A - I n f o s
a multi-lingual news service by, for, and about anarchists **

News in all languages
Last 40 posts (Homepage) Last two weeks' posts

The last 100 posts, according to language
Castellano_ Català_ Deutsch_ Nederlands_ English_ Français_ Italiano_ Polski_ Português_ Russkyi_ Suomi_ Svenska_ Türkçe_ The.Supplement
First few lines of all posts of last 24 hours || of past 30 days | of 2002 | of 2003 | of 2004

Syndication Of A-Infos - including RDF | How to Syndicate A-Infos
Subscribe to the a-infos newsgroups
{Info on A-Infos}

(tr) inat! #1 - YEREL RANTIN PAYLAŞIMI ÜZERİNE

From Worker <a-infos-tr@ainfos.ca>
Date Tue, 24 Feb 2004 09:15:50 +0100 (CET)


________________________________________________
A - I N F O S H A B E R S E R V İ S İ
http://www.ainfos.ca/
http://ainfos.ca/index24.html
________________________________________________

YEREL RANTIN PAYLAŞIMI ÜZERİNE
"Seçim Karşıtı Beyanname"
(Mutlu D.)

Siz anarşikler hep böölesiniz!! (Ayıp ve cinsiyetçidir
söölemesi) Ne emmeye gelirsiniz ne seçime!
Tutturmuşsunuz bi anarşi manarşi, boş hayallerin
peşinde koşuyosunuz. Size kalsa seçimlere de girmemek
lazımmış, yuhh artık..
Leyleğin ömrü laklakla geçermiş, bizim ömrümüz de mi
bööle geçecek yarabbim? (Amin!) [1]

Klasik anarşist argümanı yeniden dillendirmeye gerek
var mıdır, hakim bey? Temsili demokrasi denen şey bir
aldatmacadır. Kılı bile kıpırdamadan yalan söyleyen,
halkın kendisi olduğu yalanını söyleyen devletin [2]
ve egemen güçlerin aldatmacasıdır. Her şeyden öte
kimse başkası adına karar veremez ve hiçkimse başkası
adına aldığı kararları diğerlerine dayatamaz.

Bizler [3] insanın insan üzerindeki tahakkümünün en
soyutlanmış ve canavarlaşmış biçimi olan devletin
karşısındayız... ve çünkü bizler özgürlüğün, eşitliğin
ve aşkın yanındayız.

Seçim oyunlarını izleyen "aklı-başında" herhangi biri,
bütün bu şaşalı seçim kampanyalarının, özünde,
egemenlerin gücüne daha fazla güç katmak için
kullanılan, halka "şeker daatma" ritüellerinden başka
şey olmadığını görebilir. Görür görmesine de, yapacak
şey bulamaz. Der ki, bize de ranttan pay düşerse?? Der
ki, yok yaww bunlar geldikten sonra durumumuz düzeldi
birazcık. [4] Der ki, bööle gelmiş bööle gideer. Der
ki, iktidarı sağcılara bırakıp üç beş yıl daha mı
sinirlerimizi zorlayalım tamam cehepe de beş para
etmez ama. Der ki der..

Der ki, genel seçimlerde oy kullanmayanları anlıyorum
hadi.. Ama yerel seçimler başka mevzu. Burda oy
kullanmalı, desteklemeli birilerini. Bıkmadınız mı
yahu şu sol düşmanı "i nokta"dan?! [5]

YEREL KAPİTALİZM VE RANT EKONOMİSİ

Vatan gastesinin yalancısıyım; Yerel seçim "aday
adayı" olmak için iktidardaki akepeye tam 500.000 kişi
başvuruda bulunmuş ve bu uyanıkların başvururken
yatırdıkları paraların toplamı 75 trilyonu buluyormuş.
[6] Kaz ve tavuk hesabı!

28 Mart 2004 Pazar günü Türkiye'deki 3216 belediye
başkanı ve 47.000 civarındaki belediye meclisi, il
genel meclisi vesaire üyeliğinin belirlenmesi için
yerel seçimler yapılacak. Yerel "temsilci"lerimizin
belirleneceği bu devasa rant yarışı için iktidar
güçleri kozlarını paylaşmaya hazırlanıyorlar. Öyle
görünüyor ki, seçimin iki büyük rakibi, önceki
seçimlere göre oylarını arttıracağı tahmin edilen
akepe ve muhalefetin en büyük partisi cehepe olacak.
Uzan'ın genç partisinin bertaraf edilmesinin ardından
sağ cehahta deyepenin cılız varlığından başkaca bi şey
kalmadı. Seçime cehepe dışındaki sol partilerle
birlikte girmeye hazırlanan Kürt hareketinin ise, bir
yandan elindeki belediyeleri rahatlıkla korurken öte
yandan Mersin dışında "Batı"da pek şansı olmayacağı da
gün gibi aşikar.

Genel seçimlere temkinli yaklaşan solcularımızdan bir
çoğu ve (itiraf etmek gerekir ki) kendilerini anarşist
olarak ifadelendiren omuzdaşlarımızın bir bölümü bile
bu "yerel" seçimlerde oy kullanmaya hazırlanıyor. Ne
de olsa "yerel" önemli bi mesele, ööle di mi?
Yereldeki "imkan"lar önemli! Bizim de işimize yarayan
şeyler olabilir, bakarsınız bir iş bakarsınız bir aş
çıkar...

Bütün bunların, bütün bu "imkan"ların ne anlama
geldiğini aslında hemen herkes biliyor. Yerel
seçimlere yakın zamanlarda gerçekleşen TMMOB'a bağlı
odaların seçimlerinde dönen rant yarışının belki
binlerce belki de milyonlarca misli büyüklüğünde bir
rant söz konusu olan. Yerel seçimlerin esas önemli
yanı bu, yoksa iktidarda kimin olduğu değil. Önemli
olan iktidarda MUTLAKA birilerinin olacağı; ve bizler,
sıradan insanlar, "sokaktaki adam" açısından en yıkıcı
olan şey işte bu.

Bugün, büyükşehir belediyelerinin bütçeleri pek çok
bakanlığın ve kamu kuruluşunun kat be kat üzerinde
bulunuyor. [7] Üstelik belediyeler hükümetteki
"yıpranma" payından da etkilenmeden, halkın doğrudan
gözüne gö.üne sokulabilen "hizmetler"in
gerçekleştirebileceği "yönetim organları"dır. Herkesin
bildiği bir başka gerçek de belediyelerin, iktidar
rantından nasiplenmenin en kolay olduğu yerlerin
başında geldiğidir. Hemen hemen her "iyi" belediye
başkanının arkasından söylendiği gibi: "Yedi ama
eskisinden az yedi ve üstelik bi'şeyler yaptı da!"
Eşinin dostunun, halasının oğlunun, amcasının kızının,
baldızının eniştesinin bilmem hangi akrabasının, kah
ortak kah hissedar kah sermayedar olarak arkasında
durduğu şirketler bu rant bölüşümünden payını alır.
Seçimler öncesinde bütün kaldırımlar yenilenir, bütün
sokaklar asfaltlanır ve rant yeniden ve yeniden
dağıtılır. Halka düşense gözlerini kapayıp seçimlere
birkaç gün kala açmasıdır; ve o yanılsama o
büyülenmişlik eşliğinde oy pusulasına damgayı basması.

"Rant" denilen kavramın sözlükteki karşılığı "haksız
kazanç" olmalı (ne yalan söyleyim sözlüğe bakmadım).
Haksız kazanç!

Bizler, politik iktidarın, "devlet"in en büyük düşmanı
olarak biliniriz ancak en az onun kadar "kapitalizm"in
de düşmanıyız; çünkü kapitalizm bir grup azınlığın
zenginlik içinde yüzmesi pahasına çoğunluğun sefalet
içinde boğulmasıdır. Kapitalizm rant ekonomisine,
haksız kazanca dayanır; çünkü yaşamını sürdürebilmek
için çalışmak zorunda olanların emeğinin sömürülmesi
karşılığında, onların emeğini satın alanların
zenginleşmesini meşrulaştırır.

Kapitalizmi teorize eden liberal ideologlara soracak
olursanız "rekabetçi" bir düzenden söz ederler.
Belediyelerdeki ihale yarışlarına bir bakın alaasen,
nerede "rekabet"; kapitalizmin kendi mantığının bile
burada işlemediğini görürsünüz. Kapitalizm
yanlılarınınca bile "rant" olarak adlandırılan şey
budur işte. Yolsuzluk davalarında sıkça duyduğumuz
"ihalelere fesat karıştırma" denen mevzu belediyelerde
had safhadadır. Pek çok belediye başkanı, meclis üyesi
zartı zurtu davalara girip çıkmaktan avukatlara para
yedirmekten bıkar usanır. Sonuç mu? İktidara oynayan
herkes (en azından teorik olarak) bir gün iktidara
gelebilir, dolayısıyla "çok abartmadıkça" kimsenin
kimseye dokunacağı yoktur. Bütün o soruşturmalar
bilmemneler birer gözdağıdır, şu an "iktidarda olan"
geleceğini düşünmek zorundadır.

Yerel yönetimlerde iktidar koltuğuna oturanlar
ekonomik iktidar üzerinden politik iktidarın kaymağını
yemeye koyulurlar. "Yerel kapitalizm"de kaybetme riski
de yoktur çünkü ihaleye girenler "bizdense"
kaybetmemiz söz konusu değildir. Burada iki iktidar
biçimi üst üste binmiştir, her ikisinden birden
rahatça faydalanılır. Burada "özelleştirme" ve serbest
piyasa denen şey bile yerel iktidarın kontrolü
altındadır. Burada "piyasa" belediyenin
kontrolündedir. "Yerel kapitalizm" denen şey işte
budur. Kapitalizmin yerel sunumu, devletçi
kapitalizmin soğuk ve gri yüzünden uzaktır, katıksız
kapitalizmin vahşiliği ve anti-sosyalliği karşısında
daha "insancıl" görünür. Halka, eline verdiğiniz pembe
pamuk şekeri gibi yumuşak ve tatlı gelir önce. Güzel
bi tat bırakır ağzınızda, biraz daha iştahla yersiniz,
yüzünüze bulaşır yapış yapış olur. Tiksinir yüzünüzü
yıkamak istersiniz ama iş işten geçmiştir artık,
bulaşmıştır her yerinize. Benden söölemesi, pamuk
şekeri yerken daha dikkatli olun!

YAŞAMA DAİR/SEÇİM-DIŞI ALTERNATİFLER

İnsanlara "pamuk şekeri" yememelerini tavsiye etmekle
iş bitmiyor. Bizler hamasi nutuklar atıp halka somut
şeyler vaat eden politikacılar olmadığımızdan çoğu
zaman "İyi de sizin öneriniz ne?" sorusuna muhatap
kalırız. Samimi şekilde "Biz bi'şey önermek
istemiyoruz çünkü her öneri her tasarım insanların
yaşamına müdahaledir. Bizler insanların kendi
yaşamlarını kendilerinin belirlemelerini isteriz."
yanıtını verirsiniz, sizi gerçeklerle yüzleşmekten
kaçmakla suçlarlar. Bilmezler ki, gerçeğe teslim olan
kendileridir, özgürlükten korkan kendileridir. Mağara
duvarına yansıyan gölgelere hayranlıkla bakan
kendileridir. [8]

"Yerel" Alternatifler - Mahalleler, Gecekondular,
İşgaller, İşgal Evleri

"Yerellik", merkezi devlet yapısına karşı en sert
eleştiriyi geliştiren anarşist argümanın temel
vurgularından birisidir. Anarşist argümanın yerellik
vurgusu, 80 öncesi Türkiye solunun "mahalleyi ele
geçirme" mantığıyla özdeşleştirilemez. Bu mantık bir
mahallede kendi iktidarını meşrulaştırma,
kurumsallaştırma ve ebedileştirme stratejisine
dayanır. Bu mantıkta önemli olan şey çoğu zaman,
"sol"un mahalleyi elinde tutması (bile) değildir,
mahallenin "bizim-bizimkiler"in elinde olmasıdır.
Anarşist "yerellik" vurgusu ise devletçi ve kapitalist
baskıları bertaraf eden otonom/özerk/bağımsız
"yereller" kurgusuna dayanır. Her şeyden önce
bağımsızlığa dayanır, politik bir merkeze ve o
merkezin alacağı kararlara itirazsız uyuma değil.

Yine de tarihe haksızlık etmemeli. Bu toprakların
yakın geçmişinde bile, Fatsa örneğinde görüldüğü gibi
-"politik merkez"inin denetiminde olmaksızın- devlet
ve kapitalizmden bağımsız olarak kalmayı becerebilen
alternatifler yaşandı. Bu anlamda devrimci olmaktan
çok reformist radikal çözümler önerse de, Bookchin'in
"özgürlükçü belediyecilik" önerileri dikkate alınmaya
değerdir. Bunun yanında bağımsız "yerel" yaşam
alternatifleri yalnızca belediye ve kent ölçeğinde
değil, daha küçük ölçeklerde, mahalle, sokak-cadde ve
hatta ev(ler) bazında da düşünülebilir.

"Yerel yönetim"ler mevzusu gündeme geldiğinde akla
gelen temel sorunların başında konut ve barınma gelir.
Barınma, insanların en temel gereksinimlerinden
birisidir ve barınma olanaklarının kısıtlandığı
ortamlarda insanlar kendi alternatiflerini
geliştirmekte gecikmez. Kapitalizmin sonradan yavaş
yavaş nüfuz etmeye başladığı, üçüncü dünya ülkeleri
olarak adlandırılan bizimki gibi memleketlerde,
kentlere hızlı göç olgusu konut ihtiyacını da
beraberinde getirdi. [9] Buna paralel olarak kente göç
eden bu toprakların yoksulları da kendi
alternatiflerini yaratmakta gecikmedi: gecekondu!
Gecekondu, kapitalizme ve devletin korumaya çabaladığı
mülkiyet olgusuna karşı açık bir müdahale olarak
ortaya çıktı. Yoksullar, devletin ve zenginlerin
mülkiyetinde olan boş toprakları işgal ederek kendi
mahallelerini oluşturdular. Sonradan sonraya
yozlaşarak, apartmanlaşarak, kapitalizme entegre birer
rant aracı olarak "değerlendilen" gecekondu, yıllarca
çalışmalarına rağmen bir ev alacak parayı bile
biriktiremeyen kentli orta-sınıflar tarafından
lanetlense de, mülkiyet karşıtı bir yaşam alternatifi
olarak tarihteki yerini çoktan almıştır.

İleri kapitalist Batı ülkelerinde ise, devletten ve
kapitalizmden mümkün olabildiğince bağımsız, farklı
bir işgal biçimi ortaya çıkmaya başladı. "İşgal
evleri" olarak adlandırılan bu hareket, sahipleri
tarafından kullanılmayan, kullanılmaya/kiraya
verilmeye değer bulunmayan ya da sahipleri belirsiz
olan evlerin işgal edilerek kullanıma açılması
şeklinde gelişti. İşgalciler çoğunlukla, ailesinin
yanından ayrılıp kiralık bir ev bulmakta zorlanan
gençler, evsizler ve yoldaşlarıyla birlikte sistemden
bağımsız bir yaşam alternatifi arayışında olan
anarşistlerdi. Kapitalist müdahalelere fırsat vermeden
komünal şekilde yaşanılan ve paylaşılan, kendi
mekanlarını savunmak için gerektiğinde güvenlik
güçleriyle yüzleşmeyi de göze alan "işgal evi"
hareketi bugün pek çok ülkede on binlerce düzen
karşıtına gerçek bir barınak ve yaşam alternatifi
sunmaktadır. [10] İşgal evleri kapitalizm ve devletin
yıkımı, yeni bir dünyanın yaratılması bağlamında bir
umut olarak görülebilir. Ancak yalnızca "yerel"i öne
çıkaran her yaklaşım gibi marjinalleşme ve
içe-kapalılığın getirdiği çeşitli sorunlarla yüzleşme
riski de taşır. Buradan hareketle anarşizmin
önerisinin birbirinden kopuk "yerel" iktidar odakları
değil, birbiriyle sürekli etkileşim ve iletişim
halinde bulunan bağımsız "yerel"ler yaratılması
yönünde olduğunu vurgulamak gerekir.

Atölyeler, Üretim-Tüketim Kooperatifleri [11]

Üretim ve tüketimin "kesinlikle" büyük ölçekli bir
planlama ve tesisler kompleksi gerektirdiği yargısı
klasik devletçi görüşün temelini oluşturur. Anarşizmin
hem bu devletçi-planlamacı görüşe hem de büyük-ölçekli
kapitalist sanayi ve sermayeye karşı önerileri vardır.
Bu önerilerden bazıları, merkezileşme ve sermaye
birikimi teorilerine karşı federalist tarzda
örgütlenmiş küçük-ölçekli üretim birimleri ve
atölyelere dayanır. Kendisine "anarşist" sıfatını
uygun gören ilk düşünür olan Proudhon, bağımsız
küçük-ölçekli üretim konusunda somut öneriler
geliştirmişti. Kapitalist üretime karşı
endüstriyel-tarımsal bir federasyon öneren Proudhon,
bu federasyonun temelini atölye ve küçük tarımsal
işletmelerin oluşturacağını öngörüyordu. [12]

Proudhon'un karşılıklılık ilkesine dayandırdığı
ekonomik düzen önerisi, sonradan geliştirilen çeşitli
kooperatif örgütlenmelerinin ideolojik temelini
oluşturdu. Kooperatif düşüncesi, diğer radikal
önerilere kıyasla pratiğe aktarılması daha kolay
ekonomik bir alternatif olarak günümüz dünyasında
varlığını korumaktadır. Üzerinde yaşadığımız
topraklarda bile Proudhon'un öngördüğü tarza yakın
çeşitli üretim-tüketim kooperatifi deneyimleri
yaşandı. [13] Bu tür kooperatifler halen çeşitli
şekillerde varlığını sürdürmektedir.

Yine de, kooperatiflerin kapitalist düzenin kâr
mantığının dışında kalıp kalamayacağı ayrı bir soru
işaretidir. Kuşkusuz burada sözünü ettiğimiz şey,
kooperatif tarzında örgütlenen Kombassan türü
çok-ortaklı kapitalist girişimler değildir. Para
değiş-tokuşunun halen geçerli olduğu girişimlerin
kapitalizm dışında kalması imkansızdır. Öte yandan,
takasa dayalı bir ekonomi geliştirmeyi amaçlayan
kooperatifler ve atölyelerin oluşturduğu bir ağ,
kapitalist sistemin dışında bir ekonominin hayal
olmadığını ispatlayabilir. Bilmeyenler için
tekrarlayım; anarşizmin en önemli iddialarından birisi
de, paranın ortadan kaldırılmasıdır.

Sendikalar

"Ne işçi ne de patron olmak istiyoruz!" Bu slogan
kulağa ne kadar hoş gelirse gelsin, mevcut kapitalist
düzenin gerçeğini değiştirmeyen cılız bir haykırıştan
öteye geçemez. Şu anki toplumsal yapının -kaba bir
ayrımla- "kapitalistler" ve hayatta kalabilmek için
emeğini satmak zorunda olan "çalışanlar" olarak iki
sınıftan oluştuğu söylenebilir. Kapitalistlerin,
ekonomik ayrıcalıklarını kaybetmemek için her türlü
aracı kullanabileceklerini herkes tahmin edebilir.
Buna karşılık olarak çalışanlar da çıkarlarını
savunmak amacıyla kendi birliklerini oluşturmak,
örgütlenmek durumundadırlar. Aksi halde
kapitalistlerin her istediğine boyun eğmek zorunda
kalırlar.

Çalışanların bir bölümünün, bugünün dünyasında,
zincirlerinden başka kaybedecek çok şeyi olduğu
çıkarımı, çoğu kişinin reddedemeyeceği bir gerçek
olarak karşımızda duruyor. Ancak bu durum, sınıfların
tamamen ortadan kalktığı/kalkmakta olduğu yönündeki
liberal görüşün doğruluğunu göstermez. Garantili,
"sigorta"lı, güvenceli işler gün geçtikçe azalıyor.
Post-fordist üretim tarzının yayılması taşeron ve
geçici işçiliği yaygınlaştırarak işsizliği
körüklerken, sendikal örgütlenmeyi de güçleştiriyor.

Çalışanların küçük bir bölümü, sendika ağalarının
kapitalistlerle yürüttükleri gizli-kapaklı
pazarlıklarla ayakta duran kendi kurumsallaşmış
sendikalarını arkalarına alarak güvenceli işlerde
çalışıyor. Öte yandan dünyanın pek çok köşesinde,
hatta ileri kapitalist ülkelerin bazılarında
çalışanların sendikalarda örgütlenmeleri halen hiç de
hoş karşılanmıyor. Sendikalar sermayenin çıkarları
karşısında birer tehdit unsuru olarak görülmeye devam
ediyor. Yaşadığımız topraklardan örnek vermek
gerekirse, sendikal bürokrasinin kamburunu sırtlarında
taşımalarına rağmen TÜRK-İŞ gibi işçi sendikaları
bile, işten çıkarmalar ve işçi haklarının azaltılması
anlamına gelen özelleştirme saldırıları karşısında göz
ardı edilemez. Kamu çalışanları sektöründe ise,
örgütlenme ve çalışan hakları mücadelesi halen
sonuçlanmış değil. Uzun soluklu bir mücadele sonunda
kamu çalışanları sendikal örgütlenme özgürlüğüne sahip
olabildiler. Yönetim kadroları için yürütülen politik
pazarlıklar ve seçim oyunlarına karşın, KESK halen,
sokağa çıkan ender sayıdaki toplumsal muhalefet
hareketinin başında geliyor.

Marx'ın "lümpen proletarya" olarak tanımlayıp açık
açık aşağıladığı kesimler, işsizliğin ve
taşeron-geçici-güvencesiz işçiliğin belirsizliği
içinde, kapitalizmin sınıfsal ayrımından en sert
şekilde etkilenen grubu oluşturuyor. Son dönemde dünya
çapında gelişmekte olan işsizler hareketi ve
taşeron-güvencesiz işçilerin yükselen mücadelesi
alternatif sendika örgütlenmelerinin de bu konuya
yoğunlaşmasını beraberinde getirdi. [14]

Türkiye'de de bu konuya eğilen çeşitli sendikal
girişimler oldu. 90lı yılların sonunda, kuruluş
aşamasındaki toplantılarında anarşistlerin de yer
aldığı sendikasız-sigortasız çalışan işçiler ve
işsizlerle dayanışma amacıyla kurulan DABSEN buna
örnek olarak gösterilebilir. Ancak DABSEN, aradan
geçen yıllar boyunca küçük ve etkisiz bir girişim
olarak kalıp zorlama politik çabalarından bir sonuç
alamazken, birkaç yıl önce İstanbul-İkitelli'de 35
işçinin kurduğu Birleşik İşçi Sendikası-BİS, taşeron
PTT işçilerinin aylardır sürdürdükleri grev ve
direnişlerinin ateşleyicisi oldu. Küçük bir girişim
olmasına rağmen, BİS'in bir başka önemli bir yanı da
Türkiye'de fazla bilinmeyen bir kavramı, "taban
sendikacılığı"nı işçi hareketinin gündemine
sokmasıydı.

Anarşistler, Malatesta'nın deyimiyle "koyun gibi
peşlerinden gelen emekçiler yerine, kendi kaderine
kendileri karar veren zeki emekçiler"i her koşulda
tercih ederler. Bu anlamda anarşist hareketin sendikal
hareketle yegane buluşma noktası olarak
anarko-sendikal örgütlenmeleri görmek bir yanılgıdır.
Sınıf hareketini önemseyen anarşistlerin önemli bir
bölümü, "kendi denetimlerindeki"
kurumsallaşmış-bürokratik sendikal yapılar yerine
bürokratik olmayan, taban inisiyatifine dayalı
"otkökü/taban" sendikalardan yanadır.

İşyeri örgütlenmeleri günümüzdeki mücadele açısından
önemli olduğu kadar özgürlükçü ütopyalarımızın bir
parçası olarak da görülebilir. Sendikalar, pek çok
diğer özgürlükçü örgütlenme, komün, kooperatif vb.
gibi gelecekteki toplumun temel öğelerinden birisini
oluşturabilir.

ve... DEVRİM!

Sonuç olarak, bütün bunlar yaşamın içinden önerilerdir
ve mevcut ekonomik-politik sistemle ciddi bir
yüzleşmeyi hedeflemeyen, değişen koşullara göre
kendisini yeniden ve yeniden dönüştürmeyi beceremeyen
her yaklaşımın kaderi, konformist-reformizmin
dinlendirici rahatlığında tekdüzeleşmek olabilir. Öte
yandan, "devrimci umut"lar pek çoğumuzun yüzünde
alaycı birer tebessüm yaratan nostaljik hayaller
olarak kalsa da; umudumuzu kaybedersek her şeyimizi
kaybederiz.

"Devrim yeni grupların, yeni toplumsal kurumların,
yeni sosyal ilişkilerin yaratılmasıdır; ayrıcalıkların
ve tekellerin ortadan kaldırılmasıdır; halkın kendi
geleceği için doğrudan ve bilinçli eylemlerde
bulunarak maddi koşullarını ve moral düzeyini
yükseltmesi ve toplumsal yaşamı yenilemesi için
ihtiyaç duyulan yeni bir özgürlük, adalet ve kardeşlik
ruhudur. Devrim, tüm kamu hizmetlerinin, buralarda
çalışanlarca, kendilerinin ve halkın yararına yeniden
düzenlenmesidir. Devrim, tüm halk hizmetlerinin,
halkın ve bu hizmetleri verenlerin yararına
örgütlenmesidir; Devrim, tüm zorlayıcı bağların
ortadan kaldırılması; bölge, komün ve grupların
özerkliğidir; Devrim, bireysel ve kollektif çıkar ve
kardeşlik isteğinden, üretim ve savunma ihtiyacından
doğan özgür federasyondur; Devrim, insanlar arasında
var olan tüm farklı düşünce, istek ve beğenilere
dayanan sayısız özgür grubun oluşumudur; Devrim
herhangi bir yasama gücüne sahip olmaksızın, uzaktaki
ve yakındaki tüm insanların ilgi ve isteklerini
öğrenerek koordine eden, insanları bilgilendirerek,
onlara öneride bulunarak ve örnek olarak hareket eden
binlerce bölgesel, komünal, yöresel ve ulusal temsil
grubunun oluşması ve ayrışmasıdır. Devrim; olguların
potasında kanıtlanan özgürlüktür - ve özgürlük devam
ettiği sürece devrim de devam eder; yani başkaları,
halkın yorgunluğundan, abartılmış umutlarını izleyen
hayal kırıklığından, olası yanlışlardan ve insani
hatalardan faydalanarak askerlerce ya da paralı
askerlerce desteklenen bir güç oluşturmada başarılı
olup kanunlar yaparak hareketi ulaştığı yerde
durdurana kadar; ve ardından gericilik başlar." [15]

Yoksul mahallelerinden patlayıp dalga dalga tüm
kentlere yayılan... bir devrim aşkına! [16]

*******************************************************

DİPNOTLAR

1) Ve İsa, çarmıha gerilmek üzereyken ilk (ve son) kez
tanrısına isyan eder: "Elohim, elohim. Lama
sabaktani?" (Tanrım, tanrım. Beni niye bıraktın?)
2) "Böyle Buyurdu Zerdüşt", Friedrich Nietsche
3) Burada kullandığım "Bizler" söylemi bazı
anarşistlere yadırgatıcı gelebilir. Bu söylem,
anarşist hareketi ve tarihi bir bütün olarak algılayan
bir yaklaşımdan çok, anarşist hareketin genel
eğilimini betimlemek için kullanılmıştır. Kuşkusuz bu
söylem Bakunin'in "Ben, ben olmak istemiyorum, Ben
"biz" olmak istiyorum." deyişinde ifade edilen
düşünceyle, Stirner'in "Benim için benden öte hiçbir
şey yoktur." önermesi arasındaki yelpazede yer alan
anarşist düşüncenin zenginliğine ve çeşitliliğine
karşı değildir. Ayrıca, anarşizm içinde gerginlik
yaratmaktan başka bir işe yaramayan - üstelik artık
kendisini anarşist olarak da adlandırmayan -
Bookchin'in "sosyal anarşizm mi yaşamtarzı anarşizm
mi" tartışmasının, Makhno'nun yolundan giden
platformistlerin sekterliğinin ve bir o kadar da
Zerzan'ın ilkelci anarşizm kurgusunda geçen özgürlükçü
komünizm düşmanlığının uzağındadır.
4) "Çünkü tarihte hep öyle olmuştur; ya sağcı ya solcu
ya da ortanın hükümetleri olsun, yıkarsınız onları,
sonunda elinize ne geçer? Daha kötü bir hükümet. Eğer
böyle olmasaydı, dünya cennet olurdu." - Florentino
Monroy (Anarşinin Kısa Yazı, sayfa 283, Hans Magnus
Enzensberger, çeviren: Mehmet Aşçı, Ayrıntı Yayınları,
İstanbul, Şubat 1993)
5) Burdaki heteroseksist söylemim için kendimi teşhir
ve tenzih ederim!
6) 10 Ocak 2004 tarihli Vatan gazetesinin ilk sayfada
manşetten verdiği haber
7) Bazı belediyelerin 2004 mali yılı bütçeleri;
İstanbul Büyükşehir Belediyesi: 2 katrilyon 250
trilyon, İzmir Büyükşehir Belediyesi: 626 trilyon 844
milyar, Çankaya Belediyesi: 180 trilyon, Keçiören
Belediyesi: 62 trilyon.
8) Platon, felsefe tarihinde oldukça meşhur olan bu
mağara benzetmesini, özet olarak şöyle bir dekor
içinde aktarır: "Bazı insanlar karanlık bir mağarada,
doğdukları günden beri mağaranın kapısına arkaları
dönük olarak oturmaya mahkumdurlar. Başlarını da
arkaya çeviremeyen bu insanlar, mağaranın kapısından
içeri giren ışığın aydınlattığı karşı duvarda, kapının
önünden geçen başka insanların ve taşıdıkları şeylerin
gölgelerini izlemektedirler. İçlerinden biri kurtulur
ve dışarı çıkıp gölgelerin asıl kaynağını görür ve
tekrar içeri girip gördüklerini anlatmaya başlar ama
içerdekileri, duvarda gördüklerinin zâhiri olduğuna ve
gerçeğin mağaranın dışında cereyan etmekte olduğuna
inandırması imkansızdır." - Attilâ Tözün
9) Klasik bi "makale cümlesi" oldu, kusuruma
bakmayın...
10) 2003 yılı sonlarında, sadece Barselona'daki işgal
evlerinin sayısının yüze yaklaştığı söyleniyordu.
Kentte 2003 Ekim ayı başında, işgal evleri hareketinin
gerçekleştirdiği etkinliklere binlerce kişi katıldı.
11) Bu başlık vesilesiyle Kropotkin'in "Tarlalar,
Fabrikalar ve Atölyeler" isimli kitabını anımsatmadan
geçmek istemem.
12) "Proudhon'un ve Bakunin'in Toplum Tasarımlarında
Endüstriyel Yapı", Mehmet Aslanoğlu, Uludağ
Üniversitesi - İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
Dergisi 9. sayı
13) Buna örnek olarak, çeşitli bağımsız grup ve
inisiyatiflerin geliştirdiği üretim-tüketim
kooperatifleri verilebilir. Ankara’da yaşayan
anarşistler de -bu anlamda çok başarılı olduğu
söylenemese de- birkaç yıl süren Karagün Kooperatifi
deneyimini gerçekleştirmişlerdi.
14) Ekim 2003 başında Barselona'da gerçekleştirilen
Avrupa Alternatif Sendikalar toplantısında bu konu
gündemin ilk maddelerinden birisini oluşturuyordu.
15) "Umanita Nova, 2 Eylül 1921", Errico Malatesta.
(Errico Malatesta - Hayatı ve Fikirleri, sayfa 134,
derleyen: Vernon Richards, çeviren: Zühal Kiraz, Kaos
Yayınları, İstanbul, Mayıs 1999)
16) "Şehir plancılarının devri kapandıktan sonra, sıra
sefalet mahallelerinin ve gettoların yeraltı
insanlarına gelecek. Yatakhane şehirlerin
ayrıcalıkları, sadece yıkmayı biliyorlar. Yeraltı
insanlarının bunlarla karşılaşmasından çok şey
umulabilir: Devrim, bu karşılaşmadır." Internationale
Situationniste, sayı: 6, 1961



*******
*******
****** A-Infos Haber Servisi ******
Anarşistlerle ilgili ve anarşistleri ilgilendiren haberler
******
TALİMATLAR: lists@ainfos.ca
YANITLAR: a-infos-d@ainfos.ca
YARDIM: a-infos-org@ainfos.ca
WWW: http://www.ainfos.ca/
BİLGİ: http://www.ainfos.ca/org

-A-infos'tan tek dilde ileti almak için lists@ainfos.ca'ya aşağıdaki mesajı gönderin:
unsubscribe a-infos
subscribe a-infos-X
X = en, ca, de, fr, it, pt, vb. (yani, dil kodudur)

A-Infos Information Center