A - I n f o s
a multi-lingual news service by, for, and about anarchists **

News in all languages
Last 40 posts (Homepage) Last two weeks' posts

The last 100 posts, according to language
Castellano_ Deutsch_ Nederlands_ English_ Français_ Italiano_ Polski_ Português_ Russkyi_ Suomi_ Svenska_ Türkçe_ The.Supplement
First few lines of all posts of last 24 hours || of past 30 days | of 2002 | of 2003 | of 2004

Syndication Of A-Infos - including RDF | How to Syndicate A-Infos
Subscribe to the a-infos newsgroups
{Info on A-Infos}

(tr) Çin Anarşizminin Boyutları: Arif Dirlik ile Söyleşi

From Worker <a-infos-tr@ainfos.ca>
Date Sun, 15 Aug 2004 13:06:55 +0200 (CEST)


---------------------------------------------------------------
A - I N F O S H A B E R S E R V İ S İ
http://www.ainfos.ca/
http://ainfos.ca/index24.html
---------------------------------------------------------------
"Çin Anarşizminin Boyutları:
Arif Dirlik ile Söyleşi - Chuck Morse"
Anarşistler 1905'den 1930'a kadar Çin kültürü ve
siyaseti üzerinde geniş bir etki alanına sahiptiler.
Dönemin, ortaya çıkmaya başlayan toplumsal
radikalizminde merkez bir konuma sahiptiler ve
etkinlikleri daha sonraki onyıllarda gelişen devrimci
hareketler üzerinde önemli izler bıraktı. Çin anarşist
hareketi üzerinde İngilizce literatürde ürün veren pek
az tarihçiden biri olan Dirlik, konuyu pek çok
yazısında inceledi ve çözümledi. Dirlik buna ek olarak
radikal siyaset ve kuramdaki güncel sorunlar üzerinde
de pek çok araştırma gerçekleştirdi. Kendisiyle 19
Mayıs 1997'de yaptığım söyleşide kendisine Çin
Anarşizmi, radikal bir sosyal kuramcı olarak
üniversitede yaşadığı deneyim ve gelecekteki
çalışmaları hakkında sorular sordum. ~ Chuck Morse

Arif Dirlik: Kısa Bir Biyografi ve Seçilmiş Kitaplar

S: Anarşizm üzerine yazılan tarih çalışmalarının çoğu
anarşizmin ilkelerini kurmakla işe başlayıp, bu
ilkeleri izleyen kimselerin yaşamlarını konu eden bir
anlatıma geçiyorlar. Sizin "Çin Devriminde Anarşizm"
çalışmanızdaki yaklaşımınız ise farklıydı. Çinli
anarşistleri, Çin'deki daha geniş bir devrimci sürecin
hem öznesi hem de nesnesi -biçimlendiricisi ve ürünü-
olarak ele alıyorsunuz ve anarşistlerle bu süreç
arasındaki diyalektiğin izlerini sürüyorsunuz. Neden
böylesi bir sergileme biçimini seçtiniz? Özel olarak
Çinli anarşistlerle ilgili bir zorunluluk muydu bu,
yoksa daha çok yöntemsel bir tercihi mi yansıtıyor?

Y: İkincisi diyebilirim. Kavramlara, kuramlara ya da
siyasal yönelimlere tarihsel olarak yaklaşmak
gerektiğine inanıyorum. Bu kavramlar üzerinde
konuşurken nelerden bahsedildiğini ayrıntılandırmak
çözümleme açısından zorunlu olsa da, öncelikle
ilkelerin kurulması tercihinin, bu ilkeler üzerindeki
yaklaşımları tarihsellikten çıkardığını düşünüyorum.
Başka türlü söylendikte, her yerde her zaman aynı
şeyleri ifade ediyormuşcasına ilkeleri tanımlamak ve
sonra tanımlanan bu ilkelere göre insanları
çözümlemek, benim düşünceme göre, "kim gerçek anarşist
ya da değil?" ya da "kim gerçek Marksist ya da değil?"
gibi sorulara tarih dışı yargılar getirmekle
sonuçlanıyor. Kaçınılmaz biçimde ortodoksiyle ilgili,
fazla üretici olamayan -hem kuramsal hem de siyasi
anlamda- sorulara yöneltiyor. Yine bu tip bir
yaklaşım, tarihsel çeşitlenme yerine hakikat sorununu
öne sürdüğü için, belirli sekteryenciliklere yol
açabiliyor. Yani benim bu seçimimin Çin Anarşizmi'nin
özgünlüğü üzerine gerçekleşmiş olması sözkonusu değil.
Daha çok tarih ve kavramlara olan düşünsel
yaklaşımımla ilgili.

S: "Anarşizm ve Çin Siyaset Kültürü"nün yazarı Peter
Zarrow'un aksine, taoizm ve budizmin Çin Anarşizminin
kuruluşunda oynadığı rolü vurgulamamayı tercih
ediyorsunuz. Bunun nedenini öğrenebilir miyim?

Y: Burada yöntemsel bir sorun var. Kalıcı hale gelen
bir yönelim oluştu -Bunun oryantalist bir yönelim
olduğunu bile söyleyeceğim-: Çin'deki her yeni olguyu
Çin geleneği ile bağlantılandırma. Bunun diğer anlamı
şudur: Çin'de geçmişin sözcesiyle tanımlanmayacak
önemli hiç bir şey gerçekleşemez. Çin tarihi
yazımındaki bu geleneği sürekli eleştirdim. Çin
toplumunun diğer tüm toplumlar gibi değişmeyi
üstlendiğini düşünüyorum, bunu görmek istesek de
istemesek de. Bu yüzden, anarşizmin, Marksizmin ve bu
bağlamdaki bir şeyin ortaya çıkışını Çin geleneğiyle
ilişkilendirmek konusunda tereddütüm vardı. Sorun, Çin
geleneğinin, komünizmden ve Maoizmden anarşizme dek
herşeyi açıklamakta kullanılması. Bugün de Çin
kapitalizmini gelenek bağlamında açıklamak pek bir
moda. Böylesi bir açımlamanın, geleneğin bu kadar
farklı ve çelişkili olguyu açıklayabiliyor olmasının,
ne kadar geçerli olduğunu bilmiyorum. Çin Anarşizmi
üzerinde yaptığım çalışmalarda toplumsal devrim
olgusundan yola çıktım. Çin Anarşizminin radikal ve
yeni bir düşünce olduğu düşünüyorum. İçinde taoist,
budist nitelikler, hatta Tolstoy aracılığıyla
hıristiyan nitelikler bulunabilir. Ne ki, benim ilgimi
çeken anarşizmin Çin'deki aydın çevrelere getirdiği
toplumsal devrim gibi düşüncelerdir. Bu vurgunun
farklılıların bir kısmını açıkladığını sanıyorum.
Ayrıca, bugünün belirleyicisi olan geçmiş ile bugünü
sorunsallaştırmakta kullanılacak düşünceleri
barındıran depo olarak geçmiş arasında bir ayrım
yapmamamız gerekiyor. Bazı Çinli anarşistlerin
-öncelikle Liu Şipei, daha sonra Şifu- taoizm ve
budizm ile yakınlık kurdukları kuşkusuz. Ne ki, bu Çin
Anarşizminin taoizm ya da budizm tarafından
belirlendiği ya da kurulduğu anlamına gelmez.
Diyalektik bir süreçtir sözkonusu olan. Başka türlü
söylendikte, Çin'in geçmişi, anarşizmin sağladığı yeni
biçimlerle okunmuş, ve ters yönde, anarşizm taocu ve
budacı düşüncelerle yeniden okunmuştur. Benim için
önemli olan diyalektik. Çinlilerin bilinçdışlarında
kimi geleneklerin izleriyle hareket ettikleri ve
anarşizm okumalarını böylece gerçekleştirdikleri
yolundaki açımlamalardan uzak durmak istiyorum.

S: Çin Ulusalcılığının Çin Anarşizminin ortaya
çıkmasını sağlayan pek çok kuramsal ve siyasi önkoşulu
hazırladığını savlıyorsunuz. İlk baktıkta çelişkili
gibi görünüyor. Nasıl oluyor bu?

Y: Bu bana ait bir ulusalcılık algılayışına dayanıyor.
Bizi genelde, ulusalcılığın çok sayıdaki olumsuz
önermesi ilgilendirir, ama bu olgu, kaynağı göze
alındığında radikal bir düşüncedir. Yeni bir devlet
tanımlaması vardır; devlet ve toplum arasındaki
ilişkiyi yeni bir biçimde kavramsallaştırır; siyasal
özne olarak yeni bir kavrama, yurttaş kavramına
başvurur. Bu anlamda, etken siyasi öznelere çağrı
yapan ulusalcılık, imparatorun meşruluğuna dayanan ve
insanları edilgen siyasal öznelere dönüştüren daha
önceki siyasal bilme biçimlerinden kopuşu içerir.
Yurttaşlığın yanında, ulusalcılığın devlet ve toplum
arasındaki ilişkiyi algılayışı toplumun yeni bir
biçimde hesaba katılışını gerektirir. Bu hem siyasete
kimin katılacağı konusunda; hem katılacak kişilerin
niteliği konusunda; hem de siyasal katılımı
engelleyecek etkenler konusunda geçerlidir. Kitabımda
tartıştığım gibi, bu değişimler bir şekilde, doğrudan,
toplumsal devrime dair soruların gündeme gelmesine
neden oldu. Çin vakasında bir başka etmen daha
sözkonusu. Ulusalcı bilinç ile ulusüstü bir
ütopyacılığın biçimlenmesi en azından tarihsel
düzlemde çakışıyor. Sanki, bir ulusun kurulma süreci
ilk amaç haline gelmiş ama nihai amaç haline değil.
Ulus kurulucağı ve toplum yeniden istikrar kazanacağı
gelecekte, ulusalcılık aşılacakmış gibi sanki. İnce
bir durum... Bunu ulusalcılığa karşı bir konum olarak
tanımlayabildiğimi umuyorum. Eğer kitaptaki Liu Şipei
üzerine yazılmış bölümleri anımsarsanız -burada
anarşistler arasındaki farklılıklar önem kazanıyor-,
ulusalcılığın anarşizmin zeminini hazırladığı ama ona
karşı yeni tehditler de getirdiği hissini
farkedebilirsiniz. Örneğin, Liu Şipei gibi biri,
imparatorluk devletinin bütün kuramsal despotizminin
yanında, ulusalcılığın, topluma tecavüzü çok daha
yoğun biçimde gerçekleştireceğini, doğru biçimde
tespit edebilmiştir. Bu noktada, anarşizm, müdahaleci
ulusal devlet karşısında toplumun özerkliğini
savunmanın yolu haline gelmiştir. Ve bu, fazla
genelleme yapmak istemesem de, başka ortamlar üzerine
de düşünmenin verimli bir yolu olabilir. Ulusalcılığın
bu anlamda kavranışı -yani, yeni bir siyaseti
tanımlayan, yeni çözümler üreten, sosyalizm ve
anarşizmin doğuşunda rol oynayan anlamında- Çin'in
dışında da geçerlilik taşıyabilir.

S: Diğer anarşist kuramcılara oranla Çin'de
Kropotkin'in daha etkili olmasını sağlayan koşullar
neydi?

Y: İki olasılık var. İlki, Kropotkin'in anarşizminin
toplumsal bir dönüşümle sıkı sıkıya bağlı olması.
Çinli radikallerin toplumsal devrim konusundaki
ilgilerini dikkate aldığımızda, Kropotkin'in diğer
kuramcılardan daha öne çıkmasının nedenlerini
anlayabiliriz. Bir başka ilginç etmen de, yüzyıl
dönümünde Çinli aydın çevrelerde Sosyal Darwinciliğin
itibar görmesi olabilir. Çinli Sosyal Darwinciler,
ilerici olduğu varsayılan toplumların ilericiliklerini
yaşam mücadelesinde yengi kazanmış olduklarına
bağlayan Avro-Amerikan düşünceden etkilenmişlerdi.
Dünya, bir rekabet dünyası olarak algılanıyordu ve
başarısız olan yok olacaktı. Amerikan yerlileri ve
Afrikalıların örnekleriyle meşgul oluyorlardı ve bazı
Çinliler bu iki ırkın yok olmaya mahkum olduklarına
kanaat getirmişlerdi. Bu yüzden Çin bu rekabet ve
mücadele dünyasında güçlenmeliydi. Ne ki, rekabet
kavramı üzerinde temellenen bu dünya görüşü karşısında
memnuniyetsizlikler de vardı. Böylesi bir ortam içinde
-insanlığın gelişiminin rekabet ve çelişki değil,
karşılıklı yardımlaşma olduğunu savlayan Kropotkin'in
keşfi karşı bir kutup geliştirmenin yolunu açmıştı.
Daha önce bahsettiğim ütopyacı devinim de bu arayışa
yansımıştı.

S: Çinli anarşistler için önemli bir yere sahip olan
Kropotkin ve Reclus dünya tarihini algılayışları
bakımından oldukça Avrupa-merkezci bir yaklaşıma
sahiptiler. Çinli anarşistler, onların düşüncelerini
olduğu gibi kabullenmeyi mi seçtiler, yoksa
alternatifler üretme çabasına mı girdiler?

Y: Böyle düşünmüyorum. Paris'deki anarşistlerin pek
ilgisi yoktu. Ve Kropotkin ve Reclus'un Tokyo'daki
insanlara ulaşmasında Çin ve Asya'nın Avrupa-merkezci
bir yorumu içerilmemekteydi. Bugünlerde
Avrupa-merkezcilik konusunda çok duyarlı olsak da,
Paris'deki Çinli anarşistlerin, Avrupa üzerindeki
herkesden daha fazla, kendi gelenekleri üzerine
eğildiklerini söyleyebiliriz. Bu insanlar Konfiçyüs'a
karşı devrim çağrısı yapıyorlardı. Buna dair herhangi
bir şeyi Avrupa'da öğrenmiş olsalar bile, geriliğinden
dolayı Çin geçmişini reddetme konusunda Avrupalılardan
daha fazla istekliydiler. Çin'in geçmişini ciddiye
alan düşüncelere sahip Liu Şipei vakasının biraz
farklı olduğunu düşünüyorum Bu noktada Tolstoy'un
etkisi belirleyici olmuş olabilir. Şipei Avrupa'dan
çok, Avrupa'dan gelen yeni siyaset düşüncesine ve
iktisadi kalkınmacılığa muhalefet etmekteydi.

S: Anarşistler, Mançu hükümetine karşı kurulan
Devrimci İttifak'ın savlarında yer alan Mançu-karşıtı
ırkçılığa kesin bir tepki vermişlerdi. Etnisiteye
yönelik bir anarşist kuram geliştirme çabası sözkonusu
muydu?

Y: Böyle bir girişimi ben farketmedim. Mançu-karşıtı
ırkçılığa karşı tavır aldılar çünkü siyaset konusunun
bütünlüğünü bozan bir şeydi. Başka türlü söylendikte,
sorun Mançular değil, merkezleşmiş siyasi devlet
sistemiydi. Irkçılık gündeme getirildikçe, daha
temelde yer alan devlet sorunundan uzağa düşülmüş
oluyordu.

S: Feminizm ve anarşizm Avrupa ve Amerika'da zor ve
karmaşık bir ilişki içindeydiler. Buna rağmen
feminizm, Çin'deki anarşist hareketin içinde açık bir
biçimde tamamlayıcı unsurdu. Feminizmin Çin'deki
anarşist hareket tarafından bu kadar kolay biçimde
içerilmesinin bir nedeni var mıydı?

Y: Bu soruyu yanıtlarken, kadınlara gösterilen ilgiyle
feminizm arasında bir ayrım yapacağım. Çin
anarşistlerini, Hu Zen gibi insanları feminist olarak
nitelendirmek yanıltıcı olabilir. Bugün gündemde olan
yaklaşımlara uyabilir ama bence özel bir feminist
program yerine, kadınların uğradığı baskı ve bu konuda
ne yapılabileceğiydi ilgilenilen. Anarşistlerin kadın
sorununa yaklaşımı, ailenin bir baskı kurumu olarak
değerlendirilmesi üzerine temellenmekteydi. Bu
konudaki düşünceler kadın sorunuyla ilgilenmelerini
sağladı. Sorun 1920 civarında bütün Çin toplumu
tarafından tartışılmaktaydı.

S: Çin Anarşizmi tarihinin anımsanması ve sorgulanması
aracılığıyla daha demokratik bir sosyalizmin ortaya
çıkarılabileceğini ya da yeniden ortaya
çıkarılabileceğini yazmıştınız. Anarşizmin yeniden
canlandırılması ve yeniden ortaya çıkarılmasını da
kastetmiş miydiniz?

Y: Çin Anarşizmi ile ilgilenmeye başladığımda, genel
anlamda, anarşizme dair yeni bir ilginin oluşmakta
olduğunu hissetmekteydim. Kitabı bu gelişime katkıda
bulunabileceği umuduyla yazdım. 1980'lerde Çin
devriminin vaatlerinin tükenmekte olduğu giderek
belirginlik kazanmaktaydı. Neyin yanlış gittiği
konusunda anarşizmin ilginç bir eleştirel bakış açısı
sağladığını gördüm. Tabii, bu değerli içerimleri
taşıdığı sürece anarşizmin yeniden canlandırılması ve
tartışmaların odağına yerleşmesi önemli.

S: Açık bir biçimde Çin devrimci hareketleriyle
ilgilenen radikal bir akademisyensiniz ve aynı zamanda
dünya emperyalizminin merkezi olan ABD'deki kapitalist
bir üniversitenin öğretim görevlisisiniz. Böyle bir
çevrede size nasıl iş verildi? Çalışmanızın
radikalliğini terketmeniz ya da siyaset dışına
çekmeniz konusunda baskı gördünüz mü? Görmediyseniz,
bu olgu, üniversite ile radikal toplumsal eleştirellik
arasındaki ilişki hakkında neyi serimlemektedir?

Y: Çelişkiler (kahkahalar) ... Hayır, hiç bir zaman
çalışmamın radikalliği ve siyasetin dışına çekilmesi
yolunda baskı görmedim. Eğer bir baskı söz konusuysa
bu pek de doğrudan değildi. Bilirsiniz, bazen sorarlar
"neyle uğraşırsınız?" diye. "Çin Anarşizmi üzerine bir
kitap yazıyorum" dediğimde, sadece "hmm" yanıtını
verebilirler. Marjinal bir iş yaptığınıza ve oyun
oynadığınıza dair bir algılama oluşuyor. Bu tür bir
baskı da beni rahatsız etmiyor. Şanslı olduğumu
düşünüyorum. Radikal oldukları için acı çeken
arkadaşlarım var. Maaş ve benzeri konularda hafif
çapta bir ayrımcılığın izleri görüldü ama bunu radikal
bir akademisyen olmama mı yoksa üçüncü dünyadan
geliyor olmama mı bağlamam gerektiğini bilmiyorum. Pek
çok açıklama sözkonusu olabilir. Bazen seçkin
üniversitelerin radikallere gereksinim duyduklarını
unutuyoruz. Öğrencilere mümkün olan en geniş öğrenim
olasılıklarını sunmak ve onların dünya üzerinde işlev
kazanmasını sağlamak için çaba harcayan seçkin
üniversitelerin, Marksizm veya anarşizm üzerine tek
sözcük duymamış cahiller üretmek istemediği açık. Bu
yüzden bu üniversitelerde radikallere küçük yerleşim
bölgelerinden daha fazla hoşgörü gösteriliyor
olabilir. "Çelişkiler" derken aklımdaki düşünce buydu.
Bir bakıma bu, siyasi olarak istenmeyinin uzak
tutulduğu ve dünya hakkında hiç bir şey bilmeyen ve
sadece ideolojiden beslenen bir avuç insanın biraraya
getirildiği Çin'deki eğitim sistemine karşı, ABD
eğitim sisteminin güçlü yanı. Biz denetimimiz
konusunda daha duyarlıyız ve şu anki koşullarda, bir
eylemci olmadığınız sürece, ciddi bir missilleme söz
konusu olmuyor. Burada çok entelektüel bir erk yapısı
mevcut. Örneğin, on yıl önce CIA'den biri bana geldi.
Kendi bünyelerinde çalıştırmak üzere öğrenci
arıyorlardı ve özellikle benim öğrencilerimle
ilgileniyorlardı. Çünkü Marksizm, anarşizm, vbg.
üzerine bilgi sahibi olduklarını varsayıyorlardı.
Entelektüel çözümlemeciler istiyorsanız, bu konuda
bilgiye sahip insanlara gereksiminiz var. Bu noktada,
buradaki erk kurumu, istenmeyen bilgiyle dünyayı
anlamada işbirliğine girmek yerine onu bir yana
koymayı seçen Çin Halk Cumhuriyeti'nden ya da eski
SSCB'den farklı işliyor.

S: Sömürge-sonrası söylem üzerine bir kitabınız
yayınlandı, "Sömürge-sonrası Aura". Bu çalışmanızın
Çin Anarşizmi üzerine yaptığınız çalışmalarla ne gibi
bir ilgisi var? Bir de, sömürge-sonrası söylemi nasıl
devrimci-sonrası olarak ele aldığınızı açıklayabilir
misiniz?

Y: "Sömürge-sonrası Aura"da üçüncü dünya aydınları
konusunu öne çıkarmaya çabaladım. Avrupa-merkezcilik
ve diğer halklara uygulanan Avro-Amerikan baskı
üzerinde -kapitalizmin dünyayı biçimlendirmesi ve
reddedilen Avro-Amerikan değerlerinin dünyanın geri
kısmına kapitalizm tarafından ulaştırılması olgularını
gözardı eden- çok sayıda çalışma yapıldı. Kapitalizmin
küreselleşmesi oranında, üçüncü dünya aydınlarının,
profesyonellerinin, devletlerinin bu küreselleşmede
suç ortaklığına girdiklerini düşünüyorum. Bu yüzden,
erkin ve yetkenin eleştirisi günümüzde
Avrupa-markezciliğin ve Avro-Amerikan egemenliğinin
eleştirisiyle yetinemez. Üçüncü dünya aydınlarının,
profesyonellerinin, devletlerinin, erk yapılarının,
vb.nin de eleştirilmesi gerekmektedir. Bu çalışmada
denemek istediğim bu. Devrimci-sonrası konusu ise,
sömürge-sonrası dönemin anlamına dair tarihsel bir
meraktan, bu dönemin neden 1980'li yılların sonuna
denk geldiği üzerine oluşan sorulardan doğdu. 1960'lı
yıllardaki radikal hareketler sırasında zaten
sömürge-sonrası bir döneme geçilmişti ya da
geçilmekteydi. Yine de, bu yıllar, 1980'li ve 1990'lı
yıllarda görülmeyen bir radikalizmi içeriyordu.
Pekiyi, o zaman, fark ne? Burada olan ne? Neden
sömürgecilik, tahakküm ve kapitalizmden bahsetmiyoruz
da, sömürge-sonrasından bahsediyoruz? Yüksek
popülerliğe ulaşan eğilimler, özellikle ABD'de,
saplantılı biçimde etnisite, etnik topluluklar arası
ilişkiler, kimlik siyaseti üzerine eğildiler; kolektif
kimlikleri sorguladılar hatta bunların olabilirliğini
reddettiler. Bana göre, kolektif kimlik kavramına
sahip olmayan bir siyasi etkinlik, özellikle devrimci
etkinlik mümkün değildir. Kolektif kimliğin altını
dinamitleyen savları, daha önce saydığım koşullarla
birlikte ele aldığımda, üzerinde uğraştığımız şeyin
sadece sömürge-sonrası değil, devrimci-sonrası bir
yönelim olduğu düşüncesine ulaştım.

S: Çalışmalarınız gelecekte ne yönde ilerleyecek?

Y: Bugün her radikalin bunalıma girmek için yeterli
nedeni var: hiç bir şey olmuyor gibi görünüyor ve
radikalizm, muhafazakarlar ve libareller tarafından
yağmalanıyor, kimlik siyasetine çekiliyor. Öte yandan,
benim ve diğerlerinin gerçekleştirdiği son çalışmalar
ciddi bir direncin ve protestonun var olduğunu
gösteriyor. Bu direnç alışıldık biçimlerde tezahür
etmiyor çünkü büyük sendikalarda, yasal komünist
partilerde gerçekleşmiyor. İnsanlar yaşam alanları
için savaş veriyorlar; tabandan yükselen yeni
toplumsal biçimler yaratma çabasına girişiyorlar.
Bunlardan bazıları tehlikeli, sağcı olabilir, ama çoğu
günümüz kapitalizmi içinde yaşamda kalma kavgasıyla
ilintili şeyler. Giderek çoğalıyor böylesi hareketler:
kadın hareketi, ekolojik hareket, toplumsal adalet
hareketi.. Her yerde gerçekleşiyor bunlar ve günümüz
radikalleri bunlara sırtlarını çeviriyor. Bunlar
geleneksel sol (Marksist olarak okuyun) siyaset ile
ilintilendirelebilecek şeyler değil. Tabandan gelen
hareketler. Bunları anarşist olarak nitelemeyeceğim
-kimisi feminist, kimisi ekolojik- ama anarşist bir
hareketten sözedeceksek, böyle bir şey olmalı işte. Bu
hareketlere dikkat çekmenin ve mümkün olduğunca
kuramsallaştırmanın gerekli olduğunu düşünüyorum. Bu
konuda çalışıyorum: radikal hareketleri tabandan
yükselerek kavramsallaştırmak.

[Söyleşinin İngilizce orijinali:
http://perspectives.anarchist-studies.org/2dimensio.htm
Söyleşinin Türkçe çevirisi:
http://perspectives.anarchist-studies.org/2dirlikturkish.htm
Arif Dirlik'in kısa biyografisi:
http://perspectives.anarchist-studies.org/2arifturkish.htm]


*******
****** A-Infos Haber Servisi ******
Anarşistlerle ilgili ve anarşistleri ilgilendiren haberler
******
BİLGİ: http://ainfos.ca/org http://ainfos.ca/org/faq.html
YARDIM: a-infos-org@ainfos.ca
ÜYELİK: lists@ainfos.ca adresine e-posta'nın ana
kısmında "subscribe listeadı eposta@adresiniz"
içerikli e-posta atın. Üyelikten çıkmak için ise
"unsubscribe listeadı eposta@adresiniz" içerikli mail
atın.

Tüm listeler için seçenekler: http://www.ainfos.ca/options.html


A-Infos Information Center