan üzerinde çalisilir. Bu eylem insani temelli olarak degistirir, insanlari özden yoksun seyirciler haline getirir. Çesitli hilelerle onlari çok iyi yakalar. Yeni insan tipinin (sömürgecinin) getirdigi yeni bir dil, yeni bir insanlik anlayisi meydana getirir. Sömürgecilikten kurtulus gerçekten de yeni tip insanlarin ortaya çikmasidir. fakat bu yeni insan tipi meydana getirme, hiçbir dogaüstü güçten almaz mesruiyetini. Özgürlügüne su yolla kavussa bile, sömürgelestirilen insan, gelisim içinde insanligini kazanir.

Sömürgecilikten kurtulus eyleminde "tam bir yerini alma" gerekliligi söz konusudur. Tam olarak ifade etmek gerekirse su cümleyi verebiliriz: "Sonuncular birinciler olacaklardir." Sömürgecilikten kurtulus bu hükmü dogrulamistir.

Somut bir biçimde ortaya konuldugu zaman, sömürgecilikten kurtulus delik-desik deriler arasinda kana bulanmis mermileri ve süngüleri akla getirir ister istemez. Çünkü sonuncular birinciler olacaklarsa bu ancak iki bas oyuncunun kesin ve öldürücü vurusmasi ile olur. Bu sonunculari bas siraya geçirme, onlari, organize bir toplumu belirleyen toplumsal basamaklara yükseltme istegi, ancak, siddet dahil her vasitayi denge içine sokmakla mümkün olacaktir.

***

Sömürge dünyasi bölümlenmis, parça parça bir dünyadir. Yerlilerin yasadigi sehirler... Avrupalilarin yasadigi sehirler... Yerlilerin okullari... Avrupalilarinkiler.. gibi ayrimlarin varligindan söz etmek ne kadar gereksiz ise, Güney Afrika'daki irk ayrimlarindan söz etmek de o derece gereksizdir. Bununla birlikte bu ayrimlarin özüne kadar indigimizde, en azindan, bu bölüsüm çizgilerinin bir kismini aydinlatma firsatini bulmus olacagiz. Sömürge dünyasina, isleyisine ve cografi kaynaklarina yaklasim, bizim, sömürgecilikten kurtulmus bir toplumu yeniden organize etmek için geçirecegimiz evreleri belirlememize olanak verecektir.

Sömürge dünyasi bölümlenmis, ikiye ayrilmis bir dünyadir: Bölüsüm çizgileri, sinirlari ordu ve polis karakollari ile belirlenmistir... Kapitalist toplumlarda, egitim, dini veya laik, babadan ogula intikal eden ahlaki tavirlarin olusumu... elli yillik iyi ve düzgün hizmetleri sonucu ödüllendirilen isçilerin dürüstlügü, erdem ve uyumluluk içinde önerilen sevgi... bütün bu kurulu düzenin estetik kabulleri sömürgelestirilen, sömürülen insanin çevresinde, düzenin güçlerinin amaçlarina ulasmalarini kolaylastiran itaat ve yasaklama çemberi olusturmustur. Kapitalist ülkelerde sömürülen insanla iktidar arasinda pek çok akil hocasi yerlerini almislardir. Buna karsilik sömürgelestirilen ülkelerde sömürgelestirilen insanlarla iliskileri temin edenler eli silahli araci güçlerdir. Bu güçler, napalm ve dipçik zoruyla sömürgelestirilen insana kimildamamasini, yerinde oturmasini ögütlerler. Görüldügü üzere iktidarin aracisi yalin bir siddet dili kullanmaktadir. Zulmü hafifletmedigi gibi, baskisini da gizlememektedir. Bu araci güçler siddeti evlere, insanlarin beyinlerine kadar sokuyorlar.

Sömürgelestirilen insanlarin yasadiklari beldeler sömürgecilerin yasadiklari beldelerin uzantilari ve tamamlayicilari degillerdir. Birbirlerine zit farkli beldelerdir. Tam bir Aristo mantigi ile birbirlerini dislamaya boyun egerler. Bir uzlasma söz konusu degildir aralarinda. Ikisinden biri fazlaliktir. sömürgecinin yasadigi sehir tas ve demirden insa edilmis saglam bir sehirdir. Hayal bile edilemeyecek, görülmemis seylerle dolup tasan çöp kutularinin bulundugu, asfaltlanmis, isiklarla donatilmis sehirlerdir. Sömürgecilerin ayaklari, deniz hariç hiçbir yerde suya yakin olmamistir. Sehrin caddelerinin tertemiz, dümdüz olmasina karsin saglam ayakkabilarla korunmustur sömürgecinin ayaklari. Sömürgecinin sehri doymus, tembel, depo ve magazalari sürekli iyi seylerle dolu; Beyaz'in, yabancinin sehirleridirler.

Yerlilerin yasadiklari beldeler, zenci kasabalari, aç insanlarla dolu seylerdir. Bu yerlerde insan nerede ve ne zaman olursa orada, öylece dünyaya açar gözlerini.. Öylece de veda eder dünyaya. Ayrimlarin olmadigi, insanlarin üst üste, harabelerin birbiri üstünde oldugu yerlerdir buralar. Aç, ekmegin, etin, ayakkabinin ve elektrigin olmadigi yerlerdir. Sömürgelestirilen insanin sömürgecilerin sehirlerine bakisi arzulu ve sehvet dolu bir bakistir. Sahip olma hayalleri.. her türlü sahip olma düsleri... sömürgecinin masasina oturma... sömürgecinin yatagina, mümkün oldugu takdirde sömürgecinin karisiyla birlikte yatma... hayalleri. Sömürgelestirilen insan kiskanç insandir. Sömürgeci, kulagi tetikte olarak, sömürgelestirilen insanin rüzgârlarda uçusan bakislarindan haberdar oldugundan, yok saymaz onlari: "Onlar, bizim yerimizi almak istiyorlar." Bu bir gerçek. Sömürgecinin yerine yerlesmeyi düslememis bir tek sömürgelestirilen insan yoktur.

Bu paylasilmis, ikiye bölünmüs dünyada iki insan tipi yasar.

Sömürge iliskisi, ekonomik gerçekler ve esitsizlik, büyük yasama farkliliklari beseri gerçekleri örtbas edememektedir. Sömürgeci-sömürülen insan arasindaki iliski yakindan gözlemlendigi zaman dünyayi parçalara ayiran seyin su ya da bu irka ait olma olgusu oldugu görülür. Sömürgelerde ekonomik altyapi ayni zamanda bir üstyapidir da. Sonuç sudur: Zenginsen Beyazsin. Beyazsan zengin. Marksist incelemeler sömürge meselesine yaklasimlarinda havada kalmak zorunda kalmislardir. Marx'in inceledigi kapitalizm öncesi toplum kavramina kadar (Marx'in görüsünü burada yeniden ele almaya gerek yok) böyle bir sey söz konusu degildi. Serf (köle) sövalyeden ayri bir yapiya sahipti. Ama dini hukuka müracaat bu statü farkliligini mesrulastirmak için gerekli ve kaçinilmazdi. Sömürgelerde, baska diyarlardan gelmis olan "yabanci" (sömürgeci) silahlar ve makineler sayesinde kendini kabul ettirmistir. Her seye ragmen sömürgeci yine de yabanci olarak kalmistir. Yönetici sinifi belirleyen sey, ne fabrikalar, ne ellerindeki mal mülk ve ne de bankalara yatirilmis olan paralardir. Yönetici sinif her seyden önce "baska diyarlardan" gelen ve yerlilere "benzemeyen" apayri insanlardir. Sömürge dünyasinin düzenine yön veren, yerlilerin toplumsal yapilarini yerle bir etmeyi yönlendirenler; ekonomik yapilari, giyim-kusami ve görünüs biçimlerini bütünü ile yikan siddet, yasayan tarih olmaya karar verdigi zaman, sömürge insani tarafindan özümlenecek ve istenen bir olgu olacaktir. Sömürgelestirilen halk o güne kadar kendisine yasaklanan sehirlere akin edecektir. Sömürge dünyasini havaya uçurmak bundan böyle net bir hedef olmus ve sömürge toplumunu meydana getiren insanlarin harekete geçmeleriyle daha anlasilir hale gelmistir. Sömürge dünyasinin yerle bir edilmesinden, sinirlarin ortadan kaldirilmasindan sonra iki belde arasinda yeni birtakim geçis yollari açilacaktir. Sömürge dünyasini yerle bir etmek, sömürgecileri daha iç kesimlere püskürtmektir, o kadar.

Sömürge dünyasinin sömürülen insanlar tarafindan hesaba çekilmesi bakis açilarinin akilci bir karsilastirilmasi degildir.

Evrensel olan hakkinda bir açiklama da degildir. Somut olarak ortaya konmus olan bir orijinalitenin bütünüyle dogrulanmasi demektir. Sömürgecinin dünyasi tamamiyla maniheist bir dünyadir. Sömürgeci için sömürge insanini polis ve jandarma sayesinde kusatmak yeterli degildir. Sömürgelerde görülen sömürünün totaliter özelligini ifade için, sömürgeci, sömürgelestirilen insani, "kötülüklerin sembolü" yapar.[1]Sömürgelestirilen toplum, sadece degerlerden yoksun olarak tanimlanmamistir. Yerli insan degerlerden yoksunlugu ve degerleri yok saymayi ahlaka aykiri saymistir. Sömürgecinin degerlere düsman oldugunu da ifade edelim. Bu anlamiyla ele alinirsa, sömürge insani kesin olarak kötüdür. Kendine yakin olan her seyi yikan, tahrip eden bir yapi... ahlaki ve estetik nitelige sahip her seyi dejenere eden, ugursuz güçlerin kaynagi, suursuz ve iflah olmaz bir araci... Meyer, Fransiz parlamentosunda, Cumhuriyeti Cezayir toplumuna götürürken soysuzlastirmamak gerektigini ciddi bir dille ifade etmisti. Esasinda, degerler, sömürgeci toplumla karsi karsiya gelindigi andan itibaren bozulmus ve bütünüyle zararli hale gelmislerdir. Sömürgelestirilen insanin gelenek ve görenekleri, mitleri, bilhassa da bu mitleri, bu yapisal bozulmanin kanitidir. Bunun için, parazitleri ve hastalik nedenlerini yok eden D.D.T. ile yumurtanin içinde kötülüklerle, sapikliklarla ve dogustan gelen ugursuzluklarla mücadele eden hiristiyanligi ayni plan için koymak gerekir. Sari hummanin gerilemesi, Incil'i yayginlastirma ayni hesaba katkida bulunan degisik olgulardir. Misyonerlerin zafer bildirileri sömürge toplumunda ortaya çikan yabancilasmanin nedenleri hakkinda bize bilgi verebilirler. Hiristiyanliktan söz ediyorum. Kimse bundan gocunmasin. Sömürgelerdeki kilise Beyazlarin, yabancilarin kilisesidir. Kilise sömürgelestirilen insanlari Tanri'nin yoluna degil, Beyaz Efendinin, zalimlerin yoluna davet etmektedir.

Bu maniheist tutum bazen mantigin sinirlarini asmakta, sömürgelestirilen insani, insanlik disi bir hale getirmektedir. Daha açik ifadesiyle sömürgelestirilen insani hayvanlar seviyesine düsürmektedir. Zaten sömürgecinin sömürgelestirdigi insani anlatmak için kullandigi dil, zoolojik bir dildir. Sömürgeci tasvir yapmak ve en uygun sifati bulmak istedigi zaman devamli olarak Ortaçag hayvan öykülerine basvurur. Avrupali çok az olarak imgelere müracaat eder. Sömürgecinin kendisi hakkinda ne düsündügünün farkindaydi sömürgelestirilen insan. Hizla artan nüfus... histeriye tutulmus yiginlar... tüm insanligin kaçtigi bu yüzler... bu acayip iri vücutlar.. bassiz-kiçsiz bu topluluk... günesin altinda sere serpe yatan bu miskinlik... bu üreme hizi... bütün bunlar sömürgecinin sözcük dagarciginin sadece birkaçini olusturur. General De Gaule "Sarilarin çoklugu"ndan söz eder. F. Mauriac da kisa zamanda dalga dalga yayilacak olan sari, esmer ve zenci topluluklardan söz eder. Hepsini bilir sömürge insani. Ve baskalarinin sözlerinde kendisinin hayvan olarak yer aldigini gördügü zaman da, güler sadece. Çünkü biliyor o, hayvan olmadigini.

Sömürgelestirilen insan agirligini hissettirmeye, sömürgecinin rahatini kaçirmaya basladigi zaman "kültür kongrelerine" delege olarak gönderilmekte, kendi orijinalitesini sergilemekte ve Avrupai degerleri tehlikeye sokmaktadir. Avrupa'ya özgü degerler söz konusu oldugu zaman, sömürgelestirilen insanlarda bir çesit gerilim, bir tür kasilma meydana gelmektedir. Sömürgecilikten kurtulus evresinde, sömürgelestirilen insan düsünmeye çagrilmistir. Onlara saglam degerler önerilmis ve sömürgecilikten kurtulusun ilkellesme olmayip, saglam, yönlendirilmis ve denenmis degerlere dayanmak gerektigi israrla vurgulanmistir. Beyazlarin deger yargilarinin üstünlügünü temin eden siddet ve saldirganlik sömürgelestirilen insani bu degerler karsisinda biyik altindan güldürmüstür. Sömürge sistemi içinde sömürgelestirilen insan Beyazlarin degerlerinin üstünlügünü kabullendigi zaman, iste ancak o zaman, sömürgeci sömürgelestirilen insani yerden yere vurmayi birakir. Halbuki sömürgecilikten kurtulus evresinde sömürgelestirilen insan sömürgecilerin degerleriyle alay etmekte, onlara küfretmektedir.

Bu olgu genellikle maskelenmistir. Çünkü sömürgecilikten kurtulus evresinde bazi sömürge aydinlari sömürgeci ülkenin burjuva aydinlari ile iliski halindedirler. Bu evrede yerli halk garip bir halk olarak görülmüstür. Sömürgeci burjuva aydinlarinin bir kismini tanima firsatini bulan yerli aydinlari birtakim nüanslar ortaya koyabilmek için bu olgu üzerinde yeterince durmamislardir. Buna karsilik özgürlesme evresinde sömürgeci burjuvazi büyük bir sevkle "elit" kesimle iliski kurmanin yollarini aramistir. Bu, degerler üzerinde elitlerle ciddi diyaloglara girmek demektir. Sömürgeci burjuvazi sömürgelerde egemenliklerini kabul ettirmenin olanaksizliginin farkina vardigi zaman teknik degerler ve kültür alaninda cephe gerisinde kavga vermeyi kararlastirir. Oysa ki, gözden irak tutulmamasi gereken konu, sömürge halkinin bu meselelerin yabancisi olduklaridir. Sömürgelestirilen halk için en önemli deger topraktir. - çünkü en somut olan da budur. - Ekmegini ve onurunu temin ettigi, toprak. Ama bu asalette "insan kisiliginin asaleti" bakimindan sözü edilecek hiçbir sey yoktur. Bu ideal insan kisiligi üzerinde hiçbir zaman derli toplu bir sekilde durulmamistir. Hiçbir ahlak ögreticisi, hiçbir din adami, hiçbir zaman, sömürge insaninin yerine eziyete katlanmamis, hiçbiri ekmegini onlarla paylasmamistir. Sömürgelestirilen insan için moral hocasi olmak demek, somut bir biçimde sömürgecinin büyüklügünü gizlemek, tek kelime ile sahnenin disina kaçmak demektir. Sömürgelestirilen insan sömürgeciye esit oldugunu öne sürdügü zaman hemencecik meshur "insanlarin birbirlerine esit oldugu" ilkesini karsisinda bulur. Bunu sömürgelestirilen insanin sömürgeciden daha üstün duruma gelebilmek için savasmasi izler. Esasinda sömürgelestirilen insan çok önceden, sömürgecinin yerini kapmayi, onun yerine yerlesmeyi kafasina koymustur. Görüldügü üzere yok olup giden tamamiyla maddi ve ahlaki yapidir. Sömürgecinin kuyruguna takilmis olan aydin, sömürgeci ile sömürgelestirilen insanin baris içinde bir arada yasamalari için mücadele edecektir. Farkina varilmayan konu, sömürge baginin yok olmasiyla birlikte, sömürgecinin kalmasi ve varligini devam ettirmesi için hiçbir nedenin olmadigidir. Liberal adini verdigimiz Avrupali azinligin, Fransiz Hükümeti ile Cezayir Hükümeti arasindaki pazarliklar öncesinde tutumunu benimsettirmis olmasi hiç de tesadüfi bir durum degildir. Fransizlar "çifte vatandaslik" öne sürerler. Bu ise, sömürge insaninin cezalandirilmasi demektir. Sömürgeci de farkindadir, bunun.

Sömürgelestirilen insan yasadigi hayatin, nefes alis-verisinin, kalp atislarinin sömürgecininkilerle ayni oldugunun farkina varir. Sömürgecinin postunun kendisininkinden daha kiymetli olmadigini anlar. Bu tespitler önemli çalkantilara yol açacaktir. Sömürge insaninin devrimci ve yeni dayanaklari bu tespitlemelerdir. Benim hayatim onunkinden daha önemli ise, o halde bakislari beni sasirtmayacak ve sesi beni sakkina çevirmeyecektir. Varligi beni yolumdan çeviremeyecektir. Aldirmiyorum artik. Çareyi kaçmakta bulacagi birtakim tuzaklar hazirliyorum ona.

Sömürge baginin, dünyayi kabul ettirdigi bölünmelerle sekillendigini belirtelim. Sömürgecilikten kurtulus bazen irk, bazen de ulusal temeller üzerinde var olan hetorojenlige çeki-düzen verir. Baskan Senghor'un dalaverelerini anlatan Senegallilerin söyle bir sözleri var: "Biz kadrolardan Afrikalilasmalarini istemistik. Senghor ise Avrupalilari Afrikalilastiriyor." Sömürgecilikten kurtulus gerçeklessin veya gerçeklesmesin sömürge insaninin farkina varabildigi husus sudur: Sonuncularin birinciler olmalari.

Sömürgelestirilen ülkenin aydini bu mesaja birtakim degisiklikler getirir. Zaten ayni motivasyon aydin için de geçerlidir. Yönetici sinif... teknik kadrolar... uzmanlar... Sömürgelestirilen insan bu tür ayrimlari sabote edici oyunlar olarak görür. "Özgür insanlar olmak hiç de zor degilmis." Nerede olursa olsun sömürgelestirilen insanlarin agzindan duyulur bu söz.

Gerçek anlamda özgürlük hareketi ortaya kondugu, halkin kaninin aktigi, askeri dönemin aydinlarin geri çekilmelerine neden oldugu dönemlerde, sömürgeci burjuva çevrelerinde aydinlarin basvurduklari üstyapilarin yok oluslarina tanik olunur. Üniversite çevrelerinin yardimi ile sömürgeci, sömürgelestirilen insanin ruhuna demir atar ve degerlerini yerlestirir onlarin kafalarina. Söz konusu degerler, Avrupa'ya özgü degerlerdir. Sömürgelestirilen insan, bu degerlerin dogrulugunu kabullenmekte ve Greko-Latin esaslarin uyanik bekçisi gibi hareket etmektedir. Oysa özgürlük savasi esnasinda sömürgelestirilen insan, halkla yeniden iliski kurdugu zaman, bu zorlama bekçiligin yerle bir oldugunu görecektir. Insan ruhunu yüceltiyor gibi gözüken bu degerler ise yaramaz degerler olarak görülürler. Çünkü bu degerler, halkin baslattigi savasi kapsayan degerler degillerdir.

Bireysellik... bireysellik... bireysellik... Sömürgelestirilen insanin akil hocalarindan ögrendigi buydu.

Sömürgeci burjuvazi, zenginligin düsünce zenginligi oldugunu belirterek, herkesin kendi ruh yapisi içine kapandigi tipte fertlerden olusmus bir toplum düsüncesini sömürge insaninin kafasina vura vura sokmustur. Buna karsilik özgürlük savasi esnasinda halkin içine girme firsati bulan sömürge insani, bu düsüncenin yanlisliginin farkina varacaktir. Mücadele kadrolari kendisine alisilmisin disinda bir sözcük dagarcigi sunacaklardir. Erkek kardes... kiz kardes... arkadas... bunlar sömürgeciler tarafindan yasaklanmis kelimelerdir. Çünkü benim için kardesim, cep harçligimi temin ettigim; arkadasimsa çaresine bas vurdugum insanlardir. Sömürgelestirilen ülkenin aydini kendi kendisine atese atilma cezasi veren insanlar gibi kendi putlarinin yakilmasina katkida bulunmustur. Egzotizm... kendini begenmislik... agizdan çikan her kelimeyi kapmaya yatkin çocuksu tembellik... Sömürgeci kültür tarafindan beyni bombardiman edilen sömürgelestirilen ülkenin aydini, kasaba meclislerinin istikrarliligini, halk komisyonlarinin yogun etkinliklerini, merkezi ve yerel birimlerin verimliliginin üstünlügünü derhal farkedecektir. Ya toptan parali askerler tarafindan yok edinilecektir, yahutta topyekun olarak kurtulunacaktir. Bu tür bir kurtulus ise sömürge baglaminda yasaklanmistir.

Kisa bir zamandan beri otokritikten söz ediliyor. Bu mekanizmanin Afrikalilara özgü olup olmadigini bilmek gerekir. Kuzey Afrika'da olsun, Bati Afrika'da olsun bir kasabada meydana gelen karisikliklarin, herkes, genelde tartisilmasini istiyor. Ortak, ince bir nükte ile kendi kendini elestiri. Sonuçta herkesin istedigi de budur. Hesaplar... garip suskunluklar... art niyet ve düsünceler... Aydin, halkin içine girebildigi ölçüde terk eder bunlari. Toplumun bu noktada baskin çiktigini ve kendi özünü aydinlara kabul ettirdigini belirtmek yerinde olacaktir.

Özgürlük mücadelesinin yeterince yankilanmadigi beldelerde, sömürgecilikten kurtulusun meydana gelmesi, becerikli zeki ve kurnaz aydinlarin ortaya çikmasi, belki böylece gerçeklesir. Sömürgeciligin dünkü simarik çocuklari bugün ulusal otoriterler olmakta, ulusal kaynaklarin yagmalanmasini organize etmektedirler. Hainler, kanuni hirsizliklarla, hilelerle yükseliyorlar. Bugünkü ulusal sefalet üzerinde ithalat-ihracat, anonim sirketler, borsa oyunlari, rüsvet, iltimas, israrla ticari faaliyetlerin kamulastirilmasini, milleti soymanin mutlak gerekliligini çekinmeden ifade ediyorlar. Bu duyarsizlik ve güçlük devresinde yaptiklari vurgunlar, derhal halkin öfke ve siddetine neden olur. Bu sefil, kendi basina buyruk halk, Afrika'da ve bu günkü uluslararasi baglamda hizla toplumsal suura sahip olmaktadirlar. Bu cüce sahsiyetler bunu anlamakta gecikmeyeceklerdir.

Sömürgecinin kültürünü özümlemesi ve suursuzca ona katilmasi için sömürge insaninin birtakim dayanaklar bulmasi gerekmekteydi. Sömürgelestirilen ülkenin aydini, sömürgeci burjuvazinin düsünce biçimlerini kendi düsünce biçimleri haline getirmistir. Bunu diyaloga girme konusundaki yetersizliginde görebiliriz. Çünkü sömürgelestirilen ülkenin aydini obje ile düsünce arasinda baska türlü davranmasini bilememektedir. Halkin içinde vurustugu ve savastigi zaman ise hayretler içinde kalmaktadir. Halkin sagduyusu ve onuru sayesinde tamamen uysallasmistir. Onu bekleyen tehlike halkçilik yapmasidir. Halkin her söyledigi söze göre düsüncesini ayarlayan, evetefendimci bir hale gelmis ve yargilari degismistir.

Bu asamada aydin, siradan bir oportünist gibi hareket etmektedir. Entrikalari bitmemistir bir türlü. Halk için hiçbir zaman aydini sikistirmak, veya reddetmek söz konusu degildir. Halkin istedigi sey, her seyin ortaklasa olarak yapilmasidir. Toplumsal dalgalanma içinde sömürgelestirilen ülkenin aydinin saplantisi garip bir ayrinti merakiyla degismis olacaktir. Söz konusu olan halkin direnisçi olmasi degildir. Halk yankilanmalarin anlamini, nereye gidildigini ögrenmek, anlamak ister. Baslangiçta halkin içinde olan aydin ayrintiya önem verir. Bu yüzden savasimin asil amaci olan sömürgeciligin ortadan kaldirilmasi unutuluverir. Mücadelede çesitli hareketlere kendini kaptiran sömürge aydini yerel görevlerle kendini sinirlamak egilimindedir. Her seyle her zaman ilgilenmez. Aydin kesim, halk devrimine disiplin, uzmanlik ve alan gibi kavramlar getirir. Cephenin hassas noktalarinda bulunan aydin, yerel bir güçlükle karsilasma durumunda hareketin birligi görüsünü kaybeder ve kendi kendine kuskuya düser. Ümitsiz görünür. Halksa, tam tersine daha isin basinda genel birtakim tavirlar benimser. Toprak ve ekmek: Ne yapmak gerekir bu ikisine sahip olmak için?

Gerçeklik meselesi dikkatlerimizden uzak tutulmamalidir. Halk için gerçek olup olmama, ulusal olup olmamaya baglidir. Hiçbir mutlak gerçeklik, hiçbir ruh temizligi bu durumu önemsizlestiremez. Kolonyal durum aldatmacasina sömürge insani ayni aldatmaca ile karsilik verir. diger uluslara ve sömürge insani ayni aldatmaca ile karsilik verir. Diger uluslara ve sömürgecilere karsi tutum bellidir. Gerçek, sömürge sisteminin çöküsünü hizlandiran ve ulusun dogusunu gerçeklestiren, yerlileri koruyan ve yabancilari yok eden seydir. Kolonyal baglamda hakikatin yol göstericisi yoktur. Iyi sadece onlarin canini yakan seydir. Sömürge sistemini belirleyen baslangiçtaki mahieizm sömürgecilikten kurtulus evresinde de varligini devam ettirir. Sömürgeciye karsi her zaman düsman, hasim olunmasi ve sömürgecinin mutlaka savasilacak insan olmasi bundandir. Sömürgeci -zalim- yasadigi beldede sömürüsünü, hareketini, yagmalamasini ve egemenligini sürdürür. Diger beldede ise (sömürgelestirilen beldede) yagmalanan mallar saraylara ve metropollere akar. Bu sakin beldede dis görünüs oldukça durgundur... Dalgalar kumsallar üzerinde kaymakta... sömürgelestirilen insan her zamanki gibi hayallere dalip gitmektedir. Sömürgeci bir tarih kaleme alir. Yasami bir destan ve bir serüvendir. Her seyin baslangici o: "Bu dünya, bu dünyayi biz kurduk." Degismeyen etken odur. "Biz buradan gidersek her sey yok olur ve bu belde, Orta Çagdaki durumuna döner."

Sömürgeci bir tarih kaleme alir ve ne yaptiginin da bilincindedir. Kendi metropol tarihine basvurdugu için bu metropolün uzantisi olarak burada bulundugunu ifade eder. Yazdiklari tarih, soyup sogana çevirdikleri ülkenin tarihi degil, korsanlik eden hirsizlik yapan, kendi uluslarinin tarihidir. Sömürgelestirilen insanin mahkum edildigi sessizlik, ancak, sömürgelestirilen insanin sömürgecilikten kurtulusun tarihini, ulusal tarihini yapmak için yagma tarihine ve sömürgeciligin tarihine bir son vermeye karar verdigi zaman bozulur.

Bölümlenmis, manihesit, hareketsiz heykeller.. fetih yapan generalin heykeli... kamçisi ile yaralar açan, makineleriyle taslari paramparça eden bir dünya. Sömürge dünyasi budur iste. Yerli, hapsedilmis bir varliktir. Irk ayrimciligi ise sömürgeci dünyanin tutumlarindan sadece birisidir. Yerli insanin ögrendigi ilk sey, yerinde oturmasi, haddini asmamasidir. Bunun içindir ki sömürgelestirilen insanin kurdugu hayaller, gerginlik hayalleri, harekete iliskin düsler ve saldirganlik hayalleridir: Kosmayi, yüzmeyi, yükseklere tirmanmayi, kahkahalarla gülmeyi, bir adimda nehri geçmeyi, hiçbir zaman beni yakalayamayacak olan arabalarin beni takip etmesini düsünüyorum. Sömürgecilik evresinde sömürgelestirilen insan aksamin dokuzundan sabahin altisina kadar özgürdür.

Sömürgelestirilen insan, damarlarindaki bu yerlesik saldirganligi önce kendi hemcinslerine karsi ortaya koyacaktir. Bu devre zencilerin kendi aralarinda dalastiklari, polislerin ve sorgu yargiçlarinin Kuzey Afrikalilarin sasirtici cinayetleri karsisinda neye ugradiklarini bilemedikleri devredir. Bu olgu üzerinde neler düsünülebilecegini ilerde görecegiz.[2]Bu devrede sömürge insani kendisini artan bir gerilim içinde bulacaktir. Sömürgecinin dünyasi düsman, ayni zamanda istek duyulan bir dünyadir. Sömürge insaninin her zaman sömürgecinin yerine yerlesmek istedigini görmüstük. Sömürgelestirilen insan bunu sömürgeci olmak için degil, onun yerine geçmek için yapar. Bu düsman, salgirgan ve can sikici dünya, bütün can sikiciligi sömürgelestirilen insan tarafindan kabul edilmedigi için hemencecik uzaklasmayi isteyeceginiz bir cehennemi degil, kapisinda azgin çoban köpeklerinin bekledigi bir cenneti andirir.

Sömürge dünyanin pek çok isaretlerinin anlamini güçlükle kavrayabilen sömürgelestirilen insan, her zaman tetikte bekler. Çizilen sinirlari asip asmadigini hiç bir zaman bilemez. Sömürgeci tarafindan düzenlenen dünyada kendini her zaman suçlu kabul eder. Sömürgelestirilen insanin suçlulugu kabullenilmis bir suçluluk olmayip, bir çesit ugursuzluk, Demokles'in kilici gibi üzerinden gitmeyen bir ugursuzluktur. Oysa sömürgelestirilen insan, hayati boyunca yalvarip yakarmak nedir bilmez. Aldatilmistir, ama usak edilememistir. Hor görülmüs, ama kendisinin asagilik bir yaratik olduguna inandirilamamistir. Yükselmek için sömürgecinin uyanikligini kaybetmesini beklemektedir. Gerilim içinde, her zaman beklemede kalmistir. Huzursuz, tedirgin insanlar olduklari söylenemez. Kendi rolünü birakip, kendisini avlayanlarin rolünü almaya hazirdir. Sömürgelestirilen insan, istekli bir sekilde iskenceci olmak isteyen, iskence görmüs insandir. Toplumsal sembollere çogu kez yasaklamalara, mevcut kanunlara basvururlar. Bu sembollerin tasidigi anlam sudur: Kimildama, ama savasa hazir ol. Sömürgecinin yerini alma içgüdüsü, her an gerginlige yol açacaktir. Belli duygusal sartlarda karsilasilan engelin, hareketi belli yönlere yönelttigini biliyoruz.

Sömürgeci ile sömürgelestirilen insanlar arasinda iliski kitle iliskisidir. Sömürgeci nicel olarak gücünü ortaya koyar. Teshircidir. Güvenlik endisesi sömürgeciyi yüksek sesle, burada efendi benim! diyerek sömürgelestirilen insana hatirlatmada bulunmaya kadar götürür. Sömürgeci, sömürgelestirilen insanda, ortaya çikmaya basladigi anda önüne geçtigi bir öfke meydana getirir. Sömürgelestirilen insan sömürgeciligin kiskaci altina alinmistir. Sömürgelestirilen insanin içinde bulundugu gerilim, zaman zaman kabile kavgalari, ikili çatismalar gibi kanli eylemlerle ortaya çikar.

Fertler düzeyinde gerçek anlamda sagduyunun inkârina tanik olunur. Bütün gün sömürgecinin veya polisin sömürgelestirilen insanin kanini emmesi, ona küfretmesi ve onu dize getirmesine karsin, sömürgelestirilen insanin yine de biçagini çekip kendisi gibi sömürgelestirilen insanlara düsmanca bir gözle baktigi ve onlara saldirdigini görürüz. Çünkü sömürgelestirilen insanin en son çaresi kisiligini kendi hemcinslerine karsi savunmasidir. Kabile kavgalari hatiralarda kalan eski kin duygularini sürdürmeden ibarettir. Intikamlarda gerilimini kaybeden sömürgelestirilen insan, sömürgecilik diye bir seyin olmadigina, bunun geçmiste kaldigina, tarihin akisina devam ettigine kendisini inandirmaya çalisir. Burada açikça görülen sudur: Kabile kavgalarindaki kolektif olarak kendi kendini yok etme yolu, sömürgelestirilen insanin gerilimlerini giderme yollarindan biridir. Bu davranislarin hemen hepsi tehlike karsisinda ortaya çikan ölüm refleksi, sömürgecinin varligini ve egemenligini güçlendiren, sömürge insanlarinin kabul edilemez olduklarini gösteren intihar tesebbüsleridir...

Hayat devam eder ve geri kalmis toplumlarda korkunç bir sekilde hizla sayilari artan mitler araciligiyla sömürgeci, sömürgelestirilen insanlarin saldirganliklarina son verir. Leopar-Adam... Yilan-Adam... Alti Ayakli-Köpek. cins cins küçük hayvanlar ve devler... Yasaklamalar... bütün bunlar sömürge insaninin çevresinde sömürge dünyasindan daha korkunç bir dünyaya meydana getirir. Yerli topluma egemen olan bu büyülü üstyapi onun cinsel hayatini da etkilemistir. Geri kalmis toplumlarin özelliklerinden biri de cinsel içgüdünün bir grup, bir aile meselesi olmasidir.

Beni korkutan büyü ve mit atmosferi apaçik bir gerçek olarak ortaya çikar. Içime korku düsüren bu büyü ve mit atmosferi beni geleneklerin, ülkemin, ulusumun içine dahil etmekte, dahasi bana bir statü, uygar bir kimlik sunmaktadir. Geri kalmis toplumlarda gizlere iliskin plan, kolektif bir büyü planidir. Olaylarin kafamin içinde gittikçe belirginlestigi, içinden çikilmaz örgüsü ile beni yaniltmaya çalisan bu durum kendi dünyamla, bizim (sömürge insanlarinin) dünyasi arasinda bir devamliliktir. Inanin bana Zombiler (hortlaklar) sömürgecilerden daha korkunçturlar. Sorun artik, sömürgecilikle donatilmis olan dünyaya borcunu ödeme sorunu degildir. Gece sokaga çikmadan, tükürmeden, çis yapmadan önce tekrar tekrar düsünmek sorunudur.

Dogaüstü büyülü güçler sasilacak ölçüde korkunç ürküntü veren güçlerdir. Sömürgeci güçler artik zayif, üstünkörü düzenlenmis güçlerdir. Mitlerin korkunçlugu göz önüne alindigi zaman sömürgeci güçlere karsi artik savasilmayacaktir.

Bununla birlikte, özgürlük savasinda, eskiden gerçek disi alanlara kayan bu kavim, büyük korkulara maruz kalir, ama düssel karisikliklardan kurtulmakta, yeniden kendisine bir çeki düzen vermekte, son derece reel ve açik silahlarla ve kanla hayatini sürdürmektedir. Savasçilarin beslenmesi için kendini hasretme... nöbet tutma... muhtaç ailelere yardim... öldürülen yada hapse giren bir aile erkeginin yerini alma... savas içinde halkin davet edildigi görevlerden sadece birkaçidir bunlar.

Sömürge dünyasinda sömürgelestirilen insanin his dünyasi yakici bir etken, kanayan bir yara gibi bir anda parlayan bir yapidir. Gerilim içindeki hissi duyarlilik, görünmeyen koruyucular tarafindan denetlenme, kisiligin özüyle dogrudan iliskili olarak, krizin çözümsüz devinimleri içinde erotizmle tatmin bulacaktir.

Bir baska bölümde sömürge insaninin hissi duyarliliginin az veya çok çilginca danslarda tükenip gittigini görecegiz. Bunun içindir ki sömürge dünyasinin incelenmesi kaçinilmaz olarak dans ve cinsel iliski olgularinin anlasilmasi ile ilgilidir. Sömürge insaninin rahatlamasi demek, saldirganlik içinde sinirlerinde meydana gelen gerilimin, siddetin kanalize edilmesi, sinirlerinin yatismasi demektir. Dans buna olanak verir. Sömürge insanini korur. Belirlenen tarih, saat ve yerde erkek-kadin herkes kabilenin gözü önünde bir araya gelir ve birtakim hareketler yapmaya baslarlar. Her seye izin verilmistir bu dans çemberi içinde. Ayin çok yakininda olabilmek için doruklarina tirmanilan tepe, arinmanin, temizlenmenin yikanmanin ve dansin amaçlarina ulasabilmesi için insanin kayip gittigi kiyilar... kutsal yerlerdir. Her sey serbesttir dansta. Çünkü engellenen cinsel içgüdünün, yasaklanan saldirganligin ve volkanik olusumlarin açiga çikmasi için bir araya gelinir dansta. Ölüm temsilleri... ata binme gösterileri... cinayet oyunlari... hepsinin sergilenmesi gerekmektedir. Bütün kizginliklar volkanik lavlar gibi disari atilir insan bedeninden.

Daha ileri asamada cinlenmelerin perilenmelerin içine düsmekteyiz. Daha açik ifadesiyle cinsel iliski kurma-kuramama sahneleridir sözü edilen. Vampirizm.. Zombilerle, cinlerle, Legba ile cinsel iliski kurma.. Tanri Vaudou'yu güzellestirmis.. Kisiliginde meydana gelen ikilemler, çözümsüzlükler, sömürge insaninin durgun dünyasinin olusumunda önemli fonksiyonlara sahiptir. Dansa giderken sabirsizdir, her seyi çigner geçer erkek ve kadin. Dönüste ise sakindir, rehavet, sükun, sulh gelir kasabaya.

Özgürlük savasi boyunca, bu dansa gidip gelmeler konusunda garip bir sogukluk göze çarpar. Sirtini duvara yaslama... cinsel organlarina elektrik soku verilmesi... Sömürgelestirilen insan, geçmisini aklina bile getirmeyecektir.

Hayallerle geçen yillardan, sasirtici düslere gömüldükten sonra, sömürgelestirilen insan parmagi tetikte, varligini yadsiyan tüm güçlere, sömürgeci güçlere meydan okur. Ates ve esaret atmosferi içinde büyüyen sömürgeli genç, kendi kendisi ile alay eder. Iki basli atlardan, yeniden dirilen ölülerden, insanlarin bedenlerine girebilmek için esnemelerinden yararlanan cinlerden alayla söz edecektir. Sömürgelestirilen insan gerçegi görür ve bagimsizlik yolunda, siddete basvurmada davranislarini degistirmeye çalismaktadir bu yeni kusagin.

Sömürge dönemi boyunca, siddetin, bir an parlayip sönen kivilcim seklinde yok olup gittigini görmüstük. Dansin ve cinsel iliskilerin verdigi duygusal bosalimlarla kanalize edildigine de isaret etmistik. Ayrica kardes kavgalariyla da tüketildigini belirtmistik. Sorun simdi yeniden yönlendirilme durumunda, siddetin tasidigi espriyi yakalayabilme sorunudur. Mitlerden hoslanan, kolektif intihar firsatlari bulmaya çalisan siddetin yeni bir yön kazanmasini saglayacak olan da bu yeni kosullardir.

Sömürgelerin bagimsizligina kavusmalariyla birlikte, günümüzde, siyasal taktik ve tarih alaninda çok önemli bir teorik sorun ortaya çikmistir. Ulusal özgürlesme hareketinin vaktinin ne zaman geldigini bilebilir miyiz? Öncü kesim kim olacaktir? Sömürgecilikten kurtulus, degisik sekillerde ortaya çiktigindan, insan, su gerçek sömürgecilikten kurtulustur, bu degildir diyemez. Öncü olacak insan için taktik ve kullanilacak araçlar, yani organizasyon ve hareket konusunda bir karar vermenin aciliyeti söz konusudur. Girisilen harekete dört elle sarilmaktan baskaca da bir yol yoktur.

Sömürgecilik evresinde, sömürgelestirilen insana yeni yollar, yeni olusum olanaklari temin eden yapilar hangileridir? Bunlar basta siyasal partiler, aydinlar ve ticari alandaki elit kesimdir. Belli siyasal yapilari sekillendiren bu kesim belli prensipler ortaya koymakla beraber hedef gösteren sloganlar ortaya atmaktan kaçinirlar. Sömürgecilik evresinde siyasal partilerin yaptiklari tüm etkinlikler seçim etkinlikleridir. Halkin kendi haklarini kendisinin elde etmesi, onurunu ve ekmegini kazanmasi, hakkinin korunmasi konusundaki felsefi ve politik incelemelerin bir ürünü, "herkese seçim hakki" ilkesinin uygulanmasi demektir bu. Ulusal partiler güçlerini kanitlama konusu üzerinde hiç mi hiç durmazlar. Çünkü bakis açilari, kesinlikle sistem tarafindan bütünüyle karmakarisik hale getirilmistir... Ulusal partiler sömürge burjuvazisine gerekli olani dile getirirler: "Bize daha fazla güç verin."

Siddetin kendine özgü yapisi konusunda elitlerin kafasinda net bir anlayis yoktur. Sözlerinde kati, davranislarinda reformisttirler. Ulusal burjuva kadrolari bir seyler söyledikleri zaman bu onlarin bir sey düsünmediklerine isarettir.

Ulusal partilerin bu özelligini hem kendi kadrolarinin ve hem de seslendikleri insanlarin kalitesiyle ilgili görmek gerekir. Ulusal partilerin hitap ettigi kesim sehirli insandir: Isçiler... ögretmenler... küçük zanaat erbabi ve sömürge durumundan yararlanmaya baslayan tüccarlardir. Kisisel çikar pesindedir, insanlar. Istedikleri sey, daha iyi bir gelecek ve daha fazla kazançtir. Bu siyasi partilerle sömürgecilik arasindaki iliski hiç kesintiye ugramamis, hiç mi hiç degismemistir. Düzenlemeler... seçim adayliklari... basin özgürlügü... dernek kurma özgürlügü... üzerinde tartistiklari konulardir. Reform tartismasi yapilir. Metropole ait siyasal kuruluslarin subelerinde önemli sayida yerlinin nöbet tuttugunu görmek sasirtmamalidir bizi... Kavgaya yön veren seyin ulusal düzenin sloganlari oldugu akillarinin ucundan bile geçmez. Sömürgelestirilen ülkenin aydini, saldirganligini sömürge dünyasi ile özdeslesebilmek için tüketti. Böylece bireysel olarak özgürlügünü elde etmis, kölelikten kurtulmus bir sinif dogdu. Aydinin istedigi, azatli kölelerin sayisini artirabilme, çagdas köleler toplumunu yeniden organize etme olanagina kavusmasidir. Halkin istedigi ise kisisel basari sansinin artmis olmasini görmek degildir. Istedikleri, sömürgecinin statüsüne erismek degil, sömürgecinin yerini almaktir. Sömürgelestirilen insanlarin istedigi, sömürgecinin ölüsü degil dirisidir. Bu halk, yiginlari için, sömürgeci ile rekabete girme söz konusu degildir. Onlar sömürgecinin yerini almak isterler.

Köylü sinifi ulusal partilerin çogunun propagandalari ile sistemli olarak ihmal edilmistir. Oysa sömürge ülkelerinde tek devrimci kesim bu köylü sinifidir. Köylülerin kaybedecekleri hiç bir sey yoktur. Kazanacaklari ise pek çok. Güçsüzlestirilmis, aç birakilmis, sömürülmüs köylü sadece siddetin kendisine bir seyler verecegini çok çabuk kavrar. Onun için uyusma ve uzlasma söz konusu degildir. Sömürgelestirme ve sömürgecilikten kurtulus sadece bir güç meselesidir. Sömürgelestirilen insan, özgürlügüne kavusmasi için siddet dahil her vasitanin gerekli oldugunu fark eder. 1956'da Guy Mollet'in Cezayirli sömürgecilerin gözü önünde kellesi uçuruldugu zaman Ulusal Bagimsizlik Cephesi dagittigi el ilanlarinda sömürgeciligin bogazina biçagi dayamaktan vazgeçmedigini, hiçbir Cezayirlinin bu ifadelerden korkmadigini göstermisti. Afis sadece Cezayirli insanlarin yüreklerinde yasattiklari duygulari ifade ediyor. Sömürgecilik, düsünen, akli olan bir yapi degildir. Dogal olarak, bir siddet eylemi ancak daha büyük güçte bir baska siddet karsisinda boyun egebilir.

Sonuca götürecek uygulamaya girisildigi zaman, o zamana kadar kus tüyü yataginda yatmakta olan burjuvazi, iste o zaman harekete geçer. Kolonyal durumun ortaya çikisi diye isimlendirebilecegimiz yeni bir kavrami gündeme getirir. "Siddete paydos." Genel anlami içinde bu siddete son verme, sömürgelestirilen ülkenin ekonomistleri ve kültür elitlerine sömürgecinin de kendileriyle ayni amaçlara sahip oldugunu, toplumun selameti için bir anlasmaya varmanin kaçinilmaz oldugunu ifade eder. Siddetten kaçinma (siddete basvurmama) yemyesil bir halinin etrafinda, her seyden önce tuhaf hareketlerle, sevgi ve acima gösterileriyle sömürge meselesine çözüm getirme tesebbüsüdür. Fakat halk, yesil halinin çevresine sandalyeler yerlestirilmesini beklemeden onlarin sesinin, varliklarinin kendilerini yaralamaya, öldürmeye basladiginin farkina vardigi an ulusal burjuva partilerinin sorumluluklarinin, "elitlerinin" sömürgecilere kostuklarini ve onlara "Durum çok kötü. Olup bitenlere nasil son verilecegini bilemiyoruz. Bir çare bulmak lazim. Bir orta yol bulmak gerekir." seklinde konustuklarina tanik olunur.

Bu "orta yol" kavrami sömürgecilikten kurtulus olayinda çok önemlidir. Çünkü tek basina bir kavram degildir bu. Sömürge sistemini içine aldigi gibi yeni ulusal burjuvaziyi de içine alir. sömürge sistemini elinde tutanlar halkin her seyi yikma tehlikesi tasidigini görürler. Köprülerin havaya uçurulmasi... Çiftliklerin yerle bir edilmesi... baskinlar... Kisacasi savas her seyi ciddi sekilde etkiler. Bu kasirganin neler getirecegini bilemeyen, bu kuvvetli firtina ile yok olacaklarindan, sömürgecilere "bu cinayetlerin önüne geçmeye gücümüz yeter, halkin bize güveni var, yok olmak istemiyorsaniz acele edin" demekten korkan ulusal burjuvazi için "orta yol" budur. Daha ileriki evrelerde ulusal parti yöneticisi siddetle kendisi arasinda bir mesafe birakir. Açikça bu teröristlerle, bu adam bogazlayicilarla yapacagi bir seyi olmadigini söyler. Yapacagi en iyi sey sömürgecilerle sömürgelestirilen insanlar arasinda "sözcülük" yapmaktir. Sömürgelestirilen insanlarla yüz yüze konusamayan sömürgeciler bu "sözcü"lerle pazarliklara baslamak istemektedirler. Bunun içindir ki ulusal savasin cephe gerisinde, savasin bu cephesini elden birakmayan halkin partisi, uzlasma ve pazarliklarin öncülügüne getirilmis bulur kendisini. Parti bu yüzden. sömürgecilikle iliskisini hiçbir zaman kesmemistir.

Pazarliklar öncesinde ulusal partilerin çogu bu "vahset"i dile getirip kendilerini "mazur" göstermekle yetinirler. Halk hareketini istemezler. Bu hareketlerin metropol kamuoyunda ve metropol basini tarafindan tiksinti duyulan hareketler olarak görülmeleri hiç de garip bir sey degildir. Olaylari objektif görme egilimi, bu sükunet politikasinin mesru mazeretini teskil eder. Fakat sömürgelestirilen ülke aydinlarinin ve ulusal parti yöneticilerinin degismeyen tutumlari objektiflikten uzaktir. Esasinda bu ulusal parti yöneticileri ve sömürge aydinlari, kendi kisisel çikarlarinin savunmasinin en etkin vasitasi olarak, siddetin, yiginlarin sabirlarini tasirdigindan emin degillerdir. Siddet metotlarinin etkisiz kalmasi da olasi. Onlar için kuvvete basvurarak sömürgecinin baskisini kirma girisimi ümitsiz ve intihara yönelik bir davranistir. Onlarin beyinlerinde sömürgecinin tanklari ve uçaklari iyice yer etmistir. Onlara "harekete geçmek gerekir" dendigi zaman kafalarina bombalar ve roketler yagar... uzun yollar... eli silahli görevliler... top mermileri gelir akillarina ve kala kalirlar olduklari yerde. Kaybeden taraf onlardir. Siddet yoluyla üstün gelmedeki yetersizliklerini sergilemeye gerek yok. Günlük yasamlarinda, çalismalarinda bunu göze aliyorlar: Engels ve Dühring'in tartismalarinda kabul ettikleri çocuklarin durumunda kaliyorlar: "Robinson eline bir kiliç geçirince Vendredi'nin de safakla beraber elinde dolu bir tabanca ile ortaya çiktigini ve ‘siddet' iliskisinin iste o zaman ortaya çiktigini kabul edebiliriz. Vendredi zorluyor ve Robinson'un iflahi kesiliyor. Silah kilica galip geliyor ve en basit bir insan bile siddetin basit bir istek olmadigini, uygulanabilmesi için elverisli sartlari ve vasitalari gerektirdigini; vasitalardan daha mükemmel olanin daha az mükemmel olani alt edecegini görebiliyor. Ayrica bu silahlarin üretiminin zorunlu oldugunu, bununsa en mükemmel silahlari yapanlarin, daha az mükemmel silahlari yapanlara üstün gelecegi anlamini tasidigini fark edecektir. Tek kelimeyle siddetin basariya ulasmasi silah üretimine, silahin üretimininse genelde, siddetin emrine verilen maddi vasitalara, ekonomik yapiya ve güçlere dayanir."[3]Reformist yöneticilerin söyledigi de budur: "Sömürgecilere karsi neyle savasmak istiyorsunuz? Biçaklarinizla mi, yoksa av tüfeklerinizle mi?"

Mademki her sey bu aletlerin (silahlarin) bölüsümüne gelip dayaniyor öyleyse siddet için önemli bir konudur silah konusu. Fakat sömürgede yasayan teröristlerin özgürlügüne kavusmalari yeni bir isik getiriyor bu konuya: Napolyon, Ispanya Seferinde, asker sayisi 400.000'e ulasmasina ragmen 1810 Ilkbahar saldirilarinda geri çekilmek zorunda kalmisti. Üstelik Fransiz Ordusu elindeki silahlar ve araçlarla, askerlerinin egitimi ve askeri dehalari ile tüm Avrupa'yi tir tir titretiyordu. Napolyon ordusunun bol miktarda araç gerecine karsin yikilmaz bir imanla savasan Ispanyollar yirmi besine bile basmamis gerillalardi. Amerikali milisler, Ingiliz kuvvetlerine karsi denenmislerdi. Tröstler ve monopoller arasindaki rekabet sürecinde yeni bir unsur olmadigi takdirde, sömürgeli gerilla, diger siddet vasitalari karsisinda siddet vasitasi olarak bir hiç olacaktir.

Sömürgelestirmenin basinda bir sömürge genis bölgeleri kapsayabilir: Kongo... Fildisi Kiyilari... Nijerya vs... Fakat bugün sömürge insanin ulusal bagimsizlik savasi yepyeni bir alanda meydana gelmektedir. Ortaya çikis evresinde kapitalizm, sömürgeleri Avrupa pazarina aktardigi hammaddelerin kaynagi olarak görmekteydi. Sermayenin birikimi evresinden sonra, kapitalizm bir isin verimliligi anlayisinda degisiklikler yapar. Sömürgeler pazar durumuna gelirler. Sömürge halki ise, satin alan insanlar olurlar. El emegine dayanan ürünler ve sanayi ürünleri ihraci durdugu, ticaret yerinde saymaya basladigi an, bu askeri çözümün sonu demektir. Sömürgelestirmeye dayali körü körüne bir egemenlik metropol için verimli degildir. Metropolcü burjuvazinin tekelci kesimi, politikasi silah zoruna dayali olan idareyi desteklemez. Metropol finans kaynaklari ve sanayicilerinin hükümetten bekledigi halki öldürmek degil, onlari ekonomik anlasmalarla "yasal haklarla" ayakta tutmaktir.

Sömürgelerde ortaya çikan siddet güçleriyle kapitalizmin suç ortakligi vardir.

Zaten sömürgecinin karsisinda olan sömürülen insan degildir. Gelismeci ülkelerin ve halklarinin diplomatik ve siyasal yardimlari da söz konusudur bu siddet odaklarinin olusumunda. Sermaye sahiplerinin giristikleri acimasiz savas ve rekabeti vardir isin içinde. Tek bir Berlin konferansi Afrika'yi üç-dört millet arasinda pay etmis, bölüstürmüstür. Su anda önemli olan, su ya da bu Afrika beldesinin Fransiz ya da Belçika egemenligi altinda olmasi degil, önemli olan ekonomik alanlarin egemenlik altinda olmasidir. Top atesine tutma eylemi önemini yitirmis; toprak politikasi yerini kölelestirmeye birakmistir. Bugün su ya da bu sultana karsi baski savasi yapilmiyor. Daha az kan dökücü, daha çok yumusak davraniyor. Ayrilikçi sistemin barisçil yollarla silinip atilmasina çalisiliyor. Siddetten korkan ulusal yönetici sömürgeciligi "hepimizi öldürecek" diye düsünmesi pek yerinde degil. Askerler zaferden kalma oyuncaklarla oynaya dursunlar, finans çevreleri onlari hemencecik gerçege yöneltirler.

Bunun içindir ki ulusal siyasi partilerden isteklerini açik bir sekilde ortaya koymalari ve sömürgeciligin semsiyesi altinda sükunet içinde ve duygusalliga kaçmadan her iki partinin çikarlarina uygun düsecek bir çözüm yolu bulmasi istenmisti. Görüldügü üzere sendikal bir komedi olarak reformizm eyleme karar verdigi zaman bunu barisçi yollarla yapacaktir: Sehirlerde bulunan birkaç sanayi kurulusunda isi birakma... halk gösterileri... otobüsleri ve disardan alinan mallari protesto... tüm bu eylemler hem sömürgecilik üzerinde baski yaratmaya ve hem de halkin harcamasina yarayacaktir. Bu tansiyon düsürücü eylem, bu halka uygulanan uyku tedavisi bazen basariya ulasabilir. Yesil halinin etrafinda elde edilen basarilar Gabon Cumhurbaskani M'ba'yi söyle konusturacaktir. Paris'e yaptigi resmi ziyarette: "Gabon bagimsiz bir devlettir. Ama Gabon ile Fransa arasindaki mevcut iliskilerde bir degisme söz konusu degildir. Her sey evvelden oldugu gibi devam ediyor." Zaten degisen tek sey vardi. O da M'ba'nin Gabon'a Cumhurbaskani olmasi. Fransa Cumhurbaskani tarafindan kabul edilmesi.

Sömürgeci burjuvazi, sömürgelestirilen halki uyutma isinde her zamanki gibi dinden yararlanmistir.

Bir yanagina atilan tokattan sonra ötekini uzatan, günahlari takdis eden hareketleri, yüzüne tükürmeleri kili kipirdamadan kabul eden azizleri örnek olarak verebiliriz. Sömürgelestirilen ülke aydinlari, bu azatli köleler, hareketin basinda olduklari zaman benzeri bir sorun meydana getirerek bitirirler görevlerini. Köle tacirlerini utandirmak ve kendi zalimleriyle rekabet eden sermaye gruplarina karsi gülünç bir insancillik anlayisi elde etmek için "kendi kardeslerinin esaretini" kullanirlar. Gerçekte hiçbir zaman köle insanlara seslenmezler, onlari harekete geçirmezler. Tam tersine, gerçeklesmesi halinde, beklenmedik bir anda sömürge sisteminin sonunu getirecek olan öldürücü bir silah olarak, halk yiginlarinin hareketini silah olarak kullanirlar. Siyasal partilerde, kadrolar arasinda, ulusal bagimsizliga sirtini dönecek devrimciler bulunabilir. Fakat onlarin çabucak müdahaleleri... çikislari... kizginlik hareketleri parti isleyisini rahatsiz eder. Bu unsurlar asamali olarak partiye yabancilasmislardir. Ayni zamanda diyalektik müstereklikleri varmiscasina sömürge polisi onlarin üzerlerine çullanacaktir. Sehirde meydana gelen güvensizlik, militanlarin koyduklari yasaklamalar parti yöneticilerinin disari attiklari, bu bakislari yürek yakan, istenmeyen insanlar kirlara, kirsal kesime atacaklardir kendilerini. O zaman bu insanlar, saskinlik içinde, köylü sinifinin yaptigi teklifleri az da olsa anladiklarini, cevabini bulamadiklari su soruyu kendilerine sorduklarina tanik olacaktir: "Ne zaman yapacagiz bunu?"

Sehirden gelen devrimcilerle kirsal kesim insaninin karsilasmasi dikkatlerimizi daha ileriye çekecektir. Hareketinin ilerici oldugunu göstermek için yeniden siyasal partilere dönmek yerinde olacaktir. Siyasal idareciler konusmalarinda "millet"i dile getirirler. Sömürgelestirilen insanin istekleri böylece bir yön kazanir. Toplumsal ve siyasal program eksikligi vardir isteklerinde. Asgari düzeyde istekler olarak isimlendirebiliriz bunlari. Anlasilir olmamasina karsin, en azindan ulusal bir biçim, ulusal bir düzey vardir isteklerinde. Asgari istek diye isimlendirebiliyoruz bunu. Isbasina gelen siyasetçiler ve ulusal gazetelerde yazi yazanlar halki uyutuyorlar. Bozgunculuktan kaçinmakla beraber okuyucularin ve dinleyicilerinin suurlarina korkunç bir bozgunculuk tohumu ekiyorlar. Genellikle ulusal ya da asiret dili kullanirlar. Bu, kolonyal düzenin disinda düsünmeye, düs kurmaya olarak tanir. Politikacilar bazen de söyle konusurlar: "Biz Araplar, Biz Zenciler..." Bu ikili isimlendirme sömürge döneminde bir çesit kutsallik kazanir. Ulusal siyasetçiler atesle oynuyorlar. Çünkü bir grup genç entelektüele sirlarini açan Afrikali bir yönetici söyle konusmaktadir: "Halk yiginlariyla konusmadan önce düsünün. Çabuk alevlenirler onlar."

Bir siyasi yönetici halki mitinge davet ettigi zaman ortada kan var demektir. Siyasal idareci "halkin gücünü göstermek"le mesguldür, bu güçten "yararlanmak"la degil. Gidis-gelisler.. nutuklar... halki toplanmis halde görme... etrafta polisler... askeri gösteriler... tutuklamalar... liderlerin sürgüne gönderilmeleri... bütün bu hareketler halkta bir seyler yapmanin zamaninin geldigi hissini uyandirir. Ajitasyon böylece basariya ulasmistir. Bu tür karsilik anlarinda siyasal partiler saga sola sükunet agrilarinda bulunurlar. Sömürgeciligin liberal niyetlerini ortaya koymak amaciyla dikkatle incelerler olup-bitenleri.

Halk bir form elde etmek, devrimci kapasitesini canli tutabilmek için kolektif hayatin belli olgularindan yararlanir.

Örnegin pesine düsen jandarmalar karsisinda gün boyu kirlarda kalan, teke tek bir kavgada üç-dört polisi öldürdükten sonra yenik düsen, suç ortaklarini ele vermemek için intihar eden bir haydut halk için önder olur. Hareket sekli ve "kahramanlik" örnegi olusturur. Falanca kahraman hirsiz, alçak, rezil, ahlaksiz biridir demek bir seye yaramaz. Hareket, yalnizca belli bir sahsa veya belli bir sömürgeciye yönelikse bunun için takip edilmistir bu adam. Özdeslesme ise otomatik bir süreçtir.

Bu gelisme kavrami içinde ulusal direnisten zafere kadar tarihin oynadigi role isaret etmek gerekir. Sömürge toplumunun en gözde insanlari isgal sirasinda ulusal direnisleri yönlendiren insanlardir. Behanzin, Saundrata Samoy ve Abdel-kader geçmisteki eylemlerinde olduklari gibi varliklarini sürdürürler. bu ise, halkin eyleme, sömürgeciligin neden oldugu öldürme eylemlerine son vermeye ve bir tarih meydana getirmeye hazirlanmasina isarettir.

Yeni bir ulusun ortaya çikisi, sömürgeci yapilarin yikilmasi, ister bagimsiz bir halkin siddete dayali mücadelesinin sonucu olsun, isterse de sömürgeciligin korktugu bir eylemin sonucu olsun, diger halklarin göze aldigi genis kapsamli bir siddetin sonucudur.

Sömürgelestirilen halk yalniz degildir.

Sömürgecinin çabalamalarina ragmen, haberlerin, yankilarin geçmesine müsaittir, sömürgecinin sinirlari. Siddet teneffüs edilen hava gibidir... su yada bu beldede siddetin patlak verdiginin ve sömürge sistemini alt ettiginin haberleri derhal ulasir. Basarili olan siddet haber olarak ulasmakla kalmaz, sömürgelestirilen insan için eylemci bir rol de tasir. Dien-Bien-Phu*'daki Vietnamlilarin büyük basarisindan yalnizca Vietnamlilarin basarisi olarak söz edilmemistir. 1954 Temmuzundan itibaren sömürgelestirilen halklar için sorun suydu: "Bir Dien-Bien-Phu gerçeklestirmek için ne yapmak gerekiyor? Nasil yapilacaktir?" Dien-Bien-Phu'nun olabilirligi konusunda hiçbir sömürgelestirilen insanin süphesi yoktur. Sorun, kuvvetlerin toplanmasi, yeniden organize edilmesi ve bu güçlerin eyleme geçecekleri zamanin kararlastirilmasi sorunudur. Bu yaygin siddet sadece sömürgelestirilen insanlari degistirmemis, Dien-Bien-Phu'nun çogaldiginin bilincine ulasan sömürgecileri de degistirmistir. Bunun içindir ki sömürgeci yönetimleri büyük bir panik sarmistir. Sömürgeci yönetimlerin teklifleri sudur: Erken davranip, özgürlük savasini baska yönlere yöneltmek, halki silahtan arindirmak. Çabuk özgürlüge kavusuyorlar... Cezayir'e siçramadan Kongo'ya bagimsizlik verelim. Afrika için çerçeve anlasmasini onaylayalim. Birligi kuralim, bilfiil yenileyelim... Aman. Çok rica ediyorum. Sömürgecilige son verelim... son verelim... Houphouet-Boigny'e özgürlügünü vermek sartiyla serbest birakalim. Sömürgelestirilen insanin belirledigi Dien-Bien-Phu'nun stratejisine, sömürgeci hükümet, karsisindakini tanimak suretiyle onu kadrosuna alma seklinde cevap verir.

Her yani kusatan, bu çok çabuk hiddetlenen siddete tekrar dönelim. Gelisme evresinde pek çok çarkin bu olusum içinde yerini aldigini ve olusumu sonuca götürdügünü görmüstük. Bölgesel ve kabile savaslarinda sömürgeci rejimin empoze ettigi degisimlere ragmen siddet yoluna devam eder. sömürgelestirilen insan düsmanini tanir. Çektigi izdiraplara bir anlam verir. Siddet ve öfkesini tatbik edecegi her yönteme basvurur. Evet ama, siddet atmosferinden eylem içinde siddete nasil geçecegiz? Bombayi kim patlatacak? Ortada sömürgecinin yasadigi refahtan vazgeçmeyecegi meselesi de var. Sömürge insanini iyi "taniyan" sömürgeci bir seylerin degistiginin farkina varir. "Iyi yerliler"in sayisi gittikçe azalmaktadir. Sömürgecilerin yaklasmalariyla birlikte ortaligi büyük bir sessizlik kapliyor. Bakislar sertlesiyor. Tutum ve davranislar daha bir saldirgan hale geliyor. Polisin gücünü artirdigi, ordunun kuvvetlerini takviye ettigi bir zamanda ulusal partiler harekete geçiyor ve mitinglerini artiriyorlar. Çiftliklerine kapanip kalan sömürgeciler, bilhassa toprak agalari alarma geçirilirler. Etkin önlemlerin alinmasini isterler.

Yetkililer gülünç önlemler alirlar. Bir ya da iki lider tutuklanir. Askeri manevralar... geçit resimleri... uçus gösterileri... tertiplerler. Gösteriler... savas oyunlari... havayi kaplayan bu barut kokusu halki geriletmez. Bomba ve gülleler saldirganligin daha da güçlenmesine yardim eder. Bir dram havasi, herkesin her seye hazir oldugunu göstermek istedigi bir atmosfer olusur. Bu durumda heyecan baslar. Çünkü duygusallik artmis, korku yer etmistir yüreklerde. tetige karsi duyarlilik kazanilmistir. Büyük bir kapisma. Ve baslar mitralyözler konusmaya. Bu konusan mitralyözler Cezayir'de Setif, Fas'ta kariyer, Madagaskar'da Moramanga'dir. *

Baskilar ulusal bilincin gelisimini hizlandirir. Sömürgelerde bilinçlenmenin belli bir asamasindan sonra cinayetler de bu suuru güçlendirir. Çünkü bu kiyimlar sömürgeci ile sömürülen insanlar arasinda her seyin siddet yoluyla çözümlenecegini gösterirler. Burada ulusal partilerin silahli baskaldiri hakkinda bir kelime laf etmediklerine ve bu baskaldiriyi hazirlamadiklarina isaret etmek gerekir. Tüm bu baskilar, tüm bu korkunun ortaya çikardigi eylemler yöneticiler tarafindan istenen hareketler olmuslardir. Olaylar ansizin yakalar onlari. Iste o zaman sömürgeciler ulusal liderleri gözaltina almaya karar verirler. Bugün sömürgeci ülke yönetimleri halki liderlerinden ayirmanin çok tehlikeli bir davranis oldugunu biliyorlar. Artik dizginlenemeyen halk o zaman kanli ayaklanmalara, isyanlara ve "vahsi cinayetler"ine baslarlar. "Vahsi içgüdüler"ini disa vururlar ve sömürgecilere liderlerini serbest birakmadiklari takdirde sükunetin zor saglanacagini ifade ederler. Sömürge sistemini yikmak için siddete basvuran halk kisa bir zaman sonra: "A... sahsini yada B... sahsini serbest birakiniz"[4]demekle yetinecektir. Sömürgeci bu adamlari serbest biraktigi zaman oturup konusacaklardir onlarla.

Baska bir durumda halk siyasal partilerin araci olarak kalacaktir. Fakat sömürgeci baskilar ve halkin tepkilerinden sonra siyasal partiler militanlarini kendisinden uzaklasmis bulacaklardir. Yiginlarin siddeti isgalci askeri güçlerle karsilasacaktir. Durum kötülesmis, vahim bir hal almistir. Özerk yöneticiler, iste o zaman kizaga alinirlar. Bürokrasileri ve programlari birden yararsizlasmakta, olaylarin disinda kalmakta ve konusma veya konusmamayi tercih etmektedirler. Sömürgecilik genellikle dört elle sarilir bu duruma. Bu, gereksizlesen yapilari araci haline getirir ve düzeni saglamak için özgürlük verir onlara.

Herkes bu siddetin bilincindedir. Mesele daha büyük bir siddetle karsilik verme meselesi olmayip, bu krizin önüne nasil geçilecegi meselesidir.

Öyleyse, gerçekte siddet nedir? Belirttigimiz üzere siddet, sömürgelestirilen insana özgürlügünü saglayan bir olgudur.

Hangi saçmaliklardir, bu aç, zayif, silahsiz, teskilatsiz insanlara, isgalci askeri-ekonomik güçler karsisinda sadece siddetin kendilerini kurtaracagina inandiran? Üstün gelmeyi nasil düsleyebiliyorlar?

Siddet yöntem olarak, siyasal bir parti parolasi meydana getirebilir.

Halki da ancak siyasal kadrolar silahli savasa davet edebilir. Siddetin bu yönü üzerinde düsünmek gerekir. Alman militarizminin sinir sorununu siddetle halletmeye karar vermesi bizi sasirtmiyor. Angola halkinin silahlanmaya karar vermesine karsin, Cezayir Halkinin siddetten baska bir yol benimsemesi bazi seylerin geride kaldigini ya da kalmakta oldugunu gösterir. Sömürgelestirilen insanlar, bu çagdas dünyanin köleleri sabirsizdirlar. Sömürgeci baskidan kendilerini kurtaracak tek yolun bu "delilik" (siddet) oldugunu bilirler. Yeni bir iliski sekli ortaya çikti dünyada. Geri kalmis ülkelerin halklari bunu basardiklarinda zincirlerini kirabileceklerdir. Bu bolluk asrinda insanin açliktan ölmesi gülünç gelebilir insana. Gerçek olan, bugün hiçbir sömürgeci ülkenin basari sansi tasiyan biricik mücadele biçimini benimseme yeteneginde olmadigidir: Büyük isgalci güçlerin devamini saglamaktir, sözü edilen bu biricik yol.

Sömürge ülkeleri içeride çeliskilerle ve kendi polis güçlerinden is isteyen isçilerin sikayetleriyle karsi karsiyadirlar. Zaten mevcut uluslararasi yapi içinde, bu ülkeler, siyasal sistemlerini korumak için orduya ihtiyaç duyarlar. Ve sonunda özgürlük hareketlerini Moskova'nin idare ettigi mitine de inanilir. Siyasal rejimin siraladigi inciler içinde söyle ifadesini bulur bu mit: "Bu böyle devam ederse komünistler bu beldelere nüfuz edebilmek için bu kuvvetlerden yararlanmayi tehlikeye sokarlar."

Sömürgelestirilen insanin içinde bulundugu sabirsizlik içinde siddeti tehdit araci olarak savurmasi, mevcut durumun kendine özgü niteliginin suurunda oldugunu, bu durumdan yararlanabilmeyi bildigini gösterir. Dogrudan eylem tatbikinde de oynanan oyunlarin en ince noktalarina kadar nüfuz edebilme firsatini bulan sömürgelestirilen insan, neye sahip olmadiginin suuruna çok iyi vakif olur. Çocuk seviyesine düsürülen sömürge insani, her seyinin çalindigina iyice kanaat getirir. Bu nedenledir ki bazi geri kalmis ülkelerde, yiginlar çok hizli bir sekilde ilerleme kaydederler ve bagimsizliga kavustuktan iki üç yil sonra nelerden yoksun birakildiklarini ve bu durum degismedigi sürece savasmanin "zor bir is" olmadigini anlarlar. 1789'da, Burjuva Devriminden sonra siradan bir Fransiz çiftçisi bile bu olusumdan öz itibariyla yararlanabilmisti. Fakat geri kalmis ülke halkinin %95'i için bagimsizliga kavusmanin direkt olarak degisimler meydana getirmedigini söylemek ve gözlemlemek hiç de zor degildir. Bu konuda gözlem yapan kimse söndürülen yangindan sonra kalan korlarin her zaman yangin çikarma tehlikesi tasimasini andiran gizli bir memnuniyetsizligin varligini hesaba katmasi gerekir.

Sömürgelestirilen insanlarin çok daha hizli bir sekilde yol almak istedikleri söylenebilir. Yakin zamana kadar sömürgelestirilen insanlarin yavasliklari, tembellikleri ve kaderciliginin öne sürüldügünü unutmayalim. Özgürlük savasi süresince belli dogrultularda siddetin, ulusal bayraklarin geçit resimlerinden sonra da dinmedigi görülür. Siddet, ulusal üretim, kapitalizm ve sosyalizmin rekabeti içinde yerini aldigi ölçüde hizini kaybeder.

Bu rekabet en yerel isteklere evrensel bir boyut kazandirir. Her miting ve her baski eylemi uluslararasi arenada yankilar uyandirir. Sharpeville katliamlari kamuoyunu aylarca ilgilendirmisti. Gazetelerde, radyolarda ve özel konusmalarda bir sembol haline gelmistir Sharpeville. Bu katliamlar araciligi ile erkek-kadin herkes Güney Afrika'daki irk ayrimciligi meselesini ele almisti. Her ayaklanma, her isyan Üçüncü Dünya'da soguk savas çerçevesi içinde yer almistir. Salisbury'de iki adam coplanmisti. Bir blokun tamami bayrak açmis bu adami konusuyordu. Bu coplanma olayi ile Rodezya sorunu su yüzüne çikmis, Afrika'nin bütününe ve sömürge insanlarinin tümüyle baglanti kurulmustu bu olayin arasinda. Diger blok genis bir kampanyaya girismis, sisteminin acziyetini ölçmekteydi. Sömürgelestirilen insanlar yerel yanginlarla hiçbir klanin ilgilenmediginin farkina varirlar. Kendi kabuklari içinde kalmakla yetinir bu klanlar.

Her üç ayda bir altinci filonun ya da yedincisinin herhangi bir yöne hareket ettigini, Krusçev'in füzelerle Kastro'yu kurtarma tehdidi savurdugunu, Laos konusunda Kennedy'nin nihai çözümler tasarlamaya karar verdigini ögrendigi zaman sömürgelestirilen insan ya da yeni bagimsizligina kavusan insan, ister istemez, belirsiz bir yola itildigi duygusuna kapilir. Gerçekte sömürgelestirilen insan eski yoluna devam etmektedir. Yakin tarihte özgürlügüne kavusan ülkelerin yönetimlerini ele alalim. Yönetimdeki insanlar zamanlarinin yarisini çevrelerinde olup bitenleri seyretmekle, kendilerini tehdit eden tehlikelerden önceden haberdar olmak için harcarlar. Diger yarisini da ülkeleri için çalismakla geçirirler. Bu arada dayanaklar bulmaya da çalisirlar. Ayni mantiktan hareketle ulusal muhalifler parlamenter yollardan ayrilirlar. Sert girisimlerinde ve itirazlarinda kendilerini desteklemeyi kabul edecek yardimcilar ararlar. Sömürge evresini derinden etkilemis olan siddet atmosferi ulusal yasama egemen olmaya devam eder. Daha önce de belirttigimiz gibi Üçüncü Dünya bu olgunun içindedir. Bunun içindir ki geri kalmis ülke devlet adamlari saldirgan, öfke dolu bir dille hitap ederler karsilarindakilere. Yeni yöneticilerin naziklikleri de ayni sekilde ele alinabilir. Pek az farkina varilan hususlardan biri de, bu adamlarin kendi kardeslerine ve arkadaslarina karsi çok fazla nezaket göstermeleridir. Nezaketlilik öncelikle, baskalari, kendilerini görmeye ve kendileriyle anket yapmaya gelen eski sömürgecilere karsi takinilan bir tavirdir. Bu anketlerin sonuçlarinin önceden belirlendigini bilir sömürgecilikten kurtulan insan. Gazetecinin ortalikta dolasmasi ise buna haklilik kazandirmaktadir o kadar. Yaziyi süsleyen fotograflar neden söz edildiginin, nereye gidildiginin bilinmesi için birer kanittir. Anketteki amaç, "orada olmadiginiz zamandan beri her sey çok kötü gidiyor" düsüncesini hakli çikarmaktir. Gazeteciler sik sik kötü karsilandiklarindan, iyi sartlarda çalismadiklarindan her zamanki ilgisizlik ve düsmanlikla karsilandiklarindan dert yanarlar. Bu oldukça dogal bir durumdur. Ulusal liderler dünya kamuoyunun sadece Bati basini tarafindan sekillendirildigini bilirler. Batili bir gazetecinin bize sorular yöneltmesinin bizim isimize yaradigi çok az rastlanan bir durumdur. Örnegin Cezayir Savasinda. En liberal Fransiz röportajcilar savasimizi anlatmak için anlasilmaz birtakim sifatlar kullanmaktan kendilerini alamamislardir. Bu konuda onlara yakinmalarda bulunuldugu zaman da bütün içtenlikleriyle objektif olduklari cevabini verirler. Sömürgelestirilen insan için objektiflik her zaman kendine karsi yöneltilmistir. 1960 Eylülü'nde toplanan Birlesmis Milletler Genel Kurulu'nda uluslararasi diplomasinin kullandigi bu yeni ses tonu da ayni sekilde ele alinabilir. Sömürge ülkelerinin temsilcileri saldirgan, atesli asiri bir tavir içindeydiler.

Afrikali sözcülerin radikalizmi sorunun çözümüne olumlu katkilar saglamis ve vetolarin, Büyük Devletlerin -bilhassa Üçüncü Dünya'ya yönelik olanlari- diyaloglarinin kabul edilemezligini daha iyi görme firsatini vermistir.

Yeni bagimsizligina kavusan halkin tesekkül ettigi diplomasi artik farkli bir diplomasi degildir. bu sözcüler halklari tarafindan ulusal birligi kurmak daha iyi bir gelecek hazirlamak özgürlük ve ihtiyaçlari korumakla görevlendirilmislerdi. Hareket halinde ve coskun bir yapida olan bu diplomasi hareketsiz donmus tamamiyla zit yapidaki diplomasi ile karsitlasan bir diplomasidir...

1945'de Setif'in 45.000 ölüsüne göz yumusmus, 1947'de Madagaskar'da 90.000 kisinin ölümü gazetelerde basit bir yazi konusu yapilmis; 1952'de Kenya'da 200.000 kisinin kurban edilmesi farksiz bir sekilde karsilanmisti. Bu, uluslararasi çeliskilerin bir çözüme kavusturulmamasi demektir. Kore ve Çin Hindi Savasi yeni bir evreyi olusturmustur.

Bu yeni yapi içinde Amerikalilar uluslararasi kapitalizmin yönlendirici rollerini çok ciddiye aliyorlar. Ilk asamada Amerikalilar Avrupalilara uzlasma yoluyla sömürgecilikten kurtarma yolunu önerirler. Ikinci asamada ise önce saygi sonra da prensip destegi istemekte tereddüt etmezler. Afrika Afrikalilarindir. Amerika bugün resmen halklarin kendi haklarina sahip olmalarinin savunucusu oldugunu ifade etmekten çekinmiyor. Mennen-Williams'in son seyahati sadece Amerika'nin tasidigi zihniyeti ifade etmekle kalmaz, ayni zamanda Üçüncü Dünya'nin feda edilmemesi gerektigine de isik tutar. Sömürgelestirilen insanlarin basvurduklari siddetin sonuçsuz kalmasi sömürgecinin araç-gereci ile karsilasildiginda anlasilacaktir. Sömürgeci için ne büyük tehlike oldugu fark edilecektir. Baskaldirilardaki israrlilik ve Mau-Mau ajitasyonu sömürgenin ekonomik hayatinda dengesizlikler yaratmakla beraber metropolü tehlikeye sokmaz. Emperyalizmin gözünde en önemli konu devrim ideolojisinin halka bulasmasi ve onu etkileme olanaginin olmasidir. Çatismalarin gizlilik evresinde ciddi bir tehlikedir bu. Ama sicak savas döneminde bu tehlike katliamci gerillalar tarafindan bertaraf edilmis olacak mi?

Kapitalizm ulusal savaslarin ortaya çikisiyla birlikte askeri stratejisinin tamamiyla her seyini yitireceginin farkindadir. Dahasi baris içinde bir arada yasama sloganiyla bütün sömürgelere yok olus çagrisi yapilmis, bunun sonucunda da kapitalizm tarafsizligi kabullenmistir. Öncelikle kaçinilmasi gereken konu stratejik güvensizlik, yiginlarin düsman ideolojilere açilmalari ve bes-on milyon insanin radikal kinleridir. Sömürgelestirilen halklar uluslararasi siyasal hayata egemen olan buyruklarin bilincindedirler. Bunun için siddete karsi olanlar bile bu dünya çapindaki siddete bagli olarak karar verirler ve hareket ederler. Bugün her iki blok arasindaki baris içinde bir arada yasama, sömürgelestirilen ülkelerde siddete neden olur. Yarin belki de, sömürgelestirilen ülkelerin tümüyle özgürlesmesinden sonra siddet alaninin degistigini görecegiz. Daha simdiden sömürgelestirilen halklardan bazilarinin sorunlarini çözümleyebilmek için siddet yollarini önermekten çekinmiyorlar. ABD'de zencilerin milisler olusturmalarina ve silahlanmalarina tesadüf diyemeyiz. Sözde özgür dünya SSCB'de azinliklarin savunma komitelerinin olmasi da bir tesadüf degildir. General De Gaule bir demecinde komünist diktanin ezdigi milyonlarca müslüman hakkinda üzüntülerini dile getirmisti. Kapitalizm ve emperyalizm, irkçilik ve ulusal bagimsizlik hareketlerine karsi tamamiyla distan yönlendirilmis ve tahrik ekilmis karisikliklar olduklari konusunda hemfikirdirler. Ayrica su taktigi kullanmaya da karar vermislerdir. Özgür Avrupa Radyosu.. Egemenlik altina alinan azinliklara destek komiteleri... Fransiz subaylarin Cezayir'de S.A.S.'lar ve psikolojik telkinlerle yaptiklari bozgunculuk gibi onlar da anti-kolonyalizm yapiyorlar. "Halka karsi halktan yararlaniyorlardi." Sonuç? sonuç herkesin malumu.

Siddet, tehdit ve füze yagdirmalar sömürgelestirilen insanlari korkutmamakta ve sasirtmamaktadir.

Geride biraktiklari zaman bu durumu "anlamalari" firsatini vermisti sömürgelestirilen insanlara. Sömürgeci siddetle, çagdas dünyanin içinde yüzdügü siddet arasinda bir çesit yapi benzerligi, bir çesit uyum vardir. Sömürge insanlari bu havaya uydurmuslardi kendilerini. Her seyden önce yasadiklari çagin düsüncelerine ayak uydurmuslardir. Sömürgelestirilen bir kimsenin karisina bir elbise hediye edecegi yerde küçük bir radyo alicisi satin almasi sasirticidir. Kaderlerinin su anda tecelli etmekte olduklarina inanmislardir. Dünyanin son demini yasadigini, hiçbir seyin kendilerine engel olmamasi gerektigini düsünmektedirler. Lumamba ve Tschombe, Ahidjo ve Moumie, Keynata ve sirasiyla onlarin yerini almak isteyen herkesi iyi tanirlar. Sömürgelestirilen insanlar bu sahislari iyi tanirlar. Çünkü arkalarindaki güçlerin maskeleri alinmistir yüzlerinden. Sömürgelestirilen, geri kalmis insanlar, kelimenin tam anlamiyla politik hayvanlardir bugün.

Bagimsizlik sömürgelestirilen insanlara ahlaki düzelme getirmis ve onlarin onurunu korumustur. Fakat henüz bir toplum hazirlama, olusturma ve degerler öne sürmenin zamani gelmemistir. Vatandasin ve sömürgecinin bir arada gelistigi, gittikçe genisleyen alanlarda zenginlestikleri ocak henüz yoktur ortada. Bir çesit belirsizlik içine oturtulan bu insanlar, kolayca herkes için, baskalari tarafindan karar verilebilecegine inanmaktadirlar. Yöneticilere gelince, onlar bu yapi karsisinda tereddüt etmekte ve tarafsizligi seçmektedirler.

Tarafsizlik konusunda çok sey söylenecektir.

Kimi insanlar, sagi ya da solu tutmakla yetinen, bir çesit kokusmus merkantilizmle özdeslestirir tarafsizligi. Oysa ki tarafsizlik, bu soguk savasin meyvesi, eger geri kalmis ülkelere, her iki partinin ekonomik yardimini almaya olanak veriyorsa, bu iki partiden her birinin geri kalmis bölgelere gerektigi gibi yardima gelmesine olanak vermez. Askeri arastirmalara yatirilan astronomik paralar, nükleer savas teknisyenleri haline getirilen mühendisler on bes yil içinde geri kalmis ülkelerin yasam düzeylerini %60 yükseltebilir. Geri kalmis ülkelerin çikarlari ne bu soguk savasin uzamasindadir ve ne de belirginlesmesinde. Çikarlari onlara bir seyler sorulmasina baglidir. Kendilerine kanaatleri soruldugu zaman anlasmazliga düseceklerdir. Buna olanak var midir gerçekten? Iste Fransa örnegi. Afrika'da yaptigi atom denemeleri, gösteriler, mitingler ve diplomatik kopmalar hariç tutulursa, Afrikalilarin bu alanda, Fransa'nin tutumunu etkiledikleri söylenemez.

Tarafsizlik, Üçüncü Dünyali insanda, günlük yasamda gözüpeklik, meydan okumayi andiran coskun bir baglilik seklinde bir rup yapisi meydana getirir. Bu öne sürülen uzlasmayi red, bu atesli, her zaman bir tek kelimeye kendini adamaya hazir gençlerin davranisini andiran baglamda arzusu. Bütün bunlar Batili gözlemcileri saskina çevirmektedir. Çünkü insan olduklarini öne sürenlerle onlarin arkasindakiler arasinda dogrusunu söylemek gerekirse utanç verici bir durum vardir. Bu tramvaysiz, ordusuz ve parasiz ülkenin meydan okumasina haklilik kazandirmaz. Palavra oldugundan kimsenin kuskusu olmasin. Üçüncü Dünya yasadigi dramdan memnun gözükür sik sik. Bu bombos ülkenin liderleri, bu çok konusan liderler küplere binerler. Onlari susturmak, bunu basaramadiklari takdirde gönüllerini kazanmak isterler. Diyelim basardilar bunu. Iste budur tarafsizlik. %98'i okuma-yazma bilmeyen insanlara bol bol laf teklif etmek... Çokça seyahate çikarlar. Geri kalmis ülkelerin yöneticileri ve ögrencileri havayollarinin gözde müsterileridir. Asyali ve Afrikali sorumlular ayni ay içinde hem Moskova'da sosyalist planlama, hem Londra ya da Kolombiya'da liberal ekonominin üstünlükleri hakkinda egitim programlarini izleme olanagina sahiptirler. Afrikali sendikacilar hizli bir gelisim içindedirler. Otonom merkezlerin olusumuna karar verildigi zaman yönetim mekanizmasindaki görevlerini kendilerine tevdi edebiliriz. Sanayilesmis bir ülkede elli yillik sendikal geçmisleri olmamasina karsin illegal sendikaciligin anlamsiz bir etkinlik oldugunu bilirler. Afrikali sendikacilar burjuva mekanizmasi karsisina çikmadiklari gibi sendikal suurlarini da sinif mücadeleleri içinde gelistirmemislerdir. Belki de gerekli degildir onlar için sinif mücadeleleri içinde suurlanma. Kim bilir? Çogunlukla toptancilik seklinde karikatürize olan bu genel istek, geri kalmis ülkelerin temel özelliklerinden biridir.

Tekrar, sömürgelestirilen insanla sömürgeci arasindaki bireysel kavgaya dönelim.

Görüldügü üzere açik bir silahli mücadele söz konusudur. Çin-Hindi, Kuzey Afrika... Endonezya bunun tarihi örneklerinden sadece birkaçi... Gözden irak tutulmamasi gereken konu, bu açik mücadelenin hemen her yerde Gine'de, Somali'de ve günümüz Angolasi'nda oldugu gibi sömürgeciligin varligini sürdürdügü hemen her yerde patlak verebilecegi meselesidir. Bir yerde silahli mücadele varsa, bu halkin sadece siddet vasitalarina itibar etmeye karar verdiklerine isarettir. Sadece siddetin dilinden anladigini söyleyen insan kendisini siddet yoluyla göstermeyi kafasina koyar. Esasinda sömürgeci, çok eskiden beri, sömürgelestirilen insan özgürlesmek istiyorsa, izlemesi gereken yolu göstermistir. Sömürgelestirilen insanin seçtigi yol sömürgeci tarafindan kendisine gösterilmis ve her seyin allak-bullak olmasiyla, sömürgelestirilen insan, sömürgecinin sadece siddetten anladigini öne sürmüstür. Sömürge sistemi mesruiyetini gücünden alir. Hiçbir zaman sömürgelestirilen insanlarin yapisini kullanmayi denemez. Faidherbe... Lyautey... Bugeaud ve Blandan'in heykellerinin tek bir anlami vardir: "Biz süngülerimizin gücü sayesinde buradayiz." Bu ifadenin gerisini getirmek kolaydir. Baskaldirilar süresince sömürgelestirilmis olan her insan hassas hesaplamalardan hareketle düsünür-tasinir. Bu mantik diger sömürgecileri sasirtmadigi gibi sömürgelestirilen insanlari da sasirtamamaktadir. "Biz ve Onlar" seklindeki ayrim bir paradoks olusturmamaktadir. Çünkü sömürgecilik, görüldügü üzere, maniheist ve bölümlenmis bir dünyanin kurdugu bir yapidir. Belirli bir takim vasitalar önerildigi zaman, sömürgeci, azinlik temsilcilerinden her birinden 30, 100, 200 yerliyi yok etmelerini ister. Hiç kimsenin buna öfkelenmedigini; asil sorunun, bu yok etme eyleminin tek celsede mi, yoksa parça parça mi olacagini bilme meselesi oldugunu fark eder.[5]

Sömürgelestirilen halki aritmetik olarak yok etmeyi öngören bu düsünce sekli sömürgelestirilen insani ahlaki yönden allak-bullak etmemektedir. Sömürgelestirilen insan, sömürgeciyle kavganin her zaman kapali bir ortam içinde ortaya çikacagini bilir. Sizlanmalarla vakit kaybetmez ve sömürge baglaminda bunun kendini hakli çikarmasini da beklemez. Sömürgeci sömürge insanini yikilamaz buluyorsa bu, sömürgelestirilen insanin özgürlesmesini su cümlelerle izah etmesindedir: "200-500 kisilik gruplar olusturalim. Her grup bir sömürgeciyle ilgilensin." Mücadele de bu karsilikli anlasmayla baslar.

Sömürgelestirilen insan için siddet mutlak eylemin temsilcisidir. Militan, çalisan insandir. Örgütün militanlara sordugu soru sudur: Nerede çalisiyorsun? Kiminle birliktesin? Ne yaptin? Grup, herkesten neticesi alinmis bir eylem gerçeklestirmesini bekler. Halki savasa çagiranlarin tamaminin ölüme mahkum edildigi ya da polis tarafindan arandigi Cezayir'de güven, atilan her adimdaki ümitsizlikle baglantili haldeydi. Yeniden sömürge sistemine dönmedigi zaman yeni bir militan kendisinden emin olunacak kimsedir. Bunun örneklerine Kenya'da rastlanmisti. Çalismak, sömürgecinin ölümü için çalismak anlaminadir. Göze alinan siddet hem yolunu sasiranlar ve hem de gruptan sürgün edilenlere gruba dönme, yerlerini alma ve grubu esi-benzeri bulunmayan bir araç olarak görme imkânini verir. Sömürgelestirilen insan, siddet içinde ve siddet yoluyla özgürlügünü elde eder. Bu olusum, araç ve amacin belirledigi etkeni aydinlatir. A. Césaire'in siiri siddet görünümü içinde yüce bir anlam kazanir. A. Césaire söyle der:

DIRENISÇI (Sert): Soyadim: Onuru Kirilmis... Adim: Horlanmis... Durumum: Isyanci... Yasim: Dagin-tasin yasi.

ANNE: Benim irkim, insan irki; dinim, kardeslik.

DIRENISÇI: Benim irkim: Kaybolmus bir irk... Dinim: ......... Siz degilsiniz, onu silahsizlanmanizla hazirlayan. Sikilmis yumruklarim ve bu dik basimla benim, ben onu hazirlayan... (oldukça sakin bir sesle) Hatirliyorum. Bir, kasim günüydü. Alti ay ancak olmustu... Bir dolunay gibi girmisti kapkaranlik hücresine efendi. Kaslari çikmis parmaklariyla yere vuruyordu. Iyi bir efendiydi o. Sefkatle gezindiriyordu parmaklarini karismis küçük yüzünde. Masmavi gözleri gülüyor, tatli bir seyler bulasmiscasina rahatsiz ediyordu agzi onu. Iyi bir insan olacaksin diyordu yüzüme bakarak. Ve bir sürü iltifat... Iyi bir hiristiyan, iyi bir köle, canli ve eli siki sömürgecinin sadik bir kürek mahkumu olmak için yirmisini geçmis olmak hiç de fazlaca bir yas sayilmaz. Bu adam oglumun besiginin bir kürek mahkumu çavusunun besigi olsun diye tasarilar kuruyordu.

ANNE: Yazik. Öleceksin.

DIRENISÇI: Öldürülmüs... Kendi ellerimle ben öldürdüm onu. Evet. Faydali ve ise yarar bir ölüm. Vakit geceydi. Sekerkamislari arasinda sürünmüstük. Belimizdeki biçaklar gülümsüyordu yildizlara. Yildizlarla egleniyorlardi. Sekerkamislari jilet gibi kesiyordu yüzümüzü.

ANNE: Anasinin gözlerini kapatacak bir oguldu istedigim.

DIRENISÇI: Bense oglumun gözlerini bir baska Günes'e açmasi için seçmistim..

ANNE: Ey ogul!.. Tehlikeli ve berbat bir ölüm...

DIRENISÇI: Anne. Serefli ve unutulmayacak bir ölümdür bu.

ANNE: Daha fazla nefret için

DIRENISÇI: Daha çok sevgi için...

ANNE: Söz dinle.. Senin davranislarindan bogulur gibiyim. Senin yaralarindan benim kanim akip gidiyor.

DIRENISÇI: Kimse benim sözümü dinlemiyor ya. Bir Allahin kulu yok, bu dünyada, linç edilmis, iskence edilmis bir zavalli olmamak için çalisan.

ANNE: Gök Tanri! Kurtar onu.

DIRENISÇI: Ey kalbim! Koparamayacaksin beni hatiralarimdan. Bir, kasim aksamiydi.. Ve ansizin bozuyordu sessizligi çigliklar. Yerimizden firlamistik hep birlikte, biz köleler, bIz asagilik, biz besparalik, biz sabirli hayvanlar... Çilginlar gibi kosuyoruz... silah sesleri yükseliyor... vurusuyoruz... Kan ve ter serinletiyor bizi. Vurusuyoruz çigliklar arasinda. Gittikçe yükseliyor çigliklar. Ve büyük bir isik yükseliyor gün dogusuna dogru. Yanan evlerdi bunlar... Alevler yanaklarimizi yaliyordu.

Efendinin evine baskin vardi.

Pencereleri çekilmisti..

Zorladik kapilari.

Efendinin odasi açikti. Apaydinlikti evi. Oldukça sakin duruyordu orada efendi. Bizimkiler durdular. Efendimizdi ne de olsa. Içeri ben girdim. "Sen ha" dedi sakin bir sesle. Evet görüyorsun ya benim iste, demistim ona. Sadik kölen... kölen... Birden korku kaplamisti gözlerini. Vurdum. Kan fiskirarak akti. Hatirlayabildigim tek sey buydu.[6]

Bu atmosfer içinde günübirlik yasamanin olanaksiz hale geldigi anlasiliyor. Eskisi gibi, alkolik, fellah ve yardakçi olunmayabilirdi artik. Sömürge sisteminin ve buna karsi sömürgelestirilen insanin basvurdugu karsi siddet birbirini dengelemekte ve dogaüstü bir yapi benzerligi içinde birbirlerine cevap vermektedirler. Bu siddete dayali üstünlük, metropol halkininkinden daha önemli olacaktir. Sömürgelestirilen toplumda siddetin tirmanisi, sömürge sisteminin uyguladigi siddetle orantili olarak ortaya çikacaktir. Baskaldiri döneminin ilk zamanlarinda metropol yönetimler sömürgecilerin kuklalaridirlar. Sömürgeciler hem sömürgelestirilen insanlari ve hem de onlari yönetenleri (sömürge yönetimlerini) tehdit ederler. Birbirlerine karsi kullanirlar onlari. Evian belediye baskaninin öldürülmesi, öldürülüs sekli ve nedenleri bakimindan Ali Boumendjel'in öldürülmesini andirir. Sömürgeciler için bir seçim yapmak, Cezayirlilerin Cezayir'i ile Fransizlarin Cezayir'i arasinda degil, Bagimli Cezayir'le Bagimsiz Cezayir arasinda bir seçim yapmak anlamindadir. Baska ne söylenirse yalandir, aldatmacadir. Sömürgecinin mantigi acimasiz bir mantiktir. Bu mantik ancak, sömürgecinin mantigi acimasiz bir mantiktir. Bu mantik ancak, sömürgecinin düsünce yapisini ilk is olarak ortaya koydugu ölçüde sömürge insaninin davranislarinda ifadesini bulan karsi bir mantikla alt edilebilir. Sömürgelestirilen insan karsi-siddet yolunu seçtigi zaman polisin baskilari otomatik olarak ulusal güçlerin baskilarina davetiye çikarir. Varilan sonuçlar arasinda bir benzerlik yoktur. Vahset noktasina varmis olan uçakla ve donanmayla bombalamalar, sömürgelestirilen insanin verdigi karsiliklari bastirmistir. Terördeki tirmanma ve gerileme sömürgelestirilen insanlarin en çok kendine yabancilasanlarin gözlerini açar. Terör... karsi-terör... siddet... karsi-siddet... Cezayir'de yasanan intikam dönemini betimledikleri zaman gözlemcilerin akillarindan çikarmadiklari seylerdir bunlar.

Silahli savasta dönüsü olmayan nokta budur iste. Sömürgelestirilen insani yapilastiran, bütünüyle kusatan bu yaygin siddettir. Yaygin siddet 1955'te Philippeville'de 12.000 kisinin öldürülüsü ve 1956'da Lacost tarafindan sehir ve kir milislerinin kurulmasiyla neticelendi.[7]Herkes için oldugu gibi sömürgeciler içinde "eskiden oldugu gibi bu yeniden baslayamaz artik" düsüncesi açik-seçik hale gelir. Eskiden sömürge insani böyle bir hesap içinde degildi. Bir çesit kaçinilmazlik olarak kaydederler hafizalarina. Siddet yoluyla karsi koymaya karar verdikleri için de bunun tüm sonuçlarini kabullenmislerdir. Zaten baskalari için hesap tutmalari da istenmez onlardan. "Tüm yerliler benzerdir" prensibine sömürgelestirilen insanlar da "tüm sömürgeciler benzerdirder" seklinde karsilik verirler.[8]Sömürgelestirilen insan iskenceye ugradigi, karisi öldürüldügü ya da irzina geçildigi zaman kimseye serzeniste bulunmayacaktir. Zulmeden hükümet, her gün, anket ve istihbarat komisyonlari kuracaktir. Sömürgelestirilen insanlar tanimazlar bu komisyonlari. Yedi yil süresince Cezayir için, çikip ta Fransiz adaleti önünde Cezayirli birinin öldürülmesini savunmus bir tek Fransiz yoktur. Çin-Hindi'nde, Madagaskard'a yerli insan, sömürgeciden bekleyecegi bir seyin olmadigini biliyordu. Sömürgecinin isi, sömürgelestirilen insanlarin özgürlük hayallerini olanaksiz hale sokmaktir sadece. Sömürgelestirilen insanin düsündügü tek sey ise sömürgeciyi yok edebilmek için muhtemel her yolu arayip bulmaktir. Sömürgecinin maniheist tutumudur, sömürgelestirilen insanin maniheist tutumunu ortaya çikaran. Mantiki olan da budur. "Mutlak kötü yerli" anlayisina "mutlak kötü sömürgeci" seklinde cevap verilmistir.

Sömürgecinin ortaya çikisi demek fertlerin duyarliliklarini yitirmeleri, kültürel donuklasma ve yerli toplumun yok olmasi demektir. Sömürgelestirilen insan için hayat ancak sömürgecinin kokusan cesedi üzerinde var olacaktir. Bu iki zihniyetin arasindaki denge kelimesi kelimesine budur.

Sömürgelestirilen halk için biricik ugrasi olan siddet yapici ve sekillendirici bir nitelik tasir. Basvurulan siddet eylemi komple bir eylemdir. Sömürgecinin kaba siddetine karsi tepli olarak ortaya çikan genel siddet kurumunun halkalarini olusturur basvurulan eylemler. Vurusan güçler birbirleriyle tanisip kaynasmakta ve gelecegin ulusu daha simdiden bölünmez bir bütün haline gelmektedir. Silahli savas halki harekete geçirir, daha dogrusu halki tek bir yöne yöneltir.

Yiginlarin harekete geçmesi özgürlük savasi içinde gerçeklestigi zaman her ferdin kafasina ortak bir dava, ulusal bir gelecek ve ortak bir tarih anlayisi sokar. Ikinci evre ulusun kurulus evresidir. Ulusun kurulus evresi kan ve intikam ile ve öldürme eylemleriyle daha bir kolaylasabilir. Geri kalmis ülkelerde kullanilan sözcük dagarciginin özelligi daha bir anlasilir hale gelir. Sömürgecilik evresince halk baskiyla savasmaya çagriliyordu. ulusal özgürlükten sonra ise çagri yoksulluk, cehalet ve gerikalmisliga karsidir. Savasin devam ettigini belirtelim. Halk yasamin bitmeyen bir kavga oldugunu dogruluyor.

Daha önce de belirttigimiz üzere sömürgelestirilen insanin basvurdugu siddet halki bütünlestiren bir siddettir. sömürgecilik yapisi itibariyle ayrilikçi ve bölgeselcidir. Degisik klanlarin varligini belirlemekle yetinmez. onlara etki eder ve degistirir. Eski Marabut kurumunun tepkilerini güçlendirir ve otoritesine güç katar. Siddet, uygulamasi içinde bütünlestiricidir ve ulusal bir nitelik tasir. Bunun içindir ki bölgeciligin ve kavmiyetçiligin ortadan kaldirilmasini tasir bünyesinde. Ulusal partiler, özellikle baslarindaki yöneticileriyle kati ve acimasizdirlar. Yerli seflerin ve yöneticilerin temizlenmeleri halkin bütünlesebilmesi için kaçinilmaz bir ön kosuldur.

Siddet, bireysel anlamda zararli unsurlardan arinma saglar. Sömürgelestirilen insani asagilik kompleksinden, içedönüklükten ve ümitsizlikten kurtarir; gözüpek ve saglikli bir hale getirir. Halkin, silahli savas basariya ulasmamis, hizli bir sömürgecilikten kurtulus gerçeklesmemis olsa bile, özgürlügü elde etmenin, toplumun ve toplumun her ferdinin sorunu olduguna, liderlerin çok özel bir degerinin olmadigina iyice kanaat getirmeye vakti yoktur. Siddet, halki liderden daha üstün bir mevkiye yükseltir.

Genç yöneticilerin protokole karsi koymadaki acelecilikleri buradan kaynaklanir. Bu genç yöneticiler, siddet içinde, özgürlük savasina katildiklari zaman, halk hiç kimsenin kendini "özgürlükçü" olarak takdim etmesine firsat vermez. Genç yöneticiler yiginlarin eylemlerine gipta ederler ve kendi gelecekleri için yasayan tanri olarak görürler halki. Dünün tamamiyla sorumsuzlari olan bu yöneticiler, bugün her seye karar veren ve her seyi anlayan insanlar olarak anilirlar. Siddetin aydinliga kavusturdugu toplumsal bilinç, tüm pasiflestirmelere karsi ayaga kalkar. Demagoglarin, oportünistlerin ve dalaverecilerin isi zordur bundan böyle.

* Frantz Fanon'un Bayram Doktor'un çevirisiyle Birlesik Yayincilik tarafindan yayinlanan Yeryüzünün Lanetlileri (Istanbul - tarihsiz) kitabindan alindi.

[1]Bu maniheist dünyanin isleyisini Peau Noire, Masques Blancs (Siyah Deri Beyaz Maskeler) isimli eserimizde göstermistik.

[2]Yeryüzünün Lanetlileri‘nin "Sömürge Savaslari ve Düsünce Bozukluklari" baslikli altbölümü.

[3]Engels, Anti-Dühring II, bölüm: III "Siddet Teorisi" Ed. Sociale, s.: 199.

* Vietnam'da köylü yiginlarinin ayaklandigi yerin adi ve ayni adi tasiyan ayaklanma.

* Setif, Moramanga, söz konusu ülkelerde kanli eylemlere sahne olan yerlerdir.

[4]Lideri tutuklamanin sömürgelestirilen yiginlarin otantik istegi sonucu oldugu kanisina varilabilir. Bu durumda sömürgecilik yeni liderler lanse edebilmek için onun tutukluluk halinden yararlanma yoluna gidecektir.

[5]Bu yok etme seklindeki temizlik hareketi, kusku yok ki kurtarilmak isteneni yerle bir edecektir. Sartre söyle der: "Sonuçta bunlari (irkçi düsünceleri) yinelemek bile yerlilere karsi anlik bir birligin gerçeklesemeyecegi, sadece eskiye dönüs olarak kalacagi, sömürgelestirilen insanlari katletmek için aktif bir beraberlik olacagi; gerçeklesebilir olmasi halinde, sömürgelestirmeyi bir çirpida ortadan kaldiracagi ortaya çikar." (Diyalektik Düsüncenin Elestirisi, s.: 346)

[6]Aimé Césaire, Les Armes Miraculeuses (Et les chiens se taisaient) Gallimard, s.: 133-137.

[7]Fransiz hükümetinin Cezayir'de aldigi bu kararin önemini takdir edebilmek için bu döneme yeniden dönmek gerekiyor. Resistance Algerienne'in 28 Mart 1957 tarihli 4. sayisinda sunlari okuyoruz: B. Milletler Genel Kurulu'nun istegi üzerine Fransiz hükümeti sehir milisleri olusturma karari aldi. B. Milletler "Çok kan akti" deyince, Lacoste söyle karsilik verir: Milisleri olusturalim. B. Milletler ateskes önerince de Lacoste, "Sivil halk, silahlanalim" seklinde haykirir. B. Milletler demokratik ve barisçi bir çözüm üzerinde anlasmak için mevcut iki partiye iliskiler içine girme çagrisinda bulunmustu. Lacoste bunun üzerine her Avrupalinin silahlanmis olacagini ve süphelendigi her insanin üzerine silahini bosaltmak zorunda kalacagini belirtir. Soykirimina yönelik caniyane baski ve iskenceye yetkililer tarafindan özellikle karsi durulacagini kestirebiliriz. Lacoste söyle karsilik verir: Baskiyi sistemlestirelim. Cezayirlileri avlamayi düzenli hale getirelim. Sembolik olarak da sivil güçleri askeri güçlerin; askeri güçleri de sivil güçlerin yerine koyar. Devre tamamdir. Silahi elinden alinan, açliga mahkum, saldiriya ugramis, çarpilmis, gerilime düsmüs ve kafasi allakbullak edilmis olan Cezayirli insan yenilgiye ugramistir. Çünkü süphe içini kemirmektedir. Bugün Cezayir'de silah kullanmaya davet edilmemis bir tek Fransiz bulamazsiniz. B. Milletler Genel Kurulunun son önergesinin oylanmasindan bir ay sonra Cezayir'de bulunan Avrupalilardan hiçbiri çagdas yok etme yöntemlerinden daha korkunç yok etme eylemlerine basvurmaktan geri durmamistir. Demokratik çözüm ha? Hay hay. Lacoste sirtini döner bu demokratik çözüm yoluna. Cezayirlileri yok ederek baslayalim ise. Bunun için sivil güçleri silahlandiralim ve birakalim görsünler islerini. Paris basini hep bir agizdan bu silahli gruplarin teskilini ihtiyatla karsilamisti. Fasist milisler diyebiliriz bunlara. Evet bireysel anlamda ve insan haklari açisindan geleneksel sömürgeci ülkelerde sömürgecilik mi, fasizm mi söz konusudur? Mesru bir kiliga sokulan ve önerilen katliamlarin sayisi artmistir. Fakat Cezayirli insanin eti-kemigi yüz otuz seneden beri yaralari daha bir derinlestirmiyor, daha belirgin yaralar meydana getirmiyor mu? M.P.R. parlamenteri Kenne Vignes, dikkat ediniz, bu milis teskilini isterken Cezayir'deki iki toplum arasinda var olan uçurumun derinlesmesi tehlikesiyle karsi karsiya degil miyiz? diye konusur. sömürge durumu bir halkin tümünü sistemli bir sekilde kölelestirmek degil de nedir? Cezayir Devrimi hakli olarak bu uçurumun, bu topyekun köleligin karsisindadir. Cezayirli devrimci bu isgalci ulusa karsidir. Söyle seslenir bu isgalci ulusa: Çekin sivri dislerinizi öldürdügünüz ya da yaraladiginiz Cezayirli insanin etinden. Cezayir halkina seçim hakki veriniz.

Bu milis teskili ordunun görevlerini hafifletebilir. Fas ve Tunus sinirlarini korumakla görevli birlikleri rahatlatabilir. Alti yüz bin kisilik güçlü bir ordu... Hava ve deniz kuvvetlerinin neredeyse tamami... Fas ve Tunus halkina yapilan iskenceleri özümlemis olan usta ve oldukça güçlü bir polis kadrosu...Bes yüz bin kisilik bölge birlikleri... Ordunun görevini azaltmak gerekir. Sehir milislerini olusturalim. Gerçek su ki. milislerin teskili kendi içinde kendine özgün bir çeliskiyi de beraberinde getirir. Fransiz ordusunun görevi bitmemistir. Cezayir Devriminin incelenmesi, anlasilmasi, öneminin ölçülüp kavranmasi israrla engellenmisti. Her yere bir sef tayin edilmisti... Mahalle sefleri... caddelerin sefleri... kat sorumluluklari. Gününüzde bu tabloya bir de mevki farkliligi ekleniyor.

Kirk sekiz saat içinde iki bin kisi kara listeye geçirilmisti. Cezayir'de yasayan Avrupalilar Lacoste'un çagrisina aninda karsilik verdiler. Bundan böyle her Avrupali bulundugu bölgede sag kalan Cezayirlilerin sayimini yapmakla yükümlüydü. Bilgi toplamalar... terörizme aninda karsilik verme.. süphelerin ortaya çikmasi... asker kaçaklarinin temizlenmesi... polis kuvvetlerinin güçlendirilmesi... bazen ordunun islerini hafifletebilir. Bugün denetimlere daha sik denetimler eklenir. Siradan öldürmelere planli öldürmeler eslik eder. B. Milletler, kan akitmayi durdurun diye ögütler veriyordu. En güvenilir araci olan Lacoste da, artik akitilacak kan kalmadi seklinde karsilik verir. Massou'nun kuvvetlerine teslim edildikten sonra Cezayirliler sehir milislerine yürekten güven duymuslardi. Lacoste sehir milislerini teskil etmekle açikça savasa burnunu sokmaktan kaçinacagini göstermistir. Lacoste çürümenin büyük boyutlara ulastigini kanitlar. Insan su anda mahkum edilmis olsa bile hangi sey onu özünden yoksun birakabilir? Cezayir halki aldigi her karardan sonra savasma etkinligini artirmis, gerilimleri daha da siddetlenmistir. Her öldürme eyleminden sonra biraz daha bilinçlenme olanagina sahip olmakta ve direnme gücü daha bir saglamlasmaktadir. Evet Fransiz ordusunun görevleri bitmemistir. Çünkü Cezayir halki hâlâ yok edilememistir.

[8]Düsmanliklarin ortaya çikmasina neden olanlar sadece mahkum edilen insanlar degildir. Bunun nedeni, kadrolarin politize olmasi, yöneticilerin halka; 1) Metropolden gelen insanlarin her zaman hosnut olmadiklarini, zaman zaman bu savas nedeniyle tiksinti duyduklarini, 2) Savasin su andaki amacinin belli uluslararasi anlasmalarin kabulünü saglamak oldugu, 3) Insanlari mahkum ettiren ordunun sokak baslarini tutan derme çatma birlikler olmadiklari, aksine gerçek anlamda bir ordu oldugu, 4) Neye mal olursa olsun mahkumlarin sahip olduklari olanaklarin düsman tarafindan hapse atilan militanlarimizi savunma için önemli bir baski araci oldugu... seklindeki düsünceleri kabul ettirmesidir.

Metin Alinti: Fraksiyon.org

http://sosyalsavas.org/2016/12/film-siddete-dair-2014-yeryuzunun-lanetlileri-frantz-fanon/#more-30569
________________________________________
A - I n f o s Anartistlerce Hazirlanan, anartistlere yonelik,
anartistlerle ilgili cok-dilli haber servisi
Send news reports to A-infos-tr mailing list
A-infos-tr@ainfos.ca
Subscribe/Unsubscribe http://ainfos.ca/mailman/listinfo/a-infos-tr
Archive http://ainfos.ca/tr
A-Infos Information Center