A - I n f o s
a multi-lingual news service by, for, and about anarchists **

News in all languages
Last 40 posts (Homepage) Last two weeks' posts

The last 100 posts, according to language
Castellano_ Deutsch_ Nederlands_ English_ Français_ Italiano_ Polski_ Português_ Russkyi_ Suomi_ Svenska_ Türkçe_ The.Supplement
First few lines of all posts of last 24 hours || of past 30 days | of 2002 | of 2003 | of 2004 | of 2005

Syndication Of A-Infos - including RDF | How to Syndicate A-Infos
Subscribe to the a-infos newsgroups
{Info on A-Infos}

(tr) Chomsky ile Anarşizm Üzerine

From Worker <a-infos-tr@ainfos.ca>
Date Sun, 3 Apr 2005 10:18:36 +0200 (CEST)


---------------------------------------------------------------
A - I N F O S H A B E R S E R V İ S İ
http://www.ainfos.ca/
http://ainfos.ca/index24.html
---------------------------------------------------------------

Ziga Vodovmik: Bir insan kendisini anarşist olarak tanımladığında, aslında
etkilendiği düşünceler ya da hayattan beklentileri, hangi araçlarla hangi
sonuca ulaşmak istediği gibi konularda pek az bilgi vermiş olur. Bu durum,
anarşizmin kendi kendine yeter bir önerme olmaktan ziyade, farklı önermeler,
politik görüşler ve beklentilerden oluşan bir mozaik olduğu gerçeğini bir
kez daha kanıtlıyor -yeşiller, feministler, pasifistler vs. Araçlar ve
amaçların belirsizliği teoride anarşizmin en çekici özelliklerinden biri
ancak iş pratiğe döküldüğünde en fazla sorunu yine bu noktada yaşıyoruz.
Sizce bu çeşitlilik anarşizmi etkisiz ve sonuç vermeyen bir düşünceler
bütününe mi indirgiyor yoksa ona evrensel bir uyarlanabilirlik mi
kazandırıyor?

Noam Chomsky: Anarşizm oldukça geniş bir kavram; herkes için farklı şeyler
ifade ediyor. Anarşist düşüncenin temelini atanlar, aslında kullanacakları
yöntemler konusunda epey kafa yormuşlardı. Çoğu Bakunin'in ortaya attığı
fikirleri takip etmeye çalıştı; yani gelecekteki toplumun tohumlarını
bugünden, bugünkü toplum yapısının içinden yetiştirmek gerektiğine inandılar
ve özellikle eğitim, örgütlenme, kollektif yapılanma, küçük ya da daha büyük
kollektifler ya da farklı organizasyon biçimleri kurma gibi konularda epey
çaba gösterdiler. Kendilerini anarşist olarak tanımlayan ve yöntem ve
araçlar sorunuyla yakından ilgilenen, örneğin nasıl gösteriler
düzenlemeliyiz, doğrudan eylemlerimizi nasıl şekillendirmeliyiz gibi sorular
üzerinde uzun uzadıya düşünüp tartışan başka gruplar da var. Bunun etkili
olup olmadığını sorgulamanın pek de doğru olmadığını düşünüyorum. Etkisi
şartlara göre değişen farklı eylemler olabilir. Ayrıca üzerinde
konuşabileceğimiz, bütünleşmiş bir anarşist hareket de yok. Çoğu birbiriyle
çelişen farklı düşünce akımlarından söz ediyoruz. Mesela kadınların insan
haklarını ya da işçilerin sağlık koşullarını geliştirmek gibi, var olan
toplum yapısını iyileştirmeye yönelik çabalara şiddetle karşı çıkan, bunları
reformist önlemler olarak niteleyen gruplar var. Kendilerini daha ilkel bir
noktaya yerleştirip, teknolojiyi yok ederek toprağa dönmeyi savunan
anarşistler de var.

ZV: Siyasi teoriye baktığımız zaman anarşizmin iki farklı algılanışıyla
karşılaşıyoruz - Bakunin, Kropotkin ya da Makhno gibi figürlerin öne
çıktığı, kollektif anarşizm denilen Avrupa'ya özgü düşünce ile, ABD'de
ortaya çıkan bireysel anarşizm. Siz bu teorik ayrıma katılıyor musunuz ve bu
bağlamda ABD'de ortaya çıkan anarşizm anlayışının kökenini nerede
görüyorsunuz?

NC: Stirner ve diğerlerinin öne sürdüğü ve sizin bireysel anarşizm diye
nitelediğiniz düşünce, başka pek çok şeyle birlikte, ABD'deki sözde
"özgürlükçü" hareketin temelini oluşturur. Bu aslında serbest pazar
kapitalizmine körü körüne bağlılık anlamına gelir ve uluslararası anarşist
hareketle hiçbir bağlantısı yoktur. Avrupa geleneğinde ise anarşistler
kendilerini "özgürlükçü sosyalistler" olarak tanımlarlar ki, buradaki
"özgürlükçü" ifadesi ABD'dekinden çok farklı bir anlamda kullanılmıştır.
Benim görebildiğim kadarıyla ABD'deki işçi hareketleri, kendilerini anarşist
olarak tanımlamasalar da, Avrupa'daki anarşist düşüncenin ana akımlarına,
kendilerini anarşist olarak tanımlayan Amerikalılar'dan çok daha yakın
duruyorlar. Endüstri devriminin ilk yıllarındaki sendikal eylemlere,
1850'lerin işçi sınıfı gazetelerine filan bakarsak, gerçekten anarşist bir
damarla karşılaşırız. Avrupa anarşizmi, Marx ya da benzeri hiçbir şeyden
haberleri yoktu... Tamamen kendiliğinden gelişmiş bir hareketti. Maaşlı
çalışmanın köleliğin başka bir şekli olduğunu, fabrikaların işçilere ait
olması gerektiğini, endüstriyel sistemin kişisel girişimleri ve kültürü yok
ettiğini ve buna benzer pek çok şeyi kendiliğinden farkettiler ve 1850'lerde
"çağın yeni ruhu" diye adlandırdıkları bu düzene karşı koymak gerektiğine
karar verdiler: "Para Kazan ama Kendini Unutmadan!" Kulağa tanıdık geliyor.
Aynı durum geniş destek bulan diğer hareketler için de geçerli -Yeni Sol
hareketler örneğin... Bu düşüncenin içindeki bazı akımlar kendilerini
geleneksel kollektivist anarşizmle ilişkilendirdiler ki o da zaten
sosyalizmin bir kolu olarak anılır. Ama ABD ve bir dereceye kadar da İngiliz
"özgürlükçülüğü" tamamen farklı bir kavram ve gelişmedir ve aslında
zorbalığa, zorbalık özel sektörden kaynaklandığı müddetçe, karşı çıkmaz. Bu
bakımdan, anarşizmin diğer biçimlerinden çok farklıdır.

ZV: Radikal grupların, yeni siyasi hareketlerin, kendilerine anti-kapitalist
hatta küreselleşme karşıtı diyenlerin çoğunun enerjisi anarşizmden
kaynaklanıyor ama bunlardan pek azı kendilerini anarşist olarak
tanımlıyorlar. Sizce bunun nedeni nedir?

NC: Sanıyorum bu her zaman böyle oldu. Çoğu eylemci, insan hakları, kadın
hakları ya da işçi hakları için mücadele verenler, kendilerini anarşist
olarak tanımlamadılar; anarşist geleneğe ait bilgi ya da anlayışlardan
faydalanmadılar. ABD'dekiler belki Emma Goldman'ı duymuşlardı ama aslında
ihtiyaçları, sorunları, içgüdüleri ve doğal zorunlulukları doğrultusunda
geliştiler. Bugün, otantik anarşizmin "a"sından bile bihaber olan sıradan
bir Amerikalı'yı, 1850'lerin tarım ve fabrika işçilerinin kendi kendilerine
ulaşmış oldukları bilinç seviyesine çekmek için çok fazla çaba sarfetmemiz
gerektiğine inanmıyorum.

ZV: Sıradan insanlar anarşizmi çoğunlukla şiddet ve kaosla karıştırır ve
anarşizmin tamamen kuralsız bir yaşam ya da yönetim biçimi olmadığını,
aksine çok gelişmiş ve örgütlü bir toplum yapısından söz ettiğini, ancak bir
kural koyucu ya da "yönetici" kavramını reddettiğini bilmez. Anarşist
kelimesinin bu olumsuz kullanımının sebebi, insanların özgürleşmesi
fikrinden ödleri patlayan yönetici elit olabilir mi?

NC: Anarşist hareketin doğrudan eylemle, hatta eylemin şiddet içeren
türleriyle ilgilenen bir yanı da var. Güç odaklarının bundan faydalanması,
özgürlük ve bağımsızlık adına yapılan her türlü girişimi şiddet olarak
tanımlayıp, değersizleştirmeye çalışması da çok doğal. Bu sadece anarşizm
için geçerli değil. Demokrasiden bile korkulur. O kadar derinlere işlemiştir
ki, insanlar isteseler de göremezler. Mesela Boston Globe gazetesinin 4
temmuz (2004) tarihli nüshasına bakalım... 4 temmuz, Bağımsızlık Günü
-bağımsızlık, demokrasi ve özgürlüğün kutlanması gereken bir gün. İşte bu
gün, gazetede George Bush'un Irak'ın işgalinden sonra Avrupa'nın desteğini
yeniden kazanmak üzere neler yaptığını anlatan bir makale var. "Özgürlükçü"
Cato Enstitüsü'nün dış politika uzmanlarından biriyle bir söyleşi yapmışlar
ve Avrupalılar'ın neden ABD'yi eleştirdiğini sormuşlar. Uzman da şöyle bir
cevap vermiş: Sorun, Alman ve Fransız hükümetlerinin zayıf olmasından
kaynaklanıyor, çünkü halka rağmen hareket ettiklerinde bunun siyasi bedelini
ödemek zorunda kalıyorlar. Bunu "özgürlükçü" Cato Enstitüsü söylüyor.
Demokrasi korkusu ve nefreti o kadar derine işlemiş ki, kimse bu sözlerin ne
anlama geldiğini farketmiyor. Geçen sene gündemden düşmeyen Eski Avrupa ve
Yeni Avrupa tartışmaları bu açıdan çok üzüntü vericiydi; çünkü ikisini
birbirinden ayıran kriterlere kimse dikkat etmedi. Aslında açık seçik ve
belirgin bir biçimde görülebiliyorlardı. Eğer hükümetler, toplumun geniş
kitleleriyle aynı duruşu benimsiyorlarsa, bu çok kötü bir şey: "Eski Avrupa
- kötü adamlar." Ama eğer hükümet Crawford, Texas'tan gelen emirleri aynen
uyguluyor ve toplumun daha da geniş kitlelerini umursamıyorlarsa, o zaman
gelecek için ümit ve demokrasi vaadediyor: Berlusconi, Anzar ve bunlara
benzer diğer muhterem şahsiyetler. Alınması gereken ders nedir? Eğer güçlü
bir hükümetiniz varsa, geniş halk kitlelerine rağmen hareket edebilir ve
bunun siyasi bedelini de ödemezsiniz. Bu saygı duyulacakbir şeydir. Çünkü
hükümetlerin asıl görevi budur -geniş halk kitlelerini hiçe saymak ve zengin
ve güçlüler için çalışmak. İşte bu bakış açısı o kadar derinlerimize
işlemiş ki, kimse farkına bile varmadı.

ZV: Öngörülen yöntemler konusundaki "ikileme" ne diyorsunuz? Devrim mi,
yoksa kültürel ve sosyal evrim mi?

NC: Ben ortada ikilem görmüyorum. Kontrol ve baskı içeren sistemlerde de
değişim gerçekleştirebilir, sistemin izin verdiği ölçüde sınırları
zorlayabilirsiniz. Ancak karşınıza kesin sınırlar veya aşılmaz bariyerler
çıktığında, o zaman çatışma, mücadele ve devrim kaçınılmaz olur. Ama örneğin
fabrikalardaki güvenlik ve sağlık önlemlerini geliştirmek için ille de
devrim yapmanıza gerek yoktur; çünkü parlementer sistemi kullanarak
istediğiniz değişimleri gerçekleştirebilirsiniz. Yani sistemin sınırlarını
mümkün olduğunca zorlarsınız. İnsanlar çoğunlukla baskı ve despotizm içeren
sistemlerin varlığını dahi algılamazlar. Üzerlerine çöken baskının farkına
varmadan, içinde yaşadıkları sisteme karşı hakları için mücadele verirler.
Kadın hareketine bir bakın. Kadın hareketinin gelişiminin ilk adımlarından
biri "bilinç yükseltme çabaları"dır. Kadınlara, kontrol ve baskı altında
tutulmalarının doğal olmadığını anlatmaya çalışırsınız. Büyükannem kadın
hareketine katılmamıştı çünkü üzerindeki baskıyı algılayamıyordu. Ona göre
(kontrol altında tutulması) tıpkı güneşin her sabah doğması gibi, normal bir
şeydi. İnsanlar bunun güneşin her sabah doğması kadar doğal olmadığını,
değişebileceğini, verilen emirlere uymak yada dayak yemek zorunda
olmadıklarını algılayıncaya kadar, ileri gitmek imkansızdır. Bunu başarmanın
yollarından biri de var olan baskı sisteminin içinde reformları zorlamaktır.

ZV: Size göre değişim kurumsal siyasetle mi (partileşmek) yoksa, sivil
itaatsizlik, paralel yapılanmalar, bağımsız medya gibi yöntemlerle mi
sağlanabilir?

NC: Bu konuda bir genelleme yapmak imkansız çünkü (neyin doğru olacağı)
şartlara göre değişir. Bazen bir yöntem iyidir, bazen de diğeri... Taktik
konuşmaları kulağa önemsiz gelebilir ama aslında değildir. Çünkü taktik
seçimlerin bedelini çoğunlukla insanlar öder. Biraz ötesine geçip daha
genel, stratejik seçimlerden bahsedebiliriz -tabii spekülatif ve açık
fikirli bir biçimde- ama bunun da ötesinde soyut genellemelere saplanıp
kalırız. Taktik kararlar, bir sonraki adımın nasıl atılacağı ile yakından
ilgilidir ve bedelini insanlar öder. Mesela pek yakında yapılacak olan
Ulusal Cumhuriyetçi Kongresini ele alalım. Kendilerine anarşist diyen
genişçe bir grup kitleleri ayaklandırıp, güç ilişkilerini pekiştirmeye
kalkışırsa, aslında kendi amaçlarına zarar vermiş olurlar. Ama halihazırdaki
sisteme karşı durmanın neden gerekli olduğunu insanlara anlatmayı, onları
ikna etmeyi başarabilirlerse, o zaman doğru taktik kullanmışlar demektir.
Doğru cevaplar hiçbir kitapta yazmaz. Doğru cevapları bulmak için, şartları,
kitlelerin kavrayış kabiliyetini ve eylemlerin muhtemel sonuçlarını önceden,
çok iyi değerlendirebilmek gerekir.

ZV: Fransız düşünür Proudhon, "Özgürlük düzenin kızı değil, annesidir" diye
yazmış. Ulus devletin ötesinde ya da sonrasındaki hayatı nasıl görüyorsunuz?

NC: Bana göre, insanlar arasında özelin ötesine geçen her türlü ilişki,
ister cemaat, ister iş, ister aile ya da geniş toplum kesimleriyle olan
ilişkiler olsun, mutlaka tüm katılımcılarının doğrudan kontrolünde
olmalıdır. Bu da üretimde daha fazla işçi konseyi, topluluklarda daha fazla
katılımcı demokrasi, farklı topluluklar arasında daha fazla iletişim, geniş
kitlelerde örgütlenme özgürlüğü anlamına gelir ve giderek uluslararası
toplumun örgütlenmesine kadar varır. Bu süreci değişik şekillerde
detaylandırabilirsiniz ama ben bunun çok da gerekli olduğunu düşünmüyorum.
Bu noktada bazı arkadaşlarımla da ters düşüyorum; bana göre gelecekteki
toplumu şimdiden detaylandırmaya kalkmak bizim anlayış sınırlarımızın
ötesinde bir çaba. Gelecekte mutlaka pek çok farklı deney yaşanacaktır
-insanlar, toplumlar, onların ihtiyaç ve sınırları hakkında yeterince bilgi
sahibi değiliz. Bilmediğimiz çok şey var ve bu yüzden daha bir sürü
alternatif denememiz gerekiyor.

ZV: Eylemciler, aydınlar, öğrenciler size tekrar tekrar, kafanızdaki
anarşist toplum vizyonunu ve bu topluma ulaşmak için çıkardığınız yol
haritasını soruyorlar. Bir keresinde bu sorulardan birine "denemediğimiz
müddetçe nasıl sorunlarla karşılaşacağımızı kestirmek imkansızdır" diye
cevap vermiştiniz. Solcu aydınların doğru araç ve sonucu kestirmeye yönelik
teorik tartışmalar içinde çok fazla enerji harcadığını ve bu yüzden
uygulamayı "deneme" aşamasına bile geçemediklerini mi düşünüyorsunuz?

NC: Çoğu insan (teorik tartışmaları) hakikaten çok önemli buluyor ve
ellerinde geleceğe ilişkin detaylı bir yol haritası olmadan eylem aşamasına,
örneğin içinde bulundukları toplumu örgütlemeye geçemiyorlar. Tamam, belki
de onların dünyayı ve kendilerini algılama biçimleri bu. Onlara bunun yanlış
olduğunu söylemeyi aklımdan bile geçirmem, çünkü bu benim için yanlış
olabilir ama demek ki onlar için doğru. Her yiğidin bir yoğurt yiyişi
vardır. İnsanlar aynı şeyi farklı yöntemlerle yapabilirler.

ZV: Ekonomik küreselleşmenin giderek güçlendiği bugünlerde, siyasi
düşüncenin sol kanadında yer alanlar yine bir ikilemle karşı karşıya
-yabancı veya küresel kapitalin egemenliğine karşı ulus devleti güçlendirmek
mi, yoksa halihazırdaki küreselleşme karşı, ulusalcılık karşıtı, yine aynı
derecede küresel bir alternatif geliştirmek mi? Ne dersiniz?

NC: Her zamanki gibi, ben yine bir ikilem göremiyorum. Sömürü, baskı ve
şiddete karşı ulus devletin sağladığı olanaklarından faydalanırken, bir
yandan da bunlara alternatifler geliştirmekte hiçbir sakınca yok. Bu iki
fikir birbiriyle çelişmiyor. Elinizdeki olanakları sonuna kadar
değerlendirmelisiniz. Bir yandan devlet mekanizmasını ortadan kaldırmaya
çalışırken, diğer yandan da elinizdeki kısmi demokrasinin size verdiği
araçları kullanmanız mümkün -bunlar insanların yüzyıllar süren mücadeleleri
sonunda elde edilen olanaklar. Elinizde olanları en iyi şekilde kullanarak
devam etmeli ama var olanın ötesine geçmeyi bilmeli ve belki de kurumları
yıkmalısınız. Tıpkı medya gibi... New York Times grubu için köşe yazıları
yazmaktan son derece mutluyum ama aynı zamanda Z Magazine'e de yazıyorum. Bu
ikisi arasında bir çelişki yok. Bu söyleşiyi yaptığımız yer örneğin (MIT)...
Çalışmak için harika bir yer; istediğim her şeyi yapabiliyorum. 50 yıldır
buradayım ve ayrılmak aklımın ucundan bile geçmedi. Ama budada hiç doğru
olmayan, yasa dışı şeyler de dönüyor. Mesela burası ordu bağlantılı
endüstriyel ekonominin kalbi. O zaman içeriden çalışır, olanaklarından
faydalanır ve değiştirmeye çalışırsınız.

ZV: Demokrasiye karşı çıkanlar onun da bir çeşit despotizm olduğunu
savunuyorlar -kitlelerin despotizmi. Çoğunluğun kararına uymayı
reddediyorlar ve çoğunluğun her zaman vicdani/ahlaki açıdan doğru olanı
seçmeyebileceğini vurguluyorlar. Onlara göre doğru olan, çoğunluk veya
halihazırdaki yönetim ya da toplumsal kurallarla çatışsa bile, vicdanlarının
doğrultusunda hareket etmek. Bu fikre katılıyor musunuz?

NC: Bu soruya yanıt vermek imkansız. Eğer bir topluma ait olmak
istiyorsanız, çoğunluğun kararlarını genellikle kabul etmek zorundasınız;
tabii karşı çıkmak için çok geçerli bir sebebiniz yoksa. Bu gece arabayla
eve dönerken örneğin, bütün kırmızı ışıklarda duracağım. Çünkü bu toplumsal
bir karar. Saatin çok geç olması ya da etrafta kimsenin bulunmaması, bu
durumu değiştirmeyecek. Eğer bir toplumun parçasıysanız, onun gerektirdiği
davranış şablonlarını isteseniz de istemeseniz de benimsemek zorundasınız.
Ama bu kabul edilemez bir noktaya gelebilir ve çoğunluğun kararı o kadar
gayrı ahlaki bir hal alır ki, o zaman kendinizi kendi vicdanınızın sesine
göre davranmak zorunda hissedebilirsiniz. Yine de bunun hazır bir formülü
yoktur. Bazen dostlarınıza rağmen hareket etmek zorunda kalabilirsiniz. Bu
bazen doğru, bazen de yanlış olacaktır. İnsan hayatı çok boyutlu ve bir o
kadar da karmaşıktır. Eğer toplumsal kuralların dışına çıkacaksanız, çok
sağlam gerekçeleriniz olmalı. Haklılığınızı şüpheye yer vermeyecek şekilde
kanıtlayabilmelisiniz. "Vicdanım öyle emretti" demek yeterli değildir.

ZV: Bakunin insanların doğuştan gelen bir özgürlük içgüdüsüne sahip olduğu
varsayar. Özgürlük ona göre sadece bir eğilim değil, biyolojik bir
ihtiyaçtır. Bu içgüdünün varlığını bilimsel olarak ispatlamaya çalışan
"bilimsel" anarşistler için ne söyleyeceksiniz? Bu sizin evrensel dili
kullanarak ve çok da başarılı bir şekilde kanıtladığınız bir önerme...

NC: Bu sadece bir ümit ama henüz bilimsel olarak kanıtlanmış bir gerçeklik
değil. İnsan doğası konusunda o kadar az şey biliyoruzki, kesin sonuçlara
varmak çok zor. Böceklerin doğası konusunda bile pek çok soruya cevap
veremiyoruz. Sezgilerimiz, ümitlerimiz ve deneyimlerimizi birbirine katıp,
sorgulanabilir yargılara ulaşıyoruz. İnsanların doğuştan gelen bir özgürlük
içgüdüsüne sahip oldukları da, bu şekilde ulaştığımız yargılardan biri
olabilir. Ama bu yargının bilimsel bir temeli olduğunu iddia edemeyiz.
İnsanlar ve ilişkilerini birkenara bırakın, basit organizmaları bile
anlayabilecek bilimsel düzeye henüz ulaşamadık.

ZV: Son soru... Henry David Thoreau, "Sivil İtaatsizlik" adlı makalesine şu
cümleyle başlar: "En iyi hükümet en az hükmeden, hatta hiç hükmetmeyendir."
Tarih bize özgürlüğün, işçi haklarının ya da çevresel standartların asla
zenginler ve yöneticiler tarafından verilmediğini, her zaman sıradan
insanların mücadelesi sonucunda söke söke alındığını göstermiştir -sivil
itaatsizlik sayesinde. Bu bağlamda, başka ve daha iyi bir dünya yaratmak
için atmamız gereken ilk adımlar neler olmalı?

NC: Farklı sonuçlara ulaşmak için pek çok adım atılması gerekiyor. Örneğin,
ABD'deki en acil sorunlardan söz ediyorsak, taştahtahtamızdaki birincil
sorun sağlık sisteminin çökmekte olması ki, bence bu çok ciddi. İnsanlar
ilaç ya da doğru dürüst tıbbi bakım alamıyor; fiyatlar kontrolden çıktı ve
her şey giderek daha da sarpa sarıyor. Bu çok büyük bir sorun. (Ancak)
prensipte ve gerçekte, parlamenter sistemin sınırları dahilinde
çözülebilecek bir sorun. Yakın zamanda yapılan bazı kamuoyu yoklamaları,
nüfusun yüzde 80'inin bir tür ulusal sağlık sigortasını içeren, çok daha
ucuz ve etkili bir yöntemin uygulanmasını tercih ettiğini gösteriyor. Ama
demokratik sistemimiz o kadar yozlaşmış ki, nüfusun yüzde 80'inin tercihi,
partilerin seçim programlarına bile yansımıyor. Ben bunun da üstesinden
gelinebileceğine inanıyorum. Brezilyalılar mesela, bizimkinden çok daha
baskıcı bir sistemde yaşamalarına karşın ve ABD ile diğer ülkelerin
dayattığı uluslararası ticaret kurallarına rağmen, kanunlarında gerekli
değişiklikleri yaptırarak, AIDS ilaçlarının fiyatını dünyanın geri
kalanında satılanın onda birine indirmeyi başardı. Bunu yaptılar. Eğer
Brezilya köylüsü bunu başarabiliyorsa, biz de başarabiliriz. Mantıklı bir
sağlık sistemi oluşturmak yapılması gerekenlerden yanlızca biri. Daha
binlercesi var. Ve bir önem sırasına göre dizmek de çok imkansız görünüyor.
Dolayısıyla bir "ilk adımdan" söz edemeyiz. Hepsi aynı anda yapılmalı.
Herkes kendi kişisel ilgisi, kaygısı ya da enerjisi doğrultusunda, bir
noktadan başlamalı. Aslında atılması gereken adımların hepsi birbiriyle
bağlantılı, biri diğerini destekler nitelikte. Ben bana göre önemli
olanlarına elatarım, sen sana göre önemli olanlarına, başkaları da
kendilerine göre seçimler yaparlar. Bunların hepsi sonuçta aşağı yukarı aynı
kapıya varır. Bir alanda elde edilen kazanımlar, diğerlerini destekler.
Zaten ben kim oluyorum da ilk adımın ne olması gerektiğini söylüyorum?

(*) Ziga Vodovnik, Ljubliana Üniversitesi (Slovenya) Sosyal Bilimler
Bölümü'nde Asistan ve Araştırmacı olarak çalışıyor.
Özetleyerek çeviren: Okan Pelikan

14 Temmuz 2004 tarihinde, Cambridge, MA'de gerçekleştirilen
röportajın özgün İngilizce metni:
http://www.zmag.org/content/showarticle.cfm?SectionID=41&ItemID=6805
[Kaynak: http://www.gergindergi.net/content/view/145/]



*******
****** A-Infos Haber Servisi ******
Anarşistlerle ilgili ve anarşistleri ilgilendiren haberler
******
BİLGİ: http://ainfos.ca/org http://ainfos.ca/org/faq.html
YARDIM: a-infos-org@ainfos.ca
ÜYELİK: lists@ainfos.ca adresine e-posta'nın ana
kısmında "subscribe listeadı eposta@adresiniz"
içerikli e-posta atın. Üyelikten çıkmak için ise
"unsubscribe listeadı eposta@adresiniz" içerikli mail
atın.

Tüm listeler için seçenekler: http://www.ainfos.ca/options.html


A-Infos Information Center