A - I n f o s
a multi-lingual news service by, for, and about anarchists **

News in all languages
Last 40 posts (Homepage) Last two weeks' posts

The last 100 posts, according to language
Castellano_ Català_ Deutsch_ Nederlands_ English_ Français_ Italiano_ Polski_ Português_ Russkyi_ Suomi_ Svenska_ Türkçe_ The.Supplement
First few lines of all posts of last 24 hours || of past 30 days | of 2002 | of 2003 | of 2004

Syndication Of A-Infos - including RDF | How to Syndicate A-Infos
Subscribe to the a-infos newsgroups
{Info on A-Infos}

(tr) İspanya Devriminin 68. yıl dönümü

From Worker <a-infos-tr@ainfos.ca>
Date Tue, 27 Jul 2004 11:56:15 +0200 (CEST)


---------------------------------------------------------------
A - I N F O S H A B E R S E R V İ S İ
http://www.ainfos.ca/
http://ainfos.ca/index24.html
---------------------------------------------------------------

İspanya devriminin 68. yıl dönümünde [17 Temmuz'da] Başka Kültür Evinde
etkinlik düzenlendi.
17-18 Temmuz'da Fas'taki Franco'ya bağlı faşist ordunun ayaklanmasıyla
başlayan İspanyol iç savaşının yıl dönümünde Başka Kültür Evinde etkinlik
düzenlendi. Tarihte anarşist ideallerin hayata geçirilmeye başlandığı ve
toplumun büyük bir kısmının bu idealler uğruna savaştığı en önemli deneyim
olan İspanya Devrimi özgürlük idealinin ve Devrimin bir ütopya olmadığını
göstermesiyle büyük önem taşıyor.

Yaklaşık 40 kişinin katıldığı etkinlikte İspanya Devrimi sırasında söylenen
halk türküleri ve marşlar eşliğinde yapılan slayt gösterisinin ardından
İspanyol Anarşist Komünist bir Punk grubu olan Sin Dios'un klibi
gösterildi. Devrimi anlatan bir sunum okundu ve 1 saatlik Durutti belgeseli
gösterildi.

Son olarak yapılan 2 saatlik sohbette bu coğrafyada anarşist bir
örgütlenmenin nasıl olması gerektiği ve anarşizmin nasıl
toplumsallaşabileceği konuşuldu. Sınıf perspektifi temelli toplumsal ve
devrimci bir anarşizm anlayışının yaygınlaştığı bu günlerde bu etkinlikle
İspanya Devrimi deneyimi bir kez daha anılmış oldu.

Etkinlikte okunan sunum:

68 Yıl Sonra İspanyol Devrimi ...

Bugün 17 temmuz da, 68 yıl önce ispanyol proletaryası ile faşizmi karşı
karşıya getiren devrimci iç-savaşın başladığı tarihin yıl dönümündeyiz. 68
yıl önce bugün faşist generaller artan toprak işgallerine, grevlere ve halk
cephesine karşı ayaklandılar. Ama ispanyada faşizm, diğer ülkelerdekinden
çok daha fazla direnişle karşılaşacaktı. 1936 da başlayan iç savaş dört yıl
kadar sürecek ve 1939 daki faşist zaferi ile bitecekti. Aslında ispanyol
proletaryasının faşizme ve kapitalizme karşı mücadelesinin tarihi bundan
çok daha uzun bir geçmişe dayanır. İspanyol işçi sınıfı1.enternasyonele en
önemli seksiyonlarından birini kazandırmış ve bakunin in tasviyesi
sırasında anarşistleri destekleyerek italyan ve jura seksiyonları ile
birlikte örgütten ayrılmıştı. Bundan sonra da ispanyol proletaryasının
kaderi anarşizmin ki ile birleşti; anarşizm ispanyol işçi sınıfına ve
köylülerine komün, özgürlük ve mücadele ruhunu taşırken isp. Prolataryası
da anarşizme asla tükenmeyen bir mücadele azmi ile birlikte destansı bir
bağlılık sundu. İspanyaya 1870li yıllarda bakuninin italyan takipçisi
fanellinin çabaları ile birlikte giren anarşizm keskinleşmiş bir sınıf
çelişkisinin ortasına düştü, ve sert bir mücadele içerisinde gelişti. Bu
koşullar altında 1910-11 yıllarında tam anlamıyla bir kavga örgütü olan
anarko-sendika CNT yani ulusal emek konfederasyonu kuruldu. Evet bu örgüt
tam da sınıf mücadelesinin içinde onun ihtiyaçları doğrultusunda
kurulmuştu. İlke olarak patronlarla her türlü uzlaşmayı reddediyor ve tek
amacını toplumsal devrim yoluyla ezilenlerin tam kurtuluşu olarak
açıklıyordu. Bunun yöntemi olarak da patronları dize getirecek olan büyük
bir genel grev öneriliyordu. CNT ye göre diğer sendikaların zamanla
reformistleşmesinin nedeni onların bürokratik ve otoriter yöntemleriydi.
Kendi bünyesinde buna izin vermeyerek ve her zaman bir taban örgütlenmesi
olarak bunu aşmayı hedefliyordu.

Bu devrimci ve uzlaşmaz tavrına rağmen cnt işçi sınıfının kitlesel
desteğine kavuştu. Ülkenin en fazla endüstrileşmiş sanayi bölgesi olan
barselona da işçi sınıfının çoğunluğunun desteğini kazanmıştı. Daha 1918
gibi erken bir tarihte yarım milyon üyeye sahipti, ve bu sayı iç savaş
yıllarında bir buçuk milyonu aşacaktı. Ayrıca endülüs, Valensiya ve
Aragonda yoksul köylülüğün de desteğini kazanmıştı. Bu köylülerin çoğunluğu
genelde kendi toprağını sahip değildi, yaşamlarını idame ettirebilecek
kadarını ancak kazanıyor ve çok ağır çalışma koşullarına tabii
kalıyorlardı. Kentteki işçi yoldaşlarının da durumu çok farklı değildi.
Bütün bu koşullar altında ispanyol proletaryası çetin bir mücadele
yürütüyor bunun karşısında burjuvazinin tepkisi genelde çok sert oluyordu.
CNT militanları için sokakta yürürken arkadan vurulmak, işkenceye uğramak,
tehdit edilmek olağan şeylerdi. Grevler yada toprak işgalleri çok sert bir
şekilde bastırılıyordu. Buna karşın proletarya da sessiz kalmıyor
burjuvazinin sınıf şiddetine proleter şiddetle karşılık veriyordu. Bu
koşullar altında ispanyol anarşizmi gelişti ve ispanyadaki yegane devrimci
hareket haline geldi. Kısacası 1936 yılına gelene kadar anarşistler ve işçi
sınıfı sürekli sert bir mücadele içindeydi.

Bu savaşımlar sonucu 14 nisan 1931 de cumhuriyet ilan edildi ve
cumhuriyetçi-sosyal demokrat bir hükümet kuruldu. Ne varki anarşistler
kitleleri sürekli, parlamenter yönetimin kapitalizmin başka bir biçimi
olduğu, özünde burjuvazinin iktidarını seçimler yoluyla asla
değiştirilemeyeceği bunun için de ancak tolumsal bir devrimin gerekli
olduğu konusunda uyardılar.

1932 yılında yapılan seçimler de cnt oy vermeyi boykot etme kararı aldı.
Halkın üçte biri bu çağrıya cevap vererek oy kullanmadı, ne varki hemen
ardından sağcı bir hükümet kuruldu. İşçi ve köylüler üzerindeki baskılar
arttı ve hapishaneler devrimci militanlarla doldu. Bu dönemde anarşistler
çeşitli ayaklanma girişimlerinde bulundu, ama bunların hemen hepsi
bastırıldı. Ne varki burada 1934 asturya komününü anmalıyız. İspanyol işçi
sınıfı bu tarihte biri reformist ve sosyalist partiye bağlı olan ugt ile
diğeri devrimci ve anarşist cnt olmak üzere iki sendika arasında
bölünmüştü. Bu durum işçileri tek bir blokta birleştirmek isteyen cnt nin
önündeki büyük bir engeli oluşturuyor, her önemli mücadelede işçi sınıfının
bölünmesine neden oluyordu. 1934 yılında cnt nin ve ugt nin asturias
kentindeki işçileri tabandan bir birliğe vardılar. Asturias ülkeni kuzey
batısında ki önemli bir madenci kentiydi. Ve bölgede ugt nin tabanı da en
az cnt ninki kadar militan ve mücadeleci bir ruha sahipti. UGT ve CNTli
işçiler 5 ekim 1934 de asturias ta ayaklandılar ve komün ilan ettiler. Bu
isyan da ülke çapındaki koordinasyonsuzluk nedeni ile yayılamasa da
bölgedeki işçiler sonuna kadar direndi.ve İronik bir şekilde Franco nun
yönetimindeki fas birliklerinin gelmesinin ardından isyan 15 gün içinde
bastırıldı. Devrimcilerin safında binlerce ölü ve onbinlerce tutklu vardı.

Asturias ayaklanmasının üzerinden iki yıl geçtikten sonra hükümet erken
seçim kararı aldı. CNT dışındaki bütün sol gruplar sosyal demokratından
cumhuriyetcisine, sosyalist partiden troçkistlere kadar halk cephesi içinde
seçime katılmaya karar verdi. Ama böyle geniş çaplı bir ittifak bile CNTnin
desteği olmadan seçimi kazamazdı. Bu yüzden seçimler konusunda cnt nin
tavrı belirleyici olacaktı. Fakat cnt bu konuda kararsızdı. Bir önceki
seçimlerdeki gibi bir boykot faşizmin tıpkı italyada ve almanyadaki gibi
seçimle iktidara gelmesi anlamına gelebilirdi. Bu da kaçınılmaz bir şekilde
işçi sınıfının tepkisi ile karşılaşır ve bir iç savaş ile sonuçlanırdı.
Diğer yandan cnt nin birçok aktif militanı hapiste olduğundan seçimlerin
hemen ardından böylesi bir iç savaş onu zor durumda bırakırdı. BU yüzden
kimileri toprak reformunu ve hapisteki militanların serbest bırakılmasını
öneren halk cephesinin desteklenmesini savunuyordu. Ama halk cephesinin bu
reformları yapacağından emin olunamazdı. Üstelik halk cephesi seçimi
kazansa bile bu sefer faşist generallerin cumhuriyete karşı bir ayaklanması
söz konusu olacaktı. CNT bu durumda genel anarşist ilkelerinden ilk kez
ayrılarak seçimlerde üyelerini istedikleri gibi hareket etmeleri konusunda
serbest bıraktı. Bu halk cephesine karşı üstü örtülü bir destek anlamına
geliyordu. Ne varki her durumda bir iç savaş kaçınılmaz gibi gözüküyordu.
Ve cnt nin tabanıda bunun farkındaydı...

1936 yılının şubat ayında ispanyada genel seçimler yapıldı. Seçimlerin
sonucunu cnt nin tarafsız kalma tavrı belirledi ve halk cephesi hükümeti
kuruldu. İspanyol proletaryası hükümete güvenmedikleri için doğrudan eylem
yoluyla 30000 kadar politik tutukluyu bizzat zindanları basarak
salıverdiler. Kırsal kesimde köylüler toprak reformunu beklemeden arazileri
işgal etmeye başladılar. Yüzlerce genel grev ve grev gerçekleşti, birçok
kiliseyakıldı.Kısacası ülkede bir devrimin başlangıcı hissedilebiliyordu...
Aynı şekilde burjuvazide karşılık veriyor binlerce insanın yaralandığı
yüzlercesinin öldüğü çatışmalar oluyor, bombalamalar ve saldırılılar
biribirini takip ediyordu. Bütün bu olaylar şubattaki seçimlerden
temmuzdaki faşist ayaklanmaya kadar yaşandı. Peki bu çalkantılı dönemde CNT
ne yapmaktaydı? Kesinleşen faşist ayaklanmaya karşı ne gibi devrimci
önlemler planlanıyordu? Bütün bu sorulara cevap bulabilmek için CNT genel
kongresi mayıs ayında Zaragoza da düzenlendi. Bu kongrede özgür toplumda
suç ve cezanın nasıl düzenleneceğine, çıplaklıktan cinsel özgürlüğe kadar
bir çok şey tartışılmış olmasına rağmen politik meselelere gerektiği kadar
değinilmedi. Özgür toplumdaki yaşamın kollektivist-karakterine ilişkin
tartışmalar çok önemli güncel meselelerin yerini aldı. CNTnin bu yaklaşımı
onun a-politik konumlanışı ile açıklanabilir. Ama bu tavır iç-savaşın
kaybedilmesine neden olan önemli bir etkene dönüşecektir...

Mayıs kongresinden iki ay kadar kısa bir süre sonra, yani 17 temmuz da
generallerden oluşan faşist darbeciler cumhuriyete karşı resmen
ayaklandılar. Bu sırada cumhuriyetçi hükümet hala generallerle uzlaşma
aramaya çalışıyordu. Burjuvazinin bu tavrı şaşırtıcı değildir. Onlar
almanyada yada italyada olduğu gibi faşizmi devrime tercih ederler. Böylece
demokrasinin maskesi düşer. Ne varki italyada veya almanyada olanın aksine
ispanyada faşizm iktidarı legal yollaradan gasp edememiş, kitlelerin
direnişi ile karşılaşmış ve ülke iç savaşa sürüklenmiştir. Faşist
generallerin ayaklanması hemen her yerde halkın direnişi ile karşılaşmış ve
ülkenin hemen hemen bütün önemli merkezleri, buna barselona, bilbao,
valensiya ve madrid gibi çok önemli şehirleri de dahil olmak üzere ,
devrimciler tarafından korunmuş ve ülkenin yarısı faşizme geçit
vermemiştir. İşte ispanyada burjuvazinin bir kesiminin sözde cumhuriyetten
yana tavır almalarının nedeni budur. Ne varki bu sırada proletarya
demokrasi yada cumhuriyet için değil devrim ve özgürlük için savaşıyordu.
Fabrikalar, atölyeler, toprak ve genel olarak bütün mülkiyet
kamulaştırılıyordu. Ele geçirilen fabrika ve köylerde derhal işçi
kollektifleri kuruluyor, yönetim işçilerin doğrudan demokratik taban
komitelerinin eline geçiyodu. Sadece barseolna da üç bin kadar fabrika
işçilerce kamulaştırılmıştı. Telefon santrallerinden elektrik
santrallerine, demiryolu işletmelirinden mağazalara kadar herşey işçiler
tarafından doğrudan ve koordineli bir şekilde yönetilmeye başlandı.Kırsal
alanda devrim daha da ileriye giderek parayı veya herhangi bir değişim
değerini reddeden komünlerin kurulması noktasına kadar ilerledi. Böyle
komünlerde herkes ortak depodan ihtiyaç duyduğu bütün maddeleri alıyor
yinede dağıtımda herhangi bir sorun çıkmıyordu. Sadece bu durum bile
anarşizmi küçük burjuva bir zanatçi ideoloji olmakla suçlayan marxistlerin
tezlerini çürütmeye yeterlidir.

Önemli bir başka değişim de şehirlerdeki gündelik yaşamda
gözlenebiliyordu.Barsolanda kollektif mutfaklar kurulmuştu. Herkes
biribirine sen yada yoldaş diye seleniyor, statü veya ayrımcılık içeren
bütün hareketler tepkiyle karşılanıyordu. Şehirde ve sokaklarda da tıpkı
cephedeki veya işyerlerindeki yoldaşlık ve kollektiflik ruhu
hissedilebiliyordu.

Ne varki toplumsal bir devrimin gerçekleşmesi için sadece belli
işletmelerin ele geçirilmesi yeterli değildir. Aynı zamanda devletin de
ortadan kaldırılması gerekir. Bu dönemde CNT kollektiflerin devletin maddi
zeminini ortadan kaldıracağını düşünerek doğrudan devleti yıkma yoluna
gitmedi. Bunun yerine cumhuriyetçi burjuva partilerinin ve sosyalistlerin
de içinde yer aldığı bir hükümette azınlık konumunda kalmayı kabul ettiler.
Bu durum kısa sürede dengeleri değiştirecekti. Anarko-sendikalistler için
otorite en büyük düşman olduğundan devlet iktidarını yoğun olarak
eleştirdiler fakat onun asıl gücünün nerede yattığını göremediler. Devlet
sermaye için daha çok bir birleştirme ve temsil özelliğine sahiptir. Yoksa
devlet sermayenin yaratıcısı değildir.Anarko-sendikalistler kollektifleri
kurduklarında pratikte devleti de yok ettiklerini düşündüler. Halbuki
devlet cnt nin burjuva partileri ile kurduğu göstermelik birliğini içinde
üstü örtük olarak var olmaya devam etti. Ve kısa bir süre sonra
anarşistlerin önce katalonyada ardından da cumhuriyet hükümeti içinde
bakanlıklar almasından sonra meşru varlığına yeniden kavuştu. 1936 yazının
ardından devlet aygıtı yavaş yavaş cumhuriyetci safta işçi komitelerine
kaptırdığı gücü eline almaya başlayacaktı. Burada CNT nin a-politik
oluşunun sonuçaları görülebilir. CNT politik devrimci bir örgüt değildi.
CNT ye girmek için anarşist olmak gerekli değildi; Onun mücadele
yöntemlerini kabul etmek yeterli olurdu. Elbette o ne kadar radikal olursa
olsun sadece bir sendikaydı. Ve ne kadar radikal bir mücadele yürütmüş
olursa olsun öyle yada böyle mücadelesini çeşitli askari ve azami hedeflere
göre saptamıştı. İlke olarak sınıf uzlaşmacılığını reddetse de, bir sendika
olarak çeşitli reformist mücadeleler vermek zorundaydı. Bu zamanla cnt
içinden reformist sapmaların doğmasına ve buna karşı anarşist militanların
İberya Anarşist Federasyonu nu örgütlemesine neden olacaktı. Kısa adı Faı
olan bu grubun amacı CNTnin reformizme ve parlementarizme kaymasını
engellemek ve onu sürekli olarak toplumsal devrim yoluna sevk etmeye
çalışmaktı. Fakat bizzat FAİ militanlarının bir kısmı iç savaş sırasında
bakan yada hükümet görevlisi olacaktı. Kısaca FAİ hedefi olan politik-
devrimci bir çizgi tutturmayı tam olarak başaramadı, bunun en somut
sonuçları ilk olarak militarizm konusunda görüldü...


İç savaşın başlamasının hemen ardından faşistleri ispanyanın geri kalan
bölgelerinden kovmak için bütün sol gruplar kendi silahlı milis
birliklerini kurdular. Fakat bu milis birlikleri militarize bir ordu
değildi ve onların asıl güçlerini oluşturan da buydu. Bu milis birlikleri
çoğunlukla temmuz ayındaki faşist ayaklanmada kışlalardan ele geçirilen
silahlarla donatılmıştı. Savaşçıları ise silahlı işçilerden başkası
değildi. Bu insanlar bir ordu şeklinde değil devrimci bir ruhla
savaşıyorlardı. Asker değil özgürlükçü devrimcilerdi. Gönülleri cumhuriyet
için değil komün için savaşmaktan yanaydı. O dönemdeki bir anarşist grubun
gazetesinde milislerle ilgili şu betimlemeye yer verilmektedir:


“Devrimci ordu silahlanmış devrimdir.Onun içindekiler en başından beri
dişleri ve tırnakları ile bunun için savaşan devrimcilerdir.
“Devrimin savaşçısı olabilmek için onun devrimci özüne bağlı kalabilmek
gerekir.Devrimci ruhu birkez onu terk ettiğinde, sonunda ordu devrimin
kendisine de ihanet edecek olan profesyonel bir savaş aletine dönüşür”

Orduların ve savaşın yozlaştırıcı etkisinin farkında olan milisler, mümkün
olduğu kadar militarizmin en küçük sembollerine kadar herşeyini milisten
arındırmaya çalıştılar. İşçi milisinde askeri hiyerarşiye, rütbeye ya da
asker selamına yer yoktu. Milisler subaylarını kendi aralarından seçiyor,
istedikleri zaman da geri çağırabiliyorlardı. Kimse kayırılmıyor yiyecek
veya giyecek dağıtımında herkese eşit davranılıyordu. İşçi milisi bu sınıf
karakterini muhafaza ettiği sürece devrime sadık kaldı. Silah ve hammadde
tedarik edebilmek için bütün yerelliklerde milis komiteleri kurulmuştu. Bu
komiteler milisi olan bütün politik grupların katılımı ile oluşturulmuştu
ve cepheye silah ve mühimmat göndermekle görevliydiler. Ama burjuvazi ve
onun içinde örgütlendiği stalinist-komünist parti için milislerin bu sınıf
karakteri tehlikeli bir durumdu. Kısa sürede milisi disiplinsizlikle
suçlayarak sözde “halk ordusu” adı altında eski ordunun cumhuriyete sadık
kalmış kimi unsurları ile yeni bir profesyonel ordu kurma yoluna gittiler.
Komünist partinin küçük milis grubu bu ordunun çekirdeğini teşkil etti.
Ne varki eğer silah ve cephane konusunda dışa bağımlı olunmasaydı
halkordusu bu kadar çabuk gelişemezdi.

İç savaşın en başından beri franco Faşist italyan ve alman hükümetlerinden
büyük bir yardım görmüştü. Denilebilir ki almanya ikinci dünya savaşı
öncesinde yeni silahlarını ispanyol halkına karşı denedi ve frankoyu hem
askeri hem de mali açıdan sonuna kadar destekledi. Buna karşın sözde
demokratik ülkeler olan ingiltere ve fransa sessiz kalmış ve cumhuriyetci
cepheye enternasyonel gönüllülerden başka hiçbir yardım göndermemişti.
Stalin de rusyanın uluslararası konumunu ve halk cephesi taktiğini bahane
ederek geniş çaplı doğrudan bir destekten sakındı. Yine de ispanya merkez
bankasındaki altınlar karşılığında bir takım silahlar satmayı kabul etti.
Ama bunların hepsi komünist parti yönetimi altındaki halk ordusunun eline
geçecekti. Milisler devletten ne kadar yardım bekleselerde ellerine
hiçbişey ulaşmayacaktı. Sürekli devletin yardımını bekledikleri zaragoza
cephesinde- ki burası savaşın kilit mevzilerinden biriydi, ve eğer
alınsaydı kuzeydeki maden sanayiine ve bask ülkesine ulaşılabilecekti-
Franko nun fas birlikleri gelene kadar beklendi. Ne varki Malaga da olduğu
gibi işçiler sadece kendilerine güvendiklerinde ve inisiyatif aldıklarında
kazandılar.

Sonuçta hiçbir savaş silah olmadan yürütülemez. CNTde bu yüzden bütün
milislerin miltarize olmaı kararına ses çıkarmadı.Buna göre ordu eski
sisteme geri dönecek ve anarşistlerin de dahil olduğu merkezi hükümetin
emrine girecekti. Bunun karşılığında da devletten silah desteği
alınacaktı.“Artık savaşı kazanmaktan başka herşey ikinci plana” atılmıştı.
Ama bu ispanya da olan şey bir savaştan daha fazlasıydı. O birçok yönüyle
bir devrimdi. Ve devrimler iki ordunun karşı karşıya geldiği askeri
savaşlar şeklinde olamaz. Yeni bir dünya kurmak isteyenler bunun
araçlarını da yeniden keşfetmelidirler. Milis bir kez düzenli orduya
dönüştüğünde savaşda iki burjuva grubu- bir faşist diğeri demokrat olsada-
arasındaki çatışmaya dönüşecekti. Anarko-sendikalistler savaşı kazanmak
adına buna göz yumdular. Peki acaba iç savaş kazanılsaydı? Bu sefer de
cumhuriyete ve halk ordusuna karşı bir savaş mı verilecekti? Bu soruların
cevabını artık veremeyiz. Ama şurası kesin ki devrim adına yapılmayan
hiçbir mücadele proletaryaya özgürlük vaat etmeyecektir...

Bir kez milisler dağıtıldığında artık sıra kırsal kollektiflere, işçi
komitelerine ve öz yönetimle yönetilen fabrikalara gelmişti. Artık
burjuvaziyi devrimin bu son kalelerine saldırmaktan hiçbirşey alıkoyamazdı.
3 Mayıs 1937 de komünist parti yönetimindeki polis, anarşist işçilerin öz-
denetimi altındaki barselona telefon santraline saldırdı. İşçiler polisi
durdurdu. Ve bu olay soncunda bütün barselona prolataryası ayaklandı.
Açıkçası komünist parti devrimin ve anarşizmin sembolu ve kalbi olan
barselona da böylesi açık bir saldırıya girişmekle gücünü çok aşmıştı. Ve
işçilerde sonunda uyduruk anti-faşist birlik sloganının kofluğunu anlamış
oldular. Bütün şehir, merkezdeki bir kaç hükümet binası dışında işçilerin
eline geçti. Kısa sürede barikatlar kuruldu. Ama açık çatışma çıkmadı.
Çünkü işçiler halen kararsızdı. Cnt içindeki sol muhalefet(ki bunlar
durruti öldüğünden beri durrutinin dostları adını almış olan bir grup
içinde örgütlenişti) bu durumun devrimi kurtarmak için son bir şans
olduğunu kavradı. Çünki kavgayı komünistlerin kazanması durumunda bütün
kollektifleri yasa dışı ilan edeceklerdi. Buna karşı çözüm olarak
durrutinin dostları bir an önce burjuva hükümetinin yerine, gücünü mahalli
işçi komitelerinden alan ve tamamen cnt ve ugt nin tabanının yönetiminde
olan bir tür halk meclisi kurulmasını önerdiler. Halk ordusu dağtılmalı,
savaş yeniden devrimci yollarla sürdürülmeliydi. Fakat artık CNT liderliği
kaybedilmiş adeta hükümetin tutsağı olmuştu. Liderler işçilere silahlarını
bırakma çağrısı yaptılar ve işçiler, örgütleri tarafından yalnız
bırakıldıklarını anlamanın acısı içinde barikatları kaldırdılar. Bundan
sonra hükümet kente 6.000 kadar asker gönderdi ve denetimi eline aldı.
Anarşist ve aşırı sol militanlar hapse atıldı yada öldürüldü. Franconun
barselonaya girmesinde bir sene kadar önce bütün sol tasviye edilmiş oldu.
Dahası kollektifleştirilmiş olan bütün işletmeler ulusallaştırılmaya yani
merkezi devlet kontrolüne verilmeye başlandı. Ağustos 1937 de son aragon
köylü kollektiferinin de dağıtılması ile birlikte ispanyol devriminin son
başarısı da komünistler tarafından yok edilmiş oldu. Bundan sonrası ise
cumhuriyetin gittikçe totaliterleşmesi ve yerini faşizme bırakana kadar
bütün özgürlükleri yavaş yavaş bastırması oldu. Ne varki anarşistler hiç
bir zaman teslim olmadılar. Onlar atmışlı yıllarla kadar gerilla yöntemleri
ile franco ya direnmeye devam ettiler. Gerilla sabat gibi militanların
eylemlerinde geçmiş günlerin mücadelesinin ruhu yeniden dirildi. Ne varki
artık halk sindirilmiş, faşizm çoktan galip gelmişti.

Herşeye rağmen ispanyol devrimi anarşizmin uzun süre için son kitlesel
kalkışması olarak kaldı. Liberter komünist düşünce ukraynada geçici bir
süre hariç hiç bir yerde bu kadar büyük bir desteğe ve etkinliğe
ulaşamamıştı. İspanyol deneyimi işçi sınıfının yaratıcı ve yıkıcı eyleminin
gücünün bir ifadesi oldu. Ama onun devrim yolundaki tereddütlerinin ne
kadar çabuk yenilgiye dönüşebileceğini de göstersi. O aynı zamanda hem
anarşizmin olanaksızlığını iddia edenler için, hem de sendikalizmin
yetersizliklerini göstermesi açısından acı bir ders oldu. Bugünün
devrimcileri ve özgürlükçüleri için ispanyol devrimi her ne kadar çok
uzakta gibi gözüksede onun tarihi bugünün mücadelesi ile derinden bağlıdır.
Onun tarihsel yenilgisinde devrimin gerekliğinin , kazanımlarında ise
devrimin olanaklılığının kavranışı yatar.


[İstanbul Indymedia'dan: http://istanbul.indymedia.org/news/2004/07/8710.php]



*******
****** A-Infos Haber Servisi ******
Anarşistlerle ilgili ve anarşistleri ilgilendiren haberler
******
BİLGİ: http://ainfos.ca/org http://ainfos.ca/org/faq.html
YARDIM: a-infos-org@ainfos.ca
ÜYELİK: lists@ainfos.ca adresine e-posta'nın ana
kısmında "subscribe listeadı eposta@adresiniz"
içerikli e-posta atın. Üyelikten çıkmak için ise
"unsubscribe listeadı eposta@adresiniz" içerikli mail
atın.

Tüm listeler için seçenekler: http://www.ainfos.ca/options.html


A-Infos Information Center