A - I n f o s
a multi-lingual news service by, for, and about anarchists **

News in all languages
Last 40 posts (Homepage) Last two weeks' posts

The last 100 posts, according to language
Castellano_ Català_ Deutsch_ Nederlands_ English_ Français_ Italiano_ Polski_ Português_ Russkyi_ Suomi_ Svenska_ Türkçe_ The.Supplement
First few lines of all posts of last 24 hours || of past 30 days | of 2002 | of 2003 | of 2004

Syndication Of A-Infos - including RDF | How to Syndicate A-Infos
Subscribe to the a-infos newsgroups
{Info on A-Infos}

(tr) kara mecmuA #10 - sadece söylediğim şeyleri eleştirebilirsiniz

From Worker <a-infos-tr@ainfos.ca>
Date Tue, 17 Feb 2004 15:28:15 +0100 (CET)


________________________________________________
A - I N F O S H A B E R S E R V İ S İ
http://www.ainfos.ca/
http://ainfos.ca/index24.html
________________________________________________

(Ahmet Arslaner)
sadece söylediğim şeyleri eleştirebilirsiniz.

mecmuA’nın 8. sayısında çıkmış olan Defne Sandalcı’nın
Arzuhal’ine zaten bir şekilde yanıt verme isteği duyar
iken A-infos’a 9. sayıda yayınlanan ‘anti-amerikanizm
mi? evet!’ Yazısına eleştiriler gelmeye başlayınca
eleştirilere karşı toplu bir yanıt vermek için oturup
yazma hususunda gerekli koşullar oluşmuş oldu. Ancak
hem iki konunun doğal bağlantısı hem de tartışan
tarafların yaklaşımları nedeniyle
siyonizm/anti-siyonizm ve anti-amerikanizm konularını
birlikte ele almaya çalışacağım.
Burada tartışmaya başlamadan önce tartışmaya temel
olan kavramları kısaca kendimce bir sözlük düzeni
içinde tanımlamam gerekiyor aksi halde kimin kılıcını
nereye vurduğunu bilmediğimiz bir kör dövüşüne gark
olma ihtimalimiz çok yüksek.
Siyonizm: Kökleri daha eskide olmasına karşın 19.
yüzyıl sonlarında genel olarak dünyada ve özel olarak
da Avrupa’da imparatorlukların çözülüşü,
milliyetçiliğin güçlenmesi beraberinde yeni
milliyetçi-hristiyan ideolojilerin canlanmasını da
getirdi. Buna paralel olarak anti-semitizm her
milliyetçi ideolojinin bir “ulusal düşman” bulma
ihtiyacına “işlevsel” bir karşılık oldu. Yahudiler
üzerinde baskıların iyiden iyiye arttığı bir dönemde
(ünlü Dreyfus davası gibi) “tüm dünyaya yayılmış olan
yahudileri birleştirerek bir ulus haline getirmek ve
onlara yaşanacak bir yurt bulmak” olarak
özetlenebilecek olan ütopya Siyonizm doğdu. Bu
konjonktür içinde mazlum olanın ütopyası olması
babında ünlü bir çok entellektüeli de etkileyen (Kafka
vb... tam da bu noktada Kürt sorunundan oldukça
etkilenen Chomsky’i de anmak isterim) bu düşünce
hedefini bir ulus olma ve bir yurda sahip olma olarak
koyunca daha baştan ulus devlet örgüsünü zaten hiç
dışlamamış (hatta açıkça beyan etmiş) ve sonuçta da bu
varması gereken yere vararak ütopyanın gerçekleşmesi
ile birlikte İsrail devletinin bugünkü resmi
ideolojisi haline gelmiştir. Yahudi topluluklarının
geçmişteki mazlum olma hali dışta bırakılarak bir akıl
yürütme yapılacak olursa İsrail milliyetçiliğinin
olduğu kadar devletinin de resmi ideolojisi olan
Siyonizm’in, tüm Türk kavimlerinin eski anavatanları
orta Asya’yı da içine alacak şekilde birleşmelerini ve
bir Turan Ülkesi kurmalarını hayal eden Turancılık
(Turanizm) ile Ermenilerin göçe zorlanma ve etnik
temizlik sonucu Anadolu topraklarında temelden bozulan
demografik yapılarının yeniden tesisi için Doğu
Anadolu ve Kafkasya’da kurulacak Büyük Ermenistan
devletini hayal eden Araratizmi hatta dört parça
“sömürge” Kürt toprağını birleştirecek olan ‘Birleşik
Kürdistan’ ütopyası arasında temel bir fark
görmüyorum. Bu tip örnekleri pan-islavizm, Arap Baas
milliyetçiliği, “Müslüman Kardeşler” ideolojisi,
Vahabizm vb. içinde sınırlı ve tanımlı bir tür
enternasyonal dayanışma ütopyaları barındırdığı gibi
aslında bir tür ‘üst milliyetçilik’ ideolojisi olan
buna benzer ideolojilerle de çoğaltabiliriz.
Anti Siyonizm: Genel olarak İsrail Devletinin orta
doğuda genişleme özel olarak da Batı Şeria ve Gazze
şeridinde yeni yahudi yerleşim birimleri oluşturmak,
arapları göçe zorlamak ya da izole edilmiş kamplarda
yaşamaya mahkum etmek şeklinde özetlenen demografik
yapıyı temelden değiştirme politikalarına karşı çıkan
genel politik akım. Bu akımının içinde günümüzün
radikal islamcı akımlarından, solcu akımlara, arap
milliyetçisi akımlara, İsrail içindeki anti-militarist
savaş karşıtı akımlarla birlikte içinde bazı dindar
yahudilerin ve entellektüellerin de (ünlü fizikçi
A.Einstein vb.) yeraldığı kökeni Siyonizmin doğuşu ile
eşzamanlı olan hatta bugün İsrail’de bazı siyasal
partiler ve cemiyetlere kadar çeşitli akımların içinde
mütalaa edilebileceği (her kesimin Siyonizm’den
anladıklarının farklı olduğunu da belirtelim) geniş
bir yelpazenin oluşturduğu akım.
Anti-Semitizm: Kökenleri Eski Roma döneminde olmakla
birlikte 19. yüzyılda telaffuz edilmeğe başlanan
yahudileri medeniyetin başına bela olarak gören, Ari
ırkının üstünlüğünü kabul eden Jorg Lanz von
Liebenfels vb. düşünürler tarafından formüle edilerek
sonradan Nazi ideolojisinin temel dayanağı haline
gelen ırkçı düşünce.
Amerikanizm: Amerika Birleşik Devletleri’nin
çıkarlarını küresel jeopolitik ve ekonomipolitik
zeminde asıl referans noktası olarak alan; Amerikan
kapitalizminin sosyo- ekonomik dinamiklerince sunulan,
yeniden üretilen hayat tarzını, ritüelleri ve kültürel
konseptlerini sorgulamaksızın kabul eden hatta onu
başkalarına öneren ABD içinde olduğu kadar ABD dışında
da kendine güçlü bir destek bulan bir tür misyonerlik
eğilimi.
Anti Amerikanizm :ABD’nin dünya üzerinde oynamak
istediği küresel imparatorluk rolüne farklı
noktalardan (milliyetçi, anti-emperyalist,
anti-kapitalist, anti-militarist ya da islamcı) itiraz
ederek karşı duruş sergileyen geniş bir yelpazede
etkilerini gösteren politik eğilim.
Şimdi gelelim eleştirileri yanıtlamaya...
Öncelikle Defne’nin Arzuhalinden başlamak istiyorum.
Siyonizm konusunda belli ki anlayışlarımız farklı. Ona
göre Siyonizme karşı çıkmak ona küfretmekle eşanlamlı
(bunu böyle kullananlar da yok değil). Şimdi Siyonizm
hakkında iyi şeyler düşünmüyorsanız ve bunu karşı
çıkılması gereken bir şey olarak alıyorsanız bu duruş
neden küfretmek olarak telakki ediliyor ki? Burada
nedense Siyonizm’e karşı olan tüm duruşların (islamcı,
solcu, hatta anarşist vb.) ortak bir paydada
eşitlenmesi çabası var gibi geldi bana. Şimdi eğer
Defne Siyonizmi Yahudiler açısından anlaşılır bularak
kendince tolere etme gereği duyuyorsa, hani bizim
‘koşulsuz olarak mazlumun yanında yer almaya’ karşı
olan eleştirilerimiz? Yüzyıllarca baskı gören ve
ikinci dünya savaşı sırasında Nazilerce planlı bir
soykırıma tabi tutulan Yahudi ırkının mazlumluğu
onların bugün kurduğu devletin katliamlarına moral
ideolojik-politik temeli oluşturan anlayışa karşı
çıkma hakkımızı elimizden alır mı? Kendi adıma
İsrailli sivil halkın intihar eylemleri karşısında
mağdur, mazlum ve masum olduklarını düşünmeme karşın
buradan Siyonizm hanesine bir artı koymak hiç aklıma
gelmedi. Tıpkı planlı bir baskı ve katliam
politikalarına tabi tutulan Filistin halkının çektiği
acıları anlıyor olmamın Filistin yönetimi ya da şiddet
kullanan radikal islamcı gruplar lehine herhangi bir
sempati kırıntısına sebep olmaması gibi. Benim
Defne’ye ve de 9. sayıdaki yazıma A-Infos’ta eleştiri
getiren arkadaşlara ortak iki sorum olacak: Birincisi;
Siyonizme karşı olmanın Anti-Semitist olmayı (örtük ya
da açık) içerdiğini ya da gerektirdiğini nasıl
anladınız? Bunun mantıklı bir izahı varsa Siyonizm
hakkındaki görüşlerimi hemen değiştirmeye hazırım.
İkincisi; Bundan yüzyıl önce milliyetçi bir ütopya
(bir ulus-devlet yaratma projesi) olarak ortaya atılan
Siyonizm ile bugün İsrail’de iktidarda olan ve resmi
devlet ideolojisi / politikası haline gelmiş Siyonizm
aynı şey mi?
Eğer Siyonizm bu kadar masum idiyse sizlerin bugün
İsrail’deki Siyonizme karşı mücadele eden yerli
siyasal/sivil örgütlenmeleri, hatta bir kısım din
adamlarını da öncelikle buna ikna etmeniz gerekiyor.
Öncelikle şuna inanıyorum ki; Aynı zamanda bir iktidar
sorunu olan her ulusal sorunun nedeni bir başka
önceden çözülmüş bir başka ulusal sorundur ve yine her
ulusal sorunun çözümü yepyeni bir ulusal sorunun
başlangıcıdır. Bu bakımdan anti-emperyalist,
anti-sömürgeci, anti-şovenist, anti-siyonist,
anti-kemalist vb. duruşlar daha başından sınırları
belli olmakla bütünsel tahakküm ilişkilerini tek
başlarına açıklamakta yetersiz kalırlar. Ancak kendi
duruşumu emperyalizme, sömürgeciliğe, şovenizme,
siyonizme, kemalizme vb. karşı mücadele etmek üzerine
belirlememiş olmam tüm bunlara karşı olmadığım
anlamına gelmez. Çünkü yaşamda karşı olunacak tahakküm
biçimleri saymakla bitmeyecek kadar çoktur. Karşı
olduğunuz şeylerden birini saymadığınızda bundan onun
tarafına düştüğünüz anlamı kolaylıkla çıkabilir. Bu
bakımdan özgürlükçü bir önyargıya sahip olarak dünyayı
ve olayları ele alırsanız temelde bir hedefiniz
olacaktır ki o da tahakkümdür ve o her yerdedir (tıpkı
tanrı gibi!).
Mecmu-A 9. sayıda yayınlanan ‘Anti-Amerikanizm mi?
Evet!’ yazısından nasıl olup da bu yazının
milliyetçilik koktuğu ya da A-infos’ta eleştiri
getiren bir arkadaşımızın dediği gibi “Amerikalı
yoldaşlarımızı bile hedef aldığı” mantığı çıkarılıyor
anlamış değilim. Ayrıca yine bir arkadaşımız yukarıda
sözünü ettiğim “siyonizm/anti-semitizm denklemi
konusundaki gayretkeşliği” anti-amerikanizm konusunda
da yapıyor ve o yazıdan (ezen/ezilen) hiçbir ayırım
yapılmadan tüm Amerikalılara karşı olunduğu sonucunu
çıkararak yapıyor ve eğer ille de bir ülkeye karşı
olunacaksa o halde Türkiye’ye karşı olunması
tavsiyesinde bulunuyor. Benim yazımla
karşılaştırılmayacak kadar fazla politik ve sistem içi
bir talep ya da tavsiye. “Anti amerikanizm mi? Evet!”
zaten tartışma açmaya çalışan, Amerikan kapitalizminin
toplumsal yapısının ve militarizminin yeniden üretim
mekanizmalarını çözümlemeye çalışan bir deneme idi. Ve
bu daha bitmemiş olup (yapılacak olan tartışmalarla
daha da derinleşerek devam edecek olan) yeni başlamış
olan bir tartışmadır.
Hangi ifademden ulus-devlet ile halkları
özdeşleştirdiğim anlamı çıkıyor da beni “suç dosyası
kabarık” Türkiye’ye karşı ajite etmeye çalışıyorsunuz
anlamış değilim!
Amerikalılar Arapları öldürüyormuş(!), ne yani
Arapları sadece Amerikalılar mı öldürüyor? İsrailliler
de Arapları öldürüyor. Araplar da İsrailleri
öldürüyor, Türkler Kürtleri, Kürtler de Türkleri
öldürüyor politik angajmanlarımızı bir yana bırakacak
olursak bunu açıklıkla ifade etmenin neresi yanlış?
Hatta... Amerikalılar Afganlıları da öldürüyorlar,
Vietnamlıları da öldürdüler, Şu an Iraklıları
öldürmekle meşguller. Amerikalılar sadece yabancıları
öldürmüyorlar Amerikalılar Amerikalıları da
öldürüyorlar. Neden? Belki daha az Amerikalı oldukları
için, belki beyaz olmadıkları için, belki evsiz
oldukları ve vergi mükellefi, seçmen vb. kimliklere
sahip olmadıkları için. Belki de dünyada şiddetin ve
silahlanmanın en büyük oranda kitleselleştiği ülke
olduklarından birbirlerinin sinirlerine dokundukları
için Amerikalılar Amerikalıları öldürüyorlar. Hatta
Amerikalı çocuklar bile Amerikalı çocukları öldürüyor.
Bunlara dikkat çekmek istedim. Ama bu arkadaşımızın
eleştiri üslubu fazla politik geldi bana. Bu arkadaş
kendi söyleminde ezen/ezilen ayrımı yapmadığım iddiası
ile sol jargona yaklaşırken Türkiye’nin kabarık suç
dosyasından söz ederken AB insan hakları raporunu
okuyor gibi oldum. El insaf! benim yazım bu kadar sığ
mı ki, içeriğini bir kalemde unutup milliyetçi sağcı,
ırkçı, anti-semitist, solcu kültürel milliyetçi
olmakla eleştiriyorsunuz? Artı, olduğumu söylediğiniz
şeyler arasında da bir benzerlik tutarlılık yok. Ben
Amerikalı yoldaşlarımız dahil milliyetçi bir söylemle
tüm Amerikalılara karşı olduğum iddiasına karşı
Portland’dan geçtiğimiz aylarda Türkiye’yi ziyarete
gelerek savaş karşıtı gösterilere de birlikte
katıldığımız Amerikalı yoldaş Clayton’ı örnek vermek
isterim. Mecmu-A 9. sayıda Anti-Amerikanizm mi? Evet!
Başlıklı bir yazı yayınlandığını söylemiş ve dilim
döndüğü kadar yazıda nelere vurgu yapıldığını
anlatmaya çalışmış böylesi bir tartışmaya bir
Amerikalı olarak nasıl baktığını sormuştum. O da
gülümseyerek “bir kere bir tane Amerika yok herkesin
kendi Amerikası var. Amerika’da” demiş ve “Amerikanizm
deyince aklına resmi Amerikan değerlerini savunan
tutucu beyaz örgütlenmelerinin, Pentagon’un, Beyaz
Saray’ın, ırkçılığın, silahlanma lobiciliğinin,
emperyalizmin, militarizmin geldiğini, söylemiş bu
manada kendisinin de, anti-amerikancı olduğunun
söylenebileceğini” çekinmeden ifade etmişti. Şimdi
bunları benim uydurduğumu da iddia eden çıkabilir
tabii(!) Bu tip kavramlara takılan arkadaşlarımızın
biraz daha komplekssiz ve serin kanlı olmalarını
tavsiye edemeden yapamayacağım. Ayrıca yazıda
zikredilen Amerikanizm hep bir tarz, kültürel
sonuçları olan sosyo politik bir akım olarak
değerlendirilmiştir. Amerikanizmin semantik anlamı da
Amerikalılara karşı olmayı hiç içermez. Bir gönderme
yapacak olursak Amerikanizmin (Amerikancılık) bizdeki
karşılığı Türkizm (Türkçülük)dir. Ayrıca
Amerikanizm’in içinde sadece Pentagon, Northroop,
General Dynamics, Hally Burton, Texaco, vb. kuruluşlar
ya da Bush, Rumsfield gibileri yer almıyor,
Türkiye’deki Tansu Çiller, Ertuğrul Özkök, Tuncay
Özilhan gibi ‘yerli Amerikalılar’ da yer almaktadır.
Olaya buradan bakmak gerekir. Anti-Amerikanizm’den
kasıt dünyadaki yeni yapılanmada ABD’nin ve onun
empoze ettiği değerlerin belirleyici rol oynamaya
başlamış olmasıdır. Amerikan militarizminin
manevralarına, küresel kapitalizme biçilmek istenen
yeni elbiseye dikkat çekmektir. Kaldı ki Amerikan
saldırganlığının küresel kapitalizmin çok uluslulaşma,
küresel çok merkezlileşme trendine bir ulusal devlet
(ABD) tarafından yapılmış ağır bir karşı saldırı
olduğunu da düşünüyorum.(bkz. George Soros, Bush
yanlış yolda yürüyor, 18-19 Mart 2003 Radikal) Yazımın
sonunda sanki gelecekte olacakları önceden hissederek
ve açık yüreklilikle; “Anti-kapitalizmin ve
Anti-emperyalizmin bizi sınırlayan dikenli tellerine
takılmadan, bu duruşu sahiplenen ulusalcı, yurtsever,
milliyetçi tuzaklara düşmeden, küresel rekabette
ABD’nin rakiplerinin değirmenine su taşımadan bir
anti-Amerikanizm mümkün mü? Evet mümkün ve buna vurgu
yapmaya her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. Ve
Amerikan yoksullarının da böylesi bir desteğe ihtiyacı
var diye düşünüyorum.” demiştim. Hâlâ demeye devam
ediyorum.
Defne’nin eleştirdiği Yıldırım Türker’in yazısını
ararken “30 Mart 2003 tarihli Radikal 2’deki
‘Zorbanın gasp ettiği dile karşı’ adlı yazıyı da
okudum ve bunu herkese tavsiye ediyorum. ‘Amerikalı’
yazısını da internetten bularak okudum ve bu konuda
söyleyebileceğim tek şey (şimdi kızacak biliyorum)
yazıyı dikkatlice bir kere daha okumasıdır... yazının
sonundaki; “Amerikalının tanımını yeniden yapmak
elbette öncelikle Amerikalılara düşüyor. Çünkü bundan
sonra dünyada adım attıkları her yerde Amerikalıya
benzememek için çaba sarf etmesi gereken, onlar.”
Kısmını yanlış anlamış o kısım yukarıda belirtilen
Laurie Anderson adlı yazarın bir öyküsünde geçen, 1.
Körfez Savaşı sırasında ABD’nin Madrid Büyükelçiliği
tarafından hazırlanmış bir uyarı listesinden söz eder.
Orada beyzbol şapka giyilmemesi, sakız çiğnenmemesi,
Amerikan üniversite t-shirtleri giyilmemesi, yüksek
sesle konuşulmaması vb. tipik amerikan özelliklerinin
yabancılar önünde can güvenliği açısından
sergilenmemesinin gereğinden söz eder. İşte sözü
edilen Amerikalıya benzemek can güvenliği açısından
ele alınıyor ve ABD’nin politikaları yüzünden
vatandaşlarının katlanmak zorunda kaldıkları risklere
gönderme yapılıyor. Bu bakımdan elde cımbız her yerde
falso, ırkçılık aramayalım derim bir kere daha. Bu
yazıyı Yıldırım Türker’in Radikal 2’de yayınlanan
yukarıda sözünü ettiğim ve çok beğendiğim yazısının
son kısmına yer vererek bitirmek isterim:
“Okumamış olanlar vardır. İnternette gezinen bir
metin. California Berkeley’den Asya uzmanı bir öğretim
üyesi tarafından dolaşıma sokulduğu söyleniyor.
Olmayabilir. Ama soru ve cevaplardan oluşan bilgi
dökümü tamamen doğru. Çoğu rakamlara dökülmüş
gerçekler, rakamların baskıcı dünyasıyla bizi ezmeye
çalışanlara bir cevap olabilir mi?”
“ABD, dünya nüfusunun yüzde kaçını oluşturuyor? Yüzde
6.
ABD, dünya servetinin yüzde kaçına sahip? Yüzde 50.
Hangi ülke en büyük petrol rezervlerine sahip? Suudi
Arabistan.
En büyük petrol rezervlerine sahip olan ikinci ülke?
Irak.
Dünyada askeri bütçeye ayrılan pay ne kadardır? 900
milyon dolar.
Bunun ne kadarı ABD tarafından harcanıyor? Yüzde
50’si.
ABD askeri harcamalarının yüzde kaçı, BM’nin
belirlediği, dünyadaki tüm insanlarının ana temel
ihtiyaçlarını karşılayabilir? Yüzde 10.
Irak’ta kimyasal ve biyolojik silah ne zamandır var?
1980’lerden beri.
Irak bu silahları kendi kendine mi geliştirdi? Hayır.
Gerekli madde ve teknik bilgi ABD hükümeti, İngiltere
ve özel şirketlerce sağlandı.
ABD, Irak’ın İran’a karşı zehirli gaz kullanmasını
kınadı mı? Hayır.
Saddam Hüseyin, Halepçe’de zehirli gazla kaç kişi
öldürdü? 5 bin.
Kaç batı ülkesi bu olayı kınadı? 0
11 Eylül’le Irak arasında kanıtlanmış bir ilişki var
mıdır? Hayır.
1991 Körfez Savaşı’nda kaç sivilin öldüğü tahmin
ediliyor? 35 bin.
Bu savaşta Irak ordusu Batı güçlerine ne kayıp
verdirmiştir? 0
Bu savaşta ABD, geri çekilen Irak askerlerinden
kaçını, önüne kepçe takılı tanklarla diri diri
gömmüştür? 6 bin...
Pentagon, Irak’a saldırıda kaç sivilin öleceğini
öngörüyor? 10 bin.
Bu sayının yüzde kaçının çocuk olacağı tahmin
ediliyor? Yüzde 50’nin üstü.
ABD kaç yıldır Irak’a hava saldırıları düzenliyor? 11
yıldır.
ABD ve İngiltere, 88 Aralık-99 eylül arası Irak’la
savaşta mıydı? Hayır.
Bu tarihler arası Irak’a kaç ton bomba attılar? 8 bin
ton.
Irak’ta çocuk ölümleri oranı 1989’da kaçtı? Binde 38
Ya 1999’da? Binde 131 (yüzde 345’lik artış)
BM yaptırımları ve ambargo sonucu 1999’a dek kaç
Iraklı öldü? 1.5 milyon.
BM yaptırımları nedeniyle 1997’dan beri tahmini kaç
çocuk öldü? 750 bin...
1998 Kasım ve Aralık’ta Irak’ta kaç denetim oldu? 300.

Bunların kaçında sorun çıktı? 5’inde.
Aralık 1998’de, Irak’ın modern tarihte görülmemiş
şekilde silahsızlandığını kim söyledi? BM Silah
Denetçileri Başkanı Scott River.
İsrail, 1992’den beri kaç BM kararını ihlâl etti?
65’den fazla.
ABD, İsrail’e yılda ne kadar yardım yapıyor? 5 milyar
dolar.
Nükleer silahlara sahip kaç ülke var? 8
Irak’ın elinde kaç nükleer silah başlığı bulunuyor? 0
ABD’nin elinde kaç nükleer silah başlığı var? 10
binden fazla...
İsrail’in elinde kaç nükleer savaş başlığı var?
400’den fazla.
İsrail bugüne dek hiç BM silah denetimine izin verdi
mi? Hayır.
Filistin topraklarının yüzde kaçı İsrailli
yerleşimciler tarafından işgal edilmiş durumda? Yüzde
42.”
Bu soru cevap listesinin sondan bir evvelki sorusu
cevapsız bırakılmış. O da şu: “Küresel barışa en büyük
tehdidi oluşturan ülke sizce hangisidir? Irak mı? ABD
mi?”
Son soru da Martin Luther King Jr.’ın bir sözüyle
nokta koymak için.
“Yaşamımız, önem verdiğimiz olaylara karşı sessiz
kaldığımız gün son bulmaya başlar.”



*******
*******
****** A-Infos Haber Servisi ******
Anarşistlerle ilgili ve anarşistleri ilgilendiren haberler
******
TALİMATLAR: lists@ainfos.ca
YANITLAR: a-infos-d@ainfos.ca
YARDIM: a-infos-org@ainfos.ca
WWW: http://www.ainfos.ca/
BİLGİ: http://www.ainfos.ca/org

-A-infos'tan tek dilde ileti almak için lists@ainfos.ca'ya aşağıdaki mesajı gönderin:
unsubscribe a-infos
subscribe a-infos-X
X = en, ca, de, fr, it, pt, vb. (yani, dil kodudur)

A-Infos Information Center