A - I n f o s
a multi-lingual news service by, for, and about anarchists **

News in all languages
Last 40 posts (Homepage) Last two weeks' posts

The last 100 posts, according to language
Greek_ 中文 Chinese_ Castellano_ Català_ Deutsch_ Nederlands_ English_ Français_ Italiano_ Polski_ Português_ Russkyi_ Suomi_ Svenska_ Trk�_ The.Supplement

The First Few Lines of The Last 10 posts in:
Greek_ 中文 Chinese_ Castellano_ Català_ Deutsch_ Nederlands_ English_ Français_ Italiano_ Polski_ Português_ Russkyi_ Suomi_ Svenska_ Trk�
First few lines of all posts of last 24 hours || of past 30 days | of 2002 | of 2003 | of 2004 | of 2005 | of 2006 | of 2007 | of 2008 | of 2009 | of 2010 | of 2011

Syndication Of A-Infos - including RDF | How to Syndicate A-Infos
Subscribe to the a-infos newsgroups
{Info on A-Infos}

(tr) [Medya] Kürt anarşistler PKK'yı anlatıyor

Date Mon, 3 Oct 2011 16:07:49 +0300


Kürt anarşistler PKK'yı anlatıyor / Hazal Özvarış-T24
Kürt coğrafyasından duymaya alışık olmadığımız bir ses yükseliyor.
Kendilerine "Kürdistanlı anarşistler" diyen 10 kişilik bir kolektif,
Eylül 2010'dan beri "Qijika Reş" isimli bir dergi çıkarıyor. "Kara
Karga" anlamına gelen Qijika Reş, Diyarbakır, Batman, Hakkâri,
İstanbul, Ankara ve Almanya'da satılıyor. Dergi, 1250 adet basılıyor
ve hızla tükeniyor.

Kürt siyasal hareketine içerden eleştiriler getiren, iktidarı,
hiyerarşiyi ve otoriteyi sorgulayan bu dergi bölgede ciddi
tartışmalara yol açıyor. "Önderlik" kurumunu sorgulayan grup kimi
kesimlerce "hain" ilan edilirken, dergileri birçok yerde yasaklanıyor
Yine de sözlerini söylemekten çekinmeyen Kürt anarşistlerle
www.t24.com.tr için Diyarbakır'da buluştuk ve sorduk:

Abdullah Öcalan dergiyi okuyor mu? PKK içinde anarşistler var mı?
Tehdit altındalar mı? Kürt anarşizmi ve ana akım Kürt siyaseti
nerelerde karşı karşıya geliyor? Öcalan'sız bir Kürt hareketi mümkün
mü? Kandil'in dergiye tepkisi ne oldu? Anarşistlerin anti-militarist
söylemleri PKK için de geçerli mi?

Özel söyleşilerle çıkacak beşinci sayısı yakında raflarda olacak
Qijika Reş'in yazarlarından Zozan Özgökçe, Rawin Sterk, Ramazan Kaya
ve destekçilerinden Belma Yıldıztaş'ın T24'ün sorularına verdikleri
cevaplar şöyle:

- Anarşizmin ana akım Kürt siyasetiyle çakıştığı ve çatıştığı noktalar neler?

Ramazan Kaya: Bu sorunun cevabı, Kürt siyasal hareketinin hangi
dönemine baktığımıza bağlı olarak değişir. Hareketin son dönemde
ortaya koyduğu ideolojik paradigma, anarşizmin özgürlükçü
literatüründen önemli oranda beslenen, anarşizmin tarihsel mücadele
yöntemlerinden esinlenen bir doğrultuda görünüyor. Komünalizmden,
doğrudan demokrasiden, öz-yönetim kültürünü geliştirmekten söz eden,
devlet ve kapitalizm karşıtı bir siyasal çizgi esas alınmaya
çalışılmakta. Yüksekova'daki köy komünleri, yine Viranşehir'de hayata
geçirilmeye çalışılan komün deneyimi özgürlüğün deneysel mekânlarını
yaratmak adına heyecan verici gelişmeler. Buradan baktığımız da
özgürlük tahayyülümüzle Kürt hareketinin ideolojik yönelimi arasında
önemli fark yokmuş gibi gözükmektedir.

Ancak hareketin özgürlükçü ideolojik çizgisiyle hareketin siyasal
pratikleri arasında gözle görülür bir paralellikten söz etmek zor
görünmektedir. Hareketin siyasal ve askeri aktörlerinin hareket
üzerinde hâlâ çok ciddi bir hegemonyası söz konusudur. Küçük bir
beldenin belediye başkanının kim olacağını bile merkez
belirlemektedir. Yürütülen savaşta ve önemli siyasal kararlarda
tabanın belirleyici rolünden söz etmek mümkün değildir. Hiyerarşik ve
merkeziyetçi siyaset kültürü ve tartışılması teklif bile edilemez olan
liderlik kültü olduğu gibi varlığını sürdürmektedir. Kürdistan'daki
doğal kaynakların talanı, baz istasyonları, Türk burjuvazisinin
bölgeye yatırımlar yapmasına yönelik çağrılar, Kürt orta sınıfını
palazlandıran ihaleler, kentlerin belli semtleri arasındaki keskin
uçurumlar, ekolojik ve anti-kapitalist bir belediyecilik politikasıyla
bağdaşmamaktadır.


'Devletçi sol gibi meçhul devrim şafağını bekleyemeye gerek yok'

- Peki taban 'komünalizm, kent konfederasyonları' gibi terimleri anlıyor mu?

Ramazan Kaya: Tabanın bu kavramların ideolojik içeriğini ayrıntılı bir
şekilde bilmesine gerek olduğunu sanmıyorum. Önemli olan yeni politik
doğrultunun Kürdistan'da nasıl bir karşılık bulduğudur. Yürütülen
siyaset, halkın hayatına değen, halkı kapsayan bir pozitif dönüşüm
yarattığında, değişimin hangi noktalarda olduğuna ilişkin tabanın
farkındalığı da artacaktır. Anarşistlerin "Yap, göster" sözü bu
bağlamda önemlidir. Bahsi geçen köy komünlerinde ihtiyaca yönelik bir
üretim ve adil bir paylaşımın olması, üniversiteyi kazanan çocuklara
ortak komünden bursların verilmesi, kadına yönelik şiddetin belli
yaptırımlarla önlenmeye çalışılması yeni bir siyasal kültürün
nüvelerini oluşturmaktadır. Devletçi solun, Mesih'in inmesini
beklemesi misali o meçhul devrim şafağını bekleyemeye gerek yok. Ancak
gerekli dönüşümün çok sancılı geçeceğini düşünüyorum. Komünden
bahsettiğimiz yerde başkana gerek var mı? Doğrudan demokrasiden
bahsettiğimiz yerde partiye gerek var mı? Sivil itaatsizlikten
bahsediliyorsa orduya gerek var mı? Bu geçiş döneminin nasıl
atlatılacağını yaşayarak göreceğiz.


'Bu saatten sonra hiçbir Kürt, Öcalan'dan daha önemli olamaz'

- Öcalan'sız bir Kürt hareketi hayal edebiliyor musunuz?

R. Kaya: Öcalan, hareketin ruhani lideri ve Kürt ulusal kimliğinin
kurucu miti olarak tarihteki yerini alacaktır. Bütün toplumların
benzer süreçlerden geçerek uluslaştığını söylemek mümkün. Bu saatten
sonra hiçbir Kürt artık Abdullah Öcalan'dan daha önemli ve daha
değerli olamaz. Nasıl Türkiye Cumhuriyeti var olduğu sürece hiç kimse
Atatürk'ten daha değerli olamayacaksa, Kürtler açısından da bu böyle
kalacaktır. Ayrıca Kürt hareketi zaten şu an Öcalan'sız yürüyor.
Ortada devasa bir organizasyon var. Bugün PKK'nin savaş konseyi artık
savaş kararı aldığı zaman Öcalan'dan gelecek kararları çok da
beklemiyor. Hareketin sosyal, siyasal ve ekonomik alanlarında çok
nitelikli kadroları var. Öcalan, davanın sembolü ve moral kaynağı
konumunda ama Öcalan yarın fiziksel olarak ortadan kalksa bile
hareketin varlığını sürdüreceğini düşünüyorum.


'Erkek tahakkümüne karşı Öcalan siyasal bir sigorta'

Zozan Özgökçe: Bence Öcalan mitinin varlığını sürdürme biçimi Atatürk
gibi olmayacaktır. Atatürk'ün kültü, dondurulmaya çalışılan bir
toplumsallık üzerinden üretilmeye çalışılmaktadır. Ancak Öcalan ruhani
lider olarak varlığını sürdürse de Kürt hareketinin kendi
dinamiklerini üretme ve belli bir siyasal rotayı takip etme
kararlılığı kolay kolay son bulmayacaktır. Kürtlerin gündemi, bakış
açısı ve durduğu yer tarihsel ve güncel ihtiyaçlar doğrultusunda
sürekli değişmektedir. Bir tek Öcalan'ın söyledikleri hareketi
belirlemiyor, farklı siyasal bileşenlerin yarattığı enerji de
hareketin rengini, söylemini ve taleplerini etkilemektedir.

R. Kaya: Bugün MSF'de anarşistlerin de sunum yaptığı bir panelde,
Emine Ayna: "Erkek tahakkümüne karşı Öcalan siyasal bir güvence, bir
sigortadır" dedi. Bence bu çok doğru bir belirleme. Kürdistan
coğrafyasında hüküm süren eşitsiz cinsiyet ilişkilerinin hareket
içinde kadının aleyhine işleyen pozisyonuna, Abdullah Öcalan'ın bizzat
kadının lehine müdahale etmesi, kadının aktif bir güç olarak kendisine
özerk bir siyasal alan açmasını kolaylaştırdı. Bu da kadın öznelerin
Öcalan'ın kadına öncelik tanıyan söylem ve analizlerini referans
göstererek erkeklerin politik iktidarına direnmelerini ve kurucu
politik figürler haline gelerek taleplerini mücadeleye
eklemlemelerinin yolunu açtı. Kürt kadını açısından Öcalan ismine
atıfta bulunmak, Öcalan'ın varlığına şükran duymak, erkeğin politik
hegemonyasını yarmanın çıkış kapısı, erklenmenin en kısa yolu anlamına
gelmektedir.

Z. Özgökçe: Bir feminist olarak, Öcalan'ın "bunu tartışın" demesi
üzerine feminizmi tartışmayı sorunlu buluyorum. Tabii ki de feminizm
tartışılmalı ama bu daha çok hareketin kadın öznelerine dayalı bir
şekilde gerçekleşmelidir.

- Derginiz İmralı'ya gidiyor mu?

Rawin Sterk: Biz bu dergiyi İmralı'ya göndermeye çalıştık. Asrın Hukuk
Bürosu'na gittik. Ancak Öcalan'dan bahseden ve Kürtçe yazının olduğu
hiçbir yayını Öcalan'a ulaştırmamaya dair bir kuraldan dolayı dergi
İmralı'ya ulaşmadı. Ama avukatları dergiyi beğendi ve her ay dergiyi
istiyorlar, gönderiyoruz.


'Öcalan dergiyi okuduğunda dergiye olumlu şeyler söylecek'

- Derginin üçüncü sayısında, Sami Görendağ'ın Öcalan'ın anarşizm
algısına yönelik tepki toplayan bir yazısı yayımlandı. Öcalan okusa
nasıl tepki verirdi?

Z.Özgökçe: Öcalan okusaydı bence daha farklı değerlendirirdi. Öcalan'ı
kutsal olarak addeden kitle Öcalan hakkında yazı yazılmasından, onun
hakkında konuşulmasından veya onun yarattığı değerlerden söz
edilmesinden bile rahatsız. Ancak Öcalan aksine her kavramın
konuşulması ve tartışılmasını istiyor.

R.Sterk: Bence, Öcalan dergiyi okuduğunda hem çok anlam biçecek, hem
de dergiye olumlu şeyler söyleyecek. Öcalan bir sürü görüşme notunda
"beni neden eleştirmiyorsunuz" demiştir.

Belma Yıldıztaş: Gelişmenin tek yolu, farklı bakış açılarının ortaya
çıkmasından geçiyor. Yazıda önderlik tartışılıyor, en çok öne
çıkarılması gereken nokta bu. Öcalan da bunu anlayabilecek kadar
akıllı bir adam. Bu eleştiri onu da geliştiren bir şey olacak.

R. Kaya: Öcalan'ın, "Özgürlük Sosyolojisi" adlı kitabında anarşizme
yönelik kısa bir değerlendirme var. Analizlerinin bir kısmı önemli
yanılgılar içerse de "Orta Doğu'da özgürlük mücadelesinde anarşistler
önemli bir müttefiktir" belirlemesi önemlidir. Öcalan, Sami'nin
yazdığı o yazıyı okusaydı muhtemelen şöyle derdi: "Bu arkadaşlar,
benim fikirlerimden yararlanıyorlar, beni anlamaya çalışıyorlar, ama
ciddi anlamda eksik ve yanlış bir kavrayışları var" derdi. Bu bir
Öcalan klasiğidir (gülüyor).

- Demokratik Toplum Kongresi'ne (DTK) neden çağrılmadınız?

R. Kaya: Ana akım Kürt hareketinde partili olmayan siyasi oluşumları
ciddiye almama tutumu var. Örneğin, feministlerin partisi olmadığından
onları ne blokta, ne de çatı partisi kurma platformlarında müttefik
bir güç olarak göremiyoruz. Ayrıca anarşistlerin, radikal
feministlerin, ekolojistlerin ve eşcinsellerin gittikleri her yeri
politik olarak sabote etmeleri ve yerleşik siyasal algıyı tersyüz
etmeleri, hareketin yaratmaya çalıştığı konsensusu sarsacağından
endişeleniyor olabilirler. Bu soruyu yine de DTK sözcülerine sormak
lazım. Ben cevabını bilmiyorum.

- BDP ve DTK, Türkiye genelindeki farklılıklara daha açık, Kürt
coğrafyasındakilere daha mı kapalı?

R. Kaya: Kürt siyasi platformlarına katılan bileşenler bir süre sonra
Kürt siyasi hareketinin ideolojik hegemonyasına belli oranda tabi
oluyorlar. Kürt hareketi tersinin mümkün olacağını bilse, bence
çağırmazlar. Farklı siyasal geleneklerden gelen Şerafettin Elçi, Altan
Tan genel olarak hareketin ideolojik hegemonyasını genişletme
gerekliliğiyle aday yapıldılar. Sonrasında ise bildiğiniz gibi
özerkliğin ilanı ve meclisin boykotu konularında ciddi çatırdamalar ve
tartışmalar doğdu.


'Van'da kimse okumasın diye 30 dergi satın aldılar'

- "Vatan haini" ilan edildiğinizi söylüyorsunuz, neden?

R. Sterk: Aslında Kürt hareketinde anarşizme karşı önyargı yok, çünkü
zaten hareket zaten anarşist öğeler barındırıyor. Şu an KCK'den
tutuklananlar DTK mensupları ve Kürt hareketinin buradaki batıdan
görünmeyen aktörleriydi. Anarşizmi uygun biçimde pratiğe döken radikal
demokrat insanlardı. Devlet onları toparlamasının ardından siyaset
daha acemi, daha duygusal, zaman zaman liberalizme kayabilecek
kişilere kaldı. Bize gelince Kürt hareketinin bize yönelik
eleştirileri biraz da bizim üslubumuzdan kaynaklı. Çatışma yer yer
uygun olmayan üsluplarla ve ortamlarda yaptığımız eleştiriler yüzünden
çıkıyor. Bu normal bir durum. Biz de aslında anarşizmi yeni
öğreniyoruz.

B. Yıldıztaş: Anarşizm ilk bakışta insanlara korkunç gelen bir şey ama
bir süre sonra onun olumlu taraflarını içselleştirebilecekler.

Z. Özgökçe: Kürdistan'da eğer bağımsız işler yapıyor ve var olan ağ
içinde yer almıyorsanız, "bizden değiller" bakışı doğuyor. Böyle bir
durumda bir yok sayılma süreci yaşanıyor zaten. Qijikareş için de
"bize karşı bir şeyler yazıyorlar", "bu dönem bu olmamalıydı, şu
yazılmamalıydı" benzeri geri dönüşler alıyoruz.

R. Sterk: Örneğin, dergiyi satılması için Mezopotamya Kültür
Merkezi'ne götürmüştüm. 1. sayıyı aldılar ama 2. sayıyı almadılar.
Birçok yerde bu uygulamalarla karşılaşıyoruz. Hatta Van'da biri
kitapevine gidip kimse okumasın diye 30 dergi satın alınıyor.

- Mezopotamya Kültür Merkezi'nin gösterdiği gerekçe neydi?

R. Kaya: "Hareketin ve Öcalan'ın şahsına yönelik bir karalama
kampanyası yürütüyorsunuz. Hareketin eleştirisi üzerinden kendinizi
var etmeye çalışıyorsunuz" dediler.

- Öyle misiniz?

R. Kaya: Hayır, öyle bir tavrımız yok.


'Öcalan, 'parti içi infazların üzerine gidilsin' dedi ama kim gidecek?'

- Peki, bu bir paranoya mı?

R. Kaya: Evet. Tüm sol örgütlerde görülen klasik bir paranoyadır.
İnsanların kafalarında soru işaretleri oluşmasından, sorgulamalarından
ve hareketin öncü kadrolarının taban üzerindeki hâkimiyetini
yitirmesinden korkuyorlar. Öcalan'ın kendisinin de itiraf ettiği gibi,
hareketin tarihinde haksız yere infaz edilmiş sayısı beş binlerle
ifade edilen kadrolar var. Bu infazların hesabını kim verecek, çok
merak ediyorum. Her türlü eleştiriyi yıkıcılık ve hizipçilik olarak
algılayan, farklı söylem ve duruşlardan korkan, biat kültürünün hâkim
kılınmaya çalışıldığı ortamlarda bu infazlar maalesef kaçınılmaz
oluyor. Öcalan, avukatlarla görüşmesinde "parti içi infazların
üzerine gidilsin" dedi ama kim gidecek? Hangi siyasal güç veya özneler
bunun hesabını lider kadrolarına sorma kudretine sahip ki?

- Aynı zamanda PKK'ya bu infazları hatırlatan, hesap sorulmasını
isteyen bir grup musunuz?

R. Kaya: Hatırlatmaların bir yaptırıma dönüşmesi veya sonuç verme
ihtimali mümkün gözükmemektedir. Her hareketin bir resmi tarihi olduğu
gibi bir de gayri resmi tarihi vardır. Tarihi kazananlar yazdığı için,
kaybedenlerin tarihinin başka türlü bir isyanın mayasını oluşturması
ve iktidarlara musallat olan bir lanete dönüşmesini temenni etmekten
başka şansımız yok.


'Birçok kurumda dergimiz yasak'

- Siz benzer bir tehlikeyle karşı karşıya mısınız?

R. Kaya: Açıkçası bir gün o aşamaya evrilebileceğini düşünüyorum ama
henüz onların otlaklarına daha girmedik. Olur da bu özgürlükçü
akıntılar bir gün güçlü bir çağlayana dönüşürse, 2000-3000 kişi kara
bayraklarla sokaklarda isyan halayını oluşturursa, birileri gelir "siz
ne yapmaya çalışıyorsunuz, derdiniz nedir?" diye hesap sormaya başlar.
Ancak, şu an biz onlar için daha çok kafası karışık, mızmızlık yapıp
ayak direten birkaç şımarık çocuk olarak gözükmekteyiz.

Z. Özgökçe: Ben örgütsel kararla değil de, kendisine durumdan vazife
çıkaranlar tarafından saldırı veya benzeri hareketler olabileceğini
düşünüyorum. Birçok kurumda dergimiz yasak. Biz daha çok sayı
çıkarmaya devam edeceğiz, hatta gelecekte farklı kitaplar basmayı ve
çeşitli etkinlikler yapmayı planlıyoruz. Yeni sayılar ve diğer
çalışmalarımız gelecekte bize karşı kin ve öfke biriktirenler
tarafından tehlike oluşturabilir. Kürdistan'da farklı yapılanmaların
hepsi zaten birçok yönden bir tehlike altındadır. Biz kuşlar ve
böceklerle ilgilenen bir dergi dahi olsaydık bağımsız bir şeyler
yapmamız bir tehlike olarak görülürdü.


'PKK, devlet korkusunu ve efendilik kültürünü yok etti'

- Vicdani retçi misiniz?

R. Sterk: Evet.

- Anti-militarist söyleminiz PKK için de geçerli mi?

R. Kaya: PKK'nin, devletin şiddetinin zorunlu sonucu olarak doğmuş
meşru bir şiddet olduğunu düşünüyorum. Fanon'un şiddet tezlerinden çok
istifade etmiştir. Devlet korkusunu, efendilik kültürünü yok etti ve
Kürtlerin önündeki bariyerleri yıkarak Kürtlerin özne olarak çağdaş
teorilerle ilişkilenmesine yol açtı. Özellikle sol ideolojideki ısrar,
kadın, yoksul köylüler ve şehirlerdeki işçiler, öğrenciler üzerinde
çok doğru yansımalar yarattı. Hareketin idealleri doğru olmakla
beraber, mücadele yöntemleri ve örgütlenme modeli hep sorunlu bir
durum arz etmiştir. Klasik Stalinist örgütlenme modeli olan,
merkeziyetçi, otoriter ve hiyerarşik bir yapı hâkim oldu. Yani tabanın
tavanı belirleme gücünün zayıf olduğu, Jakoben bir modernleştirme
projesi söz konusuydu. Son dönemde modernleşmeci çizgiden bir vazgeçiş
var ve gittikçe ağ örgütlenmesine benzeyen, tabanın kendini
yönetebildiği modeller yavaş yavaş ortaya çıkmaktadır.


'HPG'nin başı dergiyi gördüğünde 'Ben bunu her ay istiyorum' dedi'

- PKK içinde anarşistler var mı?

R. Sterk: Kürt hareketinin en anarşist kanadı dağdaki kanadı.
Otoriterlik ve hiyerarşi dışında neredeyse anarşist yaşıyorlar.
Kandil'deki en tepedekilerin dergimizi okuduklarını biliyoruz. Legal
alandaki hareket mensubu insanlardan sert tepkiler alırken, HPG'nin
başı dolaylı yollardan dergi talep etti.

- HPG'den derginize dair geri dönüş oldu mu?

R. Sterk: HPG veya PKK'yle organik bir bağımız yok. Bir kişi hem bizi
bireysel olarak vurmak, hem de dergiye karşı tavır oluşsun diye bizim
dergiyi oraya götürerek "Bakın böyle bir dergi çıkarıyorlar,
anarşistiz diyorlar ve önderliği eleştiriyorlar, yaptırım kararı
almamız gerekiyor" demiş. Çünkü Kandil, "dergiyi yasaklayın" dediğinde
buradakiler açık bir tavır alır. Ama HPG'nin başı Nurettin Sofi
dergiyi gördüğünde "Ben bunu her ay istiyorum" diyor. Böylece bize
burada uygulanan durum, Kandil'de frenlendi.


'Dağ ovadan daha demokratik'

- Kandil'de derginizin okunuyor olması ne demek?

R. Sterk: Dağdakiler, Öcalan'ın söylediklerini bir ayet gibi
algılamıyor. Kürtçe'de arkadaş anlamına "heval Öcalan" demek burada
dayak yemek sebebi oluyor. Ama burada Öcalan, tabulaşma noktasındayken
orada Öcalan'ın da bir insan olduğu noktasından bakıyorlar.

- Dağ, bu konuda ovadan daha mı demokratik?

R. Sterk: Kesinlikle daha demokratik. Sıkı bir bağlılık söz konusu
olsa da eleştiri de yapılabileceği bir ortam var. PKK'de eleştiri ve
özeleştiri mekanizması vardır. Her şey buna tabidir. PKK'nin taviz
vermeyeceği çok az noktadan bir tanesi de budur. En ufak hareketine
dönük özeleştiri yapmak zorundasın ve arkadaşını da eleştirmelisin.

- Anti militaristsiniz ama 'PKK meşrudur' diyorsunuz, 'PKK'da eleştiri
temeldir' diyorsunuz ama eleştirenlerin infaz edilmesinden
bahsediyorsunuz. Bunlar fazlasıyla çelişkili değil mi?

R. Kaya: Egemenlerin şiddetiyle, ezilenlerin başvurmak zorunda kaldığı
şiddetin aynı kefede tartılabileceğini düşünmüyorum. Ezilenlerin
şiddeti, yasa-koyucu devlet şiddetine karşı bir anlamda Walter
Benjamin'in "ilahi şiddeti"dir. Ancak her "ilahi şiddet"in, günün
birinde siyasi elitlerin iktidarlarını sağlamlaştırma terörüne dönüşme
ihtimali de her zaman mümkündür. PKK, elbette karşı-şiddeti daha
farklı kullanabilirdi. Bu kadar devasa hiyerarşik bir ordu
yapılanmasına dönüşmek yerine daha esnek ve iktidarın belli ekonomik
kurumlarına yönelik sabotaj eylemlerini ve sivil itaatsizliği etkili
kılarak sonuç alması mümkündü. Şiddette bu kadar uzun süre ısrar
etmeyebilirdi. Savaşın, insanları keskin saflara böldüğü bir iklimde
farklı bir derdi dillendirmenin imkânları da ortadan kalkıyor. Savaş
karşıtlığı veya şiddet karşıtlığı devletin şiddet tekeline ve
militarist aygıtlara yönelik kitlesel bir muhalefete dönüşmediği
sürece ezilenlerden silahlarını bırakmasını talep etmek her türlü
eşitsizlik ve sömürü ilişkisini onaylamaktan veya üstünü örtmekten
başka bir sonuç vermez.

- Bazı anarşistler Blok'u destekledi. Siz nerede durdunuz?

R. Sterk: Son seçimlerde İstanbul ve Ankara'daki anarşistler arasında
çok yoğun bir tartışma yaşandı. Biz bir grup anarşistle birlikte
Blok'u desteklemeye karar verdik. Anarşizm parlamenter sisteme karşı
olsa da seçilecek kişilerin cezaevinde olması durumu değiştirdi.

R. Kaya: Ben oy kullanmadım. Ama oy kullanmayı anarşist ideallerden
vazgeçiş veya temsili siyasete teslim olmak olarak görmüyorum.
Madunların kendi adına konuşmasına destek sunmak, bazı insanların
cezaevi koşullarından kurtulma mücadelesiyle dayanışma göstermek ve
iktidarın siyasal tekerine çomak sokmak adına oy verilebilinir. Bende
bu arkadaşları gönülden destekledim. Ama hiçbir zaman temsili
politikaları nihai bir mücadele yöntemi olarak görmedim ki bu
arkadaşlar da öyle görmüyor zaten. Sami de "Benim oyum cezaevindeki
bir tek insanın dışarı çıkmasına yarayacaksa amacına ulaşmış demektir"
diyerek Van'dan blok adayı Kemal Aktaş'ı destekledi. Zozan'da oy
kullandı zaten.

Z. Özgökçe: Ben bu süreçte oy vermemeyi düşünmedim bile. Kadın olduğu
için öncelikle Aysel Tuğluk'a oy vermek isterdim ama oturduğum yerden
aday olan Nazmi Gür'e oy verdim.


'Diyarbakır'da feci bir hiyerarşi ve Kürt diplomasisi var'

- Son soru, neden Diyarbakır değil de Van?

R. Sterk: Bu işi başlatan arkadaşların Vanlı olması bir etken ama
böyle devam etmesi için bir gerekçe değil. Kürt siyasetinin merkezi,
algılardaki başkenti olan Diyarbakır'da feci bir hiyerarşi ve Kürt
diplomasisi söz konusu. Buranın artık kurtarılacak bir şeyi kalmamış.
Diyarbakır'da olduğu kadar Van'a modernizm girmedi. Bu anlamda Van
bayrak çekmiş bir noktaya gelsin diye de mücadele veriyoruz. Ayrıca,
Van'ın alternatif bir durumu da var. Kendilerine anarşist demeseler de
kendi aralarında başka bir tahayyülleri olan doktorlar var. Onlar da
bir dergi çıkarıyor.


Kaynak: http://www.t24.com.tr/kurt-anarsistler-pkkyi-anlatiyor/haber/172403.aspx
________________________________________
A - I n f o s Anartistlerce Hazyrlanan, anartistlere yonelik,
anartistlerle ilgili cok-dilli haber servisi
Send news reports to A-infos-tr mailing list
A-infos-tr@ainfos.ca
Subscribe/Unsubscribe http://ainfos.ca/cgi-bin/mailman/listinfo/a-infos-tr
Archive http://ainfos.ca/tr


A-Infos Information Center