A - I n f o s
a multi-lingual news service by, for, and about anarchists **

News in all languages
Last 40 posts (Homepage) Last two weeks' posts

The last 100 posts, according to language
Castellano_ Català_ Deutsch_ Nederlands_ English_ Français_ Italiano_ Polski_ Português_ Russkyi_ Suomi_ Svenska_ Türkçe_ The.Supplement
First few lines of all posts of last 24 hours || of past 30 days | of 2002 | of 2003 | of 2004

Syndication Of A-Infos - including RDF | How to Syndicate A-Infos
Subscribe to the a-infos newsgroups
{Info on A-Infos}

(tr) kara mecmuA #10 - Küba’da anarşizm, bir hareketin tarihi

From Worker <a-infos-tr@ainfos.ca>
Date Tue, 17 Feb 2004 15:53:59 +0100 (CET)


________________________________________________
A - I N F O S H A B E R S E R V İ S İ
http://www.ainfos.ca/
http://ainfos.ca/index24.html
________________________________________________

(Frank Fernandez - çeviri: Alp Piroğlu)
Küba’da anarşizm
bir hareketin tarihi

Bu çalışma özgürlükçü düşüncenin Küba halkı üzerindeki
etkilerine genel bir bakış içermektedir. Kübalı
anarşistlerin özgürlüğü savunmak ve toplumun alt
tabakaları için yüz yıldan uzun süren mücadele ve
fedakarlık dolu tarihlerini anlatmaktır bu yazının
amacı. Toplumsal ve sendikal mücadelelerde anarşistler
vazgeçilmez bir öneme sahipti. Herhangi bir kaynaktan,
yardım ve korumadan yoksun, unutulmuş ve kıstırılmış
bir grup kadın ve erkeğin, yalnızca emekçi sınıfın
değil tüm Küba halkının tarihini derinden etkileyişini
kısaca gözden geçireceğiz. Bu insanlar kesinlikle Küba
proletaryasının öncüleriydiler.

1. Sömürge dönemi ve ayrılıkçılık
Pierre Joseph Proudhon’un fikirleri onu 19. yüzyılın
en önemli düşünürlerinden biri haline getirdi,
ekonomik teorileri Avrupa’da büyük yankı uyandırdı ve
Küba anarşizmi üzerinde de kesin etkiler bıraktı.
Kuşkusuz en önemli anarşist teorisyenlerden biri olan
Proudhon’un adadaki ilerici zanaatkarlar ve işçiler
arasında takipçileri vardı. 1857 yılında Küba’da ilk
‘ortakçı’ (Proudhoncu) topluluk kuruldu. Proudhon’un
düşüncelerinin tam anlamıyla kök vermesi ise 1865’de
Saturnine Martinez’in kurduğu haftalık La Aurora’nın
yayına başlamasıyla gerçekleşti. Bu dönemde puro
üreticilerinin, dizgicilerin, maaşlı işçilerin ve
zanaatkarların ilk ‘özgür birlik’leri bu dönemde
oluşturuldu. Küba, diğer bir çok şeyin yanı sıra
bölgesel merkezlerin, okulların, sağlık tesislerinin
ve karşılıklı yardımlaşma birliklerinin oluşturulması
konularına Proudhon’a çok şey borçludur.
Kübalıların İspanya’dan ayrılmak için ilk
başkaldırıları On Yıl Savaşları (1868-1878) olarak
anılan dönemde gerçekleşti ve başarısızlığa uğradı.
Tütün endüstrisindeki bazı anarşist unsurlar da bu
mücadeleye katıldı. Vincente Garcia ve Salvador
Cisneros Betancourt savaşın gidişatı konusunda önemli
rol oynadılar, her ikisi de Proudhon’un federalizmine
sempati duyuyordu. Bu olaylar Avrupa’da devrimci
düşünceleri nedeniyle baskı gören ve adaya sürgün
edilmiş bazı İspanyol yoldaşlardan da esinlenerek,
dayanışma içinde gerçekleşti.
Bu yıllarda Fransa, İtalya, İspanya ve Rusya’daki işçi
ve köylüler arasında anarşist düşünce kesin bir etkiye
sahipti. En ünlü eylemci ve örgütçü, dönemin bir diğer
önemli figürü olan Mikhail Bakunin’dir. 1876’daki
ölümüne rağmen düşünceleri ve açtığı tartışmalar
Avrupa’da şaşırtıcı bir canlılıkla dolaşmaya ve kök
salmaya devam etti. Sosyalist Devrimci İttifak (1864),
Enternasyonal Sosyalist Demokratik İttifak (1.
Enternasyonal, 1868) ve Bakunin’in yazdığı İlkeler
Deklarasyonu, Proudhon’un işçi örgütlenmesi üzerine
düşüncelerini idrak etmiş olan Küba’daki devrimci
unsurları kesin biçimde etkiledi ve Bakunin’in yeni
düşünceleri Proudhon’un emekçi sınıfı hakkındaki
teorileri ile birleşti. Kübalı işçiler sınıf bilincini
edinmeye başlamıştı.
1885’in sonlarına doğru Küba anarşizminin en prestijli
figürü sahneye çıktı. Enrique Roig de San Martin
haftalık El Productor’u yayınlamaya başladı ve Küba
proletaryasının yeni teorisyeni ve örgütleyicisi
konumuna geldi. 1880’lerin sonlarında yapılan
grevlerin hepsi anarşistler tarafından başlatılmıştı
ve El Productor tarafından örgütlenmişti. Bu yayın ve
Roig de San Martin, Bakuninci etkilerin ağır bastığı
İşçilerin Birliği adlı devrimci bir örgütün
kurulmasına da önayak oldular.
İşçilerin Birliği, Amerika’daki iki tütün endüstrisi
merkezinde, Tampa ve Key West’de güçlü bir destek
buldu. 1887’de Havana’da Tütün İşçileri Federasyonu
ilk kez bir araya geldi, bu federasyon daha sonraları
Tütün İşçileri Sendikası adını aldı ve bu iş kolunda
çalışan neredeyse bütün işçileri içeriyordu. Tampa ve
Key West de mücadeleye katıldı. Bu iki küçük Amerikan
kentinde belli başlı eylemciler Enrique Messonier ve
Enrique Creci’ydi, bunların dışında Leal, Segura ve
Palomino gibi anarşist eylemciler de sayılabilir.
1889’da Key West’de genel grev ilan edildi ve 1890’ın
ilk günlerinde işçilerin zaferiyle sonuçlandı.
Havana’da İşçilerin Birliği ve Kübalı işçiler greve
destek verdiler, Roig de San Martin’in ölümüne rağmen
El Productor işçileri cesaretlendirmeye ve motive
etmeye devam etti.
Küba bağımsızlık hareketi, Florida kıyılarında da
bağımsızlık mücadelesine hazırlanıyordu. Bağımsızlık
yanlısı partizanlar, anarşistler ve emperyalist
İspanya’nın tüm düşmanları için Tampa ve Key West
gerçek birer kaleydi. Bu yıllarda sömürgeci güçlere
karşı mücadelenin yurtsever lideri Jose Marti’nin
örgütlediği militanların büyük çoğunluğunu iyi
organize olmuş Kübalı göçmen grupları oluşturuyordu.
Buna rağmen tütün endüstrisi alanında örgütlenen
anarşistler Küba sorunu hakkında toplumcu ve
enternasyonal bir bakış açısına sahipti. Marti onlarla
görüşmeler yaptı ve ayrılıkçı saflara çekmek için
toplumsal atmosferde anarşistlere yönelik bazı taviz
ve taahhütlerde bulundu. Anarşistler, ikna gücünün ve
hitap yeteneğinin etkisiyle Marti’nin devrimci
klüplerine gidip gelmeye başladılar. Creci, Messonier,
Rivero y Rivero, Sorondo, Rivera Montessori, Blanco,
Blaino ve Segura gibi birçokları özgürlük ve toplumsal
adalet ideallerinden feragat etmeksizin Marti’nin
bağımsızlık hareketine katıldılar.
Anarşistlerin Marti’ye verdikleri destek ve yardım hem
ahlaki, hem de politik ve ekonomik açıdan muazzamdı.
Marti daha sonraları çoğunluğunu “devrimci
sosyalist/toplumcu” -1886’da trajik Haymarket
olaylarında bir grup anarşist sendikacının bir
bombalama olayına karıştıkları iftirasıyla idam
edilmesinden sonra anarşistler için kullanılan bir
deyim- sendikalı, sürgün edilmiş tütün işçilerinin
oluşturduğu bir devrimci parti kurdu.
1890 1 Mayıs’ı Havana’da İşçilerin Birliği tarafından
Chicago’da idam edilenlerin anısına düzenlenen bir
yürüyüş ile kutlandı. 1891’de bir kongre için çağrı
yapıldı ve 1892’de anarşistler ilk Küba Bölgesel
Kongresini düzenlediler. Kongrede Küba işçi sınıfına
“devrimci toplumcu” saflara ve Marti’nin ilan ettiği
bağımsızlık yoluna katılmaları yönünde çağrı yapıldı
ve kongrenin bitiminde okunan bir “Manifesto”da tarihe
geçen şu cümle vardı: “Halkın ortak kurtuluşuna
karşılık bireysel serbestliği amaçlamak anlamsızdır.”
İspanyol yönetim kongreyi yasakladı, anarşist
yayınların dağıtımını engelledi ve İşçilerin
Birliği’ni yasadışı ilan etti. Kongre katılımcılarının
bir çoğunu hapsetti veya sürgüne gönderdi.
Marti tarafından örgütlenen bağımsızlık savaşı 1895
Şubat’ında patlak verdi. Anarşistler de özgürlük
mücadelesine katıldılar, aralarından Enrique Creci
1896’da bir çatışmada yaşamını yitirdi. Marti’nin
anarşistlere verdiği sözler ve toplumsal harita da
kendisiyle birlikte ortadan kayboldu, Küba
bağımsızlığının önderi 1895 Mayıs’ında İspanyol
ordusuyla girdiği bir çatışma sırasında hayatını
kaybetti. Savaş 1898’de ABD’nin müdahalesi ve
İspanya’nın yenilgisiyle sona erdi. Bu dönemde
anarşistler, sürgünde ve Küba’da durmaksızın fonlar
oluşturuyor, mücadeleyi destekliyor ve bunlara ek
olarak Amerika ve Avrupa’daki anarşist çevrelerde
kampanyalar düzenliyorlardı. İki genç anarşist savaşa
katıldı: Orestes Ferrara ve Federico Falco. 1897’de
İtalyan anarşist Angiolillo tarafından ve Paris’teki
Kübalı göçmenlerin temsilcisi olan Porto Rikolu bir
doktor olan Emeterio Betances’in doğrudan katılımıyla
İtalyan anarşist Angiolillo’nun İspanya başbakanı
Canovas del Castillo’ya bir suikast düzenleyerek
öldürmesi İspanya’nın savaşı kaybetmesindeki en önemli
faktörlerden biriydi. Canovas Küba’ya karşı sistematik
bir imha savaşı ilan etmişti, “isyan bastırılacak, son
adama kadar ve son pesetaya kadar” diyordu. Avrupa
emperyalizminin ve sömürgeciliğinin altın çağında,
kendi halklarına kurdukları baskı ile yetinmeyip az
gelişmiş ülkeleri de hakimiyetleri altına alan
imparatorların, kralların ve politikacıların
oluşturduğu seçkin zümreye ait biriydi. Nüfuzu ve
itibarı yalnızca Vatikan’da değil
Avusturya-Macaristan, Rus ve Alman imparatorlukları ve
hatta paranın ve gücün yüksek döngüleri sayesinde
İngiltere, Fransa ve İtalya’da da geçerliydi ve tüm bu
ülkeler Canovas’ın Küba’ya yönelik baskı politikasını
onaylıyorlardı.
Canovas’ın yaşamına son veren üç kurşun, onun Küba
üzerindeki insanlık dışı taktiklerinin de sonu oldu.
Yerine atanan Mateo Sagasta İspanya ve Avrupa’daki
emsalleri arasında pek saygı ve sempati duyulmayan,
zayıf ve beceriksiz bir politikacıydı. ABD’ye yönelik
taviz veren politikaları yeni Amerikan emperyalizminin
provokasyonlarının yolunu açtı. İspanyol imparatorluğu
sona erdi. Avrupa’da ise konuya dair tam bir
ilgisizlik hakimdi.
1899’da ABD müdahalesi sırasında, anarşistler inşaat
işçileri birliğinde bir grev hazırlığındaydılar. Bu
grev vahşice bastırıldı ama yine de işçiler ücretlerde
küçük bir artış elde ettiler. Abelardo Saaverda ve
Adrian del Valle tarafından hazırlanan haftalık yayın
!Tierra! greve tam bir destek vermişti.

2. Birinci Cumhuriyet
İlk bağımsız Küba devleti döneminde önemli grevler
gerçekleştirildi: puro üreticileri, fırıncılar,
marangozlar, duvarcılar aynı sömürge döneminde olduğu
gibi baskı ve şiddete maruz kaldılar. Liberal veya
muhafazakar, cumhuriyeti yönetenler hiçbir zaman
“toplumsal sorunlarla” ilgilenmediler ve Marti’nin
verdiği “herkesle birlikte ve herkes için” sözünü
unuttular.
Meksika devrimi Kübalı işçiler ve yerliler üzerinde
ciddi bir etki yarattı; Richardo Flores Magdn’ın
yazıları ve Emiliano Zapata’nın silahları, ülkenin en
geniş endüstrisinde çalışan ve uzun zamandır kendi
hallerine terkedilmiş olan şeker kamışı işçilerinin
bilinçlenmesini sağladı. 1915’de edebi niteliği ile
anarşist mücadelenin bir destanı olan Cruces
Manifestosu (Manifesto De Cruces) yayınlandı:
“Çığlığımıza, kollarımızın gücüyle destek olmalıyız”
ve “Sessizlik onaylamaktır” gibi cümleler, bir grup
işçinin, adanın en önemli üretici gücü olmalarına
rağmen, nesilden nesile devredilen açlık ve sefalet
yerine daha iyi bir yaşam için hak iddia edişlerinin
açık birer ifadesidir. Aynı yıl içerisinde Las
Villas’da Köylü Federasyonu (Federacion Campesina de
Cuba) kuruldu. Kurucular arasında Fernafido Iglesias,
Laureano Otero, Manuel Lopez, Jose Lage, Benjamin
Janeiros, Luis Meneses, Santo Garos, Miguel Ripoll,
Francisco Baragoitia, Andres Fuentes, Tomas Rayon ve
Francisco Ramos vardı. ABD ve İspanya’daki şeker
şirketlerinin Küba’daki üretimden aslan payını
almalarıyla oluşan suistimale karşı anarşistler bir
dizi grev başlatmaya çalıştılar, fakat başkent
Havana’da başkan Garcia Menocal hükümeti tarafından
görevlendirilen jandarma ve askerlerin grevcilere
saldırarak bir kısmını öldürmesi sonucu başarısız
oldular. Bu dönem Kübalı özgürlükçülerin en aktif
olduğu dönemlerden biridir, 12 yıl sürmüş ve ancak
anarşist hareketin pek çok fedakar üyesinin fiziksel
tasfiyesiyle son bulmuştur. Bu dönemde özgürlükçü
yönelimleri olan bir çok düzenli periyodik yayın
çıkıyordu: La Batalla, Nuevos Rumbos, Espartaco, Via
Libre, Voz Rebelde, Solidaridad, Memorandum
Tipografico, El Boletin Tabacalero, ve tabii !Tierra!.
Fakat bu yayınları çıkarmakla uğraşanlar kısa süre
içinde sınır dışı edildi. Bu yayınlarda dönemin önemli
anarşist şahsiyetlerı birlikte çalıştılar, Marcelo
Salinas, Antonio Penichet, Manuel Ferro, Jesus
Iglesias, Ernesto Illas, Francisco Montanes, Pauline
Diez ve Adrian del Vale bunlardan sadece bir kaçı. Bir
kısmı Pyotr Kropotkin’in, Elisee Reclus’un fikirlerini
savunuyordu, diğer bir kısım anarşist Malatesta veya
Pietro Gori’ye yakındılar, Bazıları da Bakunin’in
geleneğini sahipleniyordu, fakat çoğunluk İspanyol
Ulusal İşçi Konfederasyonu’nda (Confederacion Nacional
del Trabajo - CNT) yeni filizlenen anarko
sendikalizmin takipçisiydi. 1922 yılında Matbaacılar
Sendikasından bir anarko sendikalist olan Alfredo
Lopez, ülkedeki mücadeleden yana sendikalarının, işçi
birliklerinin ve emek gruplarının bir araya geldiği
Havana İşçi Federasyonu’nun (Federacion Obrera de La
Habana – FOH) kurulmasını organize etti.Alfredo Lopez,
uzun soluklu bir toplumsal dönüşümün ilk adımlarını
attı; emek birliklerinin, özgürlükçü okulların, işçi
merkezlerinin, doğa derneklerinin ve Jose Marti Halk
Üniversitesi’nin (Universidad Popular Jose Marti)
kurulmasını organize etti. Bu sıkıntılı ve fırtınalı
yıllarda anarşistler, ekonomik kaynaklardan ve her
hangi bir destekten yoksun bir halde olmalarına rağmen
kırsalda ve kentlerde ülkedeki işçilerin büyük
çoğunluğunu bir araya getirdiler ve örgütlediler.
1925 yılında, Alfredo Lopez’in çabaları sonucu Havana,
Cienfuegos ve Camaguey’da düzenlenen üç işçi
kongresinin ardından tüm sendikalar, işçi birlikleri,
karşılıklı yardım organizasyonları, esnaf birlikleri
ve kardeşlik örgütleri için bir şemsiye örgütü olan
Küba Ulusal İşçi Konfederasyonu (Confederacion
Nacional Obrera de Cuba – CNOC) kuruldu: 128 kolektif
ve 200.000’den fazla işçi 160 delege ile temsil
ediliyordu. Lopez’in dışında Pascual Nunez, Bienvenido
Rego, Nicanor Tomas, Jose A. Govin, Domingo Rosado,
Florentino Pascual, Luis Trujeda, Pauline Diez,
Venancio Rodriguez, Rafael Serra, Antonio Penichet,
Margarito Iglesias ve Enrique Verona gibi önemli
katılımcılar vardı. CNOC içtüzüğündeki en önemli
maddelerden biri “seçimlere ait etkinliklerin kesin ve
kolektif reddi” idi. Bunun dışında klasik 8 saatlik iş
günü talebi, grev hakkı, yeni kurulan örgütün hiçbir
koşulda bürokratikleşmemesi yönünde oybirliğiyle
varılan mutabakat gibi emek örgütlenmesiyle ilgili
konular vardı.
Küba’nın yeni başkanı işçilerin politik tavırlarını
“pek vatansever” bulmayan, CNOC’a ve önde giden
militanlarına karşı amansız ve acımasız bir zulüm
politikası uygulayan ve tipik bir ‘Caudillo’ (ç.n.
falanjist diktatatör Franko’nun ünvanı) olan Gerardo
Machado idi, Machado alçakça demiryolu işçilerini
örgütleyen Enrique Verona’nın Fabrika İşçileri
Sendikası’nın sekreteri Margarito Iglesias’ın ve CNOC
genel sekreteri Alfredo Lopez’in katledilmeleri
emirini verdi. Bütün anarşist ve
anarko-sendikalistleri hapse gönderdi veya sınır dışı
etti. İstediği sendikaya veya esnaf birliğine
pençelerini geçirip yasadışı ilan edebiliyordu.
Machado sekiz yıl boyunca sürekli anarşistlerin
etkinliklerine saldırarak yeni kurulan Komünist
Parti’nin CNOC’un bileşenleri üzerinde bir güç olarak
ortaya çıkmasına olanak sağladı. Komünist Parti yıllar
sonra, rejiminin son dönemlerinde Machado ile bir
anlaşma bile imzaladı.
Machado’nun tüm bu şiddetli saldırılarına rağmen
anarşistlerin 1924’de Küba Anarşist Grupları
Federasyonu (Federacion de Grupos Anarquistas de Cuba
- FGAC) adında yeni bir örgütlenme içerisinde
toplanmalarına engel olamadı. FGAC grevler örgütledi,
propaganda çalışmaları yaptı ve Küba tarihinin en
karışık ve kanlı dönemlerinden birinin şiddetine ve
kargaşasına şahit oldu. Machado’nun tiranlığı 12
Ağustos 1933’e kadar sürdü, önce Nakliyat
Sendikası’nın ardından Otomobil İşçileri Sendikası’nın
anarşist bileşenleri tarafından örgütlenen ve son
dönemde halk kitlelerinin katılımıyla sürdürülen bir
genel grev sonucu Machado rejimi devrildi.
Bu zafere rağmen anarşistler için pek iyi bir dönem
değildi, Machado hükümetinin despot uygulamaları
sonucu kötü darbeler aldılar. En önemli düşünürleri ve
eylemcileri ya devlet baskısının kurbanı oldu ya da
sınır dışı edildi. Machado’nun devrilmesinin ardından
Komünistler kaybolan etkilerini geri kazanmak için bir
manevra yaparak anarşistlere şiddetli bir şekilde
saldırmaya başladılar. Bunun akabinde 4 Eylül 1933’de
geçici hükümete karşı bir darbe gerçekleştiğinde
komünistler darbe liderlerinden birinin, Albay
Pulgencio Batista’nın resmi desteğini almaya çalışmak
gibi bir strateji izlediler. Bu entrika daha sonraları
“Halk Cephesi” olarak anıldı.
Yeniden toparlanma ve örgütlenme sürecinde anarşistler
Batista’ya karşı oluşan devrimci muhalefetle birlikte
hareket etmeye başladılar ve tecrübeli militanların
çoğu, komünistlerin baş düşmanı Antonio Guiteras’ın
önderliğindeki sosyalist Genç Küba (Jovan Cuba)
örgütüne katıldılar. Bu sefer baskı Komünist Parti’nin
yardımlarıyla 1935 Mart’ındaki grevi engelleyen Albay
Batista’dan geldi. Bu grevin engellenmesi
anarşistlerin toparlanma döneminde aldığı en ağır
darbe oldu.
Haziran 1936’da İspanya İç Savaşı ve devrimin patlak
vermesiyle birlikte Kübalı anarşistler İspanyol
halkına destek olmak için harekete geçti ve CNT-FAI
içindeki İspanyol yoldaşları için maddi destek, ilaç
ve silah yardımında bulunmak üzere Havana’da
Enternasyonal Anti-Faşist Dayanışma (Solidaridad
Internacional Anti-Fascista - SIA) kuruldu. İspanya’da
İç Savaş sırasında, anarşist birlikler içinde yer alan
bir çok Kübalı ideallerini savunurken yaşamını
yitirdi. İspanya’daki çatışmalar bittikten sonra
Kübalılar bir çok İspanyol yoldaşlarıyla beraber
Küba’ya döndüler ve yine sıkıntı içindeki militanlar
için maddi destek oluşturuldu.
1939’da Moskova’nın direktiflerini uygulayan Küba
Komünist Partisi, artık General olan fakat ardındaki
halk desteğini tümüyle yitiren Batista ile bir anlaşma
yaptı ve bunun karşılığında Batista yeni kurulan ve
ülkedeki tüm toplumsal grupları kapsayan Küba İşçileri
Konfederasyonu’nun (Confederacion de Trabajadores de
Cuba – CTC) yönetimini Komünist Parti’ye verdi. Bu
yıllarda Küba işçi hareketi Batista’nın talimatlarıyla
legalleşti ve Komünistlerin kontrolüne girdi.
Anarşistler ise bu dönemde 30’lardan arda kalan
anarşistlerin ve anarko-sendikalistlerin bir araya
gelebilmeleri için Küba Özgürlükçü Birliğini
(Associacion Libertaria de Cuba - ALC) kurdular.
3. İkinci Cumhuriyet
1940’ta kurulan ikinci Küba Cumhuriyeti, yeni bir
cumhuriyetçi dönemin başlangıcı oldu. Bu dönem Küba
tarihinde ilk defa toplumsal konularla devlet eliyle
uğraşılmasını ve daha önceki rejimlerin hatalarını ve
ihmallerini düzeltmek yönünde bir çabayı temsil
ediyordu. Toplum hayatındaki tüm alanlarda ve
sınıflarda iki nesil boyunca süren çabasın karşılığı
olan bu Küba Magna-Carta’sı modern ve ilerici bir
dokümandı. Bu dönemde politik, toplumsal, tarımsal,
yerel ve emekle ilgili bir dizi sorunla detaylı olarak
ilgilenildi. 1940 yapılanması tartışmasız iyi
tasarlanmış bir dokümandı, geriye kalan bunu pratiğe
uygulamaktı.
1940’ların ilk yıllarında özgürlükçüler ALC içerisinde
örgütlendiler. Arkalarındaki halk desteğinin temelini
1920’lerin başlarında sendikalarda son oldukça aktif
oldukları dönemden arta kalanlar oluşturuyordu.
Anarşistler devrimci ve yozlaşmamış geçmişlerinin
yansıttığı fedakarlık ve mücadele ruhları ile emekçi
sınıf içerisinde itibar kazandılar. Yeni kurulan
Özgürlükçü Gençler (Juventudes Libertarias) ile
sendikalarda ve öğrenciler arasında komünistlere
bıraktıkları alanları geri almak amacıyla genç militan
kadroları oluşturdular. Dahası, 1940 yapılanması 8
saatlik iş gününü tanımasına ve işçilere grev hakkı
vermesine rağmen bu alanları sıkı bir kontrol altına
almıştı. Bu durum CTC içerisindeki
anarko-sendikalistleri taleplerini korumak veya
tartışmaya açmak için militan eylem grupları
oluşturmaya zorladı.
Batista başkan seçildi ve komünist parti ile olan
işbirliğini sürdürdü, komünistlere bakanlık mevkileri,
maddi yardım ve Küba halkı üzerinde propagandalarını
oluşturmaları için medya desteği verildi. Komünistler
de hatırı sayılır bir dalkavuklukla onu “refahın
habercisi” olarak hitap ettiler ve bir kez daha
özgürlükçü ve devrimci sendikalizmin hedeflerine
ihanet ederek partide ve merkez yönetimini ellerinde
tuttukları CTC’nin sendikal alanlarında Batista’yla
işbirliği içerisinde çalıştılar.
Küba’nın bir sonraki başkanı Ramon Grau San Martin,
seçimleri kazandı ve 1944’de iktidara geldi.
Hükümetinin sosyal demokrat olacağı yönündeki
beklentiler nedeniyle halk radikal değişimler
bekliyordu. Gel gelelim Grau Komünistlerin
bakanlıklarına hiç dokunmadı, sadece Küba sendikal
hareketinde önemli bir değişim oldu. 1947 1 Mayıs’ında
Grau soğuk savaşın da zorlamaları sonucu Marksistleri
CTC’deki hiyerarşik mevkilerinden uzaklaştırdı. Fakat
ABD’nin baskılarına rağmen Komünist Parti’ye
dokunmadı. Anarşistler bu durumdan faydalanarak tüm
sendikalarda özgür seçimler talep ettiler ve bu sayede
saygı duyulan bir çok yoldaşları CTC’de farklı
mevkilere seçildi.
İtibarları ve adanmışlıkları sayesinde anarko
sendikalistler ulaştırma, gıda ve inşaat sektörlerinde
bir çok sendikada etkin olarak görev aldılar. Aynı
zamanda neredeyse bütün CTC sendikalarında militan
eylem grupları oluşturdular. Ayrıca bu yıllarda
anarşistler yoksul, topraksız, parasız köylülerin
katıldığı köylü birlikleri kurdular. Bu örgütlenme
çabaları daha çok, anarşistlerin eski kalesi olan,
kuzey kıyısındaki Camaguey civarında ve güneyde
anarşistlerin yıllarca özgür tarım kolektiflerini
kurduğu ve desteklediği Oriente’deki kahve üretim
bölgelerinde etkili oluyordu.
1948’de başkanlığı Carlos Prio Socarras devraldı ve
Grau gibi toplumsal ve sendikal alanlarda ılımlı bir
politika izledi. 1949’da CTC içinde yer alan
anarşistler uyuştukları CTC üyeleriyle ayrılıp
İşçilerin Genel Konfederasyonu (Confederacion General
de Trabajadores, CGT) adında yeni bir sendikal
federasyon oluşturmak için harekete geçtiler.
Amaçlanan, anarşist geleneği izleyerek devlet
tarafından işletilen CTC dışında işçilerin bağımsız
bir örgütlenmesi yaratmaktı; mamafih bu girişim
anarko-sendikalist düşüncelerin artan etkinliği
nedeniyle kategorik olarak karşı çıkan Çalışma
Bakanlığının baskıları sonucu başarısızlıkla
sonuçlandı. 1950’de Prio Komünist Parti’yi kapattı ve
bu parti Halkçı Sosyalist Parti (Partido Socialista
Popular, PSP) adını aldı. Bunun üzerine Komünistler
Batista ile yeni bir anlaşma yaptılar.
1952 Mart’ında Batista Küba’nın anayasal sistemini
ihlal ederek bir darbe yaptı. Komünistler bu fırsatı
değerlendirerek resmi bürokrasiye nüfuz ettiler. Buna
rağmen geçmişteki baskılarını kuramadılar. Soğuk
savaşın dorukta olduğu yıllardı ve Batista Marksist
müttefiklerine karşı ihtiyatlı olmalıydı. Muhalefet
güçleri içerisindeki iktidar boşluğunu doldurmak için,
Jesuistik eğitim almış ve burjuva kökenli muğlak bir
seçim yanlısı politikacı olan Fidel Castro, bir grup
genç devrimciyle birlikte Santiago de Cuba’daki
Moncada kışlasına saldırdı. Bu eylem kanlı bir
başarısızlıkla sonuçlandı; “devrimci” programlarının
ancak orta sınıf ve reformist bir karakteri ve sosyal
demokrat bir içeriği vardı. Castro ve yoldaşları
hapsedildiler ve birkaç ay sonra affedilerek
Meksika’ya gönderildiler. Batista’ya karşı muhalefet
daha da şiddetlendi ve tahmin edileceği gibi Batista
sert misillemelerle karşılık verdi.
1956’nın sonlarında Batista ve muhalefet arasında
kesin bir kutuplaşma vardı. Anarşist ALC diktatöre
karşı demokratik muhalefet güçleriyle birlik olmaya
karar verdi. Bu sene içinde, Castro Oriente’ye geldi
ve ertesi yıl bu bölgede dağlarda küçük bir gerilla
savaşı başlattı. Adanın görece daha önemli
şehirlerinde Castro’nun 26 Haziran Ha­reketi ve
politik cephesi devletin olağan baskılarıyla
sonuçlanan provokatif eylemler düzenleyen bir çok
taraftar kazandı. 1958’in son aylarında Batista
politik savaşı kaybetti ve asilere karşı güçle karşı
koyamaz bir duruma geldi. Castro politik açıdan daha
güçlü bir pozisyona ve muhalefetin temsilcisi konumuna
geldi. Toplumsal ve politik programı halen eskisi
gibiydi ve Batista’nın fiilen ortadan kaldırdığı1940
Yapılanmasına dayanıyordu. Komünistler daha önce
Batista’ya açıkça destek olmalarına ve birlikte
hareket etmelerine hatta Castro’ya saldırmalarına
rağmen pozisyonlarını değiştirdiler ve 1958
Ağustos’unda Castro ile bir anlaşma yaptılar. Nihayet
31 Aralık 1958’de Batista Küba’yı terk etti ve Küba
halkı için yeni bir tarihsel dönem başladı.

4. Castroizm ve sürgün
Anarşistler Batista’ya karşı yapılan mücadeleye
katıldılar. Bazıları Oriente’de ve Las Villas
bölgesinde Sierra del Escambray’da gerilla güçlerinde
yer aldılar, diğerleri ise kentlerde mücadeleye
katıldılar. Amaçları, Küba halkının geri kalanıyla
birlikte, Batista diktatörlüğünü ortadan kaldırmaktı.
Fakat Castro’ya hiçbir zaman tam anlamıyla
güvenmediler. Henüz 1956’da, Castro’yu totaliter
özellikleri olan, yukarıdan aşağı bir örgütlenmenin
lideri, potansiyel bir diktatör olarak görüyorlardı.
Castro demokratik muhalefetin sağlıksız
değerlendirmelerine göre bir süreliğine katlanılması
gereken bir belaydı; bu Batista’ya karşı muhalefetin
içinde varolan karmaşanın, parçalanmanın ve hatta
korkaklığın bir ürünüydü. Anarşistler, galip geleni
maniple etmeyi uman zamanın politik elitinden farklı
bir şekilde kavradılar Castro’yu ve onun devrimini.
1959’un başlarında devrimci hükümet Batista ile
işbirliğinde bulunan unsurları tasfiye etmek adı
altında, emekçi sı­nıf mücadelesine odaklanan anarko
sendikalistleri ve sosyal demokratları keyfi olarak
görevden aldı. Aslında bunların bir çoğu Batista
tarafından baskı görmüş ve hapsedilmişlerdi.
Özgürlükçüler (artık “devrimci” olarak anı­lan)
CTC’den uzaklaş­tırılmalarına rağmen emekçi sınıf
üzerindeki itibarlarında bir azalma olmadı. 1959’un
sonlarında devlet tarafından organize edilen bir
kongrede 26 Haziran Hareketi içindeki sendikalistler,
genel sekreterleri David Salvador ve Komünist
Parti’nin sendikalardaki üyeleriyle birlikte,
“demokratik geleneğe” uyarak örgütü “devrimin en büyük
lideri” Castro’nun temsil ettiği devlete teslim
ettiler.
Castro ne pahasına olursa olsun iktidarını sürdürme
kaygısıyla Sovyetler Birliği’ne yakınlaştı ve Küba’yı
Rusya için büyük bir şeker plantasyonu haline getirdi.
Bir asırdan uzun süren bir mücadele içerisindeki
kazanımlar, haklar ve talepler sonucunda, Kübalı
işçiler kanları pahasına, Marks’ın bir zamanlar
söylediği gibi “tarihin çöplüğü”ne hak kazandılar. Her
yere nüfuz eden despot devlet tek işveren ve toplumsal
lider konumuna geldi. 1961’de eski politik, ekonomik
ve toplumsal düzen tümüyle yerle bir oldu ve ada bir
Leninist sömürge ve büyük bir fabrika haline geldi.
1960’ların başlarında anarşistler Castro’ya karşı
çıktılar ve devlete karşı saldırgan tavırlar
sergilediler. El Libertario ve Solidaridad
Gastrdriomica gibi yayınları yasaklandı. Tek
seçenekleri yeraltına geçmek ve sürgüne gitmek oldu.
Yer altı direnişi döneminin iki dönemi vardı.
Bunlardan ilki Sendikal Eylem Hareketi’nin (Movimiento
de Accion Sindical, MAS) emekçileri ve halkı genel
olarak bilgilendirmek için çıkardığı Haftalık
Mesajımız (Nuestra Palabra Semanal) adlı yayının el
altından dağıtılması ile başladı. Mücadele Batista
döneminden çok daha sertti ve devletin misillemeleri
çok daha şiddetli oluyordu. Ne yazık ki bu yeni
mücadelenin başını özgürlükçülerle ortak hiçbir
noktaları olmayan Küba burjuvazisi ve ABD’deki
destekçileri çekiyordu. ABD Castro rejimini gerçekten
devirmek istemiyordu ve bu konudaki isteksizliğini
belli ediyordu, Küba burjuvazisi ise bu çapta bir
devrim teşebbüsüne hazırlıklı veya kadir değildi,
fakat her iki grup da oldukça güçlüydü ve bir çok
kaynağa sahipti. Küba halkı Komünist rejimi
kabullenmedi ve bir çoğu rejim karşıtı mücadeleye
katıldı. Anarşistler işçiler ve köylüler arasındaki
çalışmalarına ve kişisel fedakarlıklarına rağmen bütün
cephelerde başarısızlığa uğradılar.
İkinci dönem yasadışı veya destek örgütlenmesi
kanalıyla sürgünde geçti. 1961’de Castro kasırgasından
arta kalanların bir araya geldiği ve Küba’da kalan ALC
kalıntılarıyla kontak kurdukları Küba Liberter
Hareketi (Movimiento Libertario Cubano; MLC) ABD’de
kuruldu. Sayıca azdılar fakat Küba’nın özgürlüğü için
emekleri azımsanamayacak kadar önemliydi. Bu dönem
yoğun çalışmalarla geçti: propaganda, insanları adadan
kaçırmak için para toplamak ve Stalinist diktatörlüğe
karşı doğrudan eylem. 60’lar tamamen kişisel çabalara
dayanan bir mücadele vardı. El Gastronomice (Gıda
İşçisi) Miami’de yayınlanmaya başlandı ve dünyadaki
anarşistleri Castro’nun bazılarının zannettiği gibi
bir devrimci olmadığına, aksine bir despot olduğuna
ikna etmek için sürekli bir çaba harcandı. Kübalı
anarşistler çok çalışmak ve sabretmek zorundaydılar.
Manifestolar, yazılar, makaleler, broşürler ve
mektuplarla geçmişte zor anları birlikte paylaştıkları
yoldaşlarının dostluğuna başvurdular. İspanya, Fransa,
Meksika, Arjantin, Venezüella, Panama, Şili, İngiltere
ve ABD’de, nerdeyse dünyanın yarısında açıklamalar
yaptılar, fakat bazılarının yanlış inanışlarından
bazılarının ise ideolojik eğilimlerinden dolayı bu
çağrılara cevap verenler ve dayanışma gösterenler
azınlıktaydı. Dünyanın çeşitli bölgelerindeki
anarşistler ya durumu anlamıyordu ya da anlamazlıktan
geliyordu; Kübalı anarşistlerin çabaları sağırlar
diyaloğu haline geldi.
70’lerin ortalarında anarşist dünyada bazı değişimler
gözlenmeye başlandı, Kübalı liberterin etkisinden çok
Castro devriminin çekiciliğini yitirmesi sonucu
dünyada anti-otoriter çevrelerde görüşler hızla
değişmeye başladı. Castro birden halkına baskı
uygulayan Komünist bir diktatör olarak görülmeye
başlandı. Ama biraz geç olmuştu, çok değerli ve önemli
bir zaman dilimi kaybedilmişti. Bir çok anarşist
sürgüne yollanmış, değerli yoldaşlar kurban verilmiş,
engellenmiş, diğerleri ise adada yalnız başlarına
kalmışlardı, bazıları ise hapislerde halen çürüyordu.
Kübalı anarşistlerle uluslararası dayanışmanın
eksikliği daha sonraları “anarşizmin vicdan sorunu”
olarak anılmıştır.
Bu fenomen ancak Rus anarşistlerinin 1917’de
Bolşeviklerle olan ilişkisiyle ve WWII’da yer alan
Doğu Avrupalı yoldaşların bu tarihsel örneği ihmal
etmesiyle verdikleri zararla mukayese edilebilir.
Dayanışma ve ideolojik algılayıştaki eksikler Kübalı
anarşistlerin özgürlük mücadelesini durdurmadı. Yarım
yüzyıldan uzun süren mücadeledeki baskılar,
cinayetler, sürgünler ve hapis cezalarına rağmen bu
hareket hiçbir zaman Castro dönemindeki kadar etki ve
güç kaybetmemiştir. Komünistler görünüşte kazandı ama
Kübalı anarşistler bunu hala kabul etmiş değiller.
Aradan geçen yıllara rağmen mücadeleyi sürdürüyorlar
ve idealleri değişmedi, halklarını baskı altında tutan
despottan kurtuluşu yönündeki arzularından
vazgeçmediler.
Küba’da anarşistlerin özgürlük arayışının uzun bir
tarihi var. Erken dönemlerdeki emek mücadeleleri,
Küba’nın İspanya’dan bağımsızlığını almasındaki
rolleri, ABD müdahalelerine karşı çıkışları ve ilk iki
cumhuriyet döneminde toplumsal sorunlar konusundaki
kritik tavırları, mücadele ruhları ve Machado, Batista
ve Castro diktatörlüklerine karşı direnişleri. Sonuç
olarak bizi bu netameli dönemde bir arada tutan alt
edilemez inanç, mücadeleyi sonuna kadar sürdürmek için
güçlü bir destek sağlıyor.



*******
*******
****** A-Infos Haber Servisi ******
Anarşistlerle ilgili ve anarşistleri ilgilendiren haberler
******
TALİMATLAR: lists@ainfos.ca
YANITLAR: a-infos-d@ainfos.ca
YARDIM: a-infos-org@ainfos.ca
WWW: http://www.ainfos.ca/
BİLGİ: http://www.ainfos.ca/org

-A-infos'tan tek dilde ileti almak için lists@ainfos.ca'ya aşağıdaki mesajı gönderin:
unsubscribe a-infos
subscribe a-infos-X
X = en, ca, de, fr, it, pt, vb. (yani, dil kodudur)

A-Infos Information Center