A - I n f o s
a multi-lingual news service by, for, and about anarchists **

News in all languages
Last 40 posts (Homepage) Last two weeks' posts

The last 100 posts, according to language
Castellano_ Català_ Deutsch_ Nederlands_ English_ Français_ Italiano_ Polski_ Português_ Russkyi_ Suomi_ Svenska_ Türkçe_ The.Supplement
{Info on A-Infos}

(tr) KAHVE, KAPİTALİZM VE DEVLET - Anarşist Bakış'tan

From Worker <a-infos-tr@ainfos.ca>
Date Mon, 3 Nov 2003 10:47:26 +0100 (CET)


________________________________________________
A - I N F O S H A B E R S E R V İ S İ
http://www.ainfos.ca/
http://ainfos.ca/index24.html
________________________________________________

KAHVE, KAPİTALİZM VE DEVLET -
Joseph HEATHCOTT, Ağustos 2000
Çevirenin Notu: Çevirenin metine yaptığı eklemeler,
açıklamalar vb, [...] ile gösterilmiştir.
Bu güzel yeryüzünde benim favori içeceğim kahvedir.
Aslında, bu makale büyük ölçüde damla damla kostik
sıvıda biriken uzun, enerjik kafein molekülleri
tarafından kuvvetlendirildi. Ve Equal Exchange ([Eşit
Değişim]; bir adil-ticaret alışveriş kooperatifi)
yoluyla satın aldığım organik fasulyeleri tüketmek
küçük bir haz duymakla beraber, bu, --çoğu gıda gibi--
kahvenin derinden derine sömürgecilik tarihinin içine
gömülmüş olması olgusunu pek de ortadan kaldırmaz.

Kahve tüketimi efsanelerinin kökeni garip ve
pastoraldir. Bir gün İranlı çoban Kaldi, keçilerinin
belli bir ağacın küçük meyvelerini yedikten sonra
yerlerinde duramadıklarını fark eder. Ancak mütevazi
çobanlar ve kıpır kıpır keçiler, kahveyi dünyanın
politik gündemine çıkaran gerçek tarihleri yalancı
çıkarırlar. Pastoral efsaneler, metropolitan
genişlemeyi, emperyalist savaşımı, sömürgesel
boyunduruğu, dehşetli köleliği, ve en rezilce, en
barbarca yönetilen sömürü türü --plantasyon--
etrafında şekillenen birikim rejimini hesaba katmaz.

1835'te, 217 milyon pound kahve [1 pound=454 gram]
(beraberinde yaklaşık 1 milyar pound şekerle) Yemen,
Habeşistan, Haiti, Brezilya ve Java gibi geniş bir
alana yayılmış sömürgelerden gelerek, Amsterdam'dan
Marsilya'ya, Londra'dan Cenova ve Trieste'ye kadar
Avrupa'nın emperyalist limanlarına akıyordu. Kahve
taneleri yüzyıllardan beridir Yakın ve Orta Doğu'da,
ve belki de bugünkü Etiyopya'da tıbbi amaçlarla
çiğnenmekteydi.

Özünün etkisini artırmak için çekirdeğin kaynatılmaya
başlanması büyük olasılıkla M.S. 1000 civarında Arab
yarımadasında gerçekleşti. 1400'lere gelindiğinde,
kahve, Yemen'de boş zamanların en temel tüketim
maddesi haline gelmişti; ve 16. yüzyılda Osmanlı
Türkleri --bugün hala büyük ölçüde aynen korunan--
kahve meyvesinin tanesinin kavrulması, öğütülmesi ve
kaynatılması yöntemini geliştirmişlerdi. Batı ve Güney
Avrupa'dan İstanbul, Şam ve Kahire'ye giden seyyahlar,
pazarlardaki küçük büfelerde, fincanların içinde
kaynar şekilde sunulan simsiyah sıvının daima
etkisinde kalmışlardı. Birçokları, kardamon kabuğu,
karanfil dalı, ve zaman zaman da zencefil eşliğinde
[sunulan] telveli Türk-Arap kahvesini, daha sonraki
Batılı icatlarla geçilemeyen eşsiz bir şey olarak
görür.

Bununla birlikte, "egzotik" gıda metalarına yönelik
Batılı zevki 16. ve 19. yüzyıllar arasında patladı
--sömürgeciliğin yayılması ve piyasaların
genişlemesine kabaca denk düşen bir patlama. Piyasalar
ve sömürgecilik maceraları içerisinde oluşmaya
başlayan şey tabii ki kapitalizmdi. Ancak kapitalizm
1500'lerde oldukça küçük bir çocuktu. Aslında,
piyasaların ortaya çıkışı kapitalizmin ortaya
çıkışının çok daha öncesine gider. Piyasa malların
değiştirildiği yerdir. Bu değişim, çeşitli ekonomik
düzenlerde gerçekleşebilir --bir tür politik denetim
olmadan [gerçekleşmesi] seyrek olmasına karşın.

Kapitalizm ise öte yandan, sermaye sahipliliğinin
--yani zenginlik, toprak ve makinalar-- üretim
ilişkilerini yönettiği, ve devletin yaptırım ve
destekleri ile piyasanın ana hatlarını şekillendirdiği
bir sistemdir. İlk piyasalar Avrupa'nın kıyıları
boyunda, Karpatlar Asya'sı üzerinde, ve Arap
yarımadasında feodalizm gibi eski tarımsal üretim
sistemlerinin içerisinde (ve sıklıkla dağılmakta olan
sınırlarında) yer alan şehirlerde gelişti. Piyasalar,
kapitalistlerin devlet aygıtının kontrolünü ele
geçirmelerine kadar kapitalistlerin hakimiyeti altında
değildi. Yurtdışındaki sömürgecilik maceraları, yeni
ilkel sermaye kaynakları arayışıyla (ve burjuva
devrimi savmanın bir yolu olarak) hareketlenmiş
olmakla beraber, emperyalist yayılmanın metropolitan
masalarına getirdiği metalar da burada katalizör
işlevi gördüler.

Kahve, ticaretin kürenin her yerine doğru
genişlemesine eşlik eden çok sayıdaki yeni ve heyecan
verici ithal mallardan sadece birisiydi. İspanya,
Meksika'dan gelen mısır ve çikolata ithalatına hakim
olurken, İngiltere krallığı ise Hindistan, Seylan ve
Çin'den metropole çay getirmek için şirketlere imtiyaz
verdi. İleride Portekiz, Alman ve İngiliz askeri
işgalleriyle karşılaşacak olan Umman Sultanlığı,
Savahili kıyı şehri Zanzibar'ın hinterlantını çokça
talep edilen baharatların üretimine yönelmiş devasa
bir köle plantasyonuna dönüştürdü. Bu arada, İtalya ve
Fransa, Akdeniz gemicilik yollarına olan
yakınlıklarını, Avrupa genelindeki kahve ticaretinin
denetimini sağlamak amacıyla kendi lehlerine
kullandılar. Felemenk İmparatorluğu [Dutch Empire],
baharatlar ve kahvede bugünkü endüstriyel-ölçekteki
meta üretimlerini kuvvetlendirmek amacıyla Sumatra ve
Java'da zorunlu emek [forced labor] kullandı.

19. yüzyıla gelindiğinde, kahve, sömürgeciliğin emeğin
zorlaması, toprak kullanımı, kaynak çekilmesi ve meta
ticareti sisteminin içine kök salmış bir meta olmuştu.
Kahve sömürge [kaynak] aktarımı sisteminin önde gelen
kenarıydı; değişik dış görüntüler altında bugün de var
olmaktadır. Kahve, 17., 18. ve 19. yüzyıl Avrupa
savaşlarında önemli bir rol oynadı. Örneğin, Uzak Doğu
ticareti üzerindeki İngiliz hakimiyeti, Fransa,
İtalya, Avusturya-Macaristan ve Osmanlı
İmparatorluklarının ellerindeki metaların
[kullanımını] tahrif etti. Akdeniz, ticaret havzasına
yakınlığı nedeniyle, kahve tüketici kültürlerinde
hakim bir yer edindi. İngiltere ve Felemenk devletleri
(Hollanda, Zeeland [Hollanda'nın güneybatısındaki kıyı
bölgesi], Orange), Hint okyanusundaki çakışan ticaret
yolları için durmaksızın birbirleriyle çarpıştı.

Felemenkler, Fransızlar tarafından Akdeniz
ticaretinden sürüldüklerinde, Hanseatik [Alman
şehirleri federasyonu] şirketleri, zorunlu emeğe
[coerced labor] dayanan başarılı bir plantasyon
üretimi ekonomisini kurarak, Doğu Hindistan'da [East
Indies, Hindistan, Hindi-Çini ve Doğu Hint Adalarını
kapsayan bölge] sömürgecilik çabalarını
hızlandırdılar. İngiliz Bayrağı'nın [Union Jack]
Hindistan ve Çin'deki askeri yayılmasını desteklemek
amacıyla çay tüketimine yüksek vergi koyması yüzünden,
genç ve Avrupa [veya Fransız] kökenli [creole] olan
Amerika'daki devlet ise İngiliz sömürgeciliğinin
gururu olan çayı reddetti. Bunun yerine,
"Amerikalılar", kendi krallarını alaşağı etmek için
hareketlenmiş olan Fransız kuzenleriyle işbirliği
yaparak, kahveyi ulusal bağırlarına bastırdılar.
Aslında, kahvenin hikayesindeki ironilerden birisi de
onun burjuvazi sabotajcıları ve devrimciler tarafından
benimsenmesidir.

Monarşik devletlerinin sömürgeci genişlemeleri, genç
halktan entelektüellerin ve radikallerin Paris,
Floransa, Budapeşte, İstanbul, Prag, Viyana, Berlin ve
Londra'daki kafelerde talep ettiği kahveyi metropole
geri getirdi. 18. yüzyılın sonunda sadece Paris'de
2000'den fazla kahve dükkanı vardı --her 300 kişi
başına bir dükkan! Kahve giderek radikallik ve cinsel
töre-tanımazlıkla ile ilişkilendirilmeye başlandı;
kahve dükkanları, endişeli hükümetler tarafından
durmaksızın basıldı veya kapatıldı. Kahve karşıtı ve
taraftarı yüzlerce ve hatta binlerce broşür yazıldı.
Cemaatler tartışmalar düzenledi, ve bira imalatçıları
insanları kahve dükkanlarından çıkararak meyhaneler
geri getirmek için halkla ilişkiler kampanyaları
düzenlediler.

Daha da önemlisi, tetikte olan yetkililer kahve
dükkanlarını yakından izlediler, onları bilgi muhbir
ve casuslarla doldurdular. Çantadaki [kahve] taneler
sömürge altını [demek] olabilirdi, ancak kaynayan
[kahvenin] kokusu devrimin kokusuydu. 18. yüzyıl
boyunca, Fransız sömürge yetkilileri Haiti ve Batı
Hindistan'ın [West Indies, Doğu ve Batı Antiller]
diğer ileri karakollarındaki kahvenin köle-emeğiyle
üretilmesini yönettiler. Ancak, 1700'lerin sonlarına
gelindiğinde, Fransız devleti sömürgelerdeki
plantasyon ayaklanmaları ve metropoldeki burjuva
devrimi ile kuşatılmıştı.

Paris'deki yüzlerce dükkan, kendilerini ana
girdilerinin --kahve çekirdeğinin-- yokluğu içinde
buluverdi. Ayrıca, içteki kavgalar nedeniyle İtalyan
aileleri arasındaki ticaret bağlantılarının
zayıflamasının yanısıra, İngiltere ve Felemenk
hakimiyetinin artması, kahve ithalatında düşüşe neden
oldu. Sonuçta, henüz emekleme aşamasında olan
endüstriyel kapitalizmin yeni teknolojileri, her bir
kahve tanesinden daha fazla faydalanılması için
uygulanmaya hazır beklemekteydi. Endüstriyel
kapitalizm, eski Avrupa aristokrasilerinin
iktidarlarını birer birer süpürürken, Fransız ve
İtalyan mühendisler en düşük [miktardaki] ham kahveden
en fazlasını elde etmeye yarayacak makinalar üretmek
üzere çalışıyorlardı.

Ayrıca, Almanya'nın artık zayıflamış olan Akdeniz
piyasalarından arta kalan kahvelerine bağımlı olduğu
veriliyken, --Avrupa'nın en iyileri olarak görülen---
Alman mühendisleri bilhassa yaratıcıydılar.
Sömürgelerdeki aksamalar, endüstriyel tasarımın
uygulanması sayesinde giderek daha büyük ölçek
ekonomilerine doğru bir yönelim yarattı. Sonuçta,
1830'lardan başlayarak --ve bugüne uzanarak--
Paris'de, bir fincan kahvenin üretim maliyetini
düşürmeyi amaçlayan bir patent furyası başladı. Bu
makinalar, üretim noktasından dağıtım noktasına,
işlenme ve tüketim noktalarına kadar, kahvenin her
aşamasına müdehale ediyordu. Bu son nokta, bugün aşina
olduğumuz buluşların --kavurucular, öğütücüler,
ezicilerden, süzgeçli kaplara, filtreli kahve
makinalarına, filtre kaplarına, basınçlı filtrelere,
yeniden dönüştürücülere, hidrostatik vazolara, vakumlu
kaplara, pistonlara ve sıkıştırıcılara, ve nihayetinde
değer çıkarımının en yeni başarısı olan buharlı
espresso makinasına kadar [çeşitli]-- çoğunu ortaya
çıkarmıştır.

Ardından 19. yüzyıl içerisindeki sömürge savaşları,
fiyatları yukarı tırmandıran ve teknolojik buluşları
harekete geçiren piyasa kıtlıklarına yol açtı. Bu
teknolojik buluşların maliyetleri arttıkça, bunların
endüstriyel kapitalistlerin üretim araçlarıyla
bütünleşmeleri ihtimali de yükseliyordu. Bir
süreliğine, sömürgecilik ve kapitalizm, birbirlerini
destekleyerek, ancak aynı zamanda da sermaye ve
ticaretin denetimi için boynuz boynuza gelerek,
dinamik bir gerilim içinde geliştiler. Kapitalizm
zafer kazandıysa da, tabii ki sömürgecilik gerçekten
de ortadan silinmedi.

19. yüzyılda Latin Amerika'daki, ve 20. yüzyılda
Hindistan'dan Zimbabve'ye kadar [değişik] ülkelerdeki
Üçüncü Dünya milli mücadeleleri, sömürge
yetkililerinin yerel devlet üzerindeki doğrudan aracı
denetimini ortadan kaldırmayı başardı. Ancak, kurulu
emperyalist güçler --ve Birleşik Devletler ile Japonya
gibi geriden gelenler-- dünya meta piyasalarına hakim
olmaya ve küresel sahnede ticaret hadlerini
belirlemeye devam etmektedirler. Petrolden
otomobillere, elektronik ürünlerden kahveye kadar
geniş bir alandaki ürünler üzerinde, eski emperyalist
denetim ve etki alanlarının yanısıra, uluslararası
ticaretin yasal altyapısı ve askeri denetimi tesis
edilmiştir.

Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu ve Dünya
Ticaret Örgütü, İkinci Dünya Savaşı'ndan beridir
Kuzeyin sermaye egemenliğinin mimarisini yerleştirmek
için uğraşmaktadırlar. Bu, özellikle de, 1960'lar ve
1970'lerde çay, şeker, buğday, mısır, kenevir ve
kahvenin dünya fiyatlarını düşürüldüğü, [böylece de]
Kuzeyli tüketicilerin faydasına Üçüncü Dünya
üreticilerinin daha da yoksullaştığı zaman belirgindi.
Eski sömürge ilişkileri zor ölür; ve kahve gibi
emperyalizmin ürünleri sömürgeci özelliklerinin çoğunu
bugün hala sürdürmektedir.

Kahve, yerel katı kapitalist plantasyonlar,
küçük-topraklı çiftçiler veya sosyalist kooperatifler
tarafından üretilmesinden bağımsız olarak, dünya
piyasasına çıktığı zaman bir metadan başka bir şey
değildir. Böylece [kahve], mülkiyeti, değer
biçilmesini ve refah-yaratımını Kuzeyli ülkelerin
yararına çarpıtan, uzun zaman önce kurulmuş güç
ilişkileri tarafından idare edilen, meta zincirleri
boyunca hareket eder. Dünya piyasalarına sundukları
kahve çıktısı, Starbucks veya Folgers'in ustaca
[yaptıkları] komisyonculuğun veya pazarlamacılığın
[yarattığı] katma-değerle karşılaştırılabilir olan pek
az kahve-üreticisi ülke vardır.

Eski sömürge ilişkilerini fazlasıyla dengesiz olan bir
dünya [geneli] üretim ve tüketim sistemine taşıyan
sınıf, burjuva devriminin entelektüel temelinin
uğraşısı içinde hevesli bir şekilde kahve tüketen
sınıfın kendisiydi.

Peki, bu hikayeden çıkarılacak ders nedir? Masamızın
üzerine yerleştirmeyi ve ağzımıza atmayı seçtiğimiz
gıdaların, yerküreye yayılan gerçek maddi ilişkiler
üstünde bir temeli bulunmaktadır. Ancak, bu ilişkiler
genellikle pazarlamanın arkasında gizlidir, veya onun
tarafından bulanıklaştırılmıştır. Bir Nike [marka]
ayakkabı sadece bir Nike ayakkabısı değildir, ve bir
fincan kahve yalnızca bir makalenin yakıtı değildir.

Sabah kahveniz, kaynak aktarımı, arazi birikimi,
sermaye yatırımı, emek seefrberliği, atölye
mücadelesi, girdi koordinasyonu (örneğin fosil kökenli
yakıtlar), işleme, ambalajlama, nakliye, depolama,
dağıtım ve yeniden satım[dan oluşan] uzun bir zincirin
bir parçasıdır. Meta tüketiminin her aşamada, toprak
erozyonu, yığınlarla ambalajlama ve petrol-yakıtlı
nakliyeden tutun, --kahvecinin kullandığı plastik ve
beyazlatılmış filtre kağıdı gibi-- bir fincan kahve
yapmak için gerekli olan [doğal] kaynak girdilerine
kadar [çeşitli] çevresel maliyetleri bulunmaktadır.
Her aşamada yine gerçek insanlar, emek anlamında
gerçek insanlar sahne almaktadır.

Kahve, plantasyondan işleme fabrikasına, limana,
tankere, depoya, kamyona, perakende satıcıya veya
kahve dükkanına gelene kadar düzinlerce atölyeden
geçmektedir. Metaya değer kazandırıldığı her noktada,
bu değeri kazandıranlar gerçek insanlardır --zahmetli
koşullar altında yaşayan ve çalışan insanlar;
çocukları ve becerileri ve kişiliği olan insanlar;
üzüntüleri ve sıkıntıları, umutları ve düşleri olan
insanlar.

Kahve, aynen tüm diğer gıdalar gibi, bizi bu
insanlarla ilişkiye geçirir --bu, yerkürenin her
yerine yayılan bir ilişkidir. Bu ilişkinin tarihsel
doğasını öğrenmek, süreçlerin arkasındaki insanları
görmek, ve sabah kupamıza koydukları çabayı anlamak;
tüm bunların hepsi politik bilinç kazanmak ve
alternatifleri hayal etmek için önemli adımlardır.

Email: editors@practical.anarchy.org

Çeviri: Anarşist Bakış

Kaynak: "Coffee, Capitalism and the State", Practical
Anarchy dergisi, 27 Ağustos 2000 (sayı 13).

http://uk.geocities.com/anarsistbakis/makaleler/heathcott-kahvekapitalizm.html


*******
*******
****** A-Infos Haber Servisi ******
Anarşistlerle ilgili ve anarşistleri ilgilendiren haberler
******
TALİMATLAR: lists@ainfos.ca
YANITLAR: a-infos-d@ainfos.ca
YARDIM: a-infos-org@ainfos.ca
WWW: http://www.ainfos.ca/
BİLGİ: http://www.ainfos.ca/org

-A-infos'tan tek dilde ileti almak için lists@ainfos.ca'ya aşağıdaki mesajı gönderin:
unsubscribe a-infos
subscribe a-infos-X
X = en, ca, de, fr, it, pt, vb. (yani, dil kodudur)

A-Infos Information Center