A - I n f o s
a multi-lingual news service by, for, and about anarchists **

News in all languages
Last 40 posts (Homepage) Last two weeks' posts

The last 100 posts, according to language
Castellano_ Deutsch_ Nederlands_ English_ Français_ Italiano_ Polski_ Português_ Russkyi_ Suomi_ Svenska_ Trk�_ The.Supplement

The First Few Lines of The Last 10 posts in:
Castellano_ Deutsch_ Nederlands_ English_ Français_ Italiano_ Polski_ Português_ Russkyi_ Suomi_ Svenska_ Trk�
First few lines of all posts of last 24 hours || of past 30 days | of 2002 | of 2003 | of 2004 | of 2005 | of 2006 | of 2007 | of 2008

Syndication Of A-Infos - including RDF | How to Syndicate A-Infos
Subscribe to the a-infos newsgroups
{Info on A-Infos}

(tr) Anarşist-Komünizm ve Seçimler - José Antonio Gutiérrez

Date Sat, 29 Mar 2008 00:22:36 +0200



Bu makale 2003 yılında Şili’de yaklaşan yerel seçimler hakkındaki
tartışmaların bir parçası olarak yazılmıştır ve pek çok yoldaşımızın
kaynaklarımızın önemli bir kısmını (finansal ve insan) seçim
karşıtlığına ayırmak istemesi üstünedir. Aynı zamanda üniversitelerde,
okullarda, sendikalarda ve mahalle örgütlerinde seçimlere katılmaya
başlamıştık ve bazı anarşistler her türden oylamaya karşı olduklarını
söylüyorlardı. Yakın zamanda İrlanda’da WSM (İşçilerin Dayanışma
Hareketi) içersinde yaşanan taktikler ve ilkeler hakkındaki
tartışmalarda da benzer argümanlar ifade edildi.

(Eylül 2003’te yazılmış, Hombre y Sociedad’ın 18-19 nolu 2004 ikinci
dönem sayısında yayınlanmıştır)

Ne zaman seçim olsa duvarlara o ya da bu adayın adı, o ya da bu slogan
yazılar ve bu sefer işlerin değişeceği iddia edilir. Duvarın önünden
geçen insanlar yıldan yıla tekrar eden bu görüntüye alışmışlardır:
Sokaklar ancak kış yağmurlarının temizleyebileceği çöplüklerle kirletilir.

Tüm bu adaylar ve sloganlar demetinde her zaman seçime karşı çıkan
sloganlar da vardır: Bu tarafta kendisine devrimci diyen solun nerdeyse
tamamı yer alır. Bununla birlikte seçime karşı çıkanların bir kısmı,
derin bir siyasal nedenden dolayı değil, aslında kendi adaylarının
kampanyasını yürütemeyecek durumda olduklarından bunu yapar: Yakın
zamandaki PODEMOS deneyimi bunun iyi bir örneğidir (Eskiden seçim
karşıtlığının önde gelen savunucuları, bugün yeni bir siyasal
koalisyonun adaylarına dönüştüler). Bazılarınınsa sadece lojistik
meselelerden çok daha farklı nedenleri vardır. Bu tarafta da seçime
katılmamak için geniş bir nedenler yelpazesi vardır: Pinochet tarafından
oluşturulan bu Anayasaya hiçbir itibar kazandırmak istemeyenlerden her
tür “iktidara” karşı olanlara kadar.

Bu argümanlar arasında az çok bilinen, gereğinden fazla tekrarlanan ve
daire içinde bir A ile imzalanan sloganlara rastlarız. Bunlar kesinlikle
anarşistlerdir. Kimse anarşistlerin bu konumu kabul etmesine şaşırmaz:
Bize bu kararımızın arkasındaki nedenleri bile sormazlar. Buna gerek de
yoktur: Anarşist olmak görünüşte seçimlere katılmamak demektir. İşin
doğrusu anarşizm genelde kötü niyetle veya cehaletle
anti-parlamentarizme indirgenir. Ve denebilir ki kendine anarşist
diyenler arasında faaliyetlerini buna düşüren pek çok kişi vardır.

Seçimler söz konusu olduğunda anarşistler olarak kabul etmeliyiz ki
mesele genelde soyut bir tarzda ve bağlamın analizi olmadan ele
alınmıştır. Hele de seçimlerin pek çok anarşist tarafından sokakta
gösteri ve ajitasyon yapmak için geleneksel olarak kullanılan bir bahane
olduğu göz önüne alındığında bu oldukça gariptir. Bununla birlikte
derinlikli düşünme eksikliği sıklıkla dehşet vericidir: Siyasal analiz
önceden işlenmiş ve içgüdüsel formüllerle – kısaca genelde sağa ve sola
hakaretler içeren dogmatizm ile - takas edilmiştir. Bu gibi bir durumda
sloganının derinlikli düşünmenin yerini alması doğaldır. Argüman ve
somut düşünme eksikliği egemen ve teorik sefalet norm olduğunda, genelde
oportünizm, basitlikçi görüşler ve çantalarında taşıdıkları diğer tüm
sapmalar için verimli bir temel oluşur. Dolayısıyla hatalı bir pratiğin
temelleri atılır.

Seçimleri reddeden anarşist pozisyonu “meşrulaştıran” argümanlar
arasında öncelikle “ahlak düşkünü” bir doğaya sahip olanlar gelir.
Bunlar en zayıflarıdır: Aday olmuş bireylerin kişisel nitelikleriyle
uğraşırlar (“onlar hırsızlar”, “yalan söylüyorlar” vs.) ve böylece
gerçekten siyasal meseleleri yok sayarak aynı temellerde
karşı-argümanlar üretilebilir. Politikacıların hırsız olup olmadığı (ve
çoğunluğu kesinlikle böyledir) önemli olan mesele değildir: Bu en fazla
rakip adaylar arasında kullanılabilir ve sorunun köküne inmez.

Diğer zamanlarda soruna daha büyük bir bakış atılır ve meseleye soyut
bir şekil verilerek “yöntem” (oy kullanma) kullanıldığı kurumlarla
karıştırılır. Bu yüzden her tür seçim (bir mecliste, sendikada, spor
kulübünde ve tabii ki cumhurbaşkanlığında) temelde aynı görünür ve
“kirlilik” oy verme işinin kendisinde görülür. Biz, anarşistler, hiçbir
tür seçimle lekelenmemeliyiz ki “saflığımızı” koruyalım. Nasıl karar
vereceğiz, nasıl delegeler ve temsilciler seçeceğiz? Bu pozisyonu
savunanlar, her şeyin ötesinde pratik düzen sorunu olan bu gibi
meseleleri asla tatmin edici şekilde netleştiremezler (Her zaman
konsensüs mü kullanacağız? İnsanları rasgele mi seçeceğiz?). Bağlamdan
bağımsız olarak oy verme eyleminin saf olmayan ve yozlaştırıcı bir özü
olduğu varsayılır. Bir mekanizma olarak oy verme, bir tür “oy verme
fetişizmine” teslim olmuş bazı anarşistlerin mitolojik zihinlerinde
büyülü ve kötücül bir boyuta bürünür.

Anarşizm her şeyden önce pratik meselelerde karar verme yöntemi ve
farklı tutumlar açığa çıkarılıp tartışıldıktan sonra karar alma veya bir
delege veya temsilci seçme mekanizması olarak oy vermeye hiç de karşı
değildir. Önemli olan mekanizmanın kullanıldığı bağlamdır [1].
Anarşistler tanımsal olarak bir mekanizma olarak “seçimlere” karşı
değildir; eğer yerel veya ulusal seçimlerde oy vermeye karşı çıkıyorsak
bu oy vermenin uygulandığı bağlamla, yani karar alma süreçlerinden
dışlanan bizler üstündeki egemenliğini bu sayede geçerli kılan devlet
bağlamıyla ilgilidir (ve biz şans eseri (!) işadamlarının şöleninden de
dışlanan kişilerizdir). Bu gibi seçimlerde oy vermeme çağrısı
yaptığımızda, aslında dediğimiz devlete ve kapitalizme karşı
mücadeledir; bir vaka olarak “seçimlere” karşı mücadele değil. Bizim
muhalefetimiz oy vermeye değil, devlet aygıtının bütününe karşıdır.

Bu bizi meselenin köküne götürür: Sorun sistemin yönetilme yolu mudur,
yoksa bugünkü sistemi devrimci bir yolla aşmanın gerekliliği midir? İşte
bu, burjuva seçimlerinin bizi uzaklaştırdığı ve kapitalizmin çirkin
yüzünü temizlemeye yardımcı olan temel meseledir.

Burjuva seçimlerinin bir diğer kötü etkisi kendi başına ayrışma
yaratmasıdır. Seçimler yapay, konu temelli, uyduruk bir siyaset ve
iktidar paylaşımı alanı yaratırlar. Bu tam da devletin altındaki
mantıktır. Ve tam da politikanın bu tür bir kavranışına karşı
anarşistlerce radikal bir eleştiri yapılmalıdır; çünkü bizce iktidar
“hazırlanmış alanlarda” değil, halkın kendisi tarafından, kendi
alanlarında, hayatımızın her alanında uygulanmalıdır.

Burjuva iktidarı, ideolojik olarak bunu reddetse de ancak bazı yapay
alanlarda onların ideolojik “özgür irade” bayağılıklarıyla ifadesini
bulur ve hayatlarımızın derinliklerine işler, varlığımızın her noktasına
gizlice girer. Bu yüzden halk iktidarı bununla aynı tarzda yüzleşmeli ve
hayatımızın tüm alanlarına tamamen egemen olmalıyız.

Bu yüzden seçimler bizi somut sorunlarımızdan (onları çözme
yanılsamasıyla) uzaklaştırır ve “politik” olan, yani kitlelere yabancı
olan bir alan yaratır. Bununla birlikte farkında olmadan bazı
anarşistler, reformist sol gibi bu tuzağa düşerler. Reformist sol,
faaliyetlerini büyük çoğunluğun bu dar “politika” tanımına yönlendirir,
seçim sirki uğruna tabandaki çalışmalarını bir yana bırakır veya onları
sirke kanalize eder. Bu sayede burjuvazinin politika kavrayışını geçerli
kılarlar. Pek çok anarşist muhalif olmak için benzer şekilde hareket
eder: Tıpkı adaylar gibi sadece seçim zamanlarında insanlara oy
vermemelerini söylerler. Ve verilen oyları saymak yerine oy vermeyen
insanları veya geçersiz oyları sayarlar; sanki bunlar mücadeleden ve
gerçek örgütlenmeden daha önemliymiş gibi.

Tıpkı diğer partiler gibi onların da seçimlerde bir adayı vardır: Oy
vermeme. Böylece tabanda gerçek bir çalışma, gündelik çalışma, sınıfı ve
toplumsal aktörleri devrimci bir beklentiyle güçlendirmek yerine siyasal
olanın tanımlanmasını devletin eline bırakırlar. Eylemimiz, burjuvazi
tarafından siyaseti ifade etmek için yaratılmış konu temelli bir
gösteriye dönüşür.

Bu seçimlere kayıtsız kalmak mı demektir? Onlarla ilgili bir tutum
almamak mı demektir? Hiç de değil. Kesinlikle demokratik-burjuva
makineye ve dolayısıyla baskı ve sefaletin yönetiminin her tür biçimine
karşı net bir duruşumuz olmalı, fakat elimizden geldiğince açık
olmalıyız. Oy vermeyen bu kadar insanın olması İŞE YARAMAZ. Anarşist
propagandanın etkinliği oy vermemeyi seçenlerin sayısıyla değil, halk
kitlelerinin savaşkanlık ve örgütlenme derecesi üstündeki etkimizle
ölçülmelidir. Sistem zaten itibarını yitirmiştir; bizim gerçek görevimiz
propaganda ve eylem ile bu sistemin değiştirilmesinin gerekli ve zorunlu
olduğunu göstermektir.

Propagandamız her şeyden önce halkın mücadelesini ve örgütlülüğünü
güçlendirmeye odaklanmalıdır; halk örgütlenmesi ve mücadelesi devletin
ve sermayenin temellerine karşı en iyi silahlardır. Bu anarşistler için
aktivizmden militanlığa geçiş demektir. Aktivizm her zaman beklenmedik
olayları takip ederken militanlık açık şekilde daha sistematik, sabit ve
koordinasyonlu bir çalışma, halk mücadelesinin değişik aktörlerini
geliştirmeye eğilmektir.

Yukarıda değinilenlerden “biz anarşistiz ve bu yüzden seçimlere
girmeyiz” gibi anarşizmin ana ilkelerinin fakirleşmiş ve hantal sürümü
olan açıklamalardaki aldatıcı yanlış kavrayışı çıkarabiliriz.
Siyasetimiz seçimlere katılmama gerçeğinden türeMEZ, tersine seçime
katılmama bizim siyasetimizin bir ürünüdür. Ve esas mesele kesinlikle
halk iktidarının nasıl kurulacağıdır.

Burjuva seçimlerine katılmama anarşist devrimci militanlığın siyasal
ilkelerinden biri olarak görülemez, ama bu işçi sınıfının kalbinde bir
inşa stratejisinden doğal olarak çıkmalıdır.

Bugün her zamanki gibi sisteme karşı mücadeleye dahil olmak isteyenler
için bir yolu nasıl kuracağımızı bilmek ve bu yüzden bazen biraz
çocukça, dogmatizm ve içgüdüsel deyişbilim belasına bulaşmış bir tür
naif anarşizmin ötesine gidebilmek gereklidir.

Meseleyi en düz haliyle ortaya koyalım: Anarşist komünistler için
burjuva seçimlerinde yer yoktur, çünkü bizim halk iktidarını
kuracağımız, direneceğimiz ve mücadele edeceğimiz doğal alan farklı bir
yerdedir: mahallelerimizde, üniversitelerimizde, okullarımızda ve
işyerlerimizde.

Peki diğer seçimler?

Yöntem sorunları ve siyasal tutumlarla ilgili yukarıda değindiğimiz
ciddi düşünme eksikliğinden dolayı anarşistin “her türden seçime” karşı
olumsuz bir tutumu vardır. Sanki bizim eleştirimiz bağlamdan ve
içerikten bağımsız olarak oy verme eyleminin kendisine karşıymış gibi!
Bu tutum, mesele devlet seçimlerine katılmakla toplumsal ve kitlesel
örgütlerdeki (sendikalar, mahalle örgütleri vs.) seçimler arasındaki
farka gelince kafaları karıştırır. İkincisinde anarşistlerin varlığı
sadece olumlu değildir, uzun vadede toplumsal inşa sürecinde etkimizin
derecesini garantilemek istiyorsak gereklidir de.

Bu alanlardaki eksikliğimiz tarihsel olarak kapıları reformizme ve her
tür otoriterizme açmak demek olmuştur. Gerçekten, mücadelemiz pek çok
diğer siyasal grup gibi toplumsal örgütlerde temsili konumlar elde
etmekle sınırlanmamalıdır; faaliyetimi her şeyden önce tabanda
olmalıdır. Fakat pek çok defa temsili görevlere gelme şansını
meclislerde yer almanın yeterli olduğuna inandığımızdan tepiyoruz. Bunun
bizim güçlü noktamız olduğuna inanıyoruz. Bununla birlikte taban
çalışmasının içinde bulunduğumuz örgütlerin her bir düzeyinde ifadesini
bulmasına ihtiyaç duyuyoruz ve bu gibi bir şey şu noktada net olduktan
sonra ilkelerimizden bir ayrılma nedeni olmayacaktır:

1. Seçim mücadelesine katılım bizim daha önceki gerçek taban
çalışmamızın ifadesi olmalıdır ve ancak bu katılımımıza bir temel ve
meşruiyet sağlar. Bu ön çalışma olmadan, aşağıdan inşa etmeye
başlamadan, temsili konumlar için mücadele diğer siyasal grupların
yukarıdan-aşağıya mantığının bir benzerini teşkil eder.

2. Katılımımız her koşulda diğer gruplar gibi olmamalı; her zaman
temsili alanlarla sınırlanmamış bir içsel demokratikleştirme projesini
ileri itmeliyiz, tabanı önemli meselelerde son sözü söyleyen kılmalıyız.
Bu pratik olarak meclisler, tabana sorumluluk, aşağıdan yukarı örgütsel
kanallar vs. gibi demokratik ilkeleri uygulamaktır.

3. Asla taktiği strateji ile karıştırmayın: Halk ve kitle örgütlerinde
siyasal egemenlik asla kendi başına bir amaç değildir. Örgütün
sınırlarının ötesinde gerçek değişimler yaratabildiğimiz ve kapitalist
toplumun temellerini tehdit edebildiğimiz sürece önemlidir. Kısaca,
sendikalarda seçimleri kazanmayı sadece kazanma uğruna istemiyoruz,
bunun devrimci bir gücün birikimine yardımcı olabilmesini hedefliyoruz.
Son amaç, bunları hiç reddetmesek de reformlar mücadelesinde sonsuza
kadar oyalanmak değildir; ezilenlerin ve sömürülenlerin özgürleşmesini
sağlayacak devrimci dönüşümlerin yolunu açmaktır.

4. Ve sıkı bir özgürlükçü/liberter etik hiç de önemsiz değildir: Kendi
fikirlerimi, kendi programımızı tarafsızlaştıramayız. Bir örgütün üyesi
olduk diye fikirlerimiz susturamayız. Bununla birlikte onları
dayatamayız da. Fikirlerimizi egemen kılma mücadelesi tabanda,
meclislerde kazanılmalıdır ve temsilciler olarak görevimizi kötüye
kullanmamalıyız.

Bu dört nokta bizce toplumsal örgütlerde seçimlerle ilgili doğru bir hat
geliştirmek için olağanüstü önemdedir. Birkaç yıl önce bize yakın bir
sendikacı yoldaşın Ulusal Emek Konfederasyonu’nda (CUT) önemli bir
konuma seçilmesi emek hareketinde harika bir çalışma olanağının nasıl
harcandığına dair mükemmel bir örnektir. Birinci olarak ne kadar eksik
olsa da farklı sendikalar içersinde yeni bir sendikacılık yaratmak için
ön çalışma vardı. Bizde eksik olan yoldaşın adaylığı ve gücüne uygun
tutarlı bir taktiğimizin olmamasıydı. Sonunda yoldaşımız tecrit edildi,
yeni tür bir sendikacılık sorununu gündeme getiremedi ve en sonunda daha
önce başlamış ve 1998 1 Mayısında Multisincidal’in kuruluşuyla en
enteresan anlarını yaşayan güç birikimi sürecinden hız alacak bir akımın
yaratılmasına katkı sunamamasıydı.

Tam tersine liberterlerin günümüzde mahalle ve öğrenci örgütlerinin
liderliklerindeki katılımlarının; tabanda bir ön çalışma, bir
demokratikleştirme projesi, özgül bir talepler ve mücadele programı ve
liberter bir siyasal çalışma stili ve etiği ile halk kesimlerinde
liberter etkiyi güçlendirmeye ve halkın örgütlenme ve mücadele
düzeylerini arttırmaya olan olumlu etkisini gösterir. Ve bu bize halk
mücadelesinin içinden liberter bir projenin inşasına katkı sunacak olan
insanların bir araya geleceği daha geniş ağlar kurmada yardımcı olur:
FeL (Liberter Öğrenciler Ağı) bu sürecin bir parçasıdır.

Sendika ve öğrenci seçimlerinde mücadelenin doğuştan çöküşümüze ve
yozlaşmamıza yol açacağını varsaymamalıyız (Mücadeledeki insanlarca
yaratılmış bu meşru alanlarda bazen bürokratik dejenerasyon gerçekleşse
de bunun burjuva bir sınıf aygıtı olarak devletle bir alakası yoktur).
“İktidar” (!) tarafından “yozlaştırılma” korkusu eğer biz bu dört ilkeye
bağlı olarak hareket edersek asla gerçekleşemez. Sadece siyasal
tutarlılık, liberter tarzda siyasal çalışma ve açık katılım
mekanizmalarının varlığı bunu engelleyebilir. Ernesto Miranda’nın ön
sıralarında yer aldığı ve CUT’un yaratılmasına yol açan 1950’lerdeki
anarko-sendikalist neslin mirası ve yeni anarşist komünist neslin
mahalle, öğrenci ve işçi örgütlerindeki çalışmaları bunun herkesçe
görülebilir kanıtlarıdır.

Not:
[1] Benzer bir şey “demokrasi” etrafındaki tartışma üstüne de
söylenebilir: Meseleyi soyut haliyle arkasındaki somutluk olmadan
tartışmada oldukça fazla mürekkep harcanmıştır. Bu durum bir şekilde
sağır insanlar arasındaki diyalogu çağrıştırır. Birileri demokrasiye
evet derken diğerleri hayır der, fakat aslında demokrasiden neyi
kastettiklerini birbirlerine hiç sormazlar. Açık şekilde halkın
demokrasi talepleri sınıf çelişkileri üstüne kurulu burjuva
demokrasisiyle pek çok benzerlik taşımaktadır. Ve devrimci basın
“demokrasiye” saldırdığında, bu uzlaşma politikaları kavramını ve
zenginlerin demokrasisini eleştirmenin bir yoludur.

Kaynak:
http://www.anarkismo.net/newswire.php?story_id=8407
________________________________________
A - I n f o s Anartistlerce Hazyrlanan, anartistlere yonelik,
anartistlerle ilgili cok-dilli haber servisi
A-infos-tr mailing list
A-infos-tr@ainfos.ca
http://ainfos.ca/cgi-bin/mailman/listinfo/a-infos-tr
http://ainfos.ca/tr
A-Infos Information Center