A - I n f o s
a multi-lingual news service by, for, and about anarchists **

News in all languages
Last 40 posts (Homepage) Last two weeks' posts

The last 100 posts, according to language
Castellano_ Deutsch_ Nederlands_ English_ Français_ Italiano_ Polski_ Português_ Russkyi_ Suomi_ Svenska_ Türkçe_ The.Supplement
First few lines of all posts of last 24 hours || of past 30 days | of 2002 | of 2003 | of 2004 | of 2005 | of 2006

Syndication Of A-Infos - including RDF | How to Syndicate A-Infos
Subscribe to the a-infos newsgroups
{Info on A-Infos}

(tr) Bakunin'den Lacan'a.... Önsöz (S. Newman)

Date Sun, 26 Feb 2006 22:05:06 +0100 (CET)


2006 Bahar?ýnda Ayrýntý Yayýnlarý tarafýndan yayýnlanacak olan Saul
Newman'ýn Bakunin'den Lacan'a ? Anti-Otoriteryanizm ve Ýktidarýn Altüst
Oluþu adlý kitabýnýn (çev. Kürþad Kýzýltuð) Türkçe basýmý için önsöz.
"Türkçe Basýma Önsöz"
Bakunin?den Lacan?a?nýn (ilk basýmý 2001) Türkçe
çevirisinin ortaya çýkýþý, anarþizme yönelik artan
küresel ilgiye ve küresel önemine tanýklýk ediyor. Bir
devrimci felsefe ve siyaset olarak -çok uzun süre
Marksizmin gölgesinde kalmýþ olan- uzun bir silsileye
ve heterojen geleneðe sahip anarþizm geleceðin radikal
siyaseti olarak layýkýyla ortaya çýkabilir. Anarþizm
en azýndan, Marksizme karþý -özellikle de 1980lerin
sonlarý ve 1990larýn baþlarý arasýnda onun adýyla
ortaya çýkmýþ Komünist sistemlerin çöküþünden bu yana
Marksist proje ölümcül bir düþüþ hali içinde iken-
giderek daha fazla geçerli bir alternatif olarak
kendisini sunuyor. Bu geliþmelerle birlikte anarþist
geleneðe ilginin belirli bir yeniden canlanýþý ve
yenileniþi yaþandý. Bakunin?den Lacan?a, anarþizmin
merkezi kategorilerini yeniden düþünerek bunlarýn
nasýl üstesinden gelinebileceðini göstermek amacýyla,
anti-otoriter düþüncedeki kimi gerilimleri ve
kavramsal sýnýrlarý araþtýrarak bu uyanýþa katkýda
bulunmaya çalýþtý.

Bu kitabýn 1990larýn sonu boyunca yazýlýþýndan bu
yana, anarþizmin günümüzle ilintisinin altýný daha
fazla çizen bir dizi çok önemli olay gerçekleþti.
Yaygýn þekilde küresel anti-kapitalist hareket olarak
adlandýrýlan -ilk gerçek ortaya çýkýþý 1999?da
Seattle?daki DTÖ toplantýsýnda dünyayý sarsan-
hareketin patlamasýný gördük. Burada Mayýs 1968 Paris
ayaklanmalarýndan bu yana benzeri görülmemiþ olan
küresel önemde radikal bir siyasal olayla, hayranlýk
ve heyecan içinde karþý karþýya geldik. Bunlarýn
ardýndan, yüz binlerce insanýn küresel savaþ
makinesine karþý çýkmak için büyük þehirlerimizde
toplandýðýný gören protestolarla, 2003?teki savaþ
karþýtý protestolarla kesiþerek, gücü ve sayýsý artan
gösteriler -Cenova, Cancun, Gleneagles- oldu. Ve
elbette 2001?de Dünya Ticaret Merkezi ve Pentagon
bombalamalarý -Amerikan emperyalizminin önceki
gidiþatýný yalnýzca güçlendirirken, bir zamanlar gizli
ve saklý olanýn aleni hale gelmesine izin vererek ona
yeni bir dürtü ve güven vermekle neticelenmiþ bir
?olay?- oldu. Üstelik, sonuç olarak þimdi siyasal
hayatýn parametlerini oluþturan yeni ?güvenlik?
paradigmasýnýn, devlet egemenliðinin saldýrganca
yeniden öne sürülmesi ve geniþlemesi -teftiþlerin ve
denetimlerin benzeri görülmemiþ geniþlemesi; zalim
?anti-terörist? yasalar ve sivil özgürlüklerin günlük
kýsýtlanýþý; terörist þüphelilerin yargýlanmaksýzýn
sürekli olarak göz altýnda tutulmasý gibi ?istisnai?
ölçülerin kullanýmý- olduðunu görüyoruz. Devletin bir
tür nöbet geçirmesine þahit oluyoruz, ?teröre karþý
savaþ? adý altýnda, devlet artýk kendi halkýna karþý
bir iç savaþ sürdürüyor.

Olaylarýn bu iç karartýcý durumu yine de radikal
siyasete yeni fýrsatlar sunuyor. Liberal demokrasinin
ideolojik kýlýfý düþerken, þimdiye kadar artan bir
açýklýkla, devletin acýmasýzlýðýný, parlementer
demokrasinin sorumsuzluðunu, kapitalizmin
hiper-sömürüsünü idrak ediyoruz, tüm bunlar yeni
karþýtlýklarda ve yeni direniþ biçimlerinde
sonuçlanýyor. Bundan baþka iktidar ve tahakküm sorunu
giderek ön sýralara geçiyor -yalnýzca geniþ kurumlar
tarafýndan bireyin üstünde uygulanan hukuki (ve hukuk
dýþýnda kalan) tahakküm deðil; ayný zamanda, mesela
yeni gözetim teknikleri yoluyla iþleyen
normalleþtirici ve düzenleyici iktidar; ve yaný sýra
þu an yürürlükte olan yeni muhafazakar, otoriter ve
köktenci söylemlerde görebileceðimiz gibi, insanlarýn
kendilerinin baský altýna alýnmalarýna gönüllü olarak
katýldýklarý daha karmaþýk kendi kendini tahakküm
altýna alma sorunu da.

Gerçekten de iktidar sorunu ve onun hem siyasal teori
tartýþmalarýnýn hem de radikal siyasal çözümlemenin
merkezine geri dönüþü Bakunin?den Lacan?a?nda
seslenilen baþlýca temalardan birisidir. Kitap,
ondokuzuncu yüzyýlda Marx ile anarþistler arasýndaki
tartýþmalardan çaðdaþ postyapýsalcý ve post-Marksist
teoriye radikal düþüncede iktidarýn ele alýnýþýný
araþtýrýyor. Bunu yaparken, bugünün radikal siyasal
mücadelelerini besleyeceði umulan bir iktidar
eleþtirisi ile bir anti-otoriter etik geliþtiriyor.
Gösterdiðim gibi, anarþizmin -onu bugünle ilintili
kýlan- yenilikçiliði, onun iktidar sorununu teþhis
etmesidir. Marksist teori iktidar ve otorite sorununu
-yani devlet sorununu- özünde bir ekonomik sorun
olarak görürken, Bakunin ve Kropotkin gibi klasik
anarþistler, devletin, devrimci dönüþümde burun buruna
karþý konulmadýðý takdirde kendisini
süreklileþtirmesinin tehlikelerine iþaret ederek
siyasal iktidarýn özerkliði ve özgüllüðü üstünde ýsrar
ettiler. Bu tehlike, iktidarýn kendisini, farklý
kýlýklarda hatta -ve özellikle- onu devirmeye yönelik
devrimci giriþimlerde yeniden üretmeye yönelik yapýsal
meyli anlamýna gelen benim ?iktidarýn yeri? olarak
adlandýrdýðým soruna gönderme yapar. Bununla birlikte,
bu demek deðildir ki özgürleþme veya toplumsal dönüþüm
fikrini býrakalým: tersine, yapmak zorunda olduðumuz
þey iktidar kavramýný ve devrimin klasik diyalektiðini
yeniden düþünmek ve iktidarýn, ona temelden karþý gibi
görülen devrimci kimliklere -Foucualtcu anlamda- nasýl
içinden çýkýlamaz þekilde baðlý olduðunu göstermektir.
Foucault?nun dediði gibi, ?büyük Reddediþin bulunduðu
tek bir yer, baþkaldýrý ruhu, tüm isyanlarýn bir
kaynaðý, ya da devrimcinin yasasý yoktur.? (1)

Klasik anarþizmin -ve genel olarak klasik devrimci
siyasetin- sorunu, iktidar eleþtirisinin temellerini
saðlayan ve ne var ki ayný zamanda buna mani olan
belirli bir akýlcý-hümanist epistemolojik paradigma
içinde ifadelendirilmiþ olmasýydý. Baþka bir deyiþle,
klasik anarþizm bir dizi teorik koþulla sýnýrlýydý:
öznelliðin merkezinde akýl ve ahlaký gören hümanist
özcülüðü; toplumsal gerçekliði akla uygun bir düzen
içeren, bilimsel olarak gözlemlenebilir bir olgu
olarak gören pozitivizmi; ve belki faillik ve
kendiliðindenlik için Marx?ýn diyalektik
materyalizminden daha fazla fýrsat sunsa da, yine de
devrimi akýlcý bir tarihsel süreçten ötürü meydana
geliyor gibi gören diyalektikçilikleri. Bununla
birlikte, bu kategoriler modernliðin ve Aydýnlanmanýn
akýl ve ahlak büyük üstanlatýlarýnýn artýk açýkça
tartýþýldýðý, genel adýyla ?postmodernlik?
koþullarýnda artýk sürdürülemez. Yani, bundan böyle
-ister evrensel bir öznellik kavramý olsun ister
mutlak akýlcý hakikat- çaðdaþ toplumda bulduðumuz
farklý görüþler ve bakýþ açýlarý çoðulluðunun üzerinde
duran evrensel bir epistemolojik duruþ varsayamayýz.
?Postmodernlik? sorgusuz sualsiz benimsemememiz
gereken bir fikir, ancak yine de anarþizmde bulunanlar
gibi büyük özgürleþme anlatýlarýnýn belirli
sýnýrlarýna iþaret eder.

Bu nedenle, kitap, çeþitli postyapýsalcý düþünürlerin
incelenmesi yoluyla, klasik anarþist düþünüþteki bu
kavramsal sýnýrlarýn bazýlarýný açýyor. Ýktidar ve
otorite sorununun devletten çok daha kapsamlý olduðu
ve öznenin kimliðinin kendisinden evrensel akýl ve
ahlak kavramlarýnda bulunan çeþitli söylemsel ve
metinsel otoriterliklere kadar geniþletilebileceði
açýkça görülüyor. Otoritenin bu deðiþik biçimlerine
göðüs germek için, klasik anarþizmin dayandýðý
kavramsal kategorilerin ve akýlcý söylemlerin
bazýlarýný ?yapýsöküme almak? gerekli oluyor. Bununla
birlikte, bu yapýsökümün hiçbir suretle anarþizmin
terkediliþi deðil, daha ziyade radikal bir yeniden
düþünülüþü olduðunun üzerinde durmak lazým: Stirner,
Foucault, Deleuze ve Guattari, Derrida ve Lacan gibi
düþünürlerin araya girmeleriyle daha kapsamlý bir
iktidar ve öznellik kavrayýþýna ve böylece daha
geliþmiþ bir direniþ anlayýþýna varýyoruz. Bu
postyapýsalcý düþünürlerde zýmni bir anti-otoriterlik
vardýr ve hepsinin radikal siyasetin
teorileþtirilmesine katacak önemli birþeyleri vardýr.
Özel olarak Max Stirner, Aydýnlanmacý hümanist söyleme
dair çýðýr açýcý eleþtirisiyle, klasik anarþizmle
postyapýsalcýlýk arasýndaki kayýp baðlantý olarak
görülebilir.

Bununla birlikte, anti-otoriter akýmýn bu
araþtýrýlmasýndan ortaya çýkan þey, postyapýsalcý
teorinin kendisindeki bir dizi sýnýrlama ve açmazlarý,
özellikle de direniþi iktidarýn içinde teorileþtirmeyi
ve belirgin bir etik duruþ noktasýnýn eksikliðini göz
önüne aldýðýmýzdaki kimi zorluklardýr.
Postyapýsalcýlýk, katý ahlak ve akýl temellerinden
ziyade olumsallýk ve karar verilemezlik?e dayalý bir
radikal siyaset biçimi öne sürerken, yine de bir etik
içerikle doldurulmasý gereklidir. Bu noktada anarþizm
- eþitlik ve özgürlüðün birbirini sýnýrlamayan
özgürleþimci ideallerine sadakatinin yaný sýra
tahakkümü tüm biçimleriyle sorgulamaya ve direnmeye
yönelik taahhütüyle- bugünün siyasal mücadeleleriyle
ilintili olmaya devam ediyor. Gerçekten de diyebiliriz
ki -anarþizmle ilgili tartýþmalarda giderek öne çýkan
bir terim olan- postanarþizmin siyaseti ve etiði,
bugün meydana gelen tahakküm ve eþitsizliðe karþý
radikal siyasal mücadelelerdeki liberter/eþitlikçi
ufka göndermede bulunur.

Belki bu anlamda, anarþizm, yalnýzca Kýta
Avrupa?sýndaki ve postyapýsalcý teorideki çaðdaþ
tartýþmalar için deðil, ayný zamanda gerçek siyasal
mücadeleler ve hareketler için de saklý bir gönderge
olarak görülebilir. Örneðin, önceden zikretmiþ
olduðum küresel anti-kapitalist hareket -yalnýzca
içinde çarpýcý þekilde temsil edilen anarþist
gruplardan dolayý deðil, ama daha önemlisi
merkezsizleþmiþ ve hiyerarþik olmayan siyaset
biçimleri ve yönelimiyle anarþist olan karar alma
biçimleri içerdiði için- anarþist tarzda bir siyasetin
cisimleþmesi olarak görülebilir. Bu, kurumsal olmayan,
bir parti aygýtý tarafýndan idare edilmeyen ve devlet
iktidarýnýn ele geçirilmesi fikrini reddeden bir
siyaset biçimidir. Baþka bir deyiþle, devletin dýþýnda
ve siyasal partiler mekanizmasýnýn ötesinde çalýþan
bir siyasettir. Bu anlamda, anarþist merkessizleþme
(decentralization) ve kurumsalcýlýk karþýtlýðýný ve
taban (grass roots) demokrasisini somutlaþtýrýr.

Bu hareketle ilgili yine önemli olan baþka bir þey de
hem evrensel hem de tekil bir siyaset biçimini temsil
etmesidir. Bir tarafta, kapitalizm sorununa göðüs
gerer ve -ekonomik kararlar üzerinde daha demokratik
bir denetim ve daha eþitlikçi bir iktidar ve refah
daðýlýmý talep ederek- onun küresel dönüþümü için
çabalar. Bu anlamda, içinde tanýnma talep eden ama
herhangi bir kolektif siyasal zemin oluþturmayan
-geyler, etnik azýnlýklar, kadýnlar vb- özel
kimliklerin olduðu ?farklýlýk siyaseti? mantýðýnýn
açýkça ötesine giden küresel bir özgürleþmenin
evrensel ufkuna baþ vurur. Çok uzun zamandan beri
radikal siyaset -özellikle Batýlý refah toplumlarýnda-
kimlik sorununa ve bunun tanýnmasýna kafasýný taktý,
bu yüzden kapitalist ekonominin tekrar siyasal
mücadelelerin merkezine geri geldiðini görmüþ olmamýz
biraz ferahlatýcýydý. Bununla birlikte, ekonominin bu
?geri geliþinin? Marksist sýnýf mücadelesi siyasetinin
basitçe diriliþi olduðunu zannetmemeliyiz. Çaðdaþ
anti-kapitalist hareket açýk bir þekilde sýnýf-temelli
olmayan bir harekettir: merkezi bir proleter
kimliðinin hakimiyetinde olmaktan ve basitçe ekonomik
veya maddi meseleler hakkýnda olmaktan çok, farklý
gruplarýn, kimliklerin ve -çevre, yerli haklarý,
emekçi haklarý, sivil özgürlükler, savaþ karþýtlýðý
gibi- mücadeleler çoðulluðunu ve genel olarak, küresel
kapitalizm ve güçlü çokuluslu þirketler, hükümetler ve
kendi adýna konuþan ulusötesi kuruluþlar tarafýndan
çeþitli yollarla dýþlandýðýný, kenara itildiðini,
sömürüldüðünü, tahakküme maruz kaldýðýný hissedenlerin
endiþelerini içerir. Anti-kapitalist hareket, -eski
usûl Marksist hareketlerle isçi sendikalarýnda olduðu
gibi- katý biçimde tanýmlanmýþ bir endüstriyel iþçi
sýnýfý hareketi deðil, küresel ?yoksullarýn?, güçlüler
karþýsýndaki güçsüzlerin hareketidir. Bununla
birlikte, Jacques Derrida?nýn dikkat çektiði gibi,
güçsüzlük, bir gün devletin egemenliðini ve
neo-liberal kapitalizmin hegemonyasýný yenecek olan
yeni bir kitlesel egemenlik biçimi -iktidar olmaksýzýn
bir güç- ve adalet ve demokrasi için açýk uçlu bir
mücadele oluþturuyor. (2)

Öyleyse burada bir Marksist sýnýf hareketinden deðil,
ama daha ziyade ondan çok daha heterojen olan, içinde
farklý kimliklerin temsil edildiði ve ayný zamanda
ortak bir davayý takip eden baþka kimlikler ve
mücadelelerle -Derrida?nýn terimini kullanýrsak-
birlikte ?dokunduðu? bir hareketten söz ediyoruz. Bu
hareket ne açýk bir yörüngeye ne de somut bir siyasal
programa sahiptir -bu onun hem kuvveti hem de
zayýflýðýdýr muhtemelen- fakat yine de bu
olgunlaþmamýþ durumuna raðmen giderek alternatif bir
küreselleþme vizyonu sunan daha ziyade açýk uçlu bir
mücadeledir. Bu belki en iyi þekilde, yalnýzca küresel
kapitalizmin simgesel kurumlarýna -DTÖ, IMF ve G8
toplantýlarý- doðrudan karþý çýkmayý deðil ayný
zamanda alternatif bir toplumsal ve siyasal
örgütlenmeyi giderek somutlaþtýran, büyüyen bir dizi
að ve karar alma yapýlarýný da içeren Gramscici bir
karþý-hegemonyanýn terimleriyle görülebilir.

Yine de bu hareketin geleceði belirsiz kalýyor,
özellikle de kendimizi hali hazýrda içinde bulduðumuz
bu baský ikliminde. Pek çok ülkenin uyguluyor olduðu
?karþý-terörist? yasalarýnýn ve ?güvenlik? ölçülerinin
gerçek iþlevinin her türlü siyasal militanlýðý
bastýrmak olduðu konusunda en ufak bir þüphe yok gibi
görünüyor. Bununla birlikte, ayný zamanda 2003?teki
küresel savaþ karþýtý protestolar ve onlarý takip eden
G8 zirve protestolarý þunu akla getiriyor: yýpranmýþ
sýnýrsýz refah vaatleri, daha iyi hizmetler ve daha
sorumlu demokrasiler konusunda daha fazla insanýn gözü
açýldýkça, küresel sivil toplum hareketi büyümeye
devam edecektir.

Sanýrým bu hareketi etkin haldeki bir çaðdaþ anarþist
-ya da ?postanarþist?- siyaset biçimi olarak
düþünebiliriz. Bu, ayný zamanda özgürleþme ideallerine
-geçmiþte devrimci hareketlerin gösterenleri olarak
hizmet etmiþ olan eþitlik, özgürlük ve radikal
demokrasi kavramlarýna- baðlýlýðýný sürdüren ve
olumsallýðý, açýklýðý, heterojenliði benimseyen bir
radikal siyaset biçimidir. Bununla birlikte,
Bakunin?den Lacan?a herhangi bir türden siyasal
programý reçete etmeye çabalamýyor -bu aktivistlerin
ve doðrudan siyasal mücadelelere baðlý insanlarýn
iþidir. Kitap daha çok farklý düþünürlerdeki ve bakýþ
açýlarýndaki belirli bir anti-otoriter mantýðý ve
ethosu (zihniyeti), bir siyasetin nasýl ortaya
çýkacaðýný göstermek için inceliyor. Baþka bir
deyiþle, postanarþist siyasetin ortaya çýkacaðý teorik
koþullarýn ana hatlarýný araþtýrýyor.

Ayrýca son olarak belirtmeliyim ki post-anarþizm,
anarþizmin her hangi bir tür ötesine ya da onu geride
býrakma giriþimine iþaret etmiyor. Onun merkezi
kavramsal kategorilerini ve epistemolojik öncüllerini
yapýsöküme alýp yeniden düþünerek özgürleþimci ve
antiotoriter ruhuna sadýk kalmaya çabaladým. Bu
kitapta yapmaya uðraþtýðým þey anarþizmin yirmi
birinci yüzyýl için bir radikal siyaset olarak
yenilenmesine katkýda bulunmaktýr.

Saul Newman
Þubat 2006.


Dipnotlar:

1 Bkz. Michel Foucault, The History of Sexuality VI: Introduction, çev. R.
Hunter. New York: Vintage Books, 1978, pp. 95-96.
2 Bkz. ?For a Justice to Come: An Interview with Jacques Derrida?, çev.,
Maiwenn Furic, The Brussells Tribunal, 2004 <www.indymedia.be>



_______________________________________________
A-infos-tr mailing list
A-infos-tr@ainfos.ca
http://ainfos.ca/cgi-bin/mailman/listinfo/a-infos-tr


A-Infos Information Center