A - I n f o s
a multi-lingual news service by, for, and about anarchists **

News in all languages
Last 40 posts (Homepage) Last two weeks' posts

The last 100 posts, according to language
Castellano_ Català_ Deutsch_ Nederlands_ English_ Français_ Italiano_ Polski_ Português_ Russkyi_ Suomi_ Svenska_ Türkçe_ The.Supplement
{Info on A-Infos}

(tr) ANARŞİZM: FEMİNİST BAĞLANTI - Anarşist Bakış'tan

From Worker <a-infos-tr@ainfos.ca>
Date Wed, 15 Oct 2003 10:03:47 +0200 (CEST)


________________________________________________
A - I N F O S H A B E R S E R V İ S İ
http://www.ainfos.ca/
http://ainfos.ca/index24.html
________________________________________________

ANARŞİZM: FEMİNİST BAĞLANTI - Peggy KORNEGGER, 1976
Onbir yıl önce İllinois'in küçük bir kasaba lisesinde [okurken],
"anarşizm" kelimesini hiç duymamıştım --hiçbir şekilde. En yakın
bildiğim şey anarşinin "kaos" anlamına geldiğiydi. Sosyalizm ve
komünizme gelince, tarih derslerim bir şekilde onlarla faşizm --akla
Hitler'i, toplama kamplarını, ve bizimki gibi özgür bir ülkede asla
olmayan her türden korkunç şeyi getiren bir kelime-- arasında hiçbir
fark olmadığı mesajını aktarmıştı. Bana Amerikan politikasının sıkıcı
laf salatalarını ustalıkla yutmak öğretilmişti: ılımlılık, uzlaşma,
çitin üstünde oturmak [ing. fence-straddling, iki taraf arasında konum
belirlemeyerek orta noktada durmak anlamında], harika çocuk olarak Chuck
Percy. Dersimi iyi öğrendim: tüm "eğitim"imi biçimlendiren
taraflılığının ve çarpıklığın farkına varmam yıllarımı aldı. Erkektürünün
[ing. mankind, kelime olarak insanlık anlamına gelmekte, ancak burada
dile hakim olan ataerkilliği vurgulamak için böyle kullanılmaktadır]
"erkeğin-öyküsü" [ing. history, yine burada da kelime anlamı tarih olan
history'i kelimenin eril yapısının vurgulamak üzere "his-story" diye
kullanılmıştır] sadece şu anlama geliyordu; bir kadın olarak verili [ing.
vicarious, vekaleten, başkasının yaşantısına katıldığını hayal ederek]
bir varoluşa mahkumdum. Bir anarşist olarak bir varlığa sahip değildim.
Geçmişin bütünü (ve böylece geleceğin imkanları) benden çalınmıştı.
Birbirleriyle bağlantısız olan politik dürtü ve eğilimlerinin ortak bir
çerçeveyi paylaştığını ancak yakın dönemde keşfettim --yani, anarşist
veya liberter düşünce geleneği. Renk körü grili yılların ardından
birdenbire kırmızıyı görmüş gibiydim.

Emma Goldman benim ilk anarşizm tanımımın malzemesini sundu:

"Anarşizm, öyleyse, insan aklının dinin tahakkümünden; insan bedeninin
mülkiyetin tahakkümünden; hükümetin prangalarından ve sınırlılığından
özgürleşmesini amaçlar. Anarşizm, gerçek toplumsal zenginliği üretmek
amacıyla özgür bireylerin biraraya gelmesine dayanan bir toplumsal
düzeni; bireysel arzu, zevk ve eğilimlere göre, her insanın yeryüzüne
özgür erişimini ve yaşamın tüm gerekliliklerinden tam [olarak] zevk
almasını garanti eden bir düzeni amaçlar."(01)
Çok geçmeden, anarşizm ile radikal feminizm arasında zihinsel bağlantılar
kurmaya başladım. Anarka-feminizm hakkındaki heyecanımı başkalarına
aktarmanın bir yolu olarak, bu alana dair algıladıklarımın bir kısmını
yazıya dökmek benim için çok önemli oldu. Aramızda yanlış anlama ve
kıymıklanmayı [ing. splinterism, bir hareketin içinden koparak daha küçük
başka hareketlerin ortaya çıkması] arttıran engellerin bazılarını yıkmak
için birbirimizle görüşlerimizi paylaşmamız hayati gözüküyor. Kendimi
anarka-feminist olarak adlandırmama rağmen, bu tanımlama sosyalizmi,
komünizmi, kültürel feminizmi, lezbiyen ayrılmacılığı [ing. seperatism,
bağımsızlığını savunan], veya diğer bir düzine politik markayı kolayca
içerebilir. Su Negrin'in yazdığı gibi: "Hiçbir politik şemsiye benim
bütün ihtiyaçlarımı kapsayamaz."(02) Düşündüğümüzden daha çok
ortaklığımız olabilir. Burada kendi tepkilerim ve algılarım üzerine
yazıyor olsam da, yaşamımın ya da düşüncelerimin diğer kadınlarınkinden
ayrı olduğunu sanmıyorum. Aslında, Kadın Hareketi konusundaki en güçlü
inançlarımdan birisi de inanılmaz bir görüş ortaklığı paylaşıyor
olduğumuzdur. Benim bu görüşe katılımım belirleyici ifadeler veya katı
cevaplar sunmak için değil, daha ziyade bunun etrafında bize canlılık
kazandıracağını, ve sürekli olan bireysel ve kolektif büyüme ve
evrim/devrim sürecine katkı yapacağını umut ettiğim olanakları ve
değişebilir bağlantıları sunmaktır.

ANARŞİZM GERÇEKTE NE ANLAMA GELİR?

Anarşizm uzunca süreden beri o kadar yerilmiş ve yanlış yorumlanmıştır
ki, belki de onun ne olduğunu ve ne olmadığının açıklamasıyla başlamak
en önemli şey olabilir. Muhtamelen en yaygın anarşist klişesi, siyah
pelerinin altında ateş almış bir bombayı saklayan kötü niyetli bakışlara
sahip, yolundaki her şeyi yok etmeye ve herkesi öldürmeye hazır bir adam
[görüntüsüdür]. Bu görüntü politik [görüşleri] ne olursa olsun
insanların çoğunda korku ve uzak durma yaratır; sonuçta, anarşizm
iğrenç, şiddet yanlısı ve aşırı olarak reddedilir. Diğer yanlış düşünce
ise anarşistin faydasız, Ütopyacı soyutlamalarla uğraşan ve somut
gerçeklikten kopuk, pratik olmayan bir idealist olduğudur. Sonuç yine
anarşizmin, bu sefer "imkansız bir düş" olarak, bir kere daha bir kenara
atılmasıdır.

Bu görüntülerin ikisi de doğru değildir (hem anarşist suikastçiler ve hem
de idealistler olsa da --sağ veya sol pek çok politik harekette olduğu
gibi). Neyin doğru olduğu tabii ki bir kimsenin referans aldığı
çerçeveye dayanır. Aynen farklı sosyalist türlerinin olması gibi, farklı
anarşist türleri de vardır. Benim burada hakkında konuşacağım, özünde
liberter (yani otoriter olmayan) sosyalizmle aynı olarak
değerlendirdiğim komünist anarşizmdir. Etiketler [nitelendirici
adlandırmalar] feci şekilde kafa karıştırıcı olabilir, bu nedenle terimi
açıklığa kavuşturmak umuduyla, anarşizmi üç temel ilkeyi kullanarak
tanımlayacağım (bunlardan her birisinin radikal feminist toplumsal
analizle ilgili olduğuna inanıyorum --bu konuda daha fazlası ileride):

(1) Otoritenin, hiyerarşinin, hükümetin yıkılmasına olan inanç.
Anarşistler --insanın insan üzerinde, devletin topluluk üzerinde
[kurduğu]-- iktidarın (ele geçirilmesi yerine) dağıtılmasını isterler.
Pek çok sosyalist, bir işçi sınıfı hükümeti ve [bunun] akabinde
"devletin sönümlenmesini" isterken, anarşistler araçların amaçları
yarattığına, yani güçlü bir Devlet'in kendini daimi kıldığına inanırlar.
Anarşizmi başarmanın yegane yolu (anarşist kurama göre) kooperatif,
anti-otoriter biçimlerin [usullerin] yaratılması sayesinde olur. Süreci
devrimin hedeflerinden ayırmak, baskıcı yapı ve tarzın daimi kılınmasını
sağlar.

(2) Hem bireyselliğe hem de kolektifliğe olan inanç. Bireysellik komünist
düşünceyle uyumsuz değildir. Ancak rekabeti ve başkalarının
gereksinimlerine saygısızlığı körükleyen "arızalı bireycilik"le,
başkalarının özgürlüğüne tecavüz etmeksizin özgürlük demek olan gerçek
bireysellik arasında bir ayrım yapılmalıdır. Bu özellikle, toplumsal ve
politik örgütlenme anlamında --karar almanın "temsilciler" veya
"liderler"in eline değil, grup, topluluk, veya fabrikadaki tüm herkese
verilmesini sağlayan yapıların yaratılması yoluyla-- bireysel inisiyatif
ile kolektif eylemin dengelenmesi demektir. Küçük grup veya
toplulukların hiyerarşik olmayan ağı (yani bir piramitsel yapı değil, iç
içe geçen halkalar) kanalıyla koordinasyonu ve eylemesi demektir. (Bir
sonraki bölümde İspanyol anarşist kollektiflerinin tanımlamalarına
bakınız) Nihayet, bu, başarılı bir devrimin, manipüle edilmemiş, özerk
birey ve grupların "toplumun ve kendi yaşamlarının doğrudan, aracısız
denetimini"(03) ele geçirmek üzere birlikte çalışmasını içinde
barındırdığı anlamına gelir.

(3) Hem kendilindenliğe hem de örgütlenmeye inanma. Anarşistler uzunca
bir süre kaosu savunmakla suçlandılar. Pekçok insan aslında anarşizmin
düzensizlik, karmaşa, şiddetin eşanlamlısı olduğuna inanır. Bu anarşizmin
amaçladığı şeyin tamamen yanlış temsil edilmesidir. Anarşistler
örgütlenmenin gerekliliğini inkar etmezler; sadece bunun yukarıdan değil
aşağıdan, dışarıdan değil içeriden gelmesi gerektiğini iddia ederler.
Manipülasyon ve pasifliği besleyen dışardan dayatılmış yapı ve katı
kurallar, bir sosyalist "devrim"in alabileceği en tehlikeli biçimdir. Hiç
kimse geleceğin tam şeklini dayatamaz. Belirli bir durum bağlamında
kendiliğinden eyleme, birey ve grupların değişen ihtiyaçlarına yanıt
verecek bir toplum yaratacaksak gereklidir. Anarşistler (bireysel
inisiyatifin kaybedilmediği) akışkan biçimlere inanırlar: büyük ölçekli
kolektif işbirliği ve koordinasyon ile birlikte küçük ölçekli katılımcı
demokrasi.

Anarşizm kulağa hoş geliyor, ancak nasıl çalışacak? Bu tür bir Ütopyacı
romantizmin gerçek dünyayla hiçbir ilişkisi olamaz... değil mi? Yanlış.
Anarşistler aslında (hiçbirisinin iyi bilinmediği) birkaç olayda (geçici
de olsa) başarılı olmuşlardır. Özellikle İspanya ve Fransa anarşist
etkinliğin köklü bir tarihine sahiptir, ve kuramsal anarşizmin en
heyecan verici somutlaşmalarını gördüğüm iki ülke bunlardı.


KURAMIN ÖTESİNDE -- İSPANYA 1936-39, FRANSA 1968

"Devrim insanlarla, popüler yaratımla ilgili bir şeydir; karşı-devrim
Devlet'le ilişkili bir şeydir. Bu hep böyle olmuştur, ve ister Rusya'da,
isterse İspanya veya Çin'de olsun, böyle olmak zorundadır."(04)
İberya Anarşist Federasyonu (FAI), Tierra y Libertad [Toprak ve
Özgürlük], 3 Temmuz, 1936
Söylendiği şekliyle İspanya İç Savaşı'nın yaygın olarak Franco'nun faşist
kuvvetleri ile liberal demokrasiye bağlı olanlar arasında basit bir
çarpışma olduğuna inanılır. Küçümsenen veya gözardı edilen şey,
İspanya'da olanın bir iç savaştan daha fazlası olmasıdır. Ülkenin çoğu
yerinde somut bir biçim alan, anarşist ilkelere bağlı olan geniş tabanlı
bir toplumsal devrim filizleniyordu. Burada, bu liberter hareketin yavaş
yavaş zayıflamasını ve nihai yıkımını [tartışmak], bunun parçası olan
kadın ve erkeklerin fiilen başardıklarını tartışmanın yanında daha az
önemlidir. Onlar, büyük eşitsizliklere rağmen, anarşizmi işler hale
getirdiler.
İspanyol Devrimi sırasındaki anarşist kolektifleştirme ve işçilerin
öz-yönetiminin gerçekleştirilmesi, örgütlenme-artı-kendiliğindenliğin
klasik bir örneğini sunar. Anarşizm, Hem kırsal hem de kentsel
İspanya'da, yıllardan beridir popüler bilincin bir parçası haline
gelmişti. Kırsal kesimde, insanlar uzun bir komünalist geleneğe
sahiptiler; pek çok köy hala ortak mülkiyeti paylaşıyor veya hiç toprağı
olmayanlara arazi veriyordu. Onyıllardır [süregelen] kırsal kolektivizm
ve işbirliği, İspanya'ya (Bakunin'in arkadaşı, devrimci bir İtalyan olan
Fanelli yoluyla) 1870'lerde gelen kuramsal anarşizmin temelini
hazırladı, ve nihayetinde anarşist ilkelerin endüstriyel sendikacılığa
uygulanması [demek olan]
anarko-sendikalizmin yükselişine yol açtı. 1910'da kurulan Confederacion
National del Trebajo [Ulusal Emek Konfederasyonu], işçilerin öz-yönetimi
ve kolektifleştirme için eğitim ve hazırlık sağlayan anarko-sendikalist
bir sendikaydı (militan Federacion Anarquista İberia (İberya Anarşist
Federasyonu) ile yakın ilişki içinde[ydi]). İspanya'nın her yerine ulaşan
onbinlerce kitap, gazete ve broşür, genel anarşist düşünce hakkında çok
daha fazla bilgilenilmesine katkıda bulundu.(05) Anarko-sendikalist
sabotaj, boykot ve genel grev taktikleri; üretim ve ekonomideki eğitim
ile birleşen hiyerarşik olmayan anarşist işbirliği ve bireysel
inisiyatif ilkeleri, işçilere hem kuramsal hem de pratik bir zemin [arka
plan] sağladı. Bu, Temmuz 1936'dan sonra hem fabrikaların hem de
toprağın başarılı bir şekilde kendiliğinden ele geçirilmesine yol açtı.

İspanyol sağı Halk Cephesi'nin seçim zaferine 19 Temmuz 1936'da askeri
darbeyle cevap verince, halk öfkeyle buna karşı çıktı, darbe 24 saat
içinde durduruldu. Bu noktada seçim sandığı başarısı ikincil hale geldi;
toplumsal devrim başlamıştı. Sanayi işçileri ya greve ya da fabrikaları
fiilen kendileri için işletmeye başlarken, tarım işçileri de toprak
sahiplerini önemsemeyerek toprakları kendi adlarına ekmeye başladılar.
Kısa bir zaman içinde, İspanya'daki toprakların % 60'ından fazlası
kolektif olarak işletilmeye başlanmıştı --toprak sahipleri, patronlar
veya rekabetçi teşvikler olmaksızın. Sanayinin kolektifleştirilmesi
esasen
anarko-sendikalist etkinin en güçlü olduğu Katalonya bölgesinde
gerçekleşti. İspanya sanayisinin % 75'i Katalonya'da bulunduğu için, bu
hiç de küçük bir başarı değildi.(06) Böylece, 75 yıllık hazırlık ve
mücadelenin ardından, liberter ilkelere bağlı bireylerin kendiliğinden
kolektif eylemleri sayesinde kolektifleştirme başarılmıştı.

Ancak kolektifleştirme gerçekte ne anlama geliyordu, ve nasıl işliyordu?
Genelde, anarşist kolektifler iki düzeyde çalıştılar: (1) küçük ölçekli
katılımcı demokrasi ve (2) kontrolün tabanda olduğu büyük ölçekli
koordinasyon. Her düzeyde, ana kaygı merkezsizleşme ve bireysel
inisiyatifti. Fabrika ve köylerde, yönetsel [ing. administrative] ve
koordine edici organlar olarak işleyen konseyler için temsilciler
seçiliyordu. Kararlar daima tüm işçilerin katıldığı daha genel üye
toplantılarından geliyordu. Temsiliyetin tehlikelerinden sakınmak için
temsilcilerin kendileri işçiydi; ve her zaman anında, ve keza dönemsel
olarak, yerlerine başkaları seçilebiliyordu. Bu konsey veya komiteler
kendinden yönetimin temel birimleriydiler. Daha ileri bir koordinasyon
ile buradan, bütün bir endüstri veya coğrafi alan üstündeki işçileri
veya işleri birbirlerine bağıntılayan gevşek federasyonlara
genişletilebiliyorlardı. Bu sayede, malların dağıtımı ve bölüşümü; ve
keza sulama, ulaşım, iletişim gibi daha geniş [ölçekli] programların
yürütülmesi gerçekleştirilebiliyordu. Yine vurgu sürecin
aşağıdan-yukarıya işlemesineydi. Bireysellikle kolektivizm arasındaki bu
ince denge en başarılı şekilde 900 kolektifi kapsayan Levant Köylü
Federasyonu, ve yaklaşık 500 kolektiften oluşan Aragon Kolektifler
Federasyonu tarafından gerçekleştirildi.

Kendinden yönetimin muhtemelen en önemli yönü ücretlerin eşitlenmesiydi.
Bu birçok biçimde gerçekleşti, ancak sıklıkla "aile ücreti" sistemi
kullanıldı; ücretler erkek/kadın [işçinin] ve ona bağımlı olanların
gereksinimlerine göre para veya kupon olarak her işçiye ödeniyordu.
Mallar "para"yla alınırken, fazla olanlarsa ücretsiz dağıtılıyordu.

Ücret eşitlemesinden kaynaklanan faydalar büyüktü. Birkaç kişinin elinde
toplanan büyük karlar ortadan kaldırılınca, fazla para sanayinin
modernize edilmesi (yani ekipman satın alınması, daha iyi çalışma
koşulları) ve toprağın geliştirilmesi (sulama, barajlar, traktörlerin
satın alınması, vb.) için kullanılıyordu. Sadece daha etkili koşullarla
daha iyi ürünler elde edilmekle kalınmadı, aynı zamanda tüketici
fiyatları da düştü. Bu çeşitli sanayi dalları için geçerliydi: tekstil,
metal ve silah sanayi, gaz, su, elektrik, fırıncılık, balıkçılık, yerel
ulaşım, demiryolları, telefon hizmetleri, optik ürünler, sağlık
hizmetleri, vb. İşçilerin kendileri kısalan çalışma haftasından, daha
iyi çalışma koşullarından, ücretsiz sağlık hizmetlerinden, işsizlik
ödentisinden ve işlerinden duydukları yeni onurdan faydalandılar.
Yaratıcılık, kendinden yönetim ve karşılıklı yardımlaşma ruhuyla
serpildi; işçiler emek sömürüsü koşullarındakine göre daha iyi olan
ürünler üretmekle ilgilendiler. Sosyalizmin işlediğini, rekabet ve
açgözlülük motiflerinin gereksiz olduğunu göstermek istediler. Birkaç ay
içinde, İspanya'nın birçok yerinde % 50-100 iyileşme gözlendi.

İspanyol anarşistlerinin başarıları yüksek yaşam standardı ve ekonomik
eşitliğin ötesine geçti; temel insan ideallerinin gerçekleştirilmesini de
içerdi: özgürlük, bireysel yaratıcılık ve kolektif işbirliği. İspanyol
anarşist kolektifleri başarısız olmadılar; dışardan çökertildiler. (Sağda
ve solda) güçlü bir Devlet'e inananlar, onların --İspanya'dan ve
tarihten-- silinmesi için çalıştılar. Yaklaşık sekiz milyon İspanyol
insanının başarılı anarşizmi ancak yeni yeni açığa çıkarılıyor.

"C'est pour toi que tu fais la revolution"(07)
(Devrimi kendiniz için yaparsınız)
Daniel ve Gabriel Cohn-Bendit
Anarşizm Fransız tarihinde önemli bir rol oynadı; ancak geçmişe
gömülmektense, güncel Mayıs-Haziran 1968 olayına odaklanmak istiyorum.
Mayıs-Haziran olayları özel bir öneme sahip, çünkü genel grevin, ve
fabrikalara işçilerin üniversitelere ise öğrencilerin el koymasının,
modern, kapitalist, tüketim-odaklı bir ülkede olabileceğini
ispatladılar. Ek olarak, Fransa'da işçiler ve öğrenciler tarafından öne
çıkarılan meseleler (örn. öz-belirlenim, yaşam kalitesi) sınıf
çizgilerinin üstünden geçmiş ve kıtlık-ötesi bir toplumda(08) devrimci
değişimin olabilirliği için büyük etkilere sahip olmuştur.
22 Mart 1968'de, aralarında Daniel Cohn-Bendit'in de olduğu Nanterre
Üniversitesi öğrencileri, hem Vietnam savaşının hem de öğrenci olarak
baskı altında tutulmalarının sona erdirilmesi talepleriyle okullarındaki
yönetim binalarını işgal ettiler. (Taleplerinin içeriği Kolombiya'dan
Berlin'e kadar in loco parentis protestolar yapan öğrencilerinkine
benzerdi.) Üniversite kapatıldı, ve gösteriler Sorbonne'a yayıldı.
SNESUP (orta-lise ve üniversite hocaları sendikası) grev çağrısı yaptı,
ve öğrenci sendikası (UNEF) 6 Mayıs'da bir gösteri örgütledi. O gün,
polis ve öğrenciler Latin
Mahallesi'nde çarpıştılar; göstericiler sokaklarda barikatlar kurdular,
ve birçoğu isyan polisi tarafında vahşice dövüldü. 7'sinde,
Enternasyonal'i söyleyerek Etoile'ye doğru yürüyen protestocuların
sayısı 20 ile 50 bin kişi arasındaydı. Sonraki birkaç gün içinde,
göstericilerle polisler arasında Latin Mahallesi'nde yaşanan hafif
çatışmalar giderek şiddetlendi, ve kamuoyu genel olarak polis baskısına
karşı öfkeliydi. İşçi sendikaları, öğretmen ve öğrenci birlikleri
arasında görüşmeler başladı, ve UNEF ile FEN (öğretmenler sendikası)
süresiz grev ve gösteri çağrısında bulundular. 13 Mayıs'ta, yaklaşık
altıyüz bin insan (öğrenciler, öğretmenler, ve işçiler) Paris boyunca
protesto yürüyüşüne katıldı.

Aynı gün (Fransa'da en güçlü anarko-sendikalist eğilimin olduğu
şehir(09)) Nantes'deki Sud-Aviation fabrikası işçileri greve çıktı. İşte
on milyonlarca işçiyi --"profesyonelleri ve emekçileri, entelektüelleri
ve
futbolcuları"(10)-- kapsayan, tarihteki en büyük genel grevi ateşleyen bu
eylemdi. Bankalar, posta ofisleri, petrol istasyonları ve mağazalar
kapandı; metro ve otobüsler seferlerini durdurdu; ve çöpçüler de greve
katıldığı için çöpler ortalığa yığıldı. Sorbonne öğrenciler ve hocalar
tarafından işgal edildi; gelmek ve tartışmalara katılmak isteyen herkes
oradaydı. Fransız kapitalist toplumunun temellerini sorgulayan politik
tartışmalar günlerce devam etti. Tüm Paris'in her yerinde afişler ve
graffitiler belirdi: Yasaklamak yasaktır. Ölü vakitlerin olmadığı bir
yaşam. Tüm iktidar hayal gücüne. Daha çok tükettikçe, daha az
yaşıyorsunuz. Mayıs-Haziran, hem "kurulu düzene bir saldırı" hem de bir
"sokak festivali"(11) haline geldi. Orta sınıfla işçi sınıfı arasındaki
eski çizgiler sıklıkla anlamsız hale geldi, çünkü genç işçiler ve
öğrenciler kendilerini benzer şeyleri talepler yaparken buluyorlardı:
baskıcı otoriter sistemden (üniversite ve fabrika) kurtuluş ve kendi
yaşamları hakkında karar alma hakkı.

Fransız halkı tümel bir devrimin eşiğinde duruyordu. Genel grev ülkeyi
felce uğratmıştı. Öğrenciler üniversiteleri, işçiler ise fabrikaları
işgal etmişti. İşçiler için yapılması gereken şey fabrikaları fiilen
işletmek, doğrudan aracısız eylemde bulunmak ve kendinden yönetimden
daha azına razı olmamaktı. Ne yazıkki, bu gerçekleşmedi. Otoriter
politika ve bürokratik yöntemlerin ölmesi zordur, ve büyük Fransız işçi
sendikalarının çoğunluğu her ikisiyle de tıka basa yüklenmişti.
İspanya'da olduğu gibi, Komünist Parti insanların sokaklardaki doğrudan,
kendiliğinden eylemlerine karşı çalıştı: devrim yukarıdan dikte
edilmeliydi. (Komünist işçilerin sendikası) CGT'nin liderleri
öğrencilerle işçiler arasındaki iletişimi engellemeye çalıştılar,
birleşik bir sol kısa zamanda olanaksızlaştı. De Gaulle ve polis,
kuvvetlerini harekete geçirdikçe ve daha büyük şiddet patlak verdikçe,
pek çok grevci kısıtlı talepleri (daha iyi ücret, kısa çalışma saatleri,
vb.) kabul ettiler ve işlerine döndüler. Öğrenciler polisle giderek
kanlılaşan çatışmalarını sürdürdüler, ancak o an çabuk geçti. Haziran
sonuna gelindiğinde, Fransa aynı eski Gaulle'cü rejim altında "normal"e
dönmüştü.

1968'de Fransa'da olanlar esaslı bir şekilde 1936'nın İspanyol devrimiyle
bağlantılıydı; her iki durumda da anarşist ilkeler yalnızca tartışılmadı
aynı zamanda uygulamaya geçirildi. Fransız işçilerinin işleyen bir
kendinden yönetimi asla başaramamasının sebebi belki de 1968 öncesi
Fransa'sında anarko-sendikalizmin, 1936 öncesi İspanya'sındaki kadar
yaygın olmamasıydı. Tabii ki bu bir aşırı basitleştirmedir; "başarısız
olan" devrim sonsuz nedenlere bağlanabilir. Burada önemli olan, bir kere
daha, hiç olmamış olanın vuku bulmasıdır. 1968 Mayıs-Haziranı, gelişmiş
bir kapitalist ülkede devrimin olanaksız olduğu genel inancını çürütür.
Pasiflik, akılsız tüketicilik ve/veya yabancılaşmış emekle terbiye
edilmiş orta ve işçi sınıflarının çocukları kapitalizmden daha fazlasını
reddediyorlardı. Otoritenin kendisini sorguluyor, özgür ve anlamlı bir
varolma hakkı talep ediyorlardı. Modern sanayi toplumunda devrimin
nedenleri artık yanlızca açlık ve maddi kıtlıkla sınırlı değildi;
insanın tahakkümün tüm
biçimlerinden kurtulmasını, özünde bizzat "günlük yaşamın
niteliğinde"(12) radikal bir değişikliği arzuluyorlardı. Liberter bir
toplumun gerekliliğini varsayıyorlardı. Anarşizm artık bir anakronizm
[ing. anachronism, bir şeyi gerçek tarihinden farklı gösterme, tarih
dışı kalmış] değildi.

"Anarşistlerin gelecekteki bir hayaller dünyasında yaşadığı ve bugün
yaşananları görmediği sıkça söylenir. Biz onları fazlasıyla iyi
görüyoruz, ve bu nedenle de bize rahat vermeyen önyargılar ormanına
elimizde pala taşıyarak giriyoruz."(13)
Fransa'da devrimin terk edilmesinin iki sebebi vardı: (1) anarşizmin
kuram ve pratiğindeki yetersiz hazırlık ve (2) potansiyel olarak
sempatik sol-kanat grupların otoriterliği ve bürokrasisi ile birleşen
Devlet'in devasa gücü. İspanya'da devrim, geniş hazırlığı nedeniyle çok
daha yaygındı ve direngendi. Ancak yine de sonunda faşist Devlet ve
otoriter solcular tarafından ezildi. Bu faktörlerin Birleşik Devletlerin
bugünkü durumuyla olan ilgisini düşünmek önemlidir. Silahlı kuvvetleri,
polisi ve nükleer silahlarıyla bütün bir insan ırkını bir anda yok
edebilecek olan güçlü bir Devlet ile karşı karşıya değiliz sadece; aile,
okul, kilise ve TV ekranıyla beslenen, ev yapımı bir pasiflik türü
sayesinde hergün devamlılığı sağlama alınan, yaygın bir otorite ve
hiyerarşik biçimler önünde saygıyla eğilirken buluyoruz kendimizi. Ek
olarak, sadece küçük, dağınık anarşist etkinliğin olduğu çok büyük bir
ülke burası. Sadece hazırlıksız değiliz, aynı zamanda Fransa ve
İspanya'daki [Devletlerin] birleşik gücünden daha güçlü bir Devlet
tarafından cüceleştiriliyoruz. Bu büyük farklılıklara karşın ayakta
olduğumuzu söylemek hafife almak olur.
Ancak Düşman'ı merhametsiz, fethedilemez bir dev olarak tanımlamak bizi
nereye götürür? Kadercilik ve yararsızlıkla kendimizin felç edilmesine
izin vermezsek, bu bizi insanlığın kurtuluşu için mücadelenin içinden
bakılacağı çerçeve olarak anarka-feminizm üzerine yoğunlaşacak şekilde
devrimi yeniden tanımlamaya zorlayabilir. Devrimin yeni
kavramsallaştırmasının anahtarını elinde tutan kadınlardır; devrimin
artık iktidarın ele geçirilmesi veya bir grubun --her ne koşulda, ne
kadar süreyle olursa olsun-- diğer başka bir gruba hakimiyet kurması
demek olmadığını kavrayan kadınlar. Yıkılması gereken bizzat tahakkümün
kendisidir. Gezegenin yaşamı bizzat buna bağlıdır. İnsan ırklarının
sistematik bir şekilde yok edilmesine artık izin verilmemesi gibi,
erkeklerin kendi çıkarları doğrultusunda çevreyi ahlaksızca [şehvetle]
manipüle etmelerine artık izin verilemez. Hiyerarşinin ve otoriter
düşünce yapısının varlığı, insanlığın ve gezegenin varoluşunu tehdit
etmektedir. Küresel kurtuluş ve liberter politikalar yalnızca ütopyacı
boş hayaller değillerdir, gereklilik haline gelmişlerdir. "Hayatta
kalmak için yaşamın koşullarını ele geçirme"liyiz.(14)

Mücadelemizin gerekli devrimci çerçevesi olarak anarka-feminizme
odaklanmak, önümüzdeki görevin uçsuz bucaksızlığını reddetmek değildir.
Ezilmemizin ve Düşman'ın çok büyük gücünün kökündeki nedenleri "çok iyi"
görüyoruz. Ancak tamamlanmamış veya terk edilmiş devrimlerin ölümcül
tarihi döngüsünü kırmanın yolunun, bizim için --"Ütopyayı Gerçek Yapmak"
kısmında
betimlenecek olan "içini oymak" [ing. hollowing out](15) süreci türünden
bir şeye işaret eden-- yeni tanımlamalar ve taktikler gerektirdiğini de
görüyoruz. Kadınlar olarak, bizler bu sürece katılım için özellikle
uygunuz. Asırlardır yeraltında kalarak gizli, kurnaz, marifetli, sessiz,
direngen, fazlasıyla duyarlı ve tüm iletişim yeteneklerinde uzman hale
gelmeyi öğrendik.

Kendi hayatta kalma [mücadelemiz] için, "hükmeden" [ing. masterful, usta]
gözlere gözükmeyen devrim ağlarını örmeyi öğrendik.

"Biz botların neye benzediğini biliriz
Altından bakıldığında,
biz botların felsefesini biliriz...
Yakında yabani otlar gibi işgal edeceğiz,
her yeri ancak yavaşça;
tutsak bitkiler bizimle beraber
isyan edecekler, çitler devrilecek,
sarsılıp yıkılacak tuğladan duvarlar,

artık çizmeler olmayacak,
Bu arada pislikle besleniyor
ve uyuyoruz; ayaklarınızın
altında bekliyoruz.
Saldır dediğimizde
hiçbir şey işitmeyeceksiniz
ilk önce."(16)

Bu ülkede anarşist hazırlık yok değil. Bu, biçimleri tarihsel zorunluluğu
ve bizzat tarihin sürecini paramparça edecek devrime kendilerini
(sıklıkla bilmeksizin) hazırlayan kadınların akıl ve eylemlerinde
vardır.

ANARŞİZM VE KADIN HAREKETİ

"Kızkardeşliğin gelişmesi, hiyararşi ve tahakkümün temel toplumsal ve
zihinsel modeline karşı yöneltildiği için emsalsiz bir tehdittir..."(17)
Mary Daly
"Tüm ülke çapında, bağımsız kadın grupları, eril solun yapısı, liderleri
ve her işi yapan memurları [ing. factotum] olmaksızın faaliyete
geçtiler, onyıllardır yerel anarşistlerin yaptığına benzer şekilde
--bağımsız ve eşanlı olarak-- örgütlenmeler yarattılar. İkisi de
tesadüfi değil."(18) Cathy Levine

İspanya ve Fransa'daki kadınların rolünden bahsetmedim, çünkü bu tek bir
kelimeyle özetlenebilir: değişmedi. Anarşist erkekler, kadınları ikincil
konuma getirmekte her yerdeki erkeklerden ancak birazcık iyiydiler.(19)
Bu nedenle feminist anarşist bir devrime mutlak gereksinim vardır. Aksi
takdirde anarşizmin üstünde yükseldiği ilkeler tam bir ikiyüzlülük haline
gelir.
Bugünkü kadın hareketinin ve toplumun radikal feminist analizinin
liberter düşünceye katkısı çoktur. Aslında benim kanaatim, feministlerin
hem kuramda hem de pratikte yıllardır bilinçsiz anarşistler olduğudur.
Artık şimdi anarşizm ile feminizm arasındaki bağlantıların bilinçli
olarak farkına varmalıyız, düşüncelerimiz ve eylemlerimiz için bu
çerçeveyi kullanmalıyız. Nereye gitmek istediğimizi ve oraya nasıl
ulaşacağımızı açıkça
görebilmeliyiz. Daha etkili olabilmek için, olası olduğunu hissettiğimiz
geleceği kurmak için, istediğimizin değişim değil toptan dönüşüm
olduğunun farkına varmalıyız.

Radikal feminizm neredeyse saf anarşizmdir. Ana kuram, tüm otoriter
sistemlerin temeli olarak çekirdek aileyi varsayar. Çocuğun babadan
öğretmene, Tanrı'ya kadar öğrendiği ders, Otoritenin büyük anonim sesine
İTAAT ETMEKtir. Çocukluktan yetişkinliğe terfi etmek, sorgulamaktan ve
hatta açıkça düşünmekten bile aciz olan tam bir robot olmak demektir.
Söylenen her şeye inanarak ve çevremizdeki yaşamın tahrip olmasını
duyarsızca
kabullenerek, orta-[sınıfın] Amerika[sı]'na geçeriz.

Feministlerin uğraştığı şey kafa-sikici süreçtir --yanlızca nesne/özne
ilişkilerine izin veren, dış dünyaya karşı eril tahakkümcü tavır.
Geleneksel eril politika insanları nesne konumuna indirger, ve ardından
da soyut "hedefler" için onlara hakim olur ve onları manipüle eder.
Kadınlar ise diğer yandan, tüm alanlarda "Öteki"nin bilincini
geliştirmeye çalışırlar. Özne-özne ilişkilerini yallızca arzulanır değil
aynı zamanda gerekli görüyoruz. (pek çoğumuz sadece bu sebeple yanlızca
kadınlarla çalışmayı ve aşk yapmayı seçmiştir --bu tür ilişkiler çok
daha fazla olasıdır.) Bizim dışımızdaki varlıkları nesneleştirmek ve
manipüle etmek için değil; onları tanımlamak, empatimizi ve diğer
yaşayan şeyleri anlama yetimizi geliştirmek için birlikte çalışıyoruz.
Bu noktada, tüm yaşama saygı göstermek, bizzat bizim yaşamımızı
sürdürmemiz için bir önkoşuldur.

Radikal feminist kuram yine --akılcılığın duyarlılığa, aklın sezgiye
hükmettiği, ve devamlı bölünme ve kutuplaşmaların (aktif/pasif,
çocuk/yetişkin, aklı başında/deli, çalışmak/oynamak,
kendiliğindenlik/örgütlenme) bizi, bir Bütün olarak akıl-beden
deneyiminden ve insan deneyiminin Sürekliliği'nden yabancılaştıran--
eril hiyerarşik düşünce kalıplarını eleştirir. Kadınlar, bir bütün
olarak evrenle uyumlu, bireysel yaralarımızın ve hiziplerimizin kolektif
tedavisine adanmış bütüncül insanlar olarak yaşamamız için bu
bölünmelerden kurtulmaya çalışırlar.

Kadın Hareketi içindeki fiili pratikte, hiyerarşi ve tahakkümü yıkmakta
feministler hem başarılı hem de başarısız olmuşlardır. Kadınların
sıklıkla "sezgisel" anarşistler olarak konuştuklarını ve eylediklerini
düşünüyorum; yani, tüm ataerkil düşünce ve örgütlenmelerin tamamen
reddedilmesine yaklaşıyoruz, veya bunun eşiğine varıyoruz. Ancak bu
yaklaşma ataerkilliğin --zihinlerimizde ya da birbirimizle olan
ilişkilerimizde-- aldığı güçlü ve sinsi biçimlerle bloke ediliyor.
Otoriter bir toplumda yaşamak ve onun tarafından koşullandırılmak,
feminizm ile anarşizm arasındaki bu çok önemli bağlantıyı kurmamızı
sıkça engeller. Ataerkillikle savaştığımızı
söylediğimizde, bunun tüm hiyerarşilerle, tüm liderliklerle, tüm
hükümetlerle ve bizzat otorite düşüncesinin kendisiyle savaşmak demek
olduğu her zaman hepimiz için açık değildir. Kolektif çalışma ve küçük
lidersiz gruplar yönündeki dürtülerimiz anarşizandır, ancak çoğu durumda
onları bu şekilde adlandırmadık. Ve bu önemlidir, çünkü feminizmin
anarşizm olarak anlaşılması kadınlar için, reformizmden ve
boşluk-doldurucu eylemlerden otoriter politikanın temel doğasıyla
devrimci bir şekilde yüzleşmeye doğru bir sıçrama tahtası [işlevi
görebilir].

Eğer "ataerkilliği alaşağı" etmek istiyorsak, anarşizm hakkında
konuşmamız, tam olarak ne anlama geldiğini bilmemiz, ve kendimizi ve
günlük
yaşantılarımızın yapısını dönüştürmek için bu çerçeveyi kullanmamız
gereklidir. Feminizm dişi toplu iktidar veya bir kadın Başkan demek
değildir; hiçbir toplu iktidar ve hiçbir Başkan olmaması demektir. Eşit
Haklar Bildirgesi toplumu dönüştürmeyecektir; kadınlara sadece hiyerarşik
ekonomi içine dahil olma "hakkı" verecektir. Cinsiyetçiliğe meydan
okumak, --ekonomik, politik, ve kişisel-- tüm hiyerarşilere meydan
okumak demektir. Ve bu anarka-feminist bir devrim demektir.

Özellikle, feministler ne zaman anarşizanlardı, ve ne zaman birdenbire
durduk? 60'ların sonlarında ikinci dalga feminizm tüm ülke geneline
yayıldığında, kadın gruplarının aldığı biçimler sıklıkla [üstünde]
konuşulmamış bir liberter bilinci yansıtmaktaydı. Rekabetçi güç
oyunlarına, kişisel olmayan hiyerarşiye, ve erkek politikasının kitle
örgütlenme taktiklerine isyan ederken, kadınlar günlük yaşantılarımızla
ilgilenen küçük, lidersiz bilinç-yükseltme [B-Y] gruplarına dağıldılar.
Yüz-yüze, bugüne kadar değer verilmemiş algı ve deneyimlerimizi
paylaşarak ezilmemizin kökündeki sebebe ulaşmayı denedik. Birbirimizden
politikanın "orada bir yerlerde" değil, akıllarımızda ve bedenlerimizde
ve bireyler arasında olduğunu öğrendik. Kişisel ilişkiler, politik bir
sınıf olarak bizi ezebiliyordu ve eziyordu. Sefaletimiz ve kendimizden
nefret etmemiz --evde, sokakta, işte, ve politik örgüttlenmedeki-- erkek
hakimiyetinin doğrudan bir sonucuydu.

Böylece, ABD'nin bağlantısız birçok yerinde B-Y grupları kendiliğinden,
ataerkil biçimlere doğrudan bir (re)aksiyon olarak gelişti. Temel
örgütlenme birimi olarak küçük gruba, kişisel ve politik olana,
anti-otorterliğe, ve kendiliğinden doğrudan eyleme yapılan vurgular
esasen anarşizandı. Ancak, İspanyol devrimci eylemlerini tutuşturan
yıllar ve yıllar boyunca süren hazırlık neredeydi? Kadın gruplarının
yapısı, İspanya, Fransa ve diğer ülkelerdeki anarko-sendikalist
sendikalar içindeki anarşist ilgi
gruplarınınkini [ing. affinity] oldukça andırmaktadır. Ancak, biz
kendimizi anarşist olarak adlandırmadık ve anarşist ilkeler etrafında
bilinçli olarak örgütlenmedik. O zamanlar, bir yeraltı iletişim ve
fikir-ve-yetenek paylaşımı ağı bile geliştirmedik. Kadın hareketi körü
körüne cevapları araştıran bir avuç kadar gruptan daha fazlası değilken,
belirlenmemiş bir ideal olarak akıllarımızda anarşizm vardı.

Bunun, düzenli bir şekilde yapılandırılır ve somutlaştırılırsa, biz
kadınları, toptan devrimi başarmaya doğru daha önceki herhangi bir
gruptan çok daha ileri götürebilecek derinlemesine bir anarşist bilincin

taşıyıcıları olma biçimindeki biricik konuma koyduğuna inanıyorum.
Kadınların sezgisel anarşizmi, keskinleştirilir ve belirginleştirilirse,
insanlığın kurtuluşu mücadelesinde inanılmaz bir ileri (ya da öteye) adım
olacaktır. Radikal feminist kuram Nihai Devrim olarak feminizmi
selamlar. Bu, ancak ve ancak anarşist kökenlerimizi fark eder ve onlara
sahip çıkarsak doğrudur. Anarşizmle feminist bağlantıyı görmekte
başarısız olduğumuz noktada, devrimden önce dururuz ve "siz erkeklerin
politik kızışkanlığı"na tıkılıp kalırız. Karanlıkta el yordamıyla
ilerlemeyi bırakmanın, en sonunda nerede olmak istediğimiz bağlamında ne
yapmış ve ne yapmakta olduğumuzu görmenin zamanı.

B -Y grupları iyi bir başlangıçtı, ancak sıklıkla kişisel sorunları
konuşmaya öyle battılar ki, doğrudan eylem ve politik yüzleşmeye atlama
yapmakta başarısız oldular. Belirli bir mesele veya proje etrafında
örgütlenen gruplar zaman zaman "yapısızlığın tiranlığının" "tiranlığın
tiranlığı" kadar tahripkar olabileceğini gördüler.(20) Örgütlenmeyi
kendiliğindenlikle harmanlamadaki başarısızlık sıkça daha fazla yetenek
veya kişisel karizması olanların liderler olarak ortaya çıkmasına neden
oldu. Kendilerini ateşli kavgalar, suçluluk duygusu, ve iktidar
mücadelelerinin peşinde koşarken bulanlar gücenme ve hayal kırıklığı
hissettiler. Bu, çok sıkça ya toptan etkisizleşmeyle veya (kelimenin
eski eril yukarı/aşağı anlamında) "ihtiyacımız olan daha fazla yapı"
[şeklindeki] kuvvetli bir gerilemeyle sonuçlandı.

Bir kez daha, eksik olanın kelimelere dökülmüş anarşist bir analiz
olduğunu düşünüyorum. Örgütlenmenin kendilindenliği boğması veya
hiyerarşik kalıplar takip etmesi gerekmez. En başarılı olan kadın
hareketleri, çeşitli akışkan yapılarla işleyenlerdi: görev ve
başkanlığın rotasyona tabi olması, tüm yeteneklerin paylaşılması, bilgi
ve kaynaklara eşit erişim,
tekelleştirilmemiş karar alma, ve grup dinamiklerinin tartışılması için
zaman yaratılması. Bu en son yapısal unsur önemlidir, çünkü grup
üyelerinin payına, bu "[grubun içine] sızan iktidar politikaları"nın
devamlı takip edilmesi çabasını kapsar. Eğer kadınlar sözlü olarak
kendilerini kolektif çalışmaya adıyorlarsa, bu ("takipçiler"i ortadan
kaldırmak için) pasifliğin aksinin öğrenilmesini ve ("liderler"den
sakınmak için) özel yetilerle bilginin paylaşılmasını gerektirir. Bu,
başkalarının kelimeleri veya yaşamlarından esin alamayacağımız anlamına
gelmez; güçlü bireylerin güçlü eylemleri bulaşıcı ve bu nedenle de
önemli olabilir. Ancak eski davranış kalıplarına doğru kaymamak için
dikkatli olmalıyız.

Olumlu yanında, kadın hareketinin son birkaç yılda ortaya çıkan yapısı,
durmaksızın yeraltı iletişim ağı ve belirli meseleler etrafında kolektif
eylemler işleyen anarşizan küçük proje-odaklı gruplar kalıbını takip
etmektedir. Liderden/"yıldız"dan sakınmaktaki ve küçük eylem projelerinin
(Tecavüz Krizi Merkezleri, Kadın Sağlık Kolektifleri) tüm ülkeye
yayılmasındaki kısmi başarı, kadın hareketinin tek bir kişiye veya gruba
indirgenmesini oldukça zorlaştırmıştır. Feminizm tek vuruş darbesiyle yok
edilemeyecek çok başlı bir devdir. Hiyerarşik zihniyetle kavranamayan
şekillerde yayılır ve büyürüz.

Ancak bu Düşman'ın sınırsız gücünü küçük görmek değildir. Bu iktidarın
alabileceği en güvenilmez biçim, kısa görüşlü, anarşizan olmayan feminist
düşünceyi yüzeysel "toplumsal değişim" halinde besleyip ona adapte
olmaktır. Cinsiyetçiliği işlerin gidişatına kadınların katılımıyla
kökünden sökülüp atılabilecek bir şeytan olarak düşünmek, tahakküm ve
ezilmenin devamlılığını sağlayacaktır. "Feminist" kapitalizm terimsel
olarak çelişkilidir. Kadın kredi birlikleri, restorantlar, kitap evleri,
vb. kurduğumuz zaman, bunu kendi hayatta kalmamız için, süreçleri
rekabete, kar-yapmaya ve tüm ekonomik baskı biçimlerine meydan okuyacak
ve onlarla çelişecek bir karşı-sistem yaratma amacı için böyle
yaptığımız konusunda açık olmalıyız. "Sınırlarda yaşamaya"(21),
anti-kapitalist, tüketime dayanmayan değerlere adanmış olmalıyız. Bizim
istediğimiz "iktidarı bir küme oğlandan başka bir oğlan kümesine
devreden"(22) bir kaynaşma veya askeri darbe değil. Bizim istediğimiz
toptan bir devrimden daha azı değil; biçimleri eşitlik, tahakküm,
bireysel değişime saygısızlıkla lekelenmemiş bir gelecek icat edecek bir
devrim --kısacası feminist-anarşist devrim. Kadınların ilk başından beri
insanlığın kurtuluşu doğrultusunda nasıl hareket edeceğini bildiklerine
inanıyorum; yallızca süren erkek politika biçimlerinden kurtulmamız ve
kendi anarşizan kadın analizimize odaklanmamız gerekiyor.


BURADAN NEREYE GİDECEĞİZ? ÜTOPYAYI GERÇEK YAPMAK

"Ah, görüşünüz romantik bir saçmalık, aşırı duygusal bir sofuluk, gevşek
bir idealizm." "Şiirle uğraşıyorsunuz, çünkü somut ayrıntılar
sunamazsınız." Kafamın (kafanızın?) arkasındaki küçük ses böyle diyor.
Ancak kafamın önü, yanı başımda olsaydın konuşabileceğimizi biliyor. Ve
konuşmamızda şunun bunun (somut, ayrıntılı) tanımlanmasına, şu veya
bunun nasıl çözüleceğine ulaşacağız. Benim görüşümün gerçekten yoksun
olduğu şey somut, ayrıntılı insan bedenleridir. Böylece bu artık bulanık
bir görüntü değil, etten kemikten bir gerçeklik olacaktır."(23)
Su Negrin
"Bugün cesareti kırılmış ve izole olmuş olmak yerine, tartışan,
planlayan, yaratan ve sorun çıkaran küçük gruplarımızda olmalıyız...
daima feminist eylemlilik içinde olmalı ve onu yaratmalıyız, çünkü biz
hepimiz onunla gelişiriz; (onun) yokluğunda, kadınlar sakinleştirici
alır, çıldırır ve intihar ederler."(24)
Cathy Levin
60'larda oturma eylemlerinin, yürüyüşlerin, öğrenci boykotlarının,
gösterilerin ve DEVRİM HEMEN ŞİMDİ'nin heyecanını yaşayanlarımız,
70'lerde olanlar hakkında hayal kırıklığı duyabilir ve bunu tam bir
şüpheyle karşılayabilirler. Vazgeçmek veya ("açık" evliliğe? zamane
kapitalizmine? Guru Maharaji'ye?) katılmak, mücadeledeki onyılların
olasılıklarıyla ve hatta nihai bir başarısızlıkla yüzleşmekten daha
kolay gözüküyor. Bu noktada, devrim sürecini görecek bir çerçeveden
yoksunuz. Bu olmaksızın uyuşmuş, izole olmuş bir mücadeleye veya
bireysel çözüme mahkum oluruz. Anarka-feminizmin sağlayacağı çerçeve,
veya birleşme noktası türü bir şey, Ütopyacı hedeflere ulaşmak üzere
herhangi devamlı bir çaba için önkoşul olarak gözüküyor. İspanya ve
Fransa'ya bakarak, gerçek devrimin "ne rastlantısal bir oluşum ne de
yukarıdan kurgulanmış bir askeri darbe olmadığı"nı(25) görebiliriz.
Yıllarca sürecek bir hazırlık gerektirir: düşünce ve bilgileri
paylaşmak; bilinç ve davranışlarda değişiklikler; kapitalizme,
hiyerarşik yapılara karşı politik ve ekonomik alternatiflerin
yaratılması. Özerk bireylerin kolektif politik yüzleşme yoluyla
kendiliğinden doğrudan eylemesini gerektirir. Kişisel yaşamınızı ve
"aklınızı özgürleştirmek" önemlidir, ancak yeterli değildir. Kurtuluş
adacıklar halindeki bir deneyim değildir; diğer insanlarla birlikte
gerçekleşir. Bireysel olarak "kurtulmuş kadın" yoktur.
Yani, konuştuklarım uzun vadeli bir süreç, pasifliği öğrenmekten
kurtulduğumuz ve kendi yaşamlarımızın denetimini ele geçirmeyi
öğrendiğimiz bir eylemler dizisidir. Şeylerin oluş şekline karşı
zihinsel ve fiziksel (somut) alternatifler oluşturulmasıyla mevcut
sistemin "içini boşaltmak"tan bahsediyorum. ABD hükümetini alaşağı eden
küçük bir silahlı gerilla grubunun romantik görüntüsünün (tamamen erkek
politikası olduğu için) modası geçmiştir ve esasen devrimin bu
kavramsallaştırmasıyla ilgisi yoktur. Bunu denemiş olsaydık, ezilmiş
olurduk. Üstelik, afişte söylendiği gibi, "Bizim istediğimiz hükümeti
devirmek değil, onun karmaşa içinde kaybolacağı bir durumu [yaratmak]".
Bu İspanya'da (geçici olarak) olmuştu ve Fransa'da neredeyse oluyordu.
Silahlı direnişin bir noktada gerekli olup olmayacağı tartışmaya açık
bir nokta. Anarşist "araçlar amaçları belirler" ilkesi pasifizmi ima
ediyor gözükmekte, ancak Devlet'in gücü o kadar büyük ki şiddetsizlik
hakkında kesin olmak zor. (Silahlı direniş İspanyol Devrimi'nde
hayatiydi, ve Fransa 1968'de de önemli gözüküyordu). Ancak pasifizm
meselesi başka bir tartışmayı içermekte; ve benim burada ilgilendiğim
şey toplumu dönüştürmek üzere gereken hazırlığı --anarka-feminist
çerçeveyi, uzun erimli devrimci sabrı, ve sığınaklarına çekilmiş
ataerkil tavırlarla sürekli bir çatışmayı içeren bir hazırlığı--
vurgulamak.

Hazırlığın fiili taktikleri uzun süreden beri dahil olduğumuz şeylerdir.
Devam etmek ve onları daha da geliştirmek zorundayız. Bunların üç düzeyde
işlediklerini görüyorum: (1) "eğitsel" (düşünceleri, deneyimleri
paylaşmak), (2) ekonomik/politik, ve (3) kişisel/politik.

"Eğitim"in aslında sözde alçakgönüllü bir tonu var, ancak "sözü kitlelere
ulaştırmak" veya suçluluk duygusuyla yüklü bireyleri varoluşun emredici
yollarına çağırmayı kastetmiyorum. Yaşamlarımızı birbirimizle paylaşmak
üzere --(feminist yayın ağımızda) yazmak, çalışma grupları, ve kadın
radyosu ve TV programlarından gösterilere, yürüyüşlere ve sokak
tiyatrolarına kadar-- geliştirdiğimiz pek çok yöntem hakkında
konuşuyorum. Kitle medyası devrimci iletişim ve etki için özellikle
önemli bir alan olarak gözüküyor --radyo ve TV tarafından yaşamlarımızın
nasıl yanlış-biçimlendirildiğini bir düşünün(26). Tek başına bakılınca
bu şeyler faydasız görülebilir, ancak politik hareketlere aktif
katılımın yanısıra yazarak, okuyarak, ve birbirlerini dinleyerek
insanlar değişirler. Birlikte sokaklara çıkmak pasifliği sarsar; ve
kendimizi sürdürmemize ve dönüştürmemize yardım edebilecek komünal çaba
ruhunu ve yaşam enerjisini sağlar. Tipik bir amerikan kızından bir
anarka-feministe dönüşümüm on yılı bulan bir okuma, tartışma ve
--Ortabatıdan Batı ve Doğu Kıyısı'na kadar-- çok çeşitli insanla ve
poltikayla uğraşmamla gerçekleşti. Benim deneyimlerim belli açılardan
kendine özgü olabilir, ancak bunların sıradışı olduğunu düşünmüyorum. Bu
ülkenin birçok, birçok yerinde insanlar kabullenme ve pasifliğe
koşullanma yolllarını yavaş yavaş sorgulamaya başlıyorlar. Tanrı ve
Hükümet bir zamanlarki gibi en yüksek otoriteler değiller. Bu, Kilise ve
Devlet'in gücünü asgari kılmak değildir, düşünce ve davranışlardaki
önemsiz gibi gözüken değişikliklerin kolektif eylemle
sertleştirildiklerinde ataerkilliğe karşı gerçek bir meydan okuma
oluşturduklarını vurgulamaktır.

Ekonomik/politik taktikler doğrudan eylemin ve "amaçlı yasadışılığın"
(Daniel Guerin'in ifadesi) alanına girer. Anarko-sendikalizm üç temel
doğrudan eylem tarzını belirtir: sabotaj, grev, ve boykot. Sabotaj "her
türlü olası yöntemle üretimin düzenli sürecini engellemek"(27) demektir.
Sabotaj, giderek daha sıklıkla, değişen toplumsal değerlerden bilinçsizce
etkilenen insanlar tarafından uygulanmaktadır. Örneğin, sistematik işten
kaytarma [ing. absenteeism, görevi başında bulunmama] hem mavi hem de
beyaz yakalı işçiler tarafından icra edilmektedir. İşverenlere karşı
koymak "yavaşlatma" gibi ustaca veya "defol git" gibi kabaca şekillerde
yapılabilir. Mümkün olduğunca yavaş bir şekilde mümkün olduğunca az iş
yapmak, fiili iş sürecini karıştırdığı için yaygın bir çalışan
uygulamasıdır (genellikle grev sırasında bir sendika taktiği olarak).
Sekreterlerin mutat yanlış [belge] doldurmaları veya "önemli kağıtları"
kaybetmeleri, veya İtalya'daki 1967 demiryolu grevi sırasında [trenlerin
üzerindeki] yön levhalarının sürekli değişip durması.

Sabotaj taktikleri grevlerin çok daha etkili olmasını sağlar. Grev bizzat
işçilerin en önemli silahıdır. Herhangi bir grev, eğer diğer
endüstrilere yayılır ve genel bir grev haline gelirse, sistemi felç etme
potansiyeline sahiptir. Toplumsal devrim bu durumda sadece bir adım
ötededir. Tabii ki, genel grevin nihai hedefi işçilerin kendinden
yönetimi (ve keza bunu nasıl başaracağı ve nasıl sürdüreceğine dair
belirgin anlayışı) olmalıdır; aksi takdirde (1968 Fransa'sında olduğu
gibi) devrim ölü doğacaktır.

Boykot da yine kuvvetli bir grev veya sendika stratejisi olabilir (örn.
Farah pantalonlarının ve sendika ürünü olmayan üzüm, salatalık ve
şarapların boykot edilmesi). Ek olarak, ekonomik ve toplumsal
değişiklikleri zorlamak için de kullanılabilir. Oy kullanmayı, savaş
vergilerini ödemeyi veya kapitalist rekabeti ve aşırı-tüketimi
reddetmek, tüm bunlar alternatif, kar-amaçlı olmayan yapılarla (gıda
kooperatfileri, sağlık ve hukuk kolektifleri, yeniden dönüştürülmüş
giysiler ve kitap dükkanları, özgür okullar vb.) birleştiğinde önemli
eylemlerdir. Tüketimcilik kapitalizmin ana mevzilerinden birisidir.
Almayı (özellikle de modası geçmiş ürünleri ve saldırganca reklamı
yapılanları) boykot etmek "günlük yaşamın niteliğini" değiştirme gücüne
sahip bir taktiktir. Oy kullanmayı reddetmek, güç ve paranın politik
elitleri seçtiği sahte demokrasiye karşı bilinçli bir ifadeden ziyade
sıklıkla umutsuzluk ve edilgenlik yüzünden yapılmaktadır. Oy kullanmama,
eğer eş zamanlı olarak alternatif anarşist ilgi grupları [ing. affinity
group] ağı içinde samimi demokratik biçimler yaratılmasına
katılabilirsek, sessiz bir rıza göstermeden başka bir anlama gelebilir.

Bu bizi üçüncü alana getirir --esaslı bir şekilde diğer ikisine bağlı
olan kişisel/politik. Anarşist ilgi grubu uzun zamandan beri devrimci
örgütsel bir yapı olagelmiştir. Anarko-sendikalist sendikalarda,
işçilerin kendinden yönetiminin eğitim yeri olarak işlev görmüştür.
Bunlar, belirli kısa dönemli bir hedef doğrultusunda bireylerin geçici
gruplaşması (profesyonelciliğe ve kariyer elitizmine alternatif olarak)
olabilirler, veya bireylerin bire bir ilişkilerinde kendilerini tahakküm
veya mülkiyetçilikten nasıl
kurtaracaklarını öğrendikleri yaşam kolektifleri olabilirler. Potansiyel
olarak, anarşist ilgi grupları liberter, hiyerarşik olmayan yeni bir
toplum kurabileceğimiz temeli oluştururlar. Yaşama ve çalışma tarzımız,
düşünme ve anlama tarzımızı değiştirir (ve bunun tam tersi de
geçerlidir), ve bilinçteki değişiklikler eylem ve davranışlardaki
değişiklikler haline geldiğinde, devrim başlamıştır.

Ütopyayı gerçek kılmak pek çok düzeyde mücadeleyi içerir. Sürekli olarak
geliştirilecek ve değiştirilecek belirli taktiklerin yanısıra, politik
sebatkarlığa ihtiyacımız vardır: bugünün ötesinde keyifli, devrimci
geleceği görme kuvveti ve yetisi. Buradan oraya ulaşmak inançta bir
sıçramadan daha fazlasını gerektirir. Bu, her birimizden olasılığa ve
doğrudan eyleme gün be gün, uzun erimli bir kararlılık [göstermemizi]
talep eder.


GELECEĞİN DÖNÜŞTÜRÜLMESİ

"Kadın kültürünün yaratılması, arkadaşlarımızla olan konuşmalarımızdan,
çocuk bakım merkezleri için vitrinleri ele geçirmeye, hemcinsi ile
sevişmeye kadar herşeyi devamlı olarak yeniden ortaya seren bir GÖRÜŞE
katılımı nedeniyle, hayal edebileceğimiz kadar yayılmacı bir süreçtir.
Bu, değiştirici olması dışında ifşa edici, tanımlanamaz bir süreçtir.
Kadın kültürü, kendimizle, birbirimizle ve kızkardeşimiz yerküre ile
uyumlu bir imgelem [ing. vision] doğrultusunda hepimiz için cin kovucu,
isimlendirici, yaratıcıdır. Son on yılda, ataerkilliğin tarihinde
olmadığı kadar onun iktidarını devirmek için hızlanmış ve buna yaklaşmış
olmamız ... neşeli bir umudun sebebidir --yabani, bulaşıcı, zapt
edilemez, çılgın bir UMUT!... Umut; yaşamın ölüm, ümitsizlik ve
anlamsızlık karşısındaki zaferi artık baktığım her yerde
--KADINİMGELEMİne inanan tılsımlı kadınlar gibi..."(28) Laurel
Eğer yarın devrim olmazsa hepimizin felaketvari (en azından katatonik
[ing. catatonic, dış dünyayla iletişim kesildiği şizofrenik durum]) bir
kadere mahkum olacağımızı düşünürdüm. Artık devrim öncesi-ve-sonrası bir
şeye inanmıyorum, ve bu terimlerle düşünürek kendimizi başarısızlığa ve
ümitsizliğe yönlendirdiğimizi düşünüyorum. Mücadeleyi sürdürmek için
gereksinimimiz olan, kesinlikle ihtiyaç duyduğumuz tek şeyin (günlük
yaşamlarımızdaki baskıya rağmen) UMUT olduğuna, yani herkes için hem
yaşanabilir hem de kendini gerçekleştiren, tepeden tırnağa içsel ve
dışsal bir dünya yaratmakta bizleri devamlı ileriye doğru çekiştirecek
kadar güzel ve güçlü bir gelecek imgelemi olduğuna inanıyorum(*). Umudun
olduğuna inanıyorum --yani Laurel'in "kadınimgelemi"nde, Mary Daly'nin
"varoluşsal cesaret"inde(29), ve anarka-feminizmde. Bizim farklı
seslerimiz aynı düşü tasvir ediyor, ve ""ağızlarımızı tıkayan taşı ancak
bir düş
parçalayabilir."(30) Konuştukça değişiriz, ve değiştikçe eşanlı olarak
kendimizi ve geleceği dönüştürürüz.
Toplumumuzda bireysel veya başka bir türlü bir çözüm olmadığı
doğrudur.(31) Bunu eğer kötümserleştirici bilgiyle değil de
--bilincimizde ve
yaşamlarımızda-- yaşadığımız radikal metamorfozların [başkalaşmalar]
farkındalığıyla dengelersek, ancak belki o zaman gerçekleşebilir DÜŞÜMÜZÜ
yaratmaya devam etmek için cesaretimiz olabilir. Günlük baskıya maruz
kalmak ve hala umutlu olmaya devam etmek açıkçası kolay değildir. Ancak
bu bizim tek şansımız. Eğer umudu (bağlantıları görme yetisini,
bugündeki geleceği düşlemeyi) terk edersek, o zaman zaten
kaybetmişizdir. Umut bir kadının en kuvvetli devrimci aracıdır;
yaşamlarımızı, işimizi ve sevgimizi her paylaştığımızda birbirimize
verdiğimiz şeydir. Bu, bizi kendimizden nefret etmekten, kendimizi
suçlamaktan ve bizleri ayrı hücrelerde mahkum eden kadercilikten ileriye
doğru götüren şeydir. Eğer şimdi karamsarlık ve ümitsizliğe teslim
olursak, otoriter politikanın ve ataerkil tahakkümün kaçınılmazlığını
kabul etmiş oluruz. ("Ümitsizlik en feci hainliktir, en bayat baştan
çıkarmadır: en sonunda düşmanın galip geleceğine
inanmaktır."(32), Marge Piercy). Acı ve öfkemizin umutsuzluk veya dar
görüşlü kısmi-"çözümler"e dönüşmesine müsade etmemeliyiz. Yapabileceğimiz
hiçbir şey yeterli olmayacaktır, ancak öte yandan, akıllarımızda,
yaşamlarımızda, bir başkasının yaşamında yaptığımız o "küçük
değişiklikler" tamamen boş ve etkisiz değildir. Devrim yapmak uzun zaman
alır: bir kimsenin şu anda hem hazırlığını yaptığı hem de içinde
yaşadığı bir şeydir. Geleceğin dönüştürülmesi anlık bir şey değildir; ne
olduğundan ne olabileceğine uzanan, düşünce ile eylemin, bireysellik ile
kolektifliğin, kendiliğindenlik ile örgütlenmenin topyekun bir
sürekliliği olabilir.

Anarşizm bu dönüşüm için çerçeveyi sağlar. Bu, biz yaşadıkça "gerçek"
olacak bir imgelem, bir düş, bir olasılıktır. Feminizm anarşizmi
gelecekle ilintilendiren bağlantıdır. En sonunda bu bağlantıyı açıkça
gördüğümüzde, bu imgelemi kavradığımızda, bu UMUDA tecavüz edilmesini
reddettiğimizde, hiçliğin sınırından [dönerek] bugün ancak hayal
edilebilir olana adımımızı atacağız. Kadınimgelemi, yani
anarka-feminizm, yüzyıllardır bedenlerimizin içinde taşındı. "Bu
imgelemi doğurmak, her birimizin içinde süren bir mücadele
olacaktır"(33), ancak bunu yapmamız gerekiyor. "Öfkemizi filler gibi
savaşa sürmeliyiz".

"Karabasan parıltılarıyla tedirgin olan uyurgezerleriz,
Kilitli koğuşlarda bakışımızı küçük odalara kapatıyoruz, vazgeçerek...
Yalnızca aynayı kırıp [düşlediğimiz] imgemize tırmandığımızda,
Yalnızca birlikte akan ve şarkı söyleyen bir rüzgar olduğumuzda,
Yalnızca kemiklerimizden fışkıran düşün içinde
gerçeğe dönüşürüz en sonunda
ve uyanırız."(34)


(*) Ve kendini gerçekleştirmek diyerek, sadece yaşamsal gereksinimleri
(yeterli gıda, giyim, barınma vb.) değil, ancak aynı zamanda psikolojik
gereksinimleri (örn. belirli, somut olası alternatifler arasında tam bir
seçim yapma özgürlüğünü besleyecek olan baskıcı olmayan bir çevreyi) de
kastediyorum.



--------------------------------------------------------------------------------DİPNOTLAR
(01) Emma Goldman, "Anarşizm: Gerçekte Neyi Amaçlar", Kızıl Emma
Konuşuyor (Vintage Books, 1972), s. 59.
(02) Su Negrin, Baştan Başla (Times Change Press, 1972), s. 128.
(03) Murray Bookchin, Kendiliğindenlik ve Örgütlenme, Liberation, Mart,
1972, s. 6.
(04) Paul Berman, Anarşistlerden Alıntılar (Praeger Publishers, 1972), s.
68.
(05) Sam Doigoff, Anarşist Kollektifler (Free Life Editions, 1974), s.
27. (06) age, s. 6, 7, 85.
(07) Daniel and Gabriel Cohn-Bendit, Eskimiş Komünizm - Sol Kanat
Alternatif (McGraw-Hill, 1968), s. 256.
(08) Hem Mayıs-Haziran olaylarının anlayışlı bir analizi ve teknolojik
bir toplumda devrimci potansiyelin tartışması için Murray Bookchin'in
Kıtlık-Ötesi Anarşizm'ine (Ramparts Press, 1974) bakınız.
(09) age, s. 262.
(10) age, s. 250.
(11) Bookchin, Kendiliğindenlik ve Örgütlenme, s. 11-12.
(12) Bookchin, Kıtlık-Ötesi Anarşizm, s. 249.
(13) Berman, s. 146.
(14) Bookchin, Kıtlık-Ötesi Anarşizm, s. 40.
(15) Bookchin, Kendiliğindenlik ve Örgütlenme, s. 10.
(16) Margaret Atwood, "Solucanların Şarkısı", Mutlusunuz (Harper & Row,
1974), s. 35.
(17) Mary Daly, Baba Tanrının Ötesinde (Beacon Press, 1973), s. 133. (18)
Cathy Levine, "Tiranlığın Tiranlığı", Black Rose 1, s. 56.
(19) UCLA tarih bölümünden Temma Kaplan İspanyol Devrimi'ndeki kadın
gruplarının (özellikle de "Mujeres Libres") üstüne ayrıntılı çalışmalar
yapmıştır. Keza bakınız, Liz Willis, İspanyol Devrimi'nde Kadınlar,
Solidarity Pamphlet No. 48.
(20) Bakınız Joreen'in "Yapısızlığın Tiranlığı", Second Wave, Cilt. 2,
No. 1, ve Cathy Levine'ın "Tiranlığın Tiranlığı", Black Rose 1.
(21) Daly, s.55.
(22) Robin Morgan, Boston College konuşması, Boston, Mass., Kasım 1973.
(23) Negrin, s.171.
(24) Levine, s.50.
(25) Doigoff, s. 19.
(26) Cohn-Bendits Paris 1968'in en büyük hatalarından birisinin medyanın
--özellikle de radyo ve TV'nin-- denetimini tam olarak ele geçirilememesi
olduğunu belirtir.
(27) Goldman, "Sendikalizm: Kuram ve Pratik", Kızıl Emma Konuşuyor, s.71.
(28) Laurel, "Kadın Görüşüne Doğru", Amazon Quarterly, Cilt 1, Sayı 2, s.
40.
(29) Daly, s. 23.
(30) Marge Piercy, "Düşün Provoke Edilmesi".
(31) Fran Taylor, "Romans, Bireysel Çözüm, ve İlgili Talihsizlikler
Hakkında Karamsar Bir Söylev", Second Wave, Cilt 3,Sayı 4.
(32) Marge Piercy, "Kuleyi Devirmek", Faydalı Olmak (Doubleday, 1973), s.
88.
(33) Laurel, s. 40.
(34) Piercy, "Düşün Provoke Edilmesi".

Çeviri: Mor Yağmur &Anarşist Bakış

------------------------------------------------------
Kaynak: "Anarchism: The Feminist Connection", Peggy Kornegger.


http://uk.geocities.com/anarsistbakis/makaleler/kornegger-anarsizmfeministbaglanti.html


*******
*******
****** A-Infos Haber Servisi ******
Anarşistlerle ilgili ve anarşistleri ilgilendiren haberler
******
TALİMATLAR: lists@ainfos.ca
YANITLAR: a-infos-d@ainfos.ca
YARDIM: a-infos-org@ainfos.ca
WWW: http://www.ainfos.ca/
BİLGİ: http://www.ainfos.ca/org

-A-infos'tan tek dilde ileti almak için lists@ainfos.ca'ya aşağıdaki mesajı gönderin:
unsubscribe a-infos
subscribe a-infos-X
X = en, ca, de, fr, it, pt, vb. (yani, dil kodudur)

A-Infos Information Center