A - I n f o s
a multi-lingual news service by, for, and about anarchists **

News in all languages
Last 40 posts (Homepage) Last two weeks' posts

The last 100 posts, according to language
Castellano_ Deutsch_ Nederlands_ English_ Français_ Italiano_ Polski_ Português_ Russkyi_ Suomi_ Svenska_ Türkçe_ The.Supplement
First few lines of all posts of last 24 hours || of past 30 days | of 2002 | of 2003 | of 2004 | of 2005 | of 2006

Syndication Of A-Infos - including RDF | How to Syndicate A-Infos
Subscribe to the a-infos newsgroups
{Info on A-Infos}

(tr) Anarþist Komünizm - Pyotr Kropotkin

Date Sun, 4 Jun 2006 12:03:53 +0200 (CEST)


Bu metin anarþizmin önde gelen düþünür ve
eylemcilerinden olan Pyotr Kropotkin?in (1842-1921)
temel metinlerinden birinin bir bölümüdür. Kropotkin
anarþizm ile 1.Enternasyonal yoluyla tanýþmýþ, 1874
Rusya?da tutuklanmýþ, 1976?da Avrupa?ya kaçmýþ ve kýrk
yýl kadar sürgünde yaþamýþtýr. Anarþist kurama önemli
katký saðlayan eserlerinin çoðunu bu dönemde yazmýþ,
harekette aktif bir militan olarak yer almýþtýr. 1917
Þubat devriminin ardýndan Rusya?ya dönmüþ,
Bolþevikleri anarþizan bir bakýþ açýsýyla eleþtirdiði
dört senenin ardýndan 1921?de ölmüþ, Bolþevik iktidara
karþý anarþistlerin son kitlesel gösterisine dönüþen
cenaze töreni ile topraða verilmiþtir.

Bir yandan anarþist komünizmin bayraktarlýðýný yapan,
öte yandan insan doðasýna aþýrý güveninden kaynaklý
kendiliðindenci bir politika anlayýþýný benimseyen
Kropotkin?in bu metni ilk kez 1887?de Ýngiltere?de
basýlmýþtýr.

***

Anarþistlerin çoðu, bireysel çabalarýn karþýlýðýnýn
ödenmesine en uygun ve tek adil çözüm olarak Komünizmi
görürler. Bir zamanlar, tarýmla uðraþan bir aile evde
üretilen bir þeylerin ticaretiyle desteklenirken,
yetiþtirdikleri tahýlý ve dokuduklarý pamuk örgü
giyside kendilerinden baþka kimsenin emeði olmuyordu.
Böyle bir bakýþ açýsý pek doðru olmasa bile, ortak
çabayla düzenlenmiþ ormanlar, inþa edilmiþ yollar
vardý; hatta, halen birçok köy topluluðunda görüldüðü
gibi, aile topluluðun sürekli yardýmýný alýyor da
olabilirdi. Fakat þimdi, her sanayi dalýnýn bir
diðerini desteklediði sanayinin son derece iç içe
geçtiði mevcut koþullarda, bu tür bireyci bakýþ açýsý
artýk tutunamaz. Bu ülkenin demir ticareti ve pamuk
sanayii bu kadar yüksek bir geliþme derecesine
eriþmiþse, bunu, büyük ya da küçük binlerce diðer
sanayinin paralel geliþmesine, demiryollarý sisteminin
yaygýnlaþmasýna, hem yetenekli mühendisler hem de
emekçi kitleler arasýnda bilgi artýþýna, Ýngiliz
üreticiler arasýnda yavaþ geliþen örgütlenme eðitimine
ve her þeyden önce, binlerce mil ötede
gerçekleþtirilen çalýma sayesinde büyüyen dünya
ticaretine borçludur. Süveyþ kanalý açarken koleradan
ölen ya da St. Gotthard Tüneli?nde ?tünel
rahatsýzlýðý?ndan ölen Ýtalyanlar, Manchester?da bir
makine baþýnda erkenden kocayan Ýngiliz kýzlar gibi,
bu ülkenin zenginleþmesine katkýda bulundular; bu
kýzlarýn payý makinelerimizde el emeðine olan ihtiyacý
azaltacak bir iyileþtirme yapan bir mühendisindekinden
az deðildir. Etrafýmýzda biriken zenginliklerde bu
kiþilerin her birinin gerçek payýnýn ne olduðunu nasýl
tahmin edebiliriz?

Zalim bir efendinin yaratýcý dehasýný ya da örgütlenme
kapasitesini hayran olabiliriz fakat kabul etmeliyiz
ki, tüm bu deha ve enerjiyi, Ýngiliz emekçiler,
Ýngiliz mühendisler ve güvenilir yöneticiler yerine
Moðol çobanlar ya da Sibirya köylüleriyle iþ yapmakta
harcasalar da, gerçekleþtirdiklerinin onda birini bile
gerçekleþtiremezlerdi. Ev sanayisinin bir dalýný
teþvik ederek baþarý kazanmýþ bir Ýngiliz misyoneri,
ertesi gün, baþarýsýnýn gerçek nedenlerini ne olduðunu
kendi kendine sorduðunda cevabý þu olacaktýr: ?Söz
konusu iþletme dalý için her zaman doðru insaný aradým
ve ona tam baðýmsýzlýk verdim. Elbette, genel denetimi
kendi elimde tutum?. Sonraki soru þudur: ?Böyle birini
bulamadýðým oldu mu?? ?Asla.? ?Fakat, sanayi kattýðým
yeni dallarda bazý yeni keþifler istedim.? ?Kuþkusuz;
patent satýn alýrken binlerce pound harcýyoruz.?

Bu küçük söyleþi, bence baþarýlý sanayilerinin
yönetimine milyonlar baðýþlayarak ?bireysel çabalarýn
uygun biçimde ödüllendirilmesi?ni savunanlarýn
aktardýðý bu sanayi geliþimlerinin gerçek durumlarýný
özetlemektedir. Çabalarýn gerçekten ?bireysel?
olmaktan ne kadar uzak olduklarý açýkça ortadadýr. Bir
insanýn kendi çabalarýný baþkalarýna tüm boyutlarýyla
göstermesini saðlayan, kimi zaman ise bunu
göstermekten alýkoyan binlerce koþul bir yana; ayný
iþverenlerin güvenilir bir yönetici ve yetenekli
iþçiler bulamadýklarýnda, binlerce keþif bu ülkenin
sayýsýz sakinin düþüncelerinde yeni bir mekanik
geliþim teþvik etmediðinde, ayný kapasiteler ayný
sonuçlarý getirir miydi sorusunu sormak gerekir.
Ýngiliz sanayisi Ýngiliz ulusun ürünüdür- hatta,
Avrupa ve Hindistan ile birlikte- tek tek bireylerin
deðil. Anarþistler, üretim üzerine bu sentetik bakýþý
desteklerken, kolektivistler, her kiþinin
zenginliklerinin üretiminde harcadýðý iþgücü saatinin
orantýlý olarak ücretlendirilmesinin ideal, en azýndan
ideale yakýn bir toplum olacaðý düþüncesinde
deðillerdir. Her bir metanýn deðiþim deðerinin onu
üretimi için gerekli iþgücü miktarýyla gerçekten
ölçülmekten ne kadar uzak olduðu tartýþmasýna burada
girmeden ?bu ayrý bir inceleme konusudur- kolektivist
idealin, üretim için gerekli olan þeylerin ortak mülk
olmadýðý bir toplumda bize yalnýzca gerçekleþemez
geldiðini söyleyebiliriz. Böyle bir toplumu tümüyle
terk etmek zorundadýr. Kolektivist okulun yumuþatýlmýþ
bireyciliðinin topraklar ve makinelere ortaklaþa sahip
olmanýn gerektirdiði kýsmi komünizmle bir arada olmasý
imkansýzdýr; tabii, güçlü bir yönetim tarafýndan
dayatýlmadýkça mevcut üretim sistemi üretim için
gerekli olan þeylerin bir avuç insan tarafýndan
sahiplenilmesiyle büyütmektedir; þu an ki kapitalist
üretimin büyümesi için bu gerekli koþuldur; iþçiye
üretimin tüm deðeri ödenmeye çalýþýlsa ve iþgücü saati
çekleri paraya ikame edilse bile, bu uzun süre
yaþayamaz. Üretim için gerekli araçlarýn ortak
mülkiyeti ortak üretimin meyvelerinden ortak
yararlanmayý gerektirir ve toplumun adil
örgütlenmesinin, her türlü ücret sistemi terk
edildiðinde ve tüm kapasitesiyle ortak refaha katkýda
bulunan herkes, ihtiyaçlarýnýn olasý tüm boyutlarý
için toplumun ortak deposundan yararlandýðýnda ortaya
çýkabileceðini kabul ediyoruz.

Bununla birlikte, komünizmin yalnýzca toplumun
arzulanabilir bir hali olduðu deðil, modern toplumun
büyüyen eðiliminin, çeliþik bir biçimde bireycilik
büyüyor gibi görülse de, özellikle komünizme ?özgür
komünizme- doðru olduðunu da ileri sürüyoruz.
Bireyciliðin büyümesinde (özellikle son üç yüzyýl
boyunca) bireyin sermayenin ve devletin muntazaman
büyüyen güçlerinden kendini baðýmsýzlaþtýrma yönündeki
çabasýný görüyoruz yalnýzca. Fakat bu büyümeyle yan
yana, tarih çaðýmýza doðru ilerlerken, zenginlik
üreticilerinin eski tarzdaki kýsmi komünizmi sürdürmek
için gizli mücadelesini, ayný zamanda da uygun
koþullar elverdiðinde yeni tarzdaki komünist ilkeleri
getirmenin mücadelesini de görmekteyiz. Onuncu, on
birinci, on ikinci yüzyýlýn komünleri kendi baðýmsýz
yaþamlarýna baþlayabilecek durumda olduklarýnda, ortak
çalýþmaya, ortak ticarete ve kýsmen ortak tüketime
büyük bir yaygýnlýk saðladýlar. Tüm bunlar yok oldu
fakat kýr komünü eski özelliklerini korumak için güçlü
birmücadele verdi ve Doðu Avrupa?nýn birçok
bölgesinde, Ýsviçre?de, hatta Fransa ve Almanya?da
bunu korumayý baþardý; ayný ilkelere dayanan yeni
örgütlenmeler ise mümkün olan hiçbir yerde
büyümediler. Bununla birlikte, çaðýmýzýn ticari
üretimi halka bencil bir anlayýþ getirmiþ olsa da,
komünist eðilim varlýðýný sürekli olarak göstermekte
ve kamusal yaþam içinde kendine yol açmaya
çalýþmaktadýr. Paralý köprü kamu köprüsü karþýsýnda
yok oluyor; paralý yol serbest yol karþýsýnda yok
oluyor. Ayný ruh binlerce baþka kurumu da yolundan
saptýrýyor. Müzeler, parasýz kütüphane ve parasýz kamu
okullarý; parklar ve eðlence alanlarý; herkesin
kullanýmýna açýk, kaldýrým döþenmiþ ve aydýnlatýlmýþ
caddeler; kiþinin kullandýðý miktara bakýlmaksýzýn
özel konutlara saðlanan sulardaki artýþ; mevsimlik
biletler ya da tektip vergiyi þimdiden kullanmaya
baþlamýþ ve özel mülkiyet olmadýðýnda kuþkusuz daha da
fazlasýný yapacak olan tramvaylar ve demiryollarý: tüm
bunlar, gelecekteki ilerlemelerin hangi yönde
beklenmesi gerektiðinin göstergesidir.

Bu yön, bireyin isteklerini topluma yaptýðý ya da
yapabileceði hizmet deðerinin üstüne çýkarma
yönündedir; toplum bir bütün olarak kabul edilir, sýký
baðlar içindedir ki herhangi bir bireye yapýlan hizmet
tüm topluma yapýlmýþ hizmettir. British Museum
kütüphanesi okura; topluma bugüne kadar yaptýðý
hizmetlerin neler olduðunu sormaz, ona yalnýzca
istediði kitaplarý verir ve herhangi bir bilimsel
topluluk tektip bir ücret karþýlýðýnda bahçelerini ve
müzelerini her üyesinin serbest kullanýmýna býrakýr.
Yaþamlarýný tehlikeye atan bir cankurtaran sandalýnýn
mürettebatý, batmakta olan bir gemideki insanlarýn
kurtarýlmaya deðip deðmediðini kendine sormaz;
Mahkumlara Yardým Cemiyeti, tahliye edilmiþ
mahkumlardan hangisinin yardýma layýk olduðunu
araþtýrmaz. Yardýma muhtaç insanlar vardýr; bunlar
bizim dostlarýmýzdýr, baþka hiçbir haklýlýk aranmaz.
Günümüzde bu denli bencil olan bu þehrin baþýna bir
felaket ?örneðin 1871 Paris?i gibi kuþatýlýr ve
kuþatma boyunca yiyecek yokluðu çekerse- bu ayný
þehir, ihtiyacý ilk karþýlanmasý gerekenlerini topluma
sunduklarý ya da sunabilecekleri hizmet ne olursa
olsun, hepsine özen gösterecektir. Fakat, bu eðilim
zaten varolduðundan, toplum aðýr yaþam mücadelesinden
kurtulduðu ölçüde bu eðilimin güçleneceðini sanýrým
kimse inkar etmez. Üretici güçlerimiz yaþam için
gerekli temel mühimmat deposunun büyümesine tam
anlamýyla yönelirse; mülkiyetin mevcut durumun
deðiþtirilmesi þu anda zenginlik üretmeyenleri de
üretici kýlarak üreticilerin sayýsýný artýrýrsa; ve el
emeði toplumdaki saygýn yerini yeniden elde ederde
?tüm bunlar üretimimizi arttýrdýðýnda ve çalýþmayý
kolay ve daha çekici kýldýðýnda- zaten var olan
komünist eðilimler uygulama alanlarýný hemen
geniþletirler.

Tüm bunlar dikkate alýndýðýnda, ve dahasý, özel
mülkiyetin ortak mülkiyetin ortak mülkiyet haline
nasýl gelebileceði sorusunun pratik yanlarý da dikkate
aldýðýnda, anarþistlerin çoðu toplumun atacaðý bir
sonraki adýmýn mevcut mülkiyet rejimi dönüþüme
uðradýðý ölçüde, komünizm yönünde olacaðýný
savunurlar. Biz komünistiz. Fakat bizim komünizmimiz
ne Falanster Okulu?nun ne de otoriter okulun
komünizmidir: Bu, Anarþist Komünizm?dir, yönetimsiz
Komünizm?dir, özgür komünizm?dir. Ýnsanlýðýn,
tarihinin þafaðýndan bu yana devam ettirdiði iki temel
amacýn ?iktisadi özgürlük ve siyasal özgürlüðün-
sentezidir.

Anarþinin yönetimsizlik olduðunu önceden söylemiþtim.
?Anarþi? kelimesinin, þu an ki anlatým dilinde
kargaþayla eþanlamlý olarak kullanýldýðýný gayet iyi
biliyoruz. Fakat, ?anarþi?nin bu anlamý, en azýndan
iki varsayým içeren bir anlatým türemiþtir. Birinci
olarak, yönetimin olmadýðý yerde kargaþanýn olduðu
anlamýný taþýr; dahasý, güçlü bir yönetime ve güçlü
bir polise baðlý olan düzenin her zaman yararlý olduðu
anlamýný içerir. Her iki içerim de kanýtlanmýþ
olmaktan çok uzaktýr. Ýnsan faaliyetinin, yönetimin
karýþmadýðý birçok düzen- buna uyum da diyebiliriz-
neyse ki vardýr. Düzenin yararlý etkilerine gelince
Bourbonlar döneminde Napoli?de hüküm süren türden
düzen, Garibaldi?nin baþlattýðý türden bir
düzensizliðe kesinlikle tercih edilmezdi; bu ülkenin
Protestanlarý da Luther?in yarattýðý düzensizliðin,
Papa?nýn hükümranlýðýnda süren düzenin yine de tercih
edileceðini söyleyeceklerdir. Bir zamanlar ?Varþova?da
tesis edilmiþ? dillere destan ?düzen? gelince,
sanýyorum, bunun hakkýnda iki farklý kaný yoktur.
Uyumun arzu edilir bir þey olduðu konusunda herkes
hemfikirken düzen konusunda böyle bir ortak kaný
yoktur. Hele ki bizim modern toplumlarýmýzda hüküm
sürdüðü varsayýlan ?düzen?e dair hiç yoktur;
dolayýsýyla, ?anarþi? kelimesini çoðunlukla düzen
olarak tanýmlanan þeyin yadsýnmasý olarak
kullanýlmasýna hiç itirazýmýz olamaz.

Anarþi düsturumuzu, yönetimsizlik anlamýnda ele
alarak, insan toplumunun açýk seçik bir eðilimini
ifade ettiðimiz kanýsýndayýz. Tarihte insanlýðýn küçük
bölümlerinin yöneticilerinin iktidarýný yýktýklarý ve
kendi özgürlüklerini üstlendikleri dönemleri özellikle
iktisadi ve entelektüel alanda büyük ilerleme
dönemleri olduklarýný görüyoruz. Emekçilerin özgür
birliðinin, özgür çalýþmasý olan eþsiz eserleri ruhun
diriliþine ve yurttaþlýðýn refahýna hala kanýt olan
özgür þehirlerin büyümesi böyle bir dönemdir; Reform?a
yol açmýþ olan büyük hareket böyledir ?bireyin
özgürlüðünün bir kýsmýna yeniden kavuþtuðu bu dönemler
büyük ilerlemeler tanýðýdýr. Ve uygar uluslarýn þu
anki geliþimine dikkatle bakarsak, yönetimin eylem
alanýný giderek daha fazla sýnýrlandýrma ve bireyin
inisiyatifine giderek artan bir özgürlük býrakma
yönünde sürekli büyüyen aþikar bir hareketi görmememiz
mümkün deðildir. Her türlü yönetimi denedikten sonra
ve ?topluluða itaatten kaçmaksýzýn, bireyi kendine
itaatte zorlayan? bir yönetime sahip olmanýn çözümsüz
problemini çözmeye çabaladýktan sonra, þimdi, insanlýk
kendini her türlü yönetimin baðlarýndan serbest
kalmaya denemekte ve ayný ortak amacýn peþinden koþan
bireyler arasýnda serbest anlaþma yoluyla örgütlenme
ihtiyacýna cevap vermeye çalýþmaktadýr. Siyasi
özerklik, çok küçük toprak birimleri yada gruplarý
için bile olsa, büyük bir ihtiyaç haline gelmektedir.
Serbest sözleþme, yasanýn yerine geçecektir; ve
serbest iþbirliði de yönetimin vesayetinin yerine
geçecektir. Son 200 yýl boyunca yönetimin iþlevleri
olarak kabul ettiðimiz bu iþlevler birbiri ardýna
tartýþma konusuna girmektedir; toplum ne kadar daha az
yönetilirse o kadar daha iyi ilerlemektedir. Ve bu
yöndeki ilerlemelerin ve yönetimlerin kendilerinden
beklenen þeyleri gerçekleþtirmekteki
yeteneksizliklerini ne kadar iyi incelersek,
insanlýðý, yönetimin iþlevlerini kararlý bir biçimde
sýnýrlandýrarak, bunlarý sonuçta sýfýra indirecek
yönde ilerlediði sonucunu çýkaracaðýmýz kesindir;
bireyin özgürlüðünün hiçbir yasayla, hiçbir baðla
sýnýrlandýrýlmayacaðý bir toplum durumunu þimdiden
görüyoruz -komþularý arasýnda iþbirliði, destek ve
sevgi bulmaya yönelik herkesin hissettiði toplumsal
alýþkanlýklarý ve gereklilikleri dýþýnda hiçbir
bireyin Özgürlüðünü sýnýrlandýrmayacaklar.

Elbette, yönetimsiz etiði savunmak, en azýndan,
sermayesiz iktisadý savunmaya yönelik Ýtirazlara
benzer itirazla yol açacaktýr. Zihnimiz, yönetimin her
yerde hazýr ve nazýr olmasý gibi önyargýlarla öylesine
beslenmiþtir ki, Anarþist fikirler kuþkuyla
karþýlanýr. Çocukluktan mezara tüm eðitimimiz
yönetimin gerekliliðine ve yararlý etkilerine inançla
beslenir. Felsefi sistemler bu bakýþ açýsýný
desteklemek için oluþturulmuþtur; tarih bu görüþ
noktasýndan yazýlmýþtýr; hukuk teorileri ayný amaçla
dolaþýma sokulmuþ ve tasarlanmýþtýr. Tüm siyaset ayný
ilkeye dayanýr, her siyasetçi halka destek verdiðini
söyler: ?Yönetim gücünü bana verirsen þu anki
yaþamýnýn güçlüklerini hafifletebilirim,
hafifleteceðim.? Tüm eðitimimize ayný öðreti nüfuz
etmiþtir. Herhangi bir sosyoloji, tarih, hukuk ya da
etik kitabýný açalým: Her yerde yönetimle, yönetimin
örgütlenmesiyle, onun fiilleriyle karþýlaþýrýz., bu
öyle baskýn bir rol oynar ki, devletin ve siyaset
adamýnýn her þey olduðunu; büyük devlet adamýnýn
gerisinde kimsenin olmadýðýný varsaymaya alýþarak
büyürüz. Ayný öðreti basýnda her gün tekrarlanýr. Tüm
sütunlar parlamento tartýþmalarýnýn dakika dakika
kayýtlarýyla, siyasetçilerin yapýp ettikleriyle
doludur; ve bu sütunlarý okurken, önemleri insanlýðý,
gölgede býrakacak kadar þiþirilen bu birkaç kiþinin
arkasýnda, büyüyen ve ölen, mutluluk ya da üzüntü
içinde yaþayan çalýþan ve tüketen, düþünen ve yaratan
devasa bir insan topluluðunun -aslýnda, insanlýðýn-
var olduðunu sýk sýk unuturuz.

Ama basýndan gerçek yaþamýmýza geri döner ve topluma
mevcut haliyle bir göz atarsak, yönetimin
yaþamlarýmýzda oynadýðý son derece küçük rol
karþýsýnda þaþýrýrýz. Milyonlarca insan yönetimle
hiçbir iþi olmaksýzýn yaþamakta ve ölmektedir. Her
gün, milyonlarca sözleþme yönetimin en ufak bir
müdahalesi olmaksýzýn yapýlmaktadýr; ve anlaþma
yapanlar pazarlýðý çiðneme yönünde en ufak bir eðilim
duymamaktadýrlar. Bununla birlikte, yönetimin vesayeti
altýnda olmayan bu anlaþmalar (mübadele ya da borç
anlaþmalarý) belki de tüm diðerlerinden daha iyi
yerine getirilir. Birinin sözünü tutmasý þeklindeki
basit alýþkanlýk, güveni kaybetmeme arzusu, çoðu
durumda anlaþmaya baðlý kalýnmasý için yeterlidir.
Elbette, gerek duyulduðunda bunlarý düzenleyecek
yönelimlerin hâlâ olduðu söylenebilir. Fakat, mahkeme
önüne getirilmeye gerek bile duyulmayan sayýsýz
durumdan söz bile etmiyoruz; ticaret hakkýnda en ufak
bir bilgisi olan herkes hiç kuþkusuz onaylayacaktýr
ki, anlaþmaya uyma yönünde güçlü bir onur duygusu
yoksa, ticaretin kendisi tamamen imkânsýz olur.
Müþterilerini, uygun adlar verilmiþ her türlü iðrenç
uyuþturucuyla zehirlerken en ufak bir vicdan azabý
duymayan tüccarlar ve imalatçýlar bile ticari
anlaþmalarýna uyarlar. Fakat, zengin olmanýn baþlýca
güdü olduðu mevcut koþullarda, günümüzde, ticari onur
þeklindeki böyle göreli bir ahlâk bile mevcutsa, bir
insanýn emeðinin ürününü çalmanýn artýk yaþamýmýzýn
iktisadi temeli olmadýðý koþullarda ayný duygu daha da
hýzlý geliþecektir. Çaðýmýzýn bir diðer çarpýcý
özelliði de bu yönetimsizlik eðiliminden yana ortaya
çýkmaktadýr. Özel inisiyatifin kapsadýðý alanýn
düzenli olarak geniþlemesi þeklindeki bu eðilim,
yalnýzca özgür sözleþmeden kaynaklanan geniþ
örgütlenmenin yakýn zamandaki büyümesidir.

Avrupa?nýn demiryolu aðý -pek çok sayýda ayrý ayrý
iþletmelerin konfederasyonu- ve yolcularýn, mallarýn
ayrý ayrý inþa edilmiþ ve Avrupa Demiryollarý Merkez
Kurulu kadar kalabalýk olmasa da, birlikte federasyon
kurmuþ çok sayýda hat üzerinde doðrudan taþýnmasý
yalnýzca sözleþme yoluyla yapýlmýþ olan þeyin þimdiden
çarpýcý bir örneðidir. Eðer elli yýl önce biri
demiryollarýnýn bu kadar çok sayýda ayrý ayrý iþletme
tarafýndan inþa edileceðini ve sonuçta bugünkü gibi
mükemmel bir að oluþturacaðýný öngörmüþ olsaydý, ona
kuskusuz deli muamelesi yapýlýrdý. Kendi çýkarlarý
doðrultusunda hareket eden çok sayýda þirketin, Avrupa
devletlerinin Uluslararasý Konvansiyonu?nun
desteklediði ve hükümet güçlerinden maddi destek alan
Uluslararasý Demiryollarý Kurulu olmadan asla
anlaþamayacaklarý ileri sürülebilir. Fakat böyle bir
kurul destek görmemiþ olmasýna raðmen anlaþma
yapýlýþtýr. Alman Beurden ya da gemi sahipleri derneði
simdi örgütlenmelerini Almanya nehirlerine ve hatta
Baltýk denizindeki gemi ticaretine yayýyorlar; sayýsýz
birleþik imalathanelerden oluþan birlikler ve
Fransa?daki Sendikalar bu konuda çok sayýdaki
örneklerdendir. Bu örgütlenmelerin çoðunun sömürü
örgütlenmesi olduðu ileri sürülse de bu hiçbir þey
kanýtlamaz, çünkü genellikle çok dar olan kendi bencil
çýkarlarýnýn peþinde koþan insanlar birlikte anlaþma
yapabiliyorlarsa, diðer gruplarla daha yakýn iliþki
kurmak zorunda olan iyi niyetli insanlar, elbette çok
daha kolay ve çok daha iyi anlaþma yapacaklardýr.

Fakat, daha soylu uðraþlar için de özgür örgütlenmeler
vardýr. Çaðýmýzýn en soylu eserlerinden biri kuskusuz
Cankurtaran Örgütü?dür. Hepimizin hatýrladýðý mütevazý
baþlangýcýndan bu yana 32 binden fazla insanin
yaþamýný kurtarmýþtýr. Bu örgüt, insanin en soylu
içgüdüsüne çaðrý yapmaktadýr; tümüyle insanlýðýn ortak
davasýna adanmýþ bir faaliyet sürdürmektedir; iç
örgütlenmesi ise tamamen baðýmsýz yerel komitelere
dayanmaktadýr. Geniþ bir ölçekte faaliyet gösteren ve
her biri yaygýn bir alaný kapsayan Hastahane Örgütleri
ve yüzlerce benzer örgütlenme de bu baþlýk altýnda
belirtilebilir. Fakat, yönetimler ve faaliyetleri
hakkýnda her þeyi bilirken, bu özgür iþbirliklerinin
gerçekleþtirdikleri hakkýnda ne biliyoruz?

Yönetimlerin yaptýklarýný kaydetmek için binlerce cilt
yazýlmýþtýr; yasanýn en önemsiz iyileþtirmeleri
kayýtlara geçmiþtir; olumlu etkileri abartýlmýþ, kötü
sonuçlarý sessizce geliþtirilmiþtir. Fakat, iyi
niyetli insanlarýn özgür iþbirliðinin
gerçekleþtirdiklerini kaydeden kitaplar nerede?,
-Uygar insanin sonsuz çeþitlilikteki ihtiyaçlarýný
karþýlamak için her gün yüzlerce cemiyet
kurulmaktadýr. Her türlü incelemeyi yapabilecek
cemiyete sahibiz -bunlardan bazýlarý doða bilimlerinin
tüm alanlarýný kapsarken, kimileri küçük, özel.
dallarla sinirlidir; jimnastik için, steno yazý için,
tek tek yazarlarýn incelenmesi için, oyun ve her çeþit
spor için, yaþamý sürdürecek bilimin geliþtirilmesi
için, hatta yaþamý yok etme sanatýný desteklemek için
cemiyetler; felsefi ve sanayi, sanatsal ve sanat
karþýtý cemiyetler; ciddi isler için ve yalnýzca
eðlenmek için cemiyetler, kýsacasý, herhangi bir ortak
amacýn sürdürülmesi için bir araya gelmeden insanin
kendi yeteneklerini uygulayabileceði tek bir yön
yoktur. Her gün yeni cemiyetler kuruluyor, her gün
eski cemiyetler geniþ birlikler halinde bir araya
geliyor, ulusal sýnýrlar ötesinde federasyonlar
kuruyorlar ve herhangi bir ortak amaç için iþbirliði
yapýyorlar.

Bu sayýsýz özgür geliþmenin en çarpýcý özelliði,
önceden devletin ve belediyenin görev alanýnda olan
þeylere sürekli olarak el atmalarýdýr. Leman Gölü
kenarýndaki bir Ýsviçre köyünde bir aile reisi, simdi,
herhangi bir yerde belediye yönetiminin görevi olarak
kabul edilebilecek þeyi kendisiyle birlikte yerine
getiren bir düzine farklý cemiyetin üyesidir. Geçici
ya da kalýcý amaçlar için baðýmsýz komünlerin özgür
federasyonu Ýsviçre yaþamýnýn temelinde yer almaktadýr
ve Ýsviçre?nin birçok bölgesi yollarýný ve
çeþmelerini, zengin üzüm baðlarýný, bakýmlý
ormanlarýný ve yabancýlarýn hayran kaldýðý otlaklarýný
bu federasyonlara borçludur. Ve bazý sýnýrlý alanlarda
kendilerini devletin yerine koyan bu küçük
cemiyetlerden baþka, daha geniþ bir ölçekte ayni þeyi
yapan baþka cemiyetler görmüyor muyuz? Her Alman
kentsoylusu Alman ordusuyla gurur duymaktadýr, fakat
bu ordunun gücünün askeri eðitim, talim ve tatbikat
veren sayýsýz özel cemiyete baðýlý olduðunu bunlarýn
pek azý bilmektedir; ve her bir askerin su an
kendisine esin kaynaðý olan duyguya artýk sahip
olmadýðý gün ordularýnýn darmadaðýnýk insanlardan
oluþan bir yýðýn haline geleceðini pek azý
bilmektedir. Bu ülkede, topraklarý savunma görevi bile
-yani devletin esas, en önemli iþlevi- gönüllülerden
oluþan bir ordu tarafýndan üstlenilmiþtir ve bu ordu,
askeri bir despota boyun eðen kölelerden oluþan
herhangi bir ordu karsýsýnda elbette ayakta kalabilir.
Dahasý var: Ýngiltere kýyýlarýnýn savunmasý için özel
bir cemiyetin kurulmasýndan ciddi olarak söz
edilmektedir. Bu bir kez kurulursa, donanmanýn zýrhlý
gemilerinden daha etkili bir özsavunma silahý
olacaktýr. Bununla birlikte, kýsa süre önce kurulmuþ
olan önemli cemiyetlerden biri kuskusuz Kýzýl Haç
Cemiyeti?dir. Savaþ alanýndaki insanlarý katletmek,
devletin görevi olarak kalmaya devam etmektedir; fakat
bu devletler kendi yaralýlarýyla ilgilenmedeki
yeteneksizliklerini bilmektedirler: Bu görevi, büyük
ölçüde özel inisiyatife býrakmýþlardýr. Yaralýnýn
bakýmýnýn özel cemiyetlere býrakýlabileceðini söyleme
cesaretini yirmi beþ yýl önce gösteren zavallý bir
?ütopist? ne büyük alaylarýn konusu olurdu!

?Kimse tehlikeli yerlere gitmiyor! Hastahaneler,
ihtiyaç olmayan yerlerde toplanmýþtýr! Ulusal
düþmanlýklar zavallý askerlerin yardim bulamadan
ölmesiyle sonuçlanýyor!? vs. -itiraz bu olmalý. 1871
savaþý, insan zekasýna, fedakarlýðýna ve iyi niyetine
asla inanmayan bu kahinlerin ne kadar anlayýþ gücüne
sahip olduðunu gösterdi.

Bu gerçekler -dikkat bile etmeden seçtiðimiz pek
alýþýlmýþ sayýsýz baþka gerçekler de vardýr- bizim
kanýmýzca yüzyýlýmýzýn ikinci yarýsýnýn en baskýn
özelliklerinden biridir. Yukarda belirtilen örgütler
doðal olarak büyüdü; bunlar çok çabuk yaygýnlaþtý ve
çok kolaylýkla bir araya geldiler; bunlar uygar
insanýn ihtiyaçlarýnýn çoðalmasýnýn öylesine
kaçýnýlmaz sonucudur ve devlet müdahalesinin yerini
öylesine güzel alýyorlar ki, bunlarda, yaþamýmýzýn
büyüyen bir unsurunu görmemiz gerekir. Modern
ilerleme, gerçekten de, geçmiþte yönetime býrakýlmýþ
ve genellikle kötü bir þekilde yerine getirilmiþ
iþlevlerin tümünü ondan geri alacak þekilde, özgür
bireylerin özgür birlikteliði yönündedir.

Parlamenter yönetim ve temsili yönetim hýzla yok
olmaktadýr. Bunlarýn kusurlarýný göstermiþ olan birkaç
filozof halkýn büyüyen hoþnutsuzluðunu utangaçça
özetlemekten baþka bir þey yapmamýþlardýr. Birkaç
kiþiyi seçmenin ve mümkün olan her konuda, ki bu
konularda bunlarýn çoðu tamamen cahildir, yasama
görevini onlara teslim etmenin yalnýzca bir aptallýk
olduðu açýkça ortadadýr. Çoðunluk yönetiminin herhangi
bir diðer yönetim kadar kusurlu olduðu giderek
anlaþýlmaktadýr; ve Ýnsanlýk çözüm bekleyen sorunlarý
çözüme kavuþturacak yeni kanallar aramakta ve
bulmaktadýr. Posta Birliði, birliðe üye tüm posta
örgütleri için yasalar çýkarmak amacýyla uluslararasý
bir postacýlar parlamentosu seçmiyor. Avrupa
demiryollarý, trenlerin gidiþ geliþini ve uluslararasý
ulaþým gelirlerini düzenlemek amacýyla uluslararasý
demiryolcular parlamentosu seçmiyor; Avrupa?nýn
Meteoroloji ve Jeoloji Cemiyetleri kutup
istasyonlarýný planlamak için ya da coðrafi
oluþumlarýn tektip bir altbölümünü ve jeolojik
haritalarýn tektip renklendirmesini yapmak için ne
meteoroloji ne de jeoloji parlamentolarý
seçmektedirler. Bunlar sözleþmeler aracýlýðýyla
çalýþmaktadýrlar. Birlikte karar almak için kongreler
yapýyorlar, yoksa her derde deva parlamenterler
seçmiyorlar; onlara, ?Dilediðiniz her þey için oy
kullanýn, biz itaat ederiz!? demiyorlar. Sorular
sormakta ve bunlarý öncelikle kendileri
tartýþmaktadýr; sonra, kongrede tartýþýlacak özel
sorular hakkýnda bilgi sahibi olmuþ delegeler
yollamaktadýrlar; delegeleri yollamaktadýrlar,
yöneticileri deðil. Delegeler kongrelerden ceplerinde
yasalarla dönmezler, anlaþma tasarýlarýyla dönerler.
Kamuyu ilgilendiren sorunlarla uðraþmanýn su an
benimsenmiþ (ayný zamanda en eski) yolu budur -yoksa
temsili yönetim aracýlýðýyla yasa çýkarma yolu deðil.
Temsili yönetim, saray yönetimine ölümcül bir darbe
indirerek tarihsel misyonunu tamamladý; ve tartýþmalar
aracýlýðýyla kamusal sorunlara kamunun ilgisini uyanik
tuttu. Fakat, geleceðin Sosyalist toplumunun
yönetimini temsili yönetimde görmek büyük bir hata
olur. Yaþamýn her bir iktisadi evresi kendi siyasi
evresini içerir; ve siyasi örgütlenmenin temelinde bir
deðiþiklik olmadan mevcut iktisadi yaþamýn -özel
mülkiyet- temeline dokunmak imkansýzdýr. Deðiþimin
hangi yönde olacaðýný yaþam zaten göstermektedir.
Devlet gücünün artmasý yönünde deðil, su anda devletli
ait kabul edilen tüm dallarda özgür örgütlenme ve
özgür federasyonlardan yararlanma yönünde.

Buna gelecek itirazlar kolaylýkla sezilebilir: Elbette
þu söylenecektir: ?Peki ya anlaþmaya uymayanlara ne
yapýlacak? Çalýþmaya eðilim göstermeyenlere ne
yapýlacak? Toplumun yazýlý yasalarýný ya da -Anarþist
hipotezde- yazýlý olmayan adetlerini ihlal etmeyi
tercih edenlere ne yapýlacak? Anarþi, -geliþmiþ
insanlýk için iyi bir þey olabilir, çaðýmýzýn insani
için deðil.?

Öncelikle, iki tür anlaþma vardýr: Anlaþmaya katýlan
taraflarýn her birine eþit olarak açýk, farklý yönler
arasýnda özgür tercih sonucu özgür kabulle yapýlan
özgür anlaþma vardýr; ve taraflardan birinin diðerine
dayattýðý ve sýrf zorunluluktan kabul edilen zorunlu
anlaþma vardýr; aslýnda, bu bir anlaþma deðildir; bu
yalnýzca zorunluluða boyun eðmektir. Ne yazýk ki, su
anda anlaþma olarak tarif edilen þeyin büyük çoðunluðu
bu ikinci kategoriye dahildir. Bir isçi iþ gücünü
patrona sattýðýnda ürününün bir bölümüne patron
tarafýndan haksýz yere el konulacaðýný gayet iyi
bilir; bunu, art arda altý ay boyunca kullanýlacaðýnýn
en ufak bir garantisi olmaksýzýn sattýðýnda -bunu
yapmak zorundadýr çünkü aksi halde o ve ailesi gelecek
hafta aç kalacaktýr- bunu özgür bir anlaþma olarak
adlandýrmak üzücü bir þaka olur. Modern ekonomistler
bu anlaþmayý özgür olarak niteleyebilirler, fakat
ekonomi politiðin babasý -Adam Smith- böyle bir yanlýþ
yorumdan asla sorumlu deðildir. Ýnsanlýðýn dörtte üçü
bu tanýma uygun bir anlaþmaya girmek zorunda olduðu
müddetçe, zor, hem bu sözüm ona anlaþmayý sürdürmek
için hem de bu durumu korumak için elbette gereklidir.
Zor -ve iyi bir zor sözleþmesi- emekçilerin bir avuç
insan tarafýndan sahiplenildiðini düþündükleri þeyin
mülkiyetini almalarýný önlemek için gereklidir; ve
zor, yeni ?uygarlaþmamýþ uluslar?ý bu koþullar altýna
sürekli olarak getirebilmek için gereklidir.
Spencer?ci zor kullanmama yandaþlarý bunu gayet iyi
anlar; ve mevcut durumu deðiþtirmek için zor
kullanmamayý savunurlarken, þu anda bu durumu
sürdürürken kullanýlandan daha fazla zoru savunmuþ
olurlar. Anarþiye gelince, herhangi bürokrasi?yle
olduðu kadar plütokrasiyle de uzlaþmaz olduðu açýktýr.
Ne var ki biz özgürce yapýlmýþ bir sözleþmeyi
uygulamak için zorun gerekliliðine inanmýyoruz.
Cankurtaran derneðine mensup birinin kuralý çiðneyerek
sýkýntý yarattýðýný ve bir görev anýnda derneði terk
etmeyi tercih ettiðini asla iþitmedik. Eðer o büyük
bir ihmalin sorumlusu olmuþsa, arkadaþlarýnýn yapacaðý
tek þey muhtemelen onunla bir daha çalýþmayý reddetmek
olur. Murray?ýn sözlüðüne katkýda bulunan birine iþini
geciktirdiði için para cezasý dayatýldýðýný
iþitmediðimiz gibi, Garibaldi?nin gönüllülerinin savaþ
alanýna jandarma nezaretinde götürüldüðünü de
iþitmedik. Özgür anlaþmanýn zorlamaya ihtiyacý yoktur.

Salt zorunlulukla iþ yapmaya mecbur býrakýlmadýkça
kimsenin çalýþmayacaðý seklinde sýk sýk tekrarlanan
itiraza gelince, Amerikan kölelerinin serbest
býrakýlmasýndan önce de bunu yeterince iþitmiþtik,
týpký Rusya?daki kölelerin serbest býrakýlmasýndan
önce olduðu gibi; ve bunu gerçek anlamýyla
deðerlendirme fýrsatýmýz artýk vardýr. Dolayýsýyla,
yalnýzca oldu bittilerle ikna olanlarý ikna etmeyi
deneyecek deðiliz. Düþünen insanlara gelince,
insanlýðýn aþaðý evreleri yaþadýðý bir yerlerde
gerçekten böyle olmuþ olsa -bu konuda da bir þey
biliyor deðiliz- ya da olumsuz koþullara karþý
mücadelelerinde zar zor baþarýya ulaþtýklarýndan tam
bir umutsuzluða düþmüþ bazý küçük topluluklarda
veyahut tek tek bireylerde böyle olmuþ olsa da, uygar
uluslarýn durumunun böyle olmadýðýný onlar bilmelidir.
Bizim uygarlýðýmýzda çalýþmak bir alýþkanlýktýr,
aylaklýk yapay bir geliþmedir. Elbette, kol emekçisi
olmak kiþinin tüm yaþamý boyunca, herhangi bir þeyin
bir parçasýný üretmek için -örneðin bir toplu iðne
baþý- günde on saat, hatta daha fazla çalýþmasý
anlamýna geldiðinde; bir ailenin tüm gereksinimlerini
son derece kýsýtlý karþýlayacak koþullarda ücret alma
anlamýna geldiðinde; yarýn iþten atýlma tehdidinin
sürekli var olmasý anlamýna geldiðinde -sanayi
krizlerinin ne kadar sýk geldiðini, bunlarýn getirdiði
yoksulluðu da biliyoruz-; çoðu durumda,
düþkünlerevinde deðilse eðer, yoksullar dispanserinde
ecelsiz ölüm anlamýna geldiðinde; kol emekçisi olmak,
kendi ?is güçleriyle? yaþayan insanlarýn gözünde ömür
boyu aþaðýlýk damgasýný taþýmak anlamýna geliyorsa;
bilimin ve sanatýn insana verdiði tüm bu yüksek
zevklerden mahrum kalma anlamýna geliyorsa her zaman;
bu durumda, herkesin -özellikle kol emekçilerinin- tek
bir hayalinin olmasýnda þaþýracak bir þey yoktur:
Baþkalarýný kendi için çalýþtýracaðý koþula yükselmek.
Emekçi olmakla böbürlenen ve kol emekçilerinin tembel
ve müsrif, aþaðý bir hemcins olduðunu yazan yazarlar
gördüðümde, onlara þunu sormak isterim: Peki,
etrafýnýzdaki þeyleri kim yaptý? Ýçinde yaþadýðýnýz
evi, iskemleleri, halýlarý, hoþça vakit geçirdiðiniz
sokaklarý, giydiðiniz giysileri kim yaptý? Okuduðunuz
üniversiteleri kim inþa etti, okul yýllarýnýz
sýrasýnda sizi kim besledi?

Ömür boyu bir toplu iðne baþý üretmek için yukarda
andýðýmýz koþullarda çalýþmak zorunda olsaydýnýz,
sizin ?çalýþma? isteðiniz ne olurdu? Hiç kuskusuz,
siz, tembel bir hemcins olarak anýlýrdýnýz! Tersine,
Avrupa isçi sýnýfýnýn yaþamýný yakýndan bilen zeki
birinin, onlarýn böylesine iðrenç koþullar altýnda
bile çalýþmaya hazýr oluþlarýna þaþýrmamasýnýn
imkansýz olduðunu söyleyebilirim.

Aþýrý çalýþma insan doðasýna aykýrýdýr. Bir avuç
insanin lüksünü saðlamak için aþýrý çalýþmak ortak
refah için çalýþmamaktýr. Çalýþma, emek fizyolojik
gerekliliktir, birikmiþ vücut enerjisini harcamak için
gereklidir, saðlýk ve yaþam için gereklidir. Gerekli
çalýþmanýn birçok dalý günümüzde gönülsüzce
yapýlýyorsa, ya aþýrý çalýþma anlamýna geldikleri
içindir ya da uygunsuz bir þekilde düzenlendikleri
içindir. Fakat, hepimiz kendimizi üretici çalýþmaya
verirsek ve üretici güçlerimizi simdi yaptýðýmýz gibi
israf etmezsek, her gün dört saatlik gerekli
çalýþmanýn, hali vakti yerinde bir orta sýnýf evinin
konforunu herkese saðlamak için yeterli olandan daha
fazlasý olduðunu biliyoruz -yaþlý Franklin bunu
biliyordu. Elli yýldan beri tekrarlanan,
?hoþlanýlmayan iþi kim yapar?? sorusuna gelince,
bilginlerimizden hiçbirinin yaþamlarýnda tek bir gün
bile olsa böyle çalýþmak zorunda kalmamýþ olmalarýna
gerçekten üzülüyorum. Gerçekten hoþ olmayan iþ hala
varsa, bunun tek nedeni bilim adamlarýmýzýn çalýþmayý
hoþ kýlma araçlarýný düþünmekle asla ilgilenmemiþ
olmalarýdýr: Günde birkaç kuruþa böyle isleri yapacak
aç insanlarýn dolu olduðunu her zaman bilmektedirler.

Toplumun yasalarýný ihlal edenleri cezalandýrmak için
yönetimin gerekliliðini ileri süren üçüncü -asýl-
itiraza gelince, bu konuda burada yer ayýramayacaðýmýz
kadar çok þey söylenebilir. Sorunu ne kadar
derinlemesine incelersek, toplumun, baðrýnda iþlenen
toplum karþýtý fiillerden sorumlu olduðu ve ne cezanýn
ne hapishanenin ne de celladýn bu tür fiillerin
sayýsýný azaltamayacaðý sonucuna o ölçüde varýrýz;
toplumun yeniden örgütlenmesinden baþka yol yoktur.
Her yýl mahkemelerimizin karþýsýna getirilen davalarýn
dörtte üçünün kökeni, doðrudan ya da dolaylý olarak,
zenginliklerin üretimi ve daðýlýmý açýsýndan toplumun
mevcut düzensizliðidir -yoksa insan doðasýnýn
sapkýnlýðý deðil. Tek tek bireylerin toplum karþýtý
eðilimlerinden kaynaklanan görece daha az sayýdaki
toplum karþýtý fiile gelince, bunlarýn sayýsýný ne
hapishaneyle ne de celladý kullanarak azaltabiliriz.
Hapishanelerimiz aracýlýðýyla bunlar yalnýzca
artabilir ve daha da kötüleþebilir. Dedektiflerimiz,
?kýsasa kýsas?larýmýz, infazlarýmýz ve
hapishanelerimiz aracýlýðýyla topluma öyle adice tutku
ve alýþkanlýklarý dehþetli biçimde yaymaktayýz ki, bu
kurumlarýn etkilerini tüm boyutlarýyla kavramak
isteyen biri, ahlaki koruma bahanesi altýnda toplumun
yapmakta olduðu þeyden korkuya kapýlýr. Uzun süredir
iþaret edilen baþka çareler aramalýyýz.

Çocuðu için yiyecek ve barýnak arayan bir anne pek
zarif eþyalarla ve oburlara özgü yiyeceklerle dolu
dükkanlarýn önünden geçtiðinde; göz kamaþtýrýcý ve
küstah bir lüks en iðrenç sefaletle yan yana
sergilendiðinde; zengin bir adamýn köpeðine ve atýna,
anneleri yeraltýnda ya da imalathanede acýnacak bir
ücret alan milyonlarca çocuktan çok daha iyi
bakýldýðýnda; soylu bir bayanýn ?mütevazý? gece
giysilerinden her birine sekiz aylýk ya da bir yýllýk
insan emeði harcandýðýnda; kiþisel masraflardaki artýþ
?üst sýnýflar?ýn açýkça itiraf edilmiþ amacý olduðunda
ve para kazanmanýn namuslu ve namussuz yollarý
arasýnda net bir ayrým çizilemediðinde -elbette artýk
o zaman, simdi, bu durumu korumanýn tek yolu zordur;
polis ordusu, yargýçlar ve cellatlar gerekli birer
kurum olur.

Fakat eðer çocuklarýmýz -ki tüm çocuklar bizim
çocuklarýmýzdýr- saðlam bir eðitim ve öðretim
almýþlarsa -ve bu eðitim verme imkanlarýmýz varsa; her
aile nezih bir evde yaþýyorsa- ve þu anda üretimimizin
üst düzeyini onlar yerine getirebiliyorsa; her erkek
ve kýz çocuk bilimsel bir eðitimin yaný sýra bir
elsanatý da öðrenmiþse ve bir kol emekçisi olarak
servet üretmek aþaðýlýk bir durum olarak görülmüyorsa;
insanlar birbirleriyle sýký baðlar içinde yaþýyorlarsa
ve su anda bir avuç insanin elinde olan kamusal
islerle sürekli iliþki içindelerse ve yakýn iliþkinin
sonucu olarak, daha önce akrabalarýmýza yaptýðýmýz
gibi, komþumuzun güçlüklerine ve sýkýntýlarýna da
candan ilgi gösteriyorsak -o zaman, polislere ve
yargýçlara, hapishaneye ve infazlara ihtiyacýmýz
olmaz. Toplum karþýtý fiiller daha tomurcuk
halindeyken engellenir, cezalandýrýlmaz; doðabilecek
kimi anlaþmazlýklar hakemlik yoluyla kolaylýkla
çözülür; þu anda Çin?deki aile mahkemelerinde ya da
Valencia?nin deniz mahkemelerinde kararlarý uygulamak
için gerekli olandan daha fazla zor gerekli
olmayacaktýr. Bu noktada önemli bir sorunu ele almamýz
gerekmektedir: Yasanýn olmadýðý ve bireyin tam
özgürlüðünü ilan etmiþ bir toplumda ahlakýn yeri
nedir? Cevabýmýz çok açýktýr: Kamu ahlaký yasadan ve
dinden baðýmsýzdýr ve bunlardan önce gelir. Þu ana dek
ahlâk eðitimi dini eðitimle birlikte olmuþtur. Fakat
din öðretmenlerinin zihinler üzerinde eskiden
uyguladýklarý etki son zamanlarda yok olmaktadýr ve
ahlakýn dinden aldýðý cezanýn eski gücü artýk yoktur.

Þehirlerimizde eski inançlarýný yitirmiþ olan
milyonlar ve milyonlar yetiþmektedir. Bu durum, ahlaký
bir kenara fýrlatýp atmanýn ve eski kozmogonilere
davranýldýðý gibi ayný alaycýlýkla ona davranmanýn bir
nedeni olabilir mi? Kesinlikle hayýr! Genel olarak
kabul edilmiþ bazý ahlak ilkeleri olmadan toplum
mümkün deðildir. Eðer herkes hemcinsini aldatmaya
alýþarak büyümüþse; birbirimizin sözüne ve lafýna asla
güvenemeyeceksek; herkes hemcinsine karþý her türlü
savaþ aracýný kullanmanýn haklý görüleceði düþman gibi
davranýrsa toplum var olamaz. Aslýnda, dini inançlar
çökerken, ahlak kurallarý sarsýlmadan kalmaktadýr.
Hatta dinsiz insanlarýn ahlakýn þu anki seviyesini
yükseltmeye çalýþtýklarýný bile görüyoruz. Gerçek
þudur ki, ahlak kurallarý dini inançlardan
baðýmsýzdýr: Onlardan daha önce vardýrlar. Ýlkel
Çukçelerin dini yoktu: Doðanýn düþman güçlerinden
korkuyorlardý ve batýl inançlarý vardý yalnýzca ama
yine onlarda, Hýristiyanlarýn ve Budistlerin,
Müslümanlarýn ve Yahudilerin öðrettikleri ahlak,
kurallarýnýn aynýsýný buluruz.

Bununla birlikte, bazý uygulamalarý bizim uygar
toplumlarýmýzda görülenden daha yüksek bir kabile
ahlakýný kapsar. Aslýnda, her yeni din kendi ahlak
kurallarýný ahlakýn tek gerçek kaynaðýndan alýr:
Ýnsanlarýn kabileler, siteler ya da uluslar halinde
yaþamaya baþladýklarý andan itibaren geliþmeye
baþlayan ahlak alýþkanlýklarýndan. Karþýlýklý
dayanýþmanýn, hatta ortak mutluluk için kendini feda
etme gibi bazý ahlâki alýþkanlýklarýn büyümesiyle
sonuçlanmayan hiçbir hayvan toplumu yoktur. Bu
alýþkanlýklar, sonuçlanmayan hayatta kalma
mücadelelerinde türlerin iyiliði için gerekli koþuldur
- türün varlýðýný sürdürmesi için mücadelede tek tek
varlýklarýn iþbirliði, geçim araçlarý için bireyler
arasýnda çok sözü edilen fiziksel mücadeleden çok daha
önemli bir faktördür. Organik dünyaya ?en uygun?
olanlar, toplum halinde yaþamaya alýþmýþ olarak
büyüyenlerdir; ve toplum içinde yaþam, ahlak
alýþkanlýklarýný kaçýnýlmaz olarak gerektirir. Ýnsana
gelince, uzun yaþamý boyunca, kendi ortamýnda, insan
toplumlarý var oldukça yok olmayacak toplumsal
alýþkanlýklarýn, ahlak alýþkanlýklarýnýn bir
çekirdeðini geliþtirmiþtir.

Mevcut iktisadi iliþkilerimizin sonucu olarak þu anda
sürmekte olan etkilere raðmen, ahlak
alýþkanlýklarýmýzýn çekirdeði var olmaya devam
etmektedir. Yasa ve din bunlarý yalnýzca formüle
etmekte ve cezalar yoluyla bunlarýn uygulanmasý için
çaba sarf etmektedir.

Ahlak teorileri ne kadar çeþitli olursa olsun, tümü de
üç temel kategori altýnda bir araya getirilebilir: Din
ahlâký; yararcý ahlak; ve toplum için yaþamanýn
gereklerinden kaynaklanan ahlâk alýþkanlýklarý
teorisi. Her dini ahlak kendi buyruklarýný, vahiy
ürünü olarak göstererek benimsetir; ve bu yaþamda ya
da gelecek yaþamda ödül vaadiyle ya da cezayla
zihinlere kendi öðretisini dayatmaya çalýþýr. Yararcý
ahlak ödül fikrini korur, öðretisini fakat bunu
insanýn kendisinde bulur. Ýnsanýn zevklerini analiz
etmeye, bunlarý sýnýflandýrmaya, en yoðun ve en kalýcý
olanlara öncelik vermeye davet eder. Bununla birlikte,
bazý etkileri olsa da, bu sistemin geniþ insan kitlesi
tarafýndan fazlasýyla yapay olarak görüldüðünü kabul
etmeliyiz.

Son olarak -ne kadar çeþitli olsa da- üçüncü bir ahlak
daha vardýr; bu, ahlaki eylemlerde -insaný toplum
yaþamýna en uygun kýlmada en fazla güce sahip bu
eylemlerde -bireyin, kardeþlerinin sevinciyle sevinme,
kardeþlerinin biri acý çektiðinde acý çekme
gerekliliðini görür; toplum halinde yaþamanýn yavaþ
yavaþ geliþen ve mükemmelleþen bir alýþkanlýðý ve
ikinci doðasý; bu ayný zamanda Anarþi?nin ahlakýdýr.

Üç ahlak sistemi arasýndaki farký en iyi açýklayacak
þu örneði tekrarlýyorum. Bir çocuðun nehirde
boðulmakta olduðunu varsayalým, nehir kýyýsýnda da üç
adam oturmaktadýr: Dini ahlakçý, yararcý ve halktan
biri... Ýlk olarak, din adamý muhtemelen kendi kendine
çocuðu kurtarmanýn ona bu dünyada ya da öteki yaþamda
mutluluk getireceðini söyler; fakat eðer çocuðu
kurtarýrsa bu yalnýzca iyi bir hesapçý olduðu içindir,
baþka bir þey deðil. Sonra yararcý gelir, onun da
söyle düþündüðünü varsayabiliriz: ?yaþamdan zevk
almanýn yüksek ve sýradan yanlarý olabilir. Çocuðu
kurtarmak bana yüksek zevk saðlar. O halde, suya
atlamalýyým.? Fakat, onun böyle düþündüðünü kabul
edersek o da bir hesapçý olur ve toplum ona pek
güvenmemekle iyi eder: Günün birinde kafasýndan
herhangi bir aldatmacanýn geçmeyeceðini kim bilebilir!
Bir de üçüncü adam vardýr. O hesap yapmaz. Fakat o her
zaman etrafýndakilerin sevincini hissetme
alýþkanlýðýyla büyümüþtür, baþkalarý sevinçliyse o da
sevinçlidir; baþkalarý acý çekiyorsa o da acý çeker,
derinden acý çeker. Ýkinci doðasýna uygun davranýr.
Annenin aðlamasýný duyar, yaþamak için mücadele eden
çocuðu görür, iyi bir köpek gibi suya atlar ve
duygularýnýn verdiði enerji sayesinde çocuðu kurtarýr.
Anne ona teþekkür ettiðinde þu cevabý verir: ?Niçin
teþekkür ediyorsunuz? Baþka türlü davranamazdým.?
Gerçek ahlak budur. Halk kitlelerinin ahlaký budur;
bir alýþkanlýk olarak büyüyen ahlak, filozoflarýn
yaptýklarý etik teoriler ne olursa olsun, var
olacaktýr, ve toplumsal yaþamýmýzýn koþullarý
geliþtiði oranda saðlam bir þekilde geliþecektir.

Bu tür bir ahlak, varlýðýný sürdürmek için yasaya
ihtiyaç duymaz. Yaygýn ve yüksek bir ahlaka doðru her
ilerlemenin her insanda bulduðu genel sevgiden destek
alan doðal bir geliþmedir bu. Çok kýsa bir özetle
anarþinin belli baþlý ilkeleri bunlardýr. Her biri bir
önyargýyý kýran bu ilkeler insan toplumunun
sergilediði eðilimlerin analizinin sonucudur. Bunlarýn
her biri sonuçlarý bakýmýndan zengindir ve mevcut
kanýlarýn eksiksiz gözden geçirilmesini gerektirir. Ve
anarþi, uzak bir geleceðin algýlanýþý deðildir
yalnýzca. Daha þimdiden, eylem alaný ne olursa olsun
her birey ya Anarþist ilkelerle uyum içinde ya da zýt
yönde davranabilir. Anarþist ilkelerle uyum yönünde
atýlacak her adým, geliþimin yönü doðrultusunda
atýlmýþ olacaktýr. Zýt yönde yapýlacak her þey,
insanlýðý gitmeyeceði yöne doðru gitmeye zorlama
teþebbüsü olacaktýr.

Kaynak: Anarþi / Felsefesi - ideali (Pyotr Alekseyeviç
Kropotkin), Ýstanbul, Nisan 2001

Çeviri: Kaos Yayýnlarý


Bu metin,
http://www.anarkismo.net/newswire.php?story_id=3137&language=tk
adresinden alýnmýþtýr.

_______________________________________________
A-infos-tr mailing list
A-infos-tr@ainfos.ca
http://ainfos.ca/cgi-bin/mailman/listinfo/a-infos-tr


A-Infos Information Center