A - I n f o s
a multi-lingual news service by, for, and about anarchists **

News in all languages
Last 40 posts (Homepage) Last two weeks' posts

The last 100 posts, according to language
Castellano_ Deutsch_ Nederlands_ English_ Français_ Italiano_ Polski_ Português_ Russkyi_ Suomi_ Svenska_ Türkçe_ The.Supplement
First few lines of all posts of last 24 hours || of past 30 days | of 2002 | of 2003 | of 2004

Syndication Of A-Infos - including RDF | How to Syndicate A-Infos
Subscribe to the a-infos newsgroups
{Info on A-Infos}

(tr) Vatanseverlik, Özgürlüğe karşı bir tehdit - Emma Goldman, 1911

From Worker <a-infos-tr@ainfos.ca>
Date Mon, 30 Aug 2004 15:13:19 +0200 (CEST)


---------------------------------------------------------------
A - I N F O S H A B E R S E R V İ S İ
http://www.ainfos.ca/
http://ainfos.ca/index24.html
---------------------------------------------------------------
Vatanseverlik nedir? Bir kişinin doğduğu topraklara,
çocukluğunun anıları ve umutlarının, hayallerinin ve
özlemlerinin bir arada toplandığı yere duyduğu sevgi
midir? Çocuksu bir naiflikle, bulutların akışını
seyrettiğimiz ve kendimizin de neden öylesine
yumuşakça uçamadığımızı merak ettiğimiz yer midir?
Milyarlarca parlayan yıldızı sayıp, ruhlarımızın
derinliklerine işleyen "gözümüzün nuru mu"? Kuşların
müziğini dinleyip, onlar gibi uzak diyarlara uçmak
için kanatlarımız olmasını dilediğimiz yer mi? Ya da
annemizin dizlerinde oturup, büyük zaferlerin ve
efsanelerin hikâyeleriyle kendimizden geçtiğimiz yer
midir? Kısacası, her santimetre karesinin güzelliği ve
eşsiz mutluluk, zevk ve oyun dolu çocukluğumuzu temsil
ettiği yere duyulan aşk mıdır?

Eğer vatanseverlik bu ise, bugün pek az Amerikalı'yı
vatansever olarak adlandırabiliriz; çünkü, oyun
mekânları artık fabrikalar, değirmenler ve madenlere
dönüşmüştür. Kuşların müziğinin yerini ise, sağır
edici makine sesleri almıştır. Artık büyük zaferler ya
da efsanelerle ilgili hikâyeler de dinleyemeyiz çünkü
annelerimizin öyküleri acı, göz yaşı ve kederi
anlatmaktadır.

O halde, nedir vatanseverlik? "Vatansever, efendim,
adi ve alçakların son sığınağıdır," demişti Dr.
Johnson. Zamanımızın en büyük milliyetçilik karşıtı
Leo Tolstoy, vatanseverliği bütün katillerin eğitimini
tatmin edecek bir prensip olarak tanımlar; hayatın
gereklilikleri olan ayakkabı, kıyafet ve ev yapımından
çok insan öldürmek için daha iyi ekipmanı bulunan bir
iş; averaj çalışan adamınkinden daha üstün kârları ve
zaferleri garantileyen bir iş.

Diğer bir anti-vatansever olan Gustave Herve de
vatanseverliği din kurumundan daha incitici, vahşi ve
insanlık dışı bir boş inan olarak tanımlar. İnsanın
doğal fenomeni tanımlamadaki beceriksizliğinden
kaynaklanan dini bir boş inan. İlkel insan fırtınayı
duyduğunda ya da şimşek çaktığını gördüğünde, her
ikisini de açıklayamazdı ve bu yüzden de bu olayların
ardında kendisinden daha üstün bir güç olduğu sonucuna
varırdı. Benzer şekilde yağmurda ve doğadaki çeşitli
değişiklerde de doğaüstü bir güç görürdü. Diğer yandan
vatanseverlik, yapay bir şekilde yaratılmış ve
yalanlar ile yanlış söylentilerin iletişim ağından
kaynağını alan bir boş inandır; insanı özgüven ve
değerlerinden kopartırken, ona kibir ve anlamsız bir
gurur katan boş bir inan.

Gerçekten de kibir, anlamsız gurur ve egotizm
vatanseverliğin ayrılmaz bileşenleridir. Açıklayayım.
Vatanseverlik dünyamızın her biri demir parmaklıklarla
çevrili küçük noktalara bölünmüş olduğunu söyler. Bazı
özel noktalarda doğma şansına sahip olanlar herhangi
bir diğer noktada ikâmet edenlere göre kendilerini
daha üstün, asil ve akıllı görürler. Bu yüzden de o
seçilmiş noktada yaşayanların, üstünlüklerini
diğerlerine göstermek amacıyla kavga etmek, öldürmek
ve ölmek gibi görevleri vardır.

Diğer yerlerde yaşayanlar ise, bebekliklerinden ya da
çocukluklarından itibaren beyinlerini Almanlar,
Fransızlar ya da İtalyanlar'ın kan dolu hikâyeleriyle
doldururlar. Çocuk yetişkinliğe eriştiğinde,
kendisinin Tanrı tarafından ülkesini tüm yabancıların
saldırı ya da istilâlarına karşı savunmak amacıyla
seçilmiş olduğu düşüncesiyle doldurulmuş olur. Bu
yüzdendir ki bizler daha üstün bir ordu ve donanma,
savaş gücü ve cephane için haykırmaktayız. Bu
yüzdendir ki Amerika kısa bir zaman içerisinde ordusu
için dört yüz milyon dolar harcayabilmektedir. Bir
düşünün: İnsanların üretiminden çalınmış dört yüz
milyon dolar. Elbette ki vatanseverlik oyununa
katılanlar, zenginler değildir. Onlar her yerde
kendilerini evlerinde hissedebilen kozmopolitanlardır;
Biz Amerika'da bu gerçekliğin farkındayız. Bizim
zengin Amerikalılarımız Fransa'da Fransız, Almanya'da
Alman ya da İngiltere'de İngilizler değiller mi? Bir
kozmopolitan gururu içerisinde, Amerikalı fabrika
çocukları ya da köleler tarafından üretilen parayı
boşuna harcayanlar da onlar değil mi? Evet, onların
vatanseverliği Roosvelt'in insanlarının adına yaptığı
gibi, bir talihsizlikle karşı karşıya kaldığında ya da
Sergius Rus devrimcileri tarafından
cezalandırıldığında, Rus Çarı gibi bir despota baş
üzüntülerini iletebilecek mesajların yollanmasını
mümkün kılan bir vatanseverliktir.

Bu, Meksika'da binlerce insanı öldüren baş katil
Diaz'ı destekleyebilecek ya da Meksikalı devrimcilerin
Amerika topraklarında tutuklanarak, Amerikan
hapishanelerinde hiçbir geçerli sebep olmadan mahkum
edilmelerini onaylayacak bir vatanseverliktir.

Ama vatanseverlik refah ve gücü temsil edenler için
değildir. İnsanlar için yeterince iyidir bu.
Voltaire'in en yakın arkadaşlarından olan ve şu
sözleri söylemiş olan Büyük Frederick'in tarihi
zaferini anımsatıyor bu bizlere: "Din bir
sahtekârlıktır ama toplumlar için ayakta
tutulmalıdır."

Bu tür bir vatanseverlik de oldukça fazla para
gerektiren bir kurumdur; aşağıdaki istatistikleri
okuduktan sonra hiç kimse bundan şüphe duymayacaktır.
Yüzyılın son çeyreğinde, dünyada lider ordu ve
donanmalar için yapılan harcamalardaki progresif
artış, her duyarlı öğrenci için ekonomik kaygılar
yaratacak derecede somut bir gerçekliktir. 1881'den
1905'e kadarki zamanı beş yıllık periyodlara bölerek
ve güçlü devletlerin bu sürecin başlangıç ve bitiş
noktalarındaki harcamalarını belirterek kısaca
özetlenebilir bu durum. Belirtilen ilk ve son harcama
giderlerinde göre bu süreç içerisinde İngiltere'nin
harcamaları 2,101,848,936$'dan 4,143,226,885$'a,
Fransa'nınkiler 3,324,500,000$'dan 3,455,109,900$'a,
Almanya'nınkiler 725,000,200$'dan 2,700,375,600$'a,
ABD'ninkiler 1,275,500,750$'dan 2,650,900,450$'a,
Rusya'nınkiler 1,900,975,500$'dan 5,250,445,100$'a,
İtalya'nınkiler 1,600,975,750$'dan 1,755,500,100$'a ve
Japonya'nın ki 182,900,500$'dan 700,925,475$'a
çıkmıştır.

Belirtilen her ülkenin askeri harcamaları, her beş
yıllık periyod içerisinde artış göstermiştir. 1881'den
1905'e kadarki dönemde İngiltere'nin ordusuna yaptığı
harcamalar dört katına, ABD'ninkiler üç katına,
Rusya'nınkiler iki katına çıkmış; Almanya'nın
harcamaları %35 oranında, Fransa'nınkiler %15 oranında
ve Japonya'nınkiler de yaklaşık %500 oranında
artmıştır. Eğer bu ülkelerin yirmi beş yıllık süreç
içerisindeki tüm harcamalarını, ordularına yaptıkları
harcamalarla karşılaştıracak olursak aşağıdaki
sonuçları elde ederiz:

İngiltere'de %20'den %37'ye, ABD'de %15'den %23'e,
Fransa'da %16'dan %18'e, İtalya'da %12'den %15'e,
Japonya'da %12'den %14'e. Diğer taraftan Almanya'daki
oranın %58'den %25'e düşmüş olması da ilginçtir; bu
düşüşün sebebi diğer amaçlar için imparatorluk
harcamalarında büyük artışlar yapılmış olmasıdır.
1901'den 1905'e kadar olan dönemde yapılan askeri
harcamaların takip eden beş yıllık süreçlerdeki
harcamalardan daha yüksek olduğu da başka bir
gerçekliktir. İstatistikler, oranda askeri harcamaları
en yüksek olan ülkelerin sırasıyla İngiltere, ABD,
Japonya, Fransa ve İtalya olduğunu göstermektedir.

Donanmalar için yapılan harcamaların göstergeleri de
inanılmaz boyutlardadır. 1905'le sonlanan yirmi beş
yıllık süreçte, ülkelerin donanmaya yaptıkları
harcamalar şöyle bir artış göstermiştir: İngiltere
%300, Fransa %60, Almanya %600, ABD %525, Rusya %300,
İtalya %250 ve Japonya %700. İngiltere bir istisna
olmak üzere, ABD diğer tüm ülkelerden daha çok donanma
harcaması yapmaktadır ve bu harcamaların oranı tüm
ulusal harcamalarda da diğer güçlerinkilerden
fazladır. 1881'den 1885'e kadarki süreçte, ABD'nin
donanma için yaptığı harcama ülke için yapılan bütün
harcamalarda her 100$'da 6,20$ gibi makul bir orandı;
sonraki beş yıllık süreçte bu rakam 6,60$'a yükseldi,
bir sonraki beş yılda 8,10$'a ve bir sonrakinde ise
16,40$'a erişti. İlerideki beş yıllık süreçlerde bu
oranın artacağı da açıkça görülmektedir.

Askeri harcamalardaki artış, nüfus üzerinde kişi
başına düşen vergi şeklinde açıklanarak da
gösterilebilir. Burada verilen karşılaştırmadaki ilk
beş yıldan son beş yıla kadar olan süreç içerisinde
şöyle bir artış gözlenmiştir: İngiltere'de 18.47$'dan
52.50$'a; Fransa'da 19.66$'dan 23.62$'a; Almanya'da
10.17$'dan 15.51$'a; ABD'de 5.62$'dan 13.64$'e;
Rusya'da 6.14$'dan 8.37$'a; İtalya'da 9.59$'dan
11.24$'a ve Japonya'da 86 cent'ten 3.11$'a.

Kişi başına düşen bu vergi tahmini ile militarizmin
ekonomik yükünün kabul edilebilirliği arasında bir
bağlantı vardır. Elimizdeki verilere dayanarak elde
ettiğimiz yadsınamaz sonuç, ordu ve donanmalar için
giderek artan harcamaların istatistiklerde adı geçen
ülkelerdeki nüfus artışına baskın çıktığıdır. Diğer
bir değişle, militarizmden giderek artan beklentilerin
devamlılığı, bu ülkelerin hepsini hem insanlar hem de
kaynaklar açısından tüketme tehdidini oluşturmaktadır.


Vatanseverlik için gerekli olan bu korkunç kayıp,
ortalama bir zekâya sahip olan bir kişiyi bile bu
hastalıktan kurtarmaya yeterli olmalıdır. Gene de
vatanseverlik daha fazlasını beklemektedir. İnsanlar
vatansever olmaya zorlanmaktadır ve bu lüks için de
öderler; yalnızca "savunucuları"nı destekleyerek
değil, aynı zamanda kendi çocuklarını da kurban
ederek. Vatanseverlik bayrağa bağımlılığı gerektirir;
ki bu da anneyi, babayı ve kardeşi öldürmeye bile
hazır olacak bir itaat anlamına gelmektedir.

Genel kavga, ülkemizi yabancı tehditlerden koruyacak
bir orduya gereksinimimiz olduğudur. Ne var ki her
entelektüel kadın ve adam bilir ki, aptalları baskı
altında tutmak ve korkutmak için var olan bir mittir
bu. Bir diğerinin ilgi alanlarını bilen dünya
devletleri, birbirlerine saldırmazlar. Uluslararası
karmaşaları, savaşlardansa antlaşmalar yoluyla
çözmekle kazançlarının daha fazla olacağını
öğrenmişlerdir. Gerçekten de Carlyle'ın söylediği
gibi, "Savaş, kendi savaşlarını vermeyecek kadar
korkak olan iki hırsızın kavgasıdır; bu yüzden de bir
köyden ve bir diğerinden oğlanları alıp onlara
üniformalar giydirir, onları silahlandırır ve
karşılıklı olarak vahşi canavarlar gibi kaybetmelerine
izin verirler."

Her savaşı aynı nedene dayandırmak da fazla bir
bilgelik gerektirmez. ABD tarihinde güya olağanüstü ve
vatansever bir olay olan İspanya-Amerika savaşını ele
alalım. Kalplerimiz gaddar İspanyollar'a karşı nasıl
da öfkeyle doluydu! Doğru, bu öfkemiz aniden
alevlenmemişti ama. Aylarca devam eden gazete
ajitasyonuyla beslenmişti ve bu Butcher Weyler'in
birçok Kübalı'yı öldürmesi ve kadınlarına tecavüz
etmesinden çok da sonra olmamıştı. Gene de Amerikan
Toplumu'nun adaletine dayanarak hiddetlenerek büyümüş,
kavga etmeye hazır ve cesurca savaşmaya istekli bir
hale gelmişti. Ama sis kalktığında, ölüler
gömüldüğünde ve savaşın bedeli insanlara mal ve
kiralarda artış olarak geri döndüğünde, vatansever
bütünlüğümüzün sarhoşluğundan ayıldığımızda
Amerika-İspanya savaşının bedelinin şeker fiyatlarının
artması anlamına geldiğini aniden anlayıverdik; daha
açık söylemek gerekirse Amerikalılar'ın hayatları,
kanı ve parası İspanya hükümeti tarafından tehdit
altında bulunan Amerikan kapitalistlerinin ilgilerini
korumak amacıyla kullanılmıştı. Bu bir abartma
değildir, tam tersine Amerikan hükümetinin Küba
işçilerine karşı gösterdikleri tutumla kanıtlanmış
gerçeklikler ve figürlere dayanmaktadır. Küba
Amerika'nın kıskacı altındayken, Küba'yı
özgürleştirmek için yollanan askerlere savaştan kısa
bir süre sonra patlak veren puro fabrikalarında
çalışan ve grevde olan Kübalı işçileri vurma emri
verilmişti.

Bu tür sebeplerle mücadeleyi sürdüren bir tek bizler
değiliz. Kan ve gözyaşının akmasına neden olan korkunç
Rus-Japon savaşının da önündeki perde kalkmaktadır. Ve
bir kez daha görüyoruz ki bu savaşın arkasında da
ateşleyici Ticari Gelenek tanrısı var. Rusya-Japonya
savaşı sırasında Savaş Bakanı olan Kuropatkin, ticari
geleneğin ardındaki gerçek sırrı açığa çıkartmıştır.
Kore imtiyazları üzerine para yatırmış olan Çar ve
Gran Düka'lar, yalnızca hızlı bir şekilde servet
yapabilmek sebebiyle savaşı başlatmıştı.

Barışın en güvenli yolunun güçlü bir ordu ve donanmaya
sahip olmak olduğu yolundaki çekişme, en barış yanlısı
vatandaşın en ağır silahlarla donanmış vatandaş olduğu
iddiası kadar mantıksızdır. Günlük hayattan
edindiğimiz deneyimler kanıtlamaktadır ki, silahlı
bireyler gücünü denemek konusunda oldukça isteklidir.
Bu durum tarihsel olarak, hükümetler için de
geçerlidir. Gerçekten de barıştan yana olan ülkeler
enerji ve hayatlarını savaş hazırlıklarıyla
harcamazlar. Sonuç olarak da barış korunur.

Ne var ki, daha güçlü bir ordu ve donanma
oluşturulması yönündeki isteklerin hiçbiri dış
tehditlerden kaynaklanmamaktadır. Bu, toplumlarda
giderek artan hoşnutsuzluk korkusundan ve işçiler
arasındaki uluslararası ruhtan kaynaklanmaktadır. Bu
birçok ülkenin Güçlerinin kendini hazırlamakta olduğu
düşmanla karşılaşacaktır; bir zamanlar bilinçliliğe
uyanan ve diğer tüm dış tehditlerden daha da tehlikeli
olacak bir düşman.

Yüzyıllardır toplumları köleleştiren güçler, onların
psikolojileri üzerine de kapsamlı çalışmalar
yapmışlardır. Genellikle insanların umutsuzlukları,
kederleri ve gözyaşlarının, tıpkı çocuklar gibi küçük
bir oyuncakla zevke dönüştürülebileceğini bilirler. Ve
o oyuncak ne kadar ihtişamlı bir şekilde giydirilirse,
renkleri ne kadar canlı olursa çocuk için de o kadar
çekici olacaktır.

Bir ordu ve bir donanma insanların oyuncaklarını
temsil eder. Onları daha çarpıcı ve çekici kılmak
için, bu oyuncakların sergilenmeleri için yüzlerce ve
milyonlarca dolar harcanmaktadır. Birleşik Devletler
hükümetinin bir donanma filosunu donatıp Pasifik
sahiline, her Amerikalı'nın ABD'nin gurur ve
zaferlerini hissetmesi için göndermesindeki amaç da
buydu. San Francisco şehri, filonun eğlendirilmesi
için yüz bin dolar harcamıştı; Los Angeles altı bin;
Seattle ve Tacoma ise yaklaşık yüz bin dolar. Filoyu
eğlendirmek için mi dedim? "Cesur oğlanlar" yeterli
yemeği bulabilmek için isyan etmek zorundayken, birkaç
üst rütbeli subaya içki içirip, yemek yedirmek için.
Ülkenin dört bir yanındaki kadın, erkek ve çocukların
sokaklarda açlık çektiği; yüzlerce işsiz insanın
emeklerini her fiyattan satmaya hazır bir durumda
bekledikleri bir zamanda havai fişekler, tiyatro
partileri ve toplantılar için tam iki yüz altmış bin
dolar harcanmıştı.

İki yüz altmış bin dolar! Böylesine yüklü bir toplamla
neler yapılmazdı ki? Ama ekmek yemek yerine, o
şehirlerin çocukları filoyu görmeye götürülmüş ve bir
gazetenin de yazdığı gibi olay akıllarda şöyle
kalmıştı, "bir çocuk için unutulmaz bir anı."

Gerçekten de hatırlanmak için muhteşem bir şey, değil
mi? Uygarlaşmış katliamın infazcıları. Eğer bir
çocuğun hafızası bu tür anılarla zehirlenebilirse,
insan kardeşliğinin gerçekten anlaşılması umudu ne
için var öyleyse?

Biz Amerikalı'lar kendimizi barış sever insanlar
olarak tanımlarız. Kan dökülmesinden ve şiddetten
nefret ederiz. Gene de uçan makinelerden savunmasız
köylülerin üzerlerine dinamit bombaları atabilme
olasılığı da bizde haz spazmları yaratır. Ekonomik
gereklilikten dolayı, bazı endüstri patronlarını
durdurmak için kendi hayatını riske atan herhangi bir
kişiyi asmaya, elektrikli sandalyeye oturtmaya ya da
linç etmeye hazırızdır. Kalplerimiz Amerika'nın
dünyanın en güçlü ülkesi olması ve eninde sonunda
diğer bütün ülkeler üzerine kendi demir ayaklarını
çakacağı düşüncesinin heyecanıyla çarpar.

İşte vatanseverliğin mantığı budur.

Vatanseverliğin ortalama insanlar için doğurduğu
korkunç sonuçları göz önüne aldığımızda bile, bunlar
vatanseverliğin askerler üzerindeki etkisiyle
karşılaştırılamaz; boş bir inançla kandırılmış o
zavallı kurban. O ki ülkesinin kurtarıcısı, ulusunun
koruyucusu: Onun için vatanseverlik neyi ifade ediyor?
Barış zamanında köle gibi itaatkâr bir hayat, kusurlar
ve sapıklık; savaşta ise tehlike ve ölüm.

San Francisco'ya kısa bir zaman önce yaptığım eğitim
seyahatinde, Körfez ve Golden Gate Parkı'nın en güzel
manzarasına sahip olan Presidio'yu ziyaret ettim.
Amacı çocuklar için oyun alanları, yorgun şehirliler
için bahçeler ve müzik olmalıydı. Aksine çirkin,
kasvetli ve barakalarla gri bir şekilde yapılmıştı.
Barakalar; zenginlerin köpeklerini bile
gezdirmeyecekleri yerler. Döküntü kulübelerde askerler
güdülmekte olan bir sürü gibiydiler. Burada gençlik
günlerini harcıyorlar, üstlerinin botlarını ve pirinç
düğmelerini parlatıyorlardı. Burada da, sınıflar
arasındaki farklılaşmayı gördüm: Özgür bir
cumhuriyetin mahkumlar gibi sıraya dizilmiş,
önlerinden geçen her üstlerine selam veren kuvvetli
oğulları. İnsanlığı küçülten ve üniformayı yücelten
Amerikan eşitliği!

Baraka hayatı, cinsel sapıklık gibi farklı eğilimleri
de beraberinde getirmektedir. Giderek Avrupa askeri
koşullarında ortaya çıkan sonuçları doğurmaktadır.
Cinsel psikoloji alanında adı duyulmuş olan yazar
Havelock Ellis, bu konu üzerinde kapsamlı bir çalışma
yapmıştır. Kitabından bir alıntı yapıyorum:
"Barakalardan bazıları erkek fahişeliğinin en büyük
merkezleridir... Kendilerini satan askerlerin sayısı,
bizim inanmak istediğimizin çok daha üstündedir. Bazı
alaylarda bu cüretin erkeklerin büyük bir çoğunluğu
için rüşvet alma oranından daha yüksek olduğunu
söylemek bir abartma olmaz... Yaz akşamlarında Hyde
Park ve Albert Gate civarı canlı bir ticaret yapan
askerler ve diğer erkeklerle dolar; çok az utanç
içindedirler, üniformalarıyla ya da sivil... Çoğu
vakada uygulanan prosedürler Tommy Atkins'in cep
parasına rahat bir eklemede bulunur."

Ordu ve donanmaya bu sapkınlığın nasıl ve neden girmiş
olduğu, en iyi biçimde fahişeliğin bu türü için özel
evlerin var olması gerçeğiyle yargılanabilir. Bu
davranış İngiltere'ye özgü değildir, evrenseldir.
"Askerler Fransa'da İngiltere ya da Almanya'dakinden
daha az aranmıyor ve Paris ve garnizon şehirlerinde de
askeri fahişelik için özel evler mevcut."

Acaba Havelock Ellis cinsel sapıklıkla ilgili
araştırmasına Amerika'yı da katış mıdır? Eğer bunu
yapmış olsaydı, aynı koşulların diğer ülkelerde olduğu
kadar bizim ordumuz ve donanmamızda da mevcut olduğunu
görürdü. Güçlü bir ordunun gelişmesi kaçınılmaz olarak
cinsel sapıklığı arttırmaktadır; barakalar kuluçka
makineleridir.

Cinsel etkilerinin yanı sıra, baraka yaşantısı askerin
orduyu terk etmesinden sonra faydalı bir emekçi olması
olasılığını da ortadan kaldırmaktadır. Herhangi bir
konuda eğitim görmüş olan erkeklerin çok azı ordu ya
da donanmaya katılır, ama onlar bile bir askeri
deneyimden sonra önceki işlerinde kendilerini eskisi
kadar rahat hissedemezler. İşsizlik alışkanlığını,
heyecan ve macerayı tatmış olarak hiçbir barışçıl
koşula ayak uyduramazlar. Ordudan ayrıldıklarında
hiçbir yararlı işe geri dönemezler. Ama bu genellikle
ayaktakımı, hapishaneden çıkanlar ve ne hayat ne de
kendi kişisel eğilimleri için mücadele etmeyen
insanlarda görülür. Bu insanlar da askeri
hayatlarından sonra, suç yaşamlarına geri dönerler;
daha da vahşileşmiş ve alçalmış olarak.
Hapishanelerimizde yatanların kayda değer bir
çoğunluğunu eski askerlerin oluşturduğu herkesçe
bilinen bir gerçekliktir. Diğer yandan ordu ve
donanmada da oldukça yüksek sayıda eski suçlu
bulunmaktadır.

Yukarıda sıralamış olduğum bütün korkunç sonuçlar
içerisinden hiçbirisi bana Private William Buwalda
olayında oluşan vatanseverlik ruhu kadar insanlık dışı
gelmiyor. Çünkü o, bir kişinin asker olup aynı zamanda
da insanlık haklarını savunabileceğine inanıyordu.
Askeri otoriteler onu cezalandırdılar. Doğru, on beş
yıl boyunca ülkesine hizmet etmişti, ama kayıtları
mahkeme tarafından itham edilmemişti. Buwalda'nın
mahkumiyetini üç yıla indiren Gen Funston'a göre, "bir
görevlinin ya da gönüllü olarak askere kaydedilmiş bir
adamın öncelikli görevi hükümetine karşı sorgusuz
itaat ve bağlılıktır. Onun bu hükümeti onaylayıp
onaylamaması hiçbir şey değiştirmez." Aslında, Funston
vatana bağımlılığın gerçek doğasına işaret etmektedir.
Ona göre, orduya girmek Bağımsızlık Deklarasyonu'nun
ilkelerini ilga etmek demektir.

Düşünmeyi, sadık bir makine haline gelmeye dönüştüren
ilginç bir vatanseverlik anlayışı!

Vatanseverliğe karşı, bir adamı, bir suçluyu on beş
yıllık sadık hizmetlerinden sonra hapse atan bir
anlayıştan daha büyük bir suçlama olabilir mi?

Buwalda ülkesine hayatının en iyi yıllarını vermişti
ve erkekliğini. Ama tüm bunların hiçbir anlamı yoktu.
Vatanseverlik merhametsizdir ve diğer bütün doymak
bilmez canavarlar gibi ya her şeyi ister ya da hiçbir
şeyi. Bir askerin, aynı zamanda bir insan olduğunu,
kendi duyguları, düşünceleri ve eğilimleri
olabileceğini kabul etmez. Buwalda'ya öğretilen ders
de bu idi; çok pahalı ama hiçbir işine yaramayacak bir
ders verilmişti ona. Özgürlüğüne kavuştuğunda ordudaki
pozisyonunu kaybetmişti ama özgüvenini geri
kazanmıştı. Her şeyden önce, bu üç yıllık mahkumiyete
değer.

Amerika'daki askeri koşullar üzerine yazan bir yazar,
yakın zamanlarda yazdığı bir makalesinde Almanya'da
askerlerin siviller üzerindeki baskısına değinmişti.
Diğer yazdıklarının yanı sıra, şöyle diyordu: Eğer
bizim ordumuzun var olma sebebi, sivillere eşit haklar
sağlanmasının dışında bir amaca hizmet etseydi,
varlığını sürdürmek için bunun karşılığını alırdı.
Eminim ki bu yazar, General Bell'in vatansever rejimi
sırasında Colorado'da değildi. Eğer vatanseverlik adı
altında erkeklerin nasıl hapishanelere tıkıldığını,
sınır dışı edildiklerini ve diğer her türlü vahşetle
karşı karşıya bırakıldıklarını görmüş olsaydı,
muhtemelen fikrini değiştirirdi. ABD'de askeri gücün
artmasına verilebilecek tek örnek Colorado olayı
değildir. Birlikler ve askerlerin iktidardakilerin
yardımına koşmadığı ve burada küstahça ve vahşice aynı
Kaiser'in üniformasını giyen adamlar gibi
davranmadıkları pek görülmemiştir. O zaman da Dick
askeri kanunlarına sahibiz; Acaba yazar bunu unutmuş
muydu?

Bizim yazarlarımızın en büyük hatalarından birisi,
kendi ülkelerinde yaşanan güncel olaylar hakkında
oldukça cahil olmalıdır; ya da dürüstlükten uzak bir
tutumla bu konular hakkında konuşmak istemezler. Ve
böylece, Dick askeri yasamızın Kongre tarafından çok
az tartışılarak ve kamudan gizli bir şekilde yürürlüğe
sokulmuş olması konusunun üstü kapatılmıştır:
Başkan'a, barış yanlısı bir vatandaşı kana susamış bir
katile dönüştürme yetkisini veren yasa. Bunun ülkenin
savunulmasına yönelik bir amacı olduğu söyleniyor;
gerçekte ise sözcülüğünü Başkan'ın yaptığı o belirli
partinin çıkarlarını korumak.

Yazarımız vatanseverliğin Amerika'da asla yurtdışında
olduğu kadar güç sahibi olamayacağını iddia etmekte;
çünkü bu bizlerde içten gelen bir duygu ama Eski
Dünya'da mecburi bir şey. Ne var ki bu beyefendinin
belirtmeyi unuttuğu iki çok önemli nokta var.
Öncelikle, Avrupa'da mecburi askerlik toplumun her
sınıfında orduya karşı derin nefret duyguları
yaratmıştır. Binlerce genç baskı altında orduya
alınmaktadır ve asker olduklarında da buradan kaçmak
için her türlü yolu denemektedirler. İkincisi,
inanılmaz bir anti-militarist akımı yaratan şey
militarizmin mecburi yanıdır, Avrupalı Güçler her
şeyden çok bundan korkarlar. Her şeyden önce
kapitalizmin en büyük savunucusu militarizmdir.
İkincisi zayıfladığı anda, kapitalizm de
sendeleyecektir. Doğru, bizim ülkemizde erkekler
genellikle orduya katılmaya zorlanmazlar ama bizler
daha şiddetli ve zorlayıcı bir güç yarattık:
Gereklilik. Endüstriyel bunalımlar sırasında orduya
gönüllü katılımlarda inanılmaz bir artış olduğu bir
gerçeklik değil midir? Militarizm gurur verici ya da
kazançlı olmayabilir ama bir iş arayarak ülkeyi
gezmekten, ekmek kuyruklarında beklemekten ya da
belediyenin sığınma evlerinde uyumaktan daha iyidir.
Her şeyden önce ayda on üç dolar, günde üç öğün yemek
ve uyuyacak bir yer demektir. Gene de eğer gereklilik
orduya katılmak için yeterli güçte bir neden olarak
kabul edilmiyorsa, o noktada da devreye insanın
karakteri giriyor. Askeri otoritelerimizin ordu ve
donanmaya yapılan gönüllü katılımlardan "zayıf
materyal" diye yakınmalarına şaşmamak gerek. Bu,
gerçekten de cesaret verici bir işarettir. Bu,
ortalama Amerikalı'nın hâlâ açlık riskini almaktansa,
üniformaya bürünerek bağımsızlık ve özgürlük aşkı
ruhunu taşıyabileceğinin kanıtıdır.

Dünyada düşünen adamlar ve kadınlar, vatanseverliğin
çok dar ve zamanımızın ihtiyaçlarını karşılamak için
çok sınırlı olduğunu anlamaya başlamışlardır. Gücün
merkezileşmesi dünyada baskı altında olan ülkelerde
ulusal bir dayanışma duygusu yaratmıştır; Amerika'daki
emekçiler ile yurt dışındaki kardeşleri arasındaki
dayanışmadan daha üstün bir uyum gösteren bir
dayanışma; yabancı tehditlerden korkmayan bir
dayanışma, çünkü bu bütün işçileri patronlarına "Gidin
ve cinayetlerinizi kendiniz işleyin. Biz bunu sizin
yerinize yeterince uzun bir süredir yapıyoruz."
diyecekleri bir noktaya getirmektedir.

Dayanışma askerlerin bile bilincini uyandırmaktadır;
onlar da büyük insan ailesinin birer parçası haline
gelmektedir. geçmiş çatışmalarda şaşmazlığını birden
çok kanıtlamış olan bir dayanışma ve 1871 Komünü'nde
Parisli askerlerin ayaklandıran ve kardeşlerini
öldürmeleri istendiğinde bunu yapmayı reddettiren güç.
Yakın geçmişte Rus ordularına karşı ayaklanan adamlara
cesaret veren de aynı şeydi. Eninde sonunda bu
dayanışma, tüm baskı ve şiddet altında tutulanları
uluslararası sömürücülere karşı bir araya
getirecektir.

Avrupa proleteryası bu büyük dayanışmanın gücünü fark
etmiştir ve bunun bir sonucu olarak da vatanseverliğe
ve onun kanlı yüzü olan militarizme karşı bir savaş
başlatmıştır. Alman, Fransız, Rus ve İskandinav
ülkelerin hapishaneleri, bu eski boş inanın bir
parçası olmayı reddeden binlerce kişiyle doludur. Bu
akım işçi sınıfıyla da sınırlı değildir; hayatın her
aşamasından kişileri, sanatçıları, bilim adamlarını ve
yazarlarını da kucaklamıştır.

Amerika'da bu akıma ayak uydurmak zorunda kalacaktır.
Militarizm ruhu hayatın her kanalına sızmış
durumdadır. Gerçekten de ben Amerika'da militarizmin
dünyanın diğer yerlerinden daha büyük bir tehlike
oluşturduğuna inanıyorum; çünkü kapitalizm yok etmek
arzusu içinde olanlara rüşvet ödemekte.

Bunun başlangıcı okullarda çoktan yapıldı. Gözle
görülür bir şekilde, hükümet de İncil'in yolunu
seçiyor: "Bana çocuk aklını verin, onu bir erkek
yapayım." Çocuklar askeri taktiklerle, müfredat
programında yüceltilen askeri başarılarla
eğitiliyorlar ve genç beyinler de hükümete uyum
sağlamaları için saptırılıyorlar. Dahası, ülkenin
gençleri ordu ve donanmaya katılmak için parlak
posterlerle kandırılıyorlar. "Dünyayı görmek için iyi
bir fırsat!" diye bağırıyor hükümet duvarlardan. masum
çocuklar zorla vatansever yapılıyor ve askerlerin
adımları Ulus'a doğru ilerliyor.

Amerikan işçileri askerler, Federaller ve Eyaletler'in
ellerinde o kadar çok acı çekti ki, üniformalı
parazitlere karşı yeterli bir nefret ve isyanları var.
Ne var ki tehditler bu büyük problemi tek başına
çözemez. İhtiyacımız olan şey, askerlerin eğitimine
karşı bir propagandadır; akımının gerçekliklerine onu
uyandıracak ve varlığını onların emeklerine borçlu
olduğu adamlara karşı gerçek görüşünün bilinçliliğini
uyandıracak anti-vatansever bir literatür.
Otoritelerin en çok korktuğu şey, tam da budur işte.
Bir asker için radikal bir toplantıya katılmak zaten
büyük bir hainliktir. Bir asker için radikal bir
bildiriyi okumayı da büyük bir hainlik olarak
adlandıracaklarına hiç şüphe yok. Ama otoriteler,
hatırlanamayacak kadar eski zamanlarda ilerlemenin her
adımını hainlik olarak adlandırmıyor muydu? Ne var ki
sosyal bir yeniden yapılanma için çabalayanlar bütün
bunlarla karşı karşıya gelecek güce sahiptirler. Bu
gerçeklikleri fabrikalar yerine, barakalara taşımak
daha da önemlidir. Vatansever yalanı dünyamızdan
silmek için, bütün ulusların evrensel kardeşlikte
birleşerek şu kelimeler etrafında toplandığı o
muhteşem yapıya giden yolu temizlememiz gereklidir:
ÖZGÜR BİR TOPLUM.

Çeviri: Kara Kedi
AB'ın Notu: Bu yazı artık faaliyette olmayan
"Kara Kedi" adlı web sitesinden alınmıştır. "Emma
Goldman'ın Hayatı"
Kaynak: "Patriotism, a Menace to Liberty" (1911).


[Anarşist Bakış'tan:
http://uk.geocities.com/anarsistbakis/makaleler/goldman-vatanseverlik.htm]


*******
****** A-Infos Haber Servisi ******
Anarşistlerle ilgili ve anarşistleri ilgilendiren haberler
******
BİLGİ: http://ainfos.ca/org http://ainfos.ca/org/faq.html
YARDIM: a-infos-org@ainfos.ca
ÜYELİK: lists@ainfos.ca adresine e-posta'nın ana
kısmında "subscribe listeadı eposta@adresiniz"
içerikli e-posta atın. Üyelikten çıkmak için ise
"unsubscribe listeadı eposta@adresiniz" içerikli mail
atın.

Tüm listeler için seçenekler: http://www.ainfos.ca/options.html


A-Infos Information Center