A - I n f o s
a multi-lingual news service by, for, and about anarchists **

News in all languages
Last 40 posts (Homepage) Last two weeks' posts

The last 100 posts, according to language
Castellano_ Deutsch_ Nederlands_ English_ Français_ Italiano_ Polski_ Português_ Russkyi_ Suomi_ Svenska_ Türkçe_ The.Supplement
First few lines of all posts of last 24 hours || of past 30 days | of 2002 | of 2003 | of 2004 | of 2005 | of 2006

Syndication Of A-Infos - including RDF | How to Syndicate A-Infos
Subscribe to the a-infos newsgroups
{Info on A-Infos}

(tr) Osman Murat Ülke ile söyleþi

Date Mon, 13 Feb 2006 22:56:32 +0100 (CET)


Askerlik yapmayý reddettiði için 1996-1999 yýllarý arasýnda 701 gününü
askeri cezaevinde geçiren vicdani retçi Osman Murat Ülke ile ilgili davayý
geçtiðimiz günlerde sonuçlandýran AÝHM, Türkiye Cumhuriyeti?ni 11.000 euro
tazminata mahkum etmiþti. Kararda, resmi makamlar tarafýndan aranmakta olan
ve ?sivil ölüm? olarak tabir edilen bir yaþam sürmeye zorlanan ?Ossi?ye
yapýlanlarýn, Avrupa Ýnsan Haklarý Sözleþmesi?nin iþkence ve kötü muameleyi
yasaklayan 3. maddesinin ihlali olduðu belirtiliyordu.

Bu karar Türkiye?de vicdani ret ve sivil hizmet tartýþmalarýný da gündeme
taþýdý. Ossi ile ilgili pek çok haber yayýmlandý, kendisiyle çeþitli
röportajlar yapýldý. Bu haberlerin içeriði ve ne ölçüde oto-sansüre uðradýðý
ayrý bir tartýþma konusu. Aþaðýda okuyacaðýnýz söyleþi de ise, Ossi, A-infos
Türkçe editörü tarafýndan yöneltilen, anarþist ve anti-militarist kamuoyunun
merak ettiði çeþitli sorulara yanýt veriyor.

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------

1) Öncelikle, "genç kuþak" anarþistlerden birisinin sorusuyla baþlamak
istiyorum; "Ossi" kim?


Türkiye'ye 1985'te, 15 yaþýnda, kendi isteðim dýþýnda, ailemin ?sen önden
git, Türkçe öðren? kaygýsýyla geldim. Almanya?da politizasyon sürecim
baþlamýþtý. Türkiye?ye gelince Fettullah Gülen'in okullarýndan Ýzmir Fatih
Koleji?ne girdim. Kapýsýndan dýþarý çýkamadýðýn, 3 metre duvarlý bir
mekandý. Almanya?da okul gazetesinde çalýþýrken, burada okuyacak gazete
bulamýyordum. Zaten 12 Eylül sonrasý, sýkýntýlý bir ortamdý. Almanya?da
antimilitarist hareket ve ekoloji hareketinden etkilenmiþtim, bu da
Türkiye?de maruz kaldýðým milliyetçilik ve otoriteye karþýtlýk ile birleþti.
Okuldan çýkýnca anarþizm tutunabileceðim dal oldu benim için. Ancak anarþist
olarak politik faaliyet içinde bulunursam, canýmý yakan bunca þeye karþý
durursam bu ülkede kendim olarak varolabileceðimi gördüm.

?89?da üniversiteye baþladým. Bir grup oluþmaya baþladý; sosyalist bir
dergi, ÝHD, sendikalar, BSP projesi vb. gruplarla iliþki kurduk, ama
gittiðimiz her yerde hayal kýrýklýðýna uðradýk. En ufak bir kolektif
karþýsýnda insanlarýn korktuðunu, hiyerarþiye sýðýnýldýðýný ve örgüt içi
demokrasinin iþlemediðini görüp kendi platformumuzu kurduk. ?28 numara?
dediðimiz bir dairede komünvari bir ortak yaþama baþladýk. Buradan 2 müzik
grubu çýktý, bir gazete çýkarmaya baþladýk. Kendi hattýmýzý, kendi
söylemimizi oluþturmaya baþladýk. Yatay örgütlenmeye ve bireyselliðe vurgu
vardý ama ayný zamanda kollektivizm de vardý. Bunlarý karþýt deðil,
birbirini besleyen unsurlar olarak yaþatmaya çalýþýyorduk. ?90lý yýllarýn
baþýydý; dergide ve daha çok da ?28 numara? içindeki sohbet ve tartýþmalarda
ekoloji, antimilitarizm önemli yer tutuyordu. Feminizm tartýþýlýyordu,
çalýþmanýn ve sendikal mücadelenin anlamý-anlamsýzlýðý tartýþmalarý vardý.
?70li yýllarýn feminist tespitiyle, politik hayatýn özel hayattan
ayrýlamazlýðý üzerinden, iddiamýzýn toplumsal karþýlýðýný kendi özel
hayatýmýzda yaþayýp, onun toplumsal meþruiyetini ve ciddiyetini yaratmayý
kararlaþtýrdýk. Bu duruþ kýsa sürede sýnandý: Hiyerarþi karþýtý ve
antimilitarist iddialarýmýz vardý ve dergiden dolayý ?halký askerlikten
soðutma? iddiasýyla hakkýmda soruþturma açýldý. Ortada hiçbir örgütlülük,
antimilitarist mücadele olmasa da, vicdani reddimizi açýklayýp duruþumuzu
ortaya koyacaktýk

Coelacanth [Dergisi] üzerinden Türkiye içinde bir að örgütlenmesi
oluþturmaya çalýþýyorduk. Bu çerçevede Ýzmir?den Amargi [Dergisi] ile de
iliþkimiz oldu ve karþýmýza 90 yýlýnýn vicdani retçileri çýktý. Vedat
Zencir?le karþýlaþtýk ve onlardan destek istedik. Vedat bize, bir ?Savaþ
Karþýtlarý Derneði? kurmayý düþündüklerini söyledi ve katýlýp ortak hatta
beraber yürümemizi önerdi. Biz de bunu anlamlý bulduk ve SKD?nin kuruluþ
çalýþmalarýnda yer aldýk.

O sýralarda ?93 Temmuz?unda yapýlacak olan Uluslararasý Vicdani Retçiler
(ICOM) toplantýsý hazýrlýklarý vardý. Toplantýnýn örgütlenmesi sýrasýnda bir
?kadro boþluðu? doðdu ve ?93 Nisan?ýnda ICOM örgütlenmesi için Ýzmir?e gelip
gelemeyeceðimi sordular. Bunun üzerine Ýzmir?e gittim ve kýsa bir süre sonra
da Antalya?daki komünümüz de daðýldý. Antalya?dan bazýlarý benim peþimden
Ýzmir?e geldi ve Ýzmir?dekilerle ortak faaliyetimiz tam bir birlikteliðe
dönüþtü.

ICOM?a 19 ülkeden 90 kadar antimilitarist geldi. Türkiye?de ilk defa bu
çapta bir etkinlik düzenleniyordu. Basýn ve kamuoyu antimilitarizm ve
vicdani retle tanýþmýþ oldu. Çok hýzlý geliþmeler oldu ve birkaç ayda bir
sürü þey doðdu. Tam o sýrada, valilik, tüzüðümüzde ?antimilitarist? sözcüðü
geçtiðinden, ?Türkiye?de militarist bir yapý olmadýðý? gerekçesiyle derneðin
kapatýlmasýna karar verdi.

Dernek kapandýktan 3 gün sonra, daha önce gelen bir davet üzerine Almanya?ya
gittim. Bu ziyaret baþta 2 ay gibi düþünülmüþtü ama çok uzadý ve toplam dört
ayda Almanya?da Türkiye?deki çabalarýmýzý anlattým. Ben geri döndüðüm
sýralarda SKD, bu sefer adýnýn baþýna ?Ýzmir? eklenerek ÝSKD adýyla yeniden
kuruldu. O dönemde, derneðin eski genel baþkaný Aytek Özel katýldýðý bir TV
programý yüzünden aranýyordu. Bu nedenle ilk çalýþma askeri yargý üzerine
oldu. Askeri yargýnýn, yargýnýn bütünlüðünü bozan, ayrýk, kendi
Yargýtay?ýyla, ?devlet içinde devlet?in bir göstergesi olduðuna dair bir
kampanya yürüttük.

?90lý yýllarýn baþlarý, sivil faþist saldýrýlarýn, faili meçhullerin yoðun
olduðu bir dönemdi. Bir sürü alanda çalýþtýk. Bir yandan kendi
antimilitarist söylemimizi netleþtirmeye, faþizan militarist devletin
karþýsýnda nasýl bir mücadele yöntemi sunabileceðimizi ortaya koymaya
çalýþýyorduk. Geleneksel militarist sola karþý da mesafe koyduk. Þiddetin
yapý çözümüne dair yöntemlerde derinleþmeye baþladýk ve bunu etrafýmýza
tanýtmaya çalýþtýk. Çok yönlü etkinlikler yaptýk; sinema, sokak tiyatrosu,
antrenmanlar ve yürüyüþler. Derneðin önemli bir bileþeni vicdani retçiler
olduðundan, bu mücadele her zaman önemli bir yer tuttu. Sürekli vicdani
retler açýklanýyordu ve sayý artýyordu, biz de devletle yüzleþme anýný
bekliyorduk. Ancak vicdani retçiler yokmuþ gibi davranýlýyordu.

Sonunda, Mayýs 1994?te Ýstanbul SKD?nin 4 yeni vicdani retçiyi tanýttýðý
toplantýnýn ardýndan tutuklanýp Bayrampaþa Cezaevi?ne konulduk. Orada 3
hafta kalýp býrakýldýk ve ?halký askerlikten soðutma? davasý baþladý.
Devletle yüzleþme anlamýnda somut bir davaya dönüþtü bu. Mahkeme bizzat
Genelkurmay Binasý içinde görülüyordu. Biz de, hem buna, hem de TCK 155?e
dikkat çekmek için her duruþmaya katýldýk. Türkiye ve yurtdýþýndan basýn ve
delegasyonlar örgütledik. Bu maddenin [155. madde] ve mahkemenin
anlamsýzlýðýndan, Türkiye?deki militarizmden, askerliði neden
reddettiðimizden ve süren savaþtan söz ederek hep onlarý yargýladýk. Bu dava
oldukça uzun sürdü, bir yýlý aþtý ve sonunda, beni, Ýstanbul?da sadece
destekçi olarak bulunduðum için mecburen beraat ettirdiler. Diðer üç sanýk
2-6 ay arasý hapis cezalarýna çarptýrýldý. Ancak bir þekilde bizi
susturmanýn, gözdaðý vermenin yolunu aradýlar ve beraatýmýn ardýndan hakim
-görev alanýnýn dýþýna çýkarak- Çankaya Askerlik Þubesi?ne sevkime karar
verdi. Þubede Bilecik?teki birliðe teslim olmam söylendi. Tarih Aðustos
95?ti. Ben de vicdani ret alanýnda devletle yüzleþme zamanýnýn geldiðini
düþünerek, Ýzmir?e dönünce bana verilen askerlik cüzdanýný yaktým, sülüsü de
?vicdani retçi olduðumdan haberdar olsunlar? diye birliðe gönderdim. Ondan
sonra da tutuklanmayý beklemeye baþladým. Ama beklediðimiz gibi olmadý,
devletin beni tutuklamasý 1 yýl 2 ay daha sürdü. Bu bizi þaþýrttý, çünkü
askeri belgeleri yakmýþtým. Devlet açýsýndan büyük bir meydan okumaydý bu,
ama buna karþýlýk vermemeyi seçtiler. Çok sonra Alsancak Karakolu?ndan
tutuklanmam teblið edildi. Karakola kendim gittim, teslim oldum. Ondan sonra
da basýndan bilinen süreç baþladý.

96-99 arasý iki kere serbest kaldým. Ýki tahliyemde de mevcutlu sevk
edilmedim. Bunun ilkinde, bir ay, davayý anlatmak üzere medya turu attým.
Sonra tutuklanacaðýmý bilerek duruþmaya katýldým. Ýkincisinde, 97 yazýnda,
Mayýs-Ekim arasý 4 ay serbest kaldým. Bir nevi tatil oldu benim için.
Duruþmaya katýlýp tekrar tutuklandým, sonrasýnda 7 kez mevcutlu sevk
edildim. Tahliye oldukça Eskiþehir Ýl Jandarma?dan Bilecik?e, oradan
Eskiþehir Cezaevi?ne. 9 Mart 1999?a kadar bu döngü içindeydim.

Sonra, dýþarýdaki arkadaþlarýn ?hepimiz senin cezaevi süreci üzerinden
koþturmaktan yorulduk? kaygýlarýndan dolayý, ben biraz daha geride durdum.
Ardýndan ÝSKD içinde sorunlar yaþadýk. ?Yüzleþmeci hattý býrakalým, ama
politik perspektifimiz nasýl olacak? tartýþmalarý sonuçsuz kaldý ve
2001-2002?de dernek kapandý. Ben de bu iþlerin mutfaðýnda, daha ufak tefek
katkýlarda bulundum. Onun dýþýnda insan haklarý alanýnda katkým sürdü.
Türkiye Ýnsan Haklarý Vakfý?nda çalýþmalarým oldu ve hâlâ oluyor.


2) Ýtiraz aþamasý henüz tamamlanmamýþ da olsa, AÝHM kararýna göre Türkiye
Cumhuriyeti, sana yönelik tutumu yüzünden mahkum edildi. Peki, bir anarþist
olarak bu hukuk mücadelesine nasýl bakýyorsun? Gerek senin sürecin gerekse
Mehmet Tarhan'ýn süreci baðlamýnda "Avrupa'dan medet ummak" eleþtirisi
konusunda ne dersin?


Buradaki kaygýyý çok iyi anlýyorum. Ben de ?90lý yýllarýn ilk yarýsýnda bu
konularda çok daha keskin bakýyordum. Askeri mahkemeyi de meþru bir mecra
olarak kabul etmiyor, kendimi yargýlanan deðil yargýlayan olarak görüyordum.
Ama ÝSKD içindeki faaliyetle beraber birçok arkadaþýmýzýn çok pragmatik
bulacaðý bir hatta da yakýnlýk duyar bir noktaya geldim. Bana göre, temel
duruþuma halel getirmeyen farklý bir sürü mücadele hattý/düzlemi olabilir.
Mahkemede ben savunma yapmýyorken, avukatým hukuk diliyle savunma yapýyordu.
Genel olarak politika yapýþ tarzýmýzda da, bir þeyleri salt saf ilkelerin
doðruluðu bazýnda deðil de, toplumsal etkileri bazýnda da ele alýnca,
anarþist açýdan inortodoks yöntemlere daha sýcak hale geldim. Bugün, bir
parlamenterle görüþmek, gerektiðinde ortak basýn toplantýsý düzenlemek,
onlarýn dilinden, onlarýn argümanlarýyla konuþmak benim düþünebildiðim ama
klasik ortodoks anarþist argümana uymayan þeyler. Çok katý durmanýn
toplumsal dönüþümü hýzlandýrmadýðýný düþünüyorum. Benim anarþizmim oldukça
pragmatik bir anarþizm. Bu, þu demek deðil; kalkýp kendi alanýmda klasik
siyaset yöntemini uygulayýp, hiyerarþiye, þiddete göz yummak ve hatta
bunlarý yeniden üretmek deðil. Temel ilkelerin özellikle kolektif içinde
korunmasý gerekiyor, ama toplumla etkileþim içinde, daha esnek, empatik
davranmanýn yararýna inanýyorum.


3) AÝHM kararý hakkýnda ne düþünüyorsun? Bundan sonraki geliþmeleri, örneðin
Mehmet Tarhan'ýn yargýlanmasýný ne ölçüde etkileyecek? Nasýl bir "emsal"
oluþturacak?


Mehmet Tarhan?ýn yargýlanmasýný nasýl etkileyeceðini bilemiyoruz. Devlet
henüz kesin çýktýlar vermedi. Ama bizim yapabileceðimiz bir þey var. Saf bir
anarþist tutumla uyuþmasa da, eðer bu karar Osman Murat Ülke için
geçerliyse, ayný çerçevede yargýlanan Mehmet Tarhan için de geçerli. Bu
karar çerçevesinde Mehmet Tarhan?ýn [AÝHM?deki] davasýný kazanacaðýný bilmek
için kahin olmak gerekmez. Hemen, þu anda gerekli ders çýkarýlýp Mehmet
Tarhan davasýna uygulanmalý. Bunu uygulayacak olanlar da Askeri Yargýtay ve
onun üzerinde etkili olanlar elbette.


4) Yakýn zamana kadar baþta Ýstanbul olmak üzere pek çok yerde, özellikle
"Mehmet Tarhan'la Dayanýþma" üzerinden eylem yapýlýyordu. Bu mahkeme
kararýnýn da medyada yankýsý çok büyük oldu ama, görebildiðim kadarýyla
eylemsel anlamda anti-militarist camiadan pek fazla ses soluk çýkmadý. Ne
dersin, anti-militarist mücadelede þu an bir tür "rehavet" mi var? Bu
mahkeme kararýyla her þey çözüldü mü?


Bu mahkeme kararýyla çözülmedi. Antimilitarist mücadelede zaten bir dibe
vuruþ var, karar, bu dibe vuruþun ne kadar derin olduðunu görmemizi saðladý
yalnýzca. Mehmet Tarhan kampanyasý baþladýktan sonra Ýstanbul?da çok hýzlý
bir sahiplenme oldu ve Mehmet Tarhan?ýn için irili ufaklý bir sürü eylem
yapýldý. Ama bu eylemler ortak bir analize dayanmýyordu. Eylemler, önceden,
mesela Mehmet Bal için yeterli olmuþtu, çünkü Mehmet Bal kýsa sürede serbest
kaldý. Ama bu son olayda, uzun süreli mücadele perspektifi belirsizdi. Böyle
bir ortak analiz ve bunun yapýlabileceði örgütsel zemin olmadýðýndan hýzlý
süreç yorgunluða dönüþtü. O enerjiler hýzla tüketildi.

Þu anki durum, Mehmet Tarhan için kullanýlabilecekken, o enerji kolay kolay
yaratýlamýyor. Genel dinamiklerimizle ilgili bir eleþtirim var:
?Ademi-merkeziyetçi olacaðýz, kurumsal olmayacaðýz? diye diye böyle gevþek
ve odaksýz bir iliþkilenme tarzý oturtuldu. Ama bu kaygýlar, antimilitarist
mücadelenin gerçekten örgütlü bir gövdeye ihtiyacý olduðunu yeterince
gözetmedi. Bu ihtiyaca cevap oluþturamadý.


5) Bazý röportajlarýnda ve basýn açýklamanda dikkat ettiðim bir konu var.
Söz "sivil hizmet"ten açýlýnca, "sivil hizmet yapmak istemediðini"
söylerken, bunun bugünün deðil, geleceðin gündem maddeleri arasýnda olacaðý
mesajýný veriyorsun gibi görünüyor. "Total ret" yaklaþýmýnýn
yaygýnlaþtýrýlmasý için erken bir zamanda mýyýz?


Aslýnda total reddi gündeme getirmek için çok uygun bir zaman, çünkü sivil
hizmet gündeme getiriliyor. Yalnýz, bizim kendi içimizde þöyle bir sorunumuz
var; sürekli vicdani ret-total ret birlikte anýlýyor. Þöyle bir ayrým varmýþ
gibi gösteriliyor; sanki vicdani ret ona yakýn ama ondan farklý bir
kavrammýþ gibi. Biz total reddi bu þekilde gündeme sokarsak, son 15 yýlda
oluþturduðumuz hattý ortadan kaldýrmýþ olacaðýz. Bana göre vicdani ret,
total reddin paralelinde, ona benzer, ama farklý bir kavram deðil. Dünya
çapýnda bu gelenek böyle kurulmuþtur. Vicdani ret çatý kavramdýr, total ret
de bu çatýnýn altýnda bir vicdani ret türüdür. Dolayýsýyla biz total
retçiyiz ve bir o kadar da vicdani retçiyiz. Bunu, bu bütünlük içinde
kamuoyuna anlatýrsak, o zaman hem sivil hizmet karþýsýnda total reddi
tartýþtýrýrýz, ama ayný zamanda antimilitarist bir tarihi ve aðýrlýðý olan
vicdani redde de sahip çýkmýþ oluruz. Bana göre hareket etmemiz gereken
perspektif bu.

Bu noktada bir eleþtirim daha var. Bazýlarýmýz ?keskin? anarþist
alýþkanlýklarýmýzla ayrým koymaya çalýþýyoruz. Sanki vicdani ret tatlý-su
antimilitarizmi, total ret ise bize ait ve aslolanmýþ gibi. Böyle bir ayrým
getirme çabasý kendimize zarar verir. Bizi daha az insanýn duymasýný saðlar
ve açýk açýk da sekterliktir.

Ben kesinlikle sivil hizmete karþý argümanlarýmýzý duyurmamýz gerektiðini
düþünüyorum, ama bu vicdani reddi sivil hizmetle bir tutmakla olmaz. Aksine,
bu gönüllü marjinalizasyondur.


6) Diyelim ki, mücadele bir anlamda "baþarýya ulaþtý" ve zorunlu askerlik
ortadan kaldýrýldý. Diðer ülkelerde olduðu gibi, devlet -gerekirse para
verip- kendisi için savaþmak isteyecek milyonlarca kiþi bulamaz mý? Yada
þöyle de sorulabilir; anti-militarist mücadelenin temel argümanlarýndan
birisi olan "vicdani ret", profesyonel ordu düþüncesiyle etkisizleþtirilmiþ
olmayacak mý?


Þüphesiz, ama bu da karþý soruyu doðuruyor. ?Profesyonel ordu da olmasýn,
hiç ordu olmasýn? diyerekten, þu an askerliðe zorlanana, ?sen bireysel
kurtuluþunu mu arýyorsun, senin askere gitmemenle hiçbir þey düzelmeyecek?
mi diyeceðiz? Yani, zaten bir kurum olarak ordunun varlýðýnýn sorgulanmasý
çok uzun erimli bir þey, militarist yapýlanmanýn insan kültüründen
soyutlanmasý çok uzun erimli bir süreç. Bu süreç de haliyle bireylerin
kolektif bir hata oturan tek tek mücadelesiyle güçlenen bir þey.
Dolayýsýyla, bir gün zorunlu askerlik kalkarsa, yüzeyde çatýþký, gerilim
çözülmüþ gibi bir portre çýkabilir ortaya. Oysa bu, sadece militarizmin
biçim deðiþtirmesidir. Ama biz, militarizmi bütün alanlardan bir anda
kovamýyoruz diye, onu þu an hayatýmýza müdahale ettiði alanlardan
kovmamazlýk edemeyiz. Böyle bir lüksümüz yok. Somut militarizmin ana
dayanaklarýndan biri kültür ve gelenektir. Her vicdani retçi bu kültür ve
geleneðin parçalanmasý için çatlaklara sýzmýþ ve genleþen bir su damlasý
gibidir.

Bir örnek vereyim: 80?li yýllarýn sonunda Güney Afrika?daki Apartheid
rejiminin yýkýlmasýnda beyaz toplumun ýrkçý düzenin dayatmalarý karþýsýnda
kendi içinde parçalanmasý büyük rol oynadý. Bu parçalanmanýn çok deðerli bir
bileþeni beyaz vicdani retçiler oldu. Irkçýlýðý sorgulayan ?karþý taraf?,
yani siyahlar olunca bunu kolaylýkla duymazlýktan gelen beyaz toplum, kendi
içinden çýkan vicdani retçileri, beyazýn üstünlüðü için askerlik yapmayý
kabul etmeyen ve bunun müeyyidesini kabullenerek tartýþmayý göz önünde tutan
bu insanlarý görmezlikten gelemedi. Irkçý bakýþ açýsýna göre kendi
üstünlüðünü cezayý göze alacak þekilde reddetmek havsalanýn almayacaðý bir
þeydi. Ama somut olgular ideolojik tasarýmlara üstün gelir.
Güney Afrika kuþkusuz uç bir örnek ve Apartheid ile militarizm iþlev ve
iþleyiþi bir deðil, ama yine de bu örnek vicdani reddin toplumsal zeminde
nasýl bir dönüþtürücü güce sahip olduðunu anlamak açýsýndan çok deðerli.


7) Ýþin özüyle terslik oluþtursa da, vicdani/total ret açýklamasý yapmak bir
nevi "kahramanlýk" deðil mi? Bu tür bir açýklamayla hem kendini tehlikeye
atmýþ oluyorsun, hem de -devletle baþýn derde girdiðinde- seni
destekleyenlerin gözünde bir nevi "mit"e dönüþüveriyorsun. Bu konuda ne
dersin?


Bu kaygýyý anlýyorum. Sivil itaatsizlik, adaletsizliði, sonuçlarýný
yaþayarak sergilemeye ve sorgulamaya dayandýðýndan, sivil itaatsiz eylemde
bulunan insanlarý da, isimleri de ön plana çýkarýyor. Sergilemenin bir
kýsmýný da bu isimler oluþturuyor. Burada, bunu bir kahramanlýk kültürüne
dönüþtürmemek, "mit" olmuþ olmanýn ekmeðini yememek ve yedirmemek, o insanýn
çevresindeki harekete ve o insana düþüyor elbette. Bizim, Türkiye?de çok
böyle bir sorun yaþadýðýmýz kanaatinde deðilim. Bizim hareketimizin
refleksleri bu açýdan gayet saðlýklý iþliyor bence. Sözümün bir baþkasýnýn
sözünden daha aðýrlýklý olduðu duygusuna sahip deðilim. Ama bu, daimi olarak
akýlda tutulmasý gereken bir mesele.


8) Bir dönem, arkadaþlarýnýn "geride durman" konusunda seni ikna
ettiklerinden söz ediyorsun. Bu senin kiþisel durumundan kaynaklý bir
kaygýdan mý, yoksa antimilitarist hareketin mücadele gücünün istenildiði
kadar olmamasýndan mý kaynaklanýyordu?


Ýkisi birden. Sonuçta biz küçük bir gruptuk ve politik olduðu kadar duygusal
birliktelik de vardý. Hepimiz arkadaþtýk ve mücadelenin psikolojik
yüklemeleri vardý. Zorlu bir süreçti, belki dýþarýdakiler için daha da
zorluydu. Çünkü güçsüz ve çaresiz hissettiler. Dolayýsýyla, insanlar ?sen
kendini tehlikeye atma? derken, kendilerini koruma ihtiyacýný da dile
getiriyorlardý. Bu, benim için yutulmasý çok zor bir lokma oldu. Çünkü benim
için cezaevi süreci, devletle somut yüzleþmeydi. O yüzleþmenin baþka
insanlarla ve baþka hatlardan sürdürülmesi saðlanmalýydý. Ben çýkýnca,
mesele orada dinlendirilmemeliydi. Konulan taþ üstüne bir sonraki taþ
konunca daha anlamlý olacaktý. Bunu grup olarak yapamadýk, dolayýsýyla
dernek kapanýnca bu durum bende bir tür politik köksüzleþmeye tekabül etti.
Öylesi bir kolektif ruhu ve çalýþma alýþkanlýðýný bir daha yakalayamadýðým
için, bugün hâlâ bir þeylere angaje olmakta zorlanýyorum.


9) Medyadaki haberlerin bir kýsmýnda -sen bu þekilde gündeme gelmeyi
istemesen de- özel yaþamýnla da yer aldýn. Medyanýn bu magazinsel tutumunu
nasýl deðerlendiriyorsun?

Bu beklendik bir þeydi. Þaþýrmadým. Ýþi cývýtmadan, bütün gözleri bu konuya
kaydýrmadan, sadece iþlevli ve anlamlý olacak kadar konuþmaya çalýþtým. Ama
tabii ki, basýnýn, dokunulabilir, elle tutulabilir bir insan portresi çizme
gereksinimi var. Dolaysýyla, çok katý da davranmadým, iþin ortasýný bulmaya
çalýþtým.

Son kertede basýnýn ne yapacaðýný denetleme þansým olmadýðý için beni
çileden çýkaran sonuçlarla da karþýlaþtým maalesef.


10) Son olarak, bildiðim kadarýyla "ret" kararýný ailen önceden pek
onaylamamýþtý. Yaptýðýn son açýklamalarda babana yönelik baskýlardan
bahsediyorsun. Ailenin sana ve mücadelene bakýþýnda zaman içinde bir deðiþim
oldu mu?


Annemin böyle bir sorunu olmadý. Klasik bir anne tarzýnda bana destek olmak
önemliydi onun için. Zaten, ben Eskiþehir?deyken yapýlan anneler eylemine de
katýlmýþtý. Babam, oldum olasý benim mantýk yürütme ve eyleme tarzýmla
uzlaþamaz. Ona göre -bu iþleri ilk tartýþýrken- askerliðini yaparsýn sonra
bu hakký yine talep edersin. Kanunu deðiþtirmek istersen, bununla ilgili
kampanya yürütürsün. Bunun, bizim için niye böyle olamayacaðýný tam
anlatamadým. Bugün de çok farklý düþündüðünü sanmýyorum.

Basýn açýklamamda babamdan özel olarak söz ettim, çünkü babam da askerlik
þubesince rahatsýz edilerek, seçmediði bir mücadelenin sonuçlarýný yaþadý.
Dolayýsýyla, devlete bu konuda bir "uyarý" iletmek, babama karþý bir tür
jestti benim için. Onun için yapmam gerektiðini düþündüðüm bir þeydi.

_______________________________________________
A-infos-tr mailing list
A-infos-tr@ainfos.ca
http://ainfos.ca/cgi-bin/mailman/listinfo/a-infos-tr


A-Infos Information Center