A - I n f o s
a multi-lingual news service by, for, and about anarchists **

News in all languages
Last 40 posts (Homepage) Last two weeks' posts

The last 100 posts, according to language
Castellano_ Deutsch_ Nederlands_ English_ Français_ Italiano_ Polski_ Português_ Russkyi_ Suomi_ Svenska_ Türkçe_ The.Supplement
First few lines of all posts of last 24 hours || of past 30 days | of 2002 | of 2003 | of 2004

Syndication Of A-Infos - including RDF | How to Syndicate A-Infos
Subscribe to the a-infos newsgroups
{Info on A-Infos}

(tr) Anarşizm Üzerine Söyleşi - Tom Wetzel & Michael Albert

From Worker <a-infos-tr@ainfos.ca>
Date Thu, 16 Sep 2004 13:15:45 +0200 (CEST)


---------------------------------------------------------------
A - I N F O S H A B E R S E R V İ S İ
http://www.ainfos.ca/
http://ainfos.ca/index24.html
---------------------------------------------------------------

Anarşizm Üzerine - Tom Wetzel’in Michael Albert ile Yaptığı Söyleşi
29 Ağustos 2003
(1) Günümüzdeki anarşizmi konumlandırmaya çalışarak
başlayalım. Anarşizmin bütününü oluşturan ana akımlar
olduğunu düşünüyor musunuz?
Anarşizm oldukça bulanık bir terim, çeşitli
anti-otoriter tutumları kapsıyor ve sonuçta
karışıklığa yol açabilir. Irak’taki savaş sözkonusu
olduğunda, ya da WTO (Dünya Ticaret Örgütü) gibi
kurumlara veya Amerika Kıtası Serbest Ticaret Bölgesi
gibi tekliflere karşı sivil itaatsizlik gösteren
insanların önemli bir bölümü muhtemelen anti-otoriter,
doğrudan harekete geçmeyi savunan, dolaysız demokrasi
hakkındaki fikirlerden etkilenmişlerdir. Zaten bu,
protestocuların örgütlenme biçimlerine de belli bir
ölçüde yansıyor; burada, San Francisco’daki savaş
karşıtı eylemliliklerde kurulan Dayanışma Grupları(1)
ve Sözcü Konseyleri(2) gibi.

En uçta, tabi ki, primitivistler ve aşırı
anti-örgütlülükçüler var - ama etkileri sınırlı. Çünkü
kendilerini daha geniş tabanlı bir “sol”un parçası
olarak görmek istemiyorlar ve daha geniş tabanlı bir
mücadeleye katılımları oldukça sınırlı. Bu fikirlerin
asıl etki alanları, egemen görüş oldukları köklü iki
anti-otoriter yayın, “Anarchy” ve “Fifth Estate”(3) .

Aşırı bireycilik anarşizmin her biçiminde asli bir
unsur değil – sosyal anarşizmde böyle değil – ama
anarşist çevrede varolan birkaç gerilim veya çelişki
noktasından biri. Anarşizmin görece daha bireyci
kanadından etkilenenlerde bu anti-örgütlülükçülük,
nihilist bir tarz veya oy vermeyi reddetme gibi
şeylerle kendini açığa vuruyor.

Bireycilik aynı zamanda, anarşizmi kollektif bir
toplumsal mücadelenin metodu veya hedefi olarak değil,
daha ziyade bireyin kendi yaşamını ne derece kontrol
edebildiği, yani yaşam tarzına dair bir önerme olarak
düşünenler arasında kendini gösteriyor.

Kimi anarşistler “her türlü otoriteye” karşı
olduklarını söylüyor, peki, mesela, bir topluluk kendi
ortak ekonomisinde özyönetim uygulayacak olursa ne
olacak? Kendi üyeleri üzerinde “otorite” kurmuş
olmayacak mı? Bu durumda, “her türlü otoriteye karşı
olma” söylemi bireyci bir yönde yorumlanabilir – ya da
devlet, sınıf yapısı veya ataerkillik gibi yukarıdan
aşağı iktidar hiyerarşilerine karşı olma anlamına
gelebilir. Sosyal anarşistler ikinci seçenekte
konumlanacaklardır, ama bir aşırı bireyci, birey
üzerindeki her türlü kontrole karşı çıkacaktır. İşte
anarşizmdeki belirsizliklere bir örnek.

Sınıf mücadelesini toplumsal dönüşümün asli unsuru
olarak görenler örgütlü olmaya daha yatkınlar.
Sendikalistler, platformcular ve Avrupa otonomizmiyle
konsey komünizmi’nden etkilenenler bu kanadı
oluşturuyor.

Platformcular Amerika’daki nüfuzlarını son yıllarda
arttırdılar. Platformcular, 20’lerde Ukraynalı
anarşist Nestor Makhno ve çevresindekiler tarafından
geliştirilen “liberter komünist platform” tezine
inanıyorlar. Anti-otoriterlerin Rus Devrimi’nde
yenilmelerine yolaçan örgütsüzlüğü dikkate alan
“Platform”, disipline olmuş, demokratik bir çekirdek
örgütü savunuyor; daha geniş bir mücadele alanında
etki sahibi olmak için, grupların yatay olarak
örgütlendiği bir federasyon.

Leninizm’den ayrıştıkları noktaların başında,
“Platform”un, toplumun yönetimini eline alması
gerekenlerin halk kitleleri olduğu ve halkın bunu işçi
konseyleri gibi özyönetime dayalı kitle kuruluşları
yoluyla yapması gerektiğini savunması geliyor.
Anarşist aktivist örgütlenmenin görevi bu sürece
yardımcı olmak. Politik çekirdek örgütün iktidarı
eline almasını savunan Leninist düşünceyi devretmeci
buluyorlar, yani, ipleri halk kitlelerine değil parti
elitlerinin eline verdiğini düşünüyorlar.

Amerika’daki en büyük Platformcu grup, “Kuzeydoğulu
Anarşist”i yayınlayan Kuzey Doğu Anarko-Komünistler
Federasyonu (NEFAC). Benzer ama daha küçük gruplar
başka yerlerde de var. NEFAC çeşitli çiftçi ve sendika
mücadelelerinde boy gösteriyor. Sanıyorum NEFAC’taki
insanların önemli bir bölümü şirketlere karşı
yürütülen globalizasyon karşıtı protesto hareketlerine
katıldı ve yerel mücadeleler ve hareketler kurmaya
karar verdi.

Bir de anti-otoriter sendikalistler var. Sendikalizm,
anti-otoriter yönde bir toplumsal dönüşümün, alt
tabakadaki işçilerin doğrudan kendilerini yönettikleri
kitle endüstri kuruluşları geliştirerek ortaya
çıkacağını savunan bir tez; yalnızca varolan
mücadeleyi güçlendirme anlamında değil, son kertede
özyönetime dayanan bir ekonomik sistemin yaratılması
anlamında.

Ve IWW(4) ’yi buraya dahil etmeliyiz - şu anda bin
kadar üyesi bulunan wobbly(5) ’ler. IWW kendini
“anarşist” olarak adlandırmıyor – üyeleri tarafından
yönetilen, kendini anti-kapitalist bir programa adamış
ve işçilerin er ya da geç endüstrinin yönetimini eline
alması gerektiğini savunan bir sendika olarak
tanıtıyor.

Bundan sonra, kendini bir sendikadan ziyade
anti-otoriterlerden oluşan bir grup olarak tanımlayan
Dayanışmacı İşçi İttifakı (WSA) var. WSA da iç
tüzüğünde “anarşist” kelimesini kullanmıyor. Devrimci
bir işçi sınıfı hareketinin gelişmesini sağlamak için,
taktiksel olarak hem halihazırdaki yerel AFL-CIO
sendikalarını daha militan, özyönetime dayalı
sendikalara dönüştürmeye çalışmayı, hem de üyelerin
özyönetimine dayanan yeni sendikaların oluşumunu
savunuyorlar. WSA, Taco Bell boykotu gibi çeşitli işçi
dayanışmalarına katılıyor ve sendikalizm kavramını
özyönetime dayalı topluluk örgütlenmesi olarak
genişletiyor, yani, işyeri dışındaki alanlara da
taşıyor.

Sınıf ve halk mücadelesi üzerindeki vurgu geçtiğimiz
onyılda belli bir ölçüde gelişmiş gibi gözüküyor.
Sınıf mücadelesi yaklaşımını reddeden köklü
örgütlenme-yanlısı eğilimlerden biri, sosyal
ekolojistler – Murray Bookchin’in fikirlerinden
etkilenenler. Sendikalistler ve platformcular gibi
onlar da, anarşizmdeki bireyci veya primitivist
eğilimleri reddediyorlar. En önemli vurgu
noktalarından biri, “liberter belediyecilik” diye
adlandırdıkları, yerel şehir yönetimleri üzerinden bir
çeşit doğrudan demokrasi kurmak.

Amerikan anarşist çevresinin en büyük zaaflarından
biri, renkli topluluklar içinde kök salmakta
zorlanması olmuştur. Bu durum bazı ırkçılık karşıtı
mücadelelere katılım ve Devrimci Anti-otoriter
Renkliler (RACE) gibi grupların oluşmasıyla biraz
değişmeye başlıyor gibi

(2) Bu akımlar yalnızca stratejik farklılıklarıyla mı
birbirinden ayrışıyor? Yoksa bir yandan da uzun-vadede
değişik hedeflere mi sahipler? Daha açık sormak
gerekirse, bu değişik akımların hedefleri ne?

Bireyin toplumsal kollektiviteyle ilişkisi, toplumun
yapısını nasıl çözümlemek gerektiği, kapitalizme nasıl
bir alternatif tasavvur edildiği gibi konular özelinde
temelde belli felsefi farklılıkları olduğunu
düşünüyorum.

Primitivist’ler teknolojinin toplumsal yapıdan önce
geldiğini, toplumsal yapı tarafından
şekillendirilmediğini düşünüyorlar. Ve amaçlarında,
bir gerçeklikle ilişki eksikliği varmış gibi
görünüyor. Onlar bir ekolojik felaket vasıtasıyla
olacağını varsaysalar da, daha iyi bir yaşama nasıl
ulaşacağımız konusunda ne düşündükleri konusunda kafam
henüz net değil.

Bununla birlikte, kapitalizmin doğa üzerindeki
etkileri ve türlü çeşitli teknolojilerin yıkıcı
sonuçları konusunda duyulan kaygı anarşistler arasında
oldukça yaygın, yalnızca primitivistlerle sınırlı
değil.

Kimi anarşistlerin, kapitalizmin yerini alacak bir
çeşit “hediye ekonomisi” görüşü var. Düşünce şu;
insanlar şeyleri üretmek için gönüllü olarak
çalışacaklar ve bunlar daha sonra diğer insanlara
bedava sağlanacak. İnsanları hayatta kalabilmeleri
için kontrol yapılarını kabullenmeye zorlayan gücü
aşmak istiyorlar.

Bunun, sosyal ekolojistlerden Platformculara kadar tüm
sosyal anarşistler arasında muhtemelen hala en çok
destek gören kapitalizm sonrası toplum görüşü olan
geleneksel “liberter komünizm” kavramıyla büyük bir
benzerliği var. Liberter komünizmin hem çok bulanık,
hem de çok katı bir anlamı var. En bulanık haliyle,
basitçe toprak mülkiyetinin ve üretim gelirlerinin
toplumsal olması artı ortak mülkiyet ve işyeri
meclisleri gibi doğrudan demokrasi yapıları anlamına
geliyor.

Düşünce, üretim sisteminin ortak mülkiyeti temelli,
yatay olarak örgütlenen ve özyönetime dayalı bir
toplumsal örgünün varolması. “Liberter komünizmin”
katı anlamı ise, “Herkesden yeteneğine göre, herkese
ihtiyacına göre” sloganıyla hemfikir olmayı kapsıyor.
Anarşistlerin kafası, ekonominin planlanması veya
hangi ilkelere göre paylaşım yapılacağına kıyasla
kontrol yapıları konusunda daha net – işçi ve halk
meclisleri, ve bunların yatay olarak örgütlendikleri
bir federasyon.

Sendikalistler arasında, “liberter komünizm”in katı
anlamının arkasında tam bir oybirliği olduğunu
söylemek mümkün değil. Ama daha yaygın olarak hemfikir
olunan bir nokta var, en azından sınıf mücadelesi
merkezli anarşistler arasında; kapitalizm sonrası
toplumun, özyönetime dayalı yapılar ve pratikler –
işçilerin özyönetiminde bir endüstri gibi - üzerinde
şekillenmesi gerektiği.

Diğer yandan, sosyal ekolojistler, bir strateji olarak
sınıf mücadelesi fikrini tümden reddediyorlar, aynı
zamanda işçilerin özyönetiminde bir endüstri fikrini
de kabul etmiyorlar. Bunun yerine, – bölge
sakinlerinden oluşan - yerel ekonomiyi yönetecek,
planlama gibi işlere bakacak halk meclislerini
öneriyorlar. Yani, katılımcı demokrasi ve halkın
kendini idaresi var ama emeğin özyönetimi yok.

Şunu da belirtmeliyim ki anarşistlerin bir kısmı
(mesela bazı Platformcular) Marx’takine benzer şekilde
kapitalizmde işçi sınıfı ve sermaye olmak üzere iki
asli sınıfın olduğu bir sınıf kavramı kullanıyorlar.
Bu, eski Sovyetler Birliği’nin “devlet kapitalizmi”
olduğu şeklindeki yaygın anarşist görüşte kendini
açığa vuruyor. Bir yandan da, sınıfın aslında
mülkiyetten değil de iktidar hiyerarşisinden
türediğini ve sınıfın toplumsal üretimdeki iktidar
hiyerarşilerindeki farklılaşma olduğunu savunan
anarşistler var.

Bir diğer stratejik farklılık da halihazırdaki
kollektiflerin ve kooperatiflerin yapısına farklı
insanların farklı ağırlıklarda önem atfetmeleri.
Görünen o ki, kimi insanlar bu yolla eskinin çatısı
altında yeni bir tür ekonominin kurulabileceğini
düşünüyor. Fakat sınıf mücadelesine daha fazla vurgu
yapan anarşistler, nihai olarak işçilerin endüstrinin
yönetimini eline aldığı ve varolan devlet yapılarının
ortadan kaldırıldığı devrimci bir süreç üzerinden
düşünmeye meyilliler.

Şunu da belirtmeliyim ki, anarşizmin geleneksel devlet
karşıtlığına rağmen, tek bir “anarşist devlet teorisi”
yok. Rocker ve Makhno gibi kimi anarşistler ve
anti-otoriterler, devletin patronlar, üretim geliri ve
toprak sahipleri gibi ekonomiyi yöneten sınıfın
konumunu korumak için varolduğunu düşünüyorlardı. Bu
Marks’ın devlet teorisine yakın bir düşünce. Ama başka
anarşistler devletin ekonomik yapıdan önce geldiğini,
veya kapitalistlerin güçlerini devletten aldıklarını
düşünüyorlardı. Ve görünen o ki diğerleri halen,
devletin toplumdaki ayrı bir sınıfın, veya ayrı bir
gücün kaynağı olduğu ve kapitalistlerden belli bir
özerkliği olduğunu düşünüyorlar.

(3) İnsanlar fikir ayrılığına düştüklerinde bunun
nedeni bazen, birbirlerinden farklı algılayışları,
hatta birbirlerinden değişik gerçekleri olmasıdır. Bu
bazen, neyin mümkün veya muhtemel olduğu konusundaki
farklı tahminler bazen de önlerindeki engellerin veya
manilerin amaçlarına giden yolu nasıl tıkadıkları
konusundaki farklı bakışlarıdır. Ve bazen de sözkonusu
olan farklı değerlerdir. Anarşizmdeki bu akımlar
birbirleriyle ortaklaşabilirler mi, yoksa bu
farklılıklar baki kalmaya mahkum mu? Ya da şöyle
soralım; muhakeme ve tecrübe derslerinden geçtikten
sonra bir çözümde uzlaşabilecek farklı algılayışları
veya tahminleri karşılaştırırsak – değerler
birbirinden ne kadar farklı?

Zannediyorum ki bu farklılığın bir nedeni farklı yaşam
koşulları olabilir. Kimisi anarşizmi kapitalizmin veya
“endüstriyel toplumun” kişisel bir reddi olarak
benimsiyor, kaçışçı bir zihniyet. Primitivistlerin
farklı bir değerler kümesi olduğunu düşünüyorum, ama
bence azınlıktalar.

Anarşistlerin çoğu sıradan ücretli kesim. Daha geniş
bir muhalefet hareketi olsaydı daha çok ortaklaşma
olabilir ve bu, devamında bir çeşit tanımlayıcı rol
oynayıp insanlar için çekim merkezi olabilirdi.

(4) Bir anarşist olarak, diğer seçeneklerle
karşılaştırıldığında bu yaklaşımın gücüne dair ne
düşündüğünüz çok açık, ama yine de belki özetlemek
istersiniz. Merak ettiğim, dikkat etmek ve düzeltmek
gerektiğini düşündüğünüz zayıflıklar nelerdir?

Aslında kendim için “anarşizm” yaftasını kullanmamaya
özen gösteriyorum. “Anarşizm” kelimesinin insanlara
çok farklı ve çeşitli anlamlar ifade ettiğini
düşünüyorum. Bunlar o kadar çeşitli ve birbirleriyle
tutarsız ki, insanlarla ilişkiye geçerken “anarşizm”
kelimesini kullanmayı çok faydalı bulmuyorum.

Bireyci fikirlerin etkileri ve bu etkinin
anti-otoriterizmin demokratik, kollektivist
yorumlarıyla düştüğü çelişkiden bahsettim – bu köklü
bir sorun.

Bence en temel noktalardan biri katılımcılarının
özyönetimine dayalı hareketlerin ve örgütlerin
kurulması. İnsanlarda yaşamlarını, toplumlarda da
kendilerini yönetecek güveni ve iradeyi geliştiren
hareketler – insanlara toplum düzenini şekillendirecek
gücü veren hareketler olmazsa, toplum, insanların emir
altına sokulmasına ve ezilmesine yolaçan yöntemlerin
ve sınıf ayrımının üstesinden gelmiş bir topluma nasıl
dönüştürülür, bunu görmek zor.

İnsanların ihtiyacı olan, diğer insanlarla işbirliği
içinde kendi yaşamlarını planlayabilecek ve
yönlendirebilecek durumda olmak. Halihazırdaki
kapitalist toplum bu ihtiyacın karşılanmasını
engelliyor.

Özyönetimi her iki anlamıyla da kullanmaya eğilimliyim
– hem bir strateji – hem de bir hedef olarak.
Sanıyorum anti-otoriter geleneğin gerçek güç noktası
da bu.

Ama çok büyük ölçekte bir kendi içinde özgürlükçü
harekete ihtiyaç var – kendi içinde demokratik ve
özyönetime dayalı bir hareket. Halk kitlelerinin
örgütlülük düzeyi ve halkın geneline yayılan
demokratik bir tartışma ve direnç kültürü açısından
baktığımızda, Amerikan anarşistlerinin bazen böyle bir
hareket için tam olarak ne yapılması gerektiğini
yeterince anlamadıklarını görüyoruz.

Beklenmedik şekilde patlak veren mücadeleler veya
mücadele dönemlerinin de varolduğunu teslim ediyorum
fakat buna benzer hiçbir hareket kendiliğinden ortaya
çıkmaz.

Kimi anarşistler özyönetime dayalı bir toplumu
“kendiliğinden düzen” olarak görüyorlar. Ama
insanların genel eğilimi “kendiliğinden” eski
alışkanlıklara ve davranış kalıplarına geri dönmektir.
Bizler insanların otorite sahipleri, uzmanlar,
işverenler gibi kişilere boyun eğmelerinin beklendiği
bir toplumda yetiştik, ve her günümüz böyle bir
toplumda geçiyor.

Her türlü örgütlenmede varolan temel eğilimlerden
biri, belli avantajlar taşıyan insanların en
nihayetinde kontrolü eline alması ve diğerleriyle
oransız bir nüfuza sahip olmasıdır – gerek eğitimleri
veya diğerlerinden daha üst seviyede bilgi sahibi
olmaları yüzünden, gerek de yüksek özgüvenleri, veya
konuşma yetenekleri veya buna benzer avantajları
sayesinde. Sınıf, ırk ve cinsiyet ayrımlarından
dolayı, belli insanların bu avantajlara sahip olma
eğilimi diğerlerinden fazladır. Bu yüzden,
“kendiliğinden” eğilim, bu avantaj sahiplerinin daha
fazla nüfuz için, belki de bilinçsizce, bu
avantajlarını kullanmaları yönündedir. Karar-verme ve
bilginin birkaç insanın elinde toplandığı
örgütlenmelerde bir hiyerarşinin doğması işten bile
değildir.

Komünist devrim tecrübelerinden biliyoruz ki bu tarz
bir hiyerarşinin bir sınıf sistemine dönüşme eğilimi
var. Bu tür bir sonuca mahal vermemek için, başından
itibaren bilinçli olarak bilgiyi yaymaya, liderlik
vasıflarını öğrenme imkanlarını paylaşmaya ve
hareketlerin içindeki insanların yeteneklerini
geliştirmeye çalışmalıyız.

Anarşizmde tarihsel olarak netleşme olmayan bir konu
da toplumun yönetimi kavramı ve özyönetimin politik
yapısı. Bazen anarşistler öyle konuşuyorlar ki
kurallar koyup bunları uygulayacak hiçbir yapının
olmayacağını düşünüyorsunuz – bu da bir yönetim
biçimi.

Ama eğer İspanyol anarkosendikalistlerinin 1936’daki
Zaragoza programına bakacak olursanız, bir yönetim
biçimi önerdikleri açıktır – sıradan insanlara dayalı
bir politik iktidar yapısı – kararları verecek
bölgesel ve ulusal kongreler, sıradan insanların
toplumsal düzenini koruyacak bir milis, üretimi
kontrol eden işçiler vs... Devrim sırasında kimi
anarşist sendika aktivistleri, sendikalar tarafından
seçilen, devletin yerini alacak ve Franco’ya karşı
verilen savaşta birleşmiş işçiler ordusunu yönetecek
bölgesel ve ulusal savunma konseyleri önermişlerdi.
Her ne kadar bu öneriler hayata geçirilmemiş olsa da,
önemli olan nokta, bunların politik iktidar kurumları
olmasıdır.

Bir hedef olarak konulan toplumsal özyönetimin doğası
sorunuyla ilişkili bir sorun da, bugünkü mücadeleler
konusunda ne yapılması gerektiği. Devlet ve diğer
hiyerarşik yapıların dışında ortaya çıkan büyük
ölçekli, özyönetime dayalı hareketleri temel alan bir
strateji – benim anlayışımca en temel anti-otoriter
stratejidir. Peki ama devletin şu anda yaptıkları
üzerinden yürütülen hakiki politik mücadeleleri
bununla nasıl bağdaştıracağız?

Geleneksel anarşizmin belli anlayışları olsa da
önerdiği bütünlüklü bir toplum teorisi veya kavrayışı
yoktu, ve bahsettiğim tutarsızlıkları barındırıyordu.
İşte bu yüzden anarşizmin tek başına bir toplumsal
dönüşüm perspektifi olmaya bütünüyle yeterli
olmadığını düşünüyorum. Özyönetimin önemi gibi belli
anti-otoriter anlayışların daha da ilertilmesi
gerektiği doğru, ama ben geleneksel anarşizmin
sınırlamalarının da aşılması gerektiğini düşünüyorum.

(5) Anarşizmin “yönetim biçimi” konusunda bir netliğe
ihtiyacı olduğu fikri, neredeyse sezgisel bir karşı
iddia, çünkü baktığımızda, tarihsel olarak bazı
açılardan yönetim biçimi anarşizmin dikkati çektiği
birşeydi. Ama katılıyorum. Son olarak, merak ettiğim;
peki ya ekonomi? Bir düşünce okulu veya bir tarz
olarak anarşizmin hem değerli hem de yeterli ekonomik
hedeflerde karar kıldığını hissediyor musunuz, yoksa
ekonomi konusunda daha fazla netleşmeye ihtiyaç var
mı?

Evet. Bazı anarşistlerin düşündüğü gibi “ekonominin
ötesi”ne geçmek bence mümkün değil. Gezegenimizin
kaynakları sınırlı, bizim zamanımız sınırlı. Bir günde
yalnızca 24 saat var. O halde, - çalışma zamanımız
gibi – kısıtlı kaynakların paylaşımı için, bu
kaynakların boşa harcanmayacağını garantileyecek, ama
bu kaynakları insanların ihtiyaçlarını ve isteklerini
en uygun biçimde karşılayacak şekilde kullanacak bazı
kurumlara ihtiyacımız olduğu kesin.

Katı anlamıyla “Liberter komünizm”, bu paylaşımın
“Herkesten yeteneğine göre, herkese ihtiyacına göre”
ilkesiyle belirleneceği anlamına geliyor. Bence bu
bazı durumlarda oldukça mantıklı. Şu anda kaldırım ve
itfaiye hizmetlerini bu temelde sağlıyoruz, ve görünen
o ki iyi işliyor. Bir insan kaza geçirip
yaralandığında, gelirinin ne olduğuna bakmaksızın
yalnızca ihtiyacı olduğu için sağlık yardımı alması
gerektiğini düşünüyorum.

Ama milyonlarca insandan oluşan karmaşık bir
endüstriyel ekonominin bütününün bu temelde
işletilebileceğini düşünmüyorum. Toplumdaki bireylerin
ve çeşitli altgrupların farklı istekleri, ilgileri,
zevkleri var. Bir karar-verme yöntemi olarak genel
meclislere başvurmak yeterli değil. Farklı üretim
imkanlarının farklı toplumsal fırsat maliyetleri var.
Eğer insanların tükettikleri şeylere biçilmiş bir
fiyat olmazsa, neyi tüketecekleri konusunda sorumluluk
sahibi kararları nasıl alacaklarını nereden
bilecekler?

Bireylerin üretimden kazandıkları payı kişisel
tüketime aktarabilecekleri ve bunun toplantılar gibi
kollektif onaylardan geçmeden yapılacağı bir yol
olmalı.

Diğer yandan, üreticiler ve tüketiciler arasındaki
ilişkilere piyasanın aracılık yapmasını istemiyoruz
çünkü bu, sorumlu birimlerin sahip oldukları belli
avantajları kullanmalarına imkan sağlayacak, mesela
kritik hünerler ve bilgiler üzerinde kontrol
kurabilecekleri veya ekonomik avantajlara sahip bir
pozisyona yerleşebilecekleri bir sistem. Bence piyasa,
ne yapılırsa yapılsın sınıf ayrımını körüklüyor.

Peki, alternatif ne? Bunun, parecon(6) modelindeki
gibi katılımcı planlama sürecinin - kişisel tüketimin
planlanması için bireylerin, kamusal mallar ve
hizmetler içinse toplulukların katılımı - devreye
girdiği yer olduğunu düşünüyorum. İnsanların öneriler
yapması ve sonrasında bu önerileri kendi
tüketimlerinin makul sınırları ve bu önerilerin
toplumsal maliyetleri hakkındaki bilgiler
doğrultusunda yeniden gözden geçirip rafine
etmelerinin istenmesi şeklinde bir süreç yaşanırsa;
nelerin üretileceğine karar verirken insanların üretim
çıktıları konusundaki tercihleri de kayda
geçirilebilir.

Katılımcı planlama merkezi planlamadan farklıdır.
Merkezi planlamada, planlamayı yapan ayrı bir grup
vardır ve bu planlar diğerlerinin yaşamlarını ve işini
belirler. Merkezi planlama grubu bilgi toplar ve işçi
gruplarına neyin üretileceği konusunda emirler verir.
Merkezi planlama, üretim gelirlerinin kamusal veya
kollektif mülkiyeti ile birleştirildiğinde, bu pratiğe
başvuran ülkelerde gördüğümüz gibi tekno-yönetimsel
iktidar sınıflarının oluşmasına yol açacaktır. Diğer
yandan, katılımcı planlama ve özyönetim ise tüm
insanların üretim çıktılarını planlamada payları
olacağını söyler. Katılımcı planlama bu yüzden,
toplum-ölçekli özyönetimin anti-otoriter hedefinin
farkına varmada önemli bir yerde durur.

Varolan düşünce, öngörülen bir gelecekteki toplumun
birinde insanların nasıl yaşayacağını tasarlamak
anlamında “ütopyacı” olmak değil - aksine, toplum
yapısının insanların kendi yaşamlarını kontrol
edebilmelerini sağlayabilecek şekilde nasıl
değiştirilmesi gerektiğini, yani, bir sınıf sistemine
dönüşmeden kendi ayakları üzerinde durabilen bir
ekonomiye sahip olmanın yollarının neler olduğunu
göstermek.

Ama amaçlar olsun, değerler olsun, geleceğe bakış
olsun, hepsinin toplumsal dönüşümle ilgili stratejik
bir görüşe bağlanması gerektiğini düşünüyorum. Bu
görüş, gerçekten varolanlara dayanmalı ve toplumun
özyönetim ve baskı yapılarının çözülmesi doğrultusunda
nasıl dönüşebileceği konusunda belli bir
yolgöstericiliği olmalı. İnsanlarda kendi yaşamlarını
yönetecek bir iradeyi ve demokratik özyönetim
iradesini geliştirecek büyük ölçekli, geniş tabanlı
kitle hareketleri, kitle örgütlenmeleri olmazsa
toplumun özyönetim temelinde yeniden yapılandırılması
nasıl başarılır, bunu pek göremiyorum.

Anti-otoriter gelenek bu türden bir dönüşümün,
ezilenlerin doğrudan katılımı, doğrudan mücadelesi
yoluyla; alttakiler tarafından özyönetim temelinde
yürütülen mücadele örgütlerinin kurulması yoluyla
başarılabileceğini öne sürüyor. Bugün itibariyle
anti-otoriter solun en sağlam anlayışlarından biri,
özyönetime dayalı bir toplumun yaratılmasına giden
yolda özyönetime dayalı hareketler ve örgütlenmelerin
kurulmasının önemidir.

Çeviren: Çağıl İvak

----------------------

1 Dayanışma Grubu (affinity groups). Aynı okulda,
mahallede ya da işyerinde bulunan ve belirli bir ağın
sorunları tanımlayıcı çerçevesini kabul eden,
eylemlere birlikte giden 5-6 kişilik gruplar. (ç. n.)
2 Sözcü Konseyi (Spokescouncil). Her dayanışma
grubundan bir temsilcinin katıldığı ve yapılacak
eylemlerin tartışıldığı birimler. (ç.n.)
3 Anarchy ve Fifth Estate ABD menşeili iki anarşist
dergidir (ç.n.)
4 Industrial Workers of the World
5 wobbly: IWW üyesi (ç.n.)
6 parecon: (Participatory Economics) Katılımcı
Ekonomi. Michael Albert ve Robin Hahnel tarafından
1980’lerde ortaya atılan, kapitalizm ve sosyalizme
alternatif bir ekonomik sistem. (ç.n.)


[Kaynak: http://www.zmag.org/Turkey/aut.htm]



*******
****** A-Infos Haber Servisi ******
Anarşistlerle ilgili ve anarşistleri ilgilendiren haberler
******
BİLGİ: http://ainfos.ca/org http://ainfos.ca/org/faq.html
YARDIM: a-infos-org@ainfos.ca
ÜYELİK: lists@ainfos.ca adresine e-posta'nın ana
kısmında "subscribe listeadı eposta@adresiniz"
içerikli e-posta atın. Üyelikten çıkmak için ise
"unsubscribe listeadı eposta@adresiniz" içerikli mail
atın.

Tüm listeler için seçenekler: http://www.ainfos.ca/options.html


A-Infos Information Center