A - I n f o s
a multi-lingual news service by, for, and about anarchists **

News in all languages
Last 30 posts (Homepage) Last two weeks' posts

The last 100 posts, according to language
Castellano_ Català_ Deutsch_ English_ Français_ Italiano_ Polski_ Português_ Russkyi_ Suomi_ Svenska_ Türkçe_ All_other_languages _The.Supplement
{Info on A-Infos}

(tr) Ateş söndüyse yine çalarız! Tanrı mı yok?

From worker <a-infos-tr@ainfos.ca>
Date Sun, 20 Oct 2002 14:08:24 +0300


 ________________________________________________
   A - I N F O S  H A B E R  S E R V İ S İ
            http://www.ainfos.ca/
        http://ainfos.ca/index24.html
 ________________________________________________

Belki de on yıllar sonra bilimciler dizi dizi kitaplar yazacaklar 21. yy'ın
başındaki Türkiye'ye dair; sosyolojik, ekonomik, siyasi, kültürel... Ve
belki de bunlar, bir sonraki hummalı dönemde referans olacaklar birçok
ülkenin devrimcilerine.

Kahin değiliz bilemeyiz ama 17 Ağustos'tan sonraki olası daha büyük bir
depremin, IMF'nin yerli işbirlikçileriyle bu ülkeye ettiklerinin, 3
Kasım'daki garip bir seçimin olası sonuçlarının, 11 Eylül, Afganistan ve
klasik bir sağcı için bile gerekçelerinin idrak edilmesi zor olası bir Irak
kırımının-kıyımının, vd'lerinin üzerine bir de burjuvazinin ve aynası
medyanın kokuşmuşluğunu, AB'ye girmek için debelenen bir ülkede süregiden
işkence olgularını ekleyin; adı 'sosyal patlama' mıdır, 'sosyo-ekonomik ve
hatta kültürel, siyasi tranformasyon' mudur her neyse, o şeyin çok
yakınlarda, yanı başımızda olduğuna dair sezgiler gerçekliğe pike yapıp
yapıp, insanın sinirlerini, dimağını, anlağını ve dahi bütün düşünmeye,
duygulamaya, düşlemeye yönelik beyinsel işlevlerini eşik üstü ve sıfır
noktası arasında getirip götürmekte...

Yeter sözcüğünün bile anlamanı yitirdiği bir algıda, ki hala kendisini
sağlıklı hissedebilen bir algıdan söz edebiliyorsak, şizofreni pek de keyif
vermiyor. Bir bad-trip bu... Yeryüzündeki bir traji-komik cehennem... Neden
kimse sormuyor, "madem Saddam'ın nükleer, biyolojik, kimyasal silahları,
onca Iraklı'nın ölmesi pahasına yok edilmeli ise, siz niye yok etmiyorsunuz
kendi silahlarınızı?" diye...

Belki de çok az kaldı, üzerine bomba sarılı çocukların kendilerini umarsızca
amerikan hedeflerine serpiştirmelerine. Cinnet anı geldiğinde, sözcüklerin
kifayetsizliğini yitirdiği gerçeği bile çoktan unutulduğunda, hangi yeraltı
barınağı koruyabilecek bizi savaşa sokacak Hades tohumlarını, hangi sınır
kapısı tutabilecek milletin gözünün içine baka baka 'tele'lerde insanların
kursağına acımtırak zehirli bir tadı 'vole vole' çakan o kendinden menkul
üstelliklerini şımarıkça, arsızca kusanları, hangi 'dipsiz karanlık, kör
çukurlar' saklayabilecek gencecik bedenlere pisliklerini hoyratça akıtan
insan bedeni uzmanlarını, bizim azrailliğimizden? Ve nasıl koruyabilecek o
insan ve uyuşturucu tacirleri, susurlukçular, bilim ya da din kisvesi
altında insanların iliğini sömüren zerzevatlar kendilerini, bizden, öfkesi
çığ olup akmaya hazır milyonlardan?

Bir yanda akşam pazar yeri toplandıktan sonra kalan atıkları toplayan
kadınlar... Öte yanda özel adlarını anmaya denmez en profesyonelinden erkek
ve kadın ekran fahişeleri... Para ettikten sonra ana-babalarını,
çocuklarını, kardeşlerini pazarlamaktan çekinmeyen insanlık yoksunları...
Kendilerini sattıkları yetmez, ülkeyi, milyonları harcayan ve hatta verseler
dünyayı kokulu kahverengine boğmaya hazır lağım materyalleri...

Az kaldı... Yerler tutuluyor, saflar sıklaşıyor... Tüm yer küreye yayılan
bir dalga burayı da vuracak. Ya da buradan, tanrılardan ateşin ilk kez
çalındığı topraklardan çıkan yeni bir dalga, binlerce yıl önceki geleneğe
itibar ederek, diğerlerinine eklemlenecek. Varsın yıllar, yüzyıllar,
binyıllar sonra birileri bu dalgaların kesişim, girişim desenlerini çizsin;
biz bu kaotik desenlerdeki motifler olarak 'bugün, hemen şimdi akmaya'
sabırsızlanıyoruz.


Aşağıda aynı gün, aynı gazetede çıkan iki haber yer alıyor. Bence yeterince
dürtücü, yeterince açık esinler veriyorlar:

::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::

Radikal
http://www.radikal.com.tr/veriler/2002/10/20/haber_53833.php


Magazinin önlenemez yükselişi

Türkiye her gün bir avuç 'ünlünün' maceralarıyla yatıp kalkıyor. Uzmanlar,
devlet yetkilileri, vatandaşlar, hatta bizzat magazinciler bile
rahatsızlıklarını saklamıyor. Ama magazin haberlerinin önüne geçilemiyor

20/10/2002
DEMET BİLGE, İSMAİL SAYMAZ
İSTANBUL - Manken kavgaları, aldatma, aldatılma, frikikler, kim şık kim
rüküş derken dozunu her gün artıran magazin dünyasında silah sesleri artık
daha fazla çınlar oldu.
Televizyonlarda ellerinde silahlarla tehdit savuranlar, gözaltına alınanlar,
mahkemelik olanlar, uyuşturucu kullananlar daha sık yer alıyor. Sosyologlar
magazin bültenlerine konu olanları 'figüran' olarak nitelendirirken, magazin
basını da özeleştiri yapıyor: "İş artık ayağa düştü..."
Özel televizyon kanallarının sayısının artmasıyla birlikte Türkiye de yeni
bir kavramla tanıştı: Magazin. Tek kanallı dönemde sadece konserleri ya da
filmleriyle gündeme gelen ünlülerin yaşamları ekranlardan evlere sızmaya
başladı. Magazinin dozu arttıkça, merak da arttı. Yeni ve güzel yüzler,
birbirleriyle kamera aracılığıyla kavga eden ünlüler, aldatanlar,
aldatılanlar, özel hayatlarını ayrıntısıyla ortaya dökenler giderek daha
fazla rağbet görmeye başladı.
Ve kısa bir süre sonra Türkiye'de yeni bir de kültür doğmuştu: Televole.
Eleştirenler olsa da ekrandan taşan magazin kimilerinin açık, kimilerinin
ise gizli tutkusu olmuştu.
Son yıllarda Türkiye her sabah yeni bir magazin skandalıyla uyanmaya
başladı. Aslında hiçbir şeyin göründüğü kadar renkli olmadığı zamanla
anlaşılacaktı. İşte Türk magazin dünyasının yakın tarihinde derin iz bırakan
'flaş' haberlerden bazı örnekler:

'Motivasyon' vakası
Kısa zaman sürecinde hatırlanan ilk skandal iki yıl önce ortaya çıktı.
Şarkıcı Çelik, manken sevgilisi Buket Saygı'yı yanına alarak, kameraların
karşısına çıktı. İddia ağırdı.
Oynadığı filmlerle binlerce kişinin gönlünde taht kuran, 'Kadirizm'in babası
aktör Kadir İnanır, aynı dizide rol aldığı manken Saygı'yı taciz ediyordu.
Saygı, ağlamaklı bir edayla sevgilisinin yanında suskun kalmayı tercih
ederken, şarkıcı Çelik elindeki kalemi sallayarak, "Biz adamın kucağına
kadın mı veriyoruz!" diye haykırıyordu. Kadir İnanır ise kendini "Ben
oyuncuyu motive etmek için o mesajları çektim" diye savunuyordu. Skandalla
birlikte ses getirmesi beklenen dizi, skandalın gölgesinde kaldı. Olay
mahkemeye taşındı.

Özel defile ayyuka çıktı
Birbirlerini açık açık söylemeseler de sık sık 'fuhuş' yapmakla suçlayan
mankenlerin imza attığı en büyük skandallardan biri 'kişiye özel defile'
manşetleriyle basına yansımıştı. İddiaya göre Çağla Şikel, Yeşim Palandüz ve
Şennur Şafak, birkaç işadamı için özel defile düzenlemiş ve yüklü miktarda
ücret ve hediye almışlardı.
Kendilerini hep diğer meslektaşlarının başına gelen olaylarla aklamaya
çalışan mankenler kısaca, "Ben asla yapmazdım, çok ayıp" dedi. Bu olay başka
bir sonucu da beraberinde getirdi. Şovmen Beyaz, sevgilisi Şikel'i terk
etti. Skandal rafa kalkarken, yeni konu Beyaz-Şikel ayrılığı oldu.

Gelin-kaynana-damat
Boşanma istatistiklerinde her yıl yaşanan artışın sebeplerinden biri olarak
sayılan magazin dünyasının en ünlü, en tartışmalı evliliğinden birini hiç
şüphesiz şovmen Mehmet Ali Erbil yaptı. Mankenler Özlem Yıldız, Nefise
Karatay ile 'bir küs, bir barışık' grafik izleyerek devam ettirdiği
aşklardan sıkılan ve 'eline el değmemiş bir eş' arayan Erbil, bir gece
ansızın evlenmeye karar verdi. Kızıyla aynı okulda okuyan Sedef Erbil'le
evlenen Erbil'in düğününü bazı televizyonları canlı yayınladı.
Ne de olsa Erbil'i herkes tanıyordu. Evleneceği kişi de 'yenge' olacaktı.
Genç ve güzel yenge Sedef Erbil magazin dünyasının en taze malzemesi oldu.
Ancak magazinin kara bulutları kısa süre içinde Erbil çiftinin üzerinde
dolanmaya başladı. Sağlığı bozulan Erbil'in başına gelenlerden üstü kapalı
olarak Sedef Erbil sorumlu tutuldu. Erbil çifti tazeliğini yitirince,
'medyatik kaynana' İffet Erkuvan devreye girdi. İddialar birbirini izledi.
Acaba İffet Erkuvan, damadından 100 bin dolar 'başlık parası' istemiş miydi?
Kimse bunun ne tür bir evlilik olduğunu, gelinin neden sustuğunu, Erbil'e
kimin büyü yaptığını, kaynananın aslında ne istediğini, Erbil'in kimi
sevdiğini anlayamadı. Neyse Erbil çiftinin arası son zamanlarda düzeldi de,
televole kameraları başka 'skandal'lara, kavgalara çevrildi.

Bu kurşun kime?
Magazin dünyasının vazgeçilmez isimlerinden biri hiç şüphesiz, kendisini
'imparator' olarak tanımlayan türkücü İbrahim Tatlıses'ti. Adı bugüne kadar
cinayetten örgüt üyeliğine kadar pek çok adli olaya karışan Tatlıses, son
yıllarda daha çok sevgilileriyle basına malzeme oldu. Tatlıses iki yıl önce
oğlu İdo'nun da annesi olan Derya Tuna'yla 18 yıllık beraberliğini bitirdi.
İddiaya göre yeni sevgilisi dansöz Asena, gizli sevgilisi de manken Ayşegül
Yıldız'dı.
Tatlıses, her fırsatta 'Derya hanım'ı öven açıklamalar yaparken, Derya hanım
da Tatlıses'in çapkınlıkları için, "Ona yakışıyor" diyordu.
Kameralar aracılığıyla 'saygı ve sevgi çerçevesinde' devam eden bu
diyaloglar, iki hafta önce sona erdi. Tuna, bir magazin dergisinin gecesinde
transparan kıyafetle sahneye çıktı. Kendisine göre bu bir 'başkaldırıydı.'
Ayaklarının üzerinde durmak istiyordu. Tatlıses ise kendisi için sorun
olmadığını söylerken, çocuk psikolojisini dikkate alarak, "Çocuk annesinden
utanır" diyordu. Günay Restaurant'da sahne almak için prova yapan Tuna,
kurşunların hedefi oldu. Tuna'yı yaralayan kurşun, aslında günden güne
çarpıklaşan televole kültürünün tam ortasına isabet etmişti.

'Sosyetik güzel' Kozanoğlu...
Eski Devlet Bakanı Kemal Derviş de magazin dünyasından nasibini aldı. DJ'lik
yapan oğlu Erol Derviş, babasıyla birlikte ABD'den Türkiye'ye geldikten
sonra magazinin literatüründe 'sosyetik güzel' olarak tanımlanan Yasemin
Kozanoğlu ile aşk yaşamaya başladı. İlk günlerde her şey güzel ve
'seviyeliydi'. Hatta aileler arasında nişan bile yapılmıştı. Ancak nişandan
kısa bir süre sonra Kozanoğlu'nun birçok suçtan sabıkalı Derya Danacı ile
tatile gittiği ortaya çıktı. Ve kıyamet koptu. Her bir gazeteye farklı demeç
veren Kozanoğlu, bir 'ayrıldık', bir 'barıştık' dedi. Sonra nişan atıldı.
Halk gibi Derviş de ne olduğunu anlayamadan Kozanoğlu, yeni sevgilisi Danacı
ile ekranda boy göstermeye başladı. Ortada bir aldatan, bir aldatılan vardı
ama kimse kabul etmiyordu. Kozanoğlu'nun eğlenmek için gittiği bardan
sevgilisi tarafından tekme-tokat dışarı atılması son damlaydı. Uyuşturucu
kullanmakla da suçlanan Kozanoğlu, yurtdışına çıktı. Geri döndüğünde
televizyonlara yansıyan açıklamaları şöyleydi: "Erol'u seviyordum.
Danacı'yla birlikteyim. Kimseden dayak yiyecek kadar da aciz değilim."

'Tostumu yedim, temiz podyum kuralım'
Henüz dumanı tüten magazin skandallarından biri geçen ay yaşandı. Başrolde
yine tanıdık bir isim Çağla Şikel vardı. İddiaya göre Şikel, en yakın manken
arkadaşı Yüksel Ak'ın eşi Şenol İpek'e, "Tostumu yedim. Odamda seni
bekliyorum. Gelmeyeceksen casinoya ineceğim" yazılı bir mesaj göndermişti.
İlk haberler Şikel'in, arkadaşının kocasını baştan çıkarmaya çalıştığı
yönündeydi. Ekranlar mankenlerle doldu. Sözler yine kısa ve özdü: "Aaa.. çok
ayıp, ben hayatta yapmam." Mankenlerin ve basının topa tuttuğu Şikel, iki
hafta boyunca tek laf etmedi. Konu üstüne çok yazıldı, çizildi... Ve
sonuç... Şikel, geri döndü, fiyatını ikiye katladı. Cumhurbaşkanı'nın adını
bir türlü öğrenemeyen mankenler bu olayla örgütlü mücadelenin farkına varıp,
'temiz podyum' kampanyasına girişti.

::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::

Radikal
http://www.radikal.com.tr/veriler/2002/10/20/haber_53837.php


İşkenceci Yargıtay'a çarptı

İşkence yaptıkları tespit edilen iki polis 'ağır para cezası' aldı: Birer
milyon lira. Yargıtay 5.5 yıl sonra son sözü söyledi: Ağır hapis cezası

20/10/2002
ANKA - ANKARA - Yargıtay, 5.5 yıl önce Mersin'de meydana gelen olayda, iki
tüccara işkence yaptıkları tespit edilen polislere verilen 'birer milyon
lira ağır para cezası' kararını bozdu. Sanıklar için hapis cezası istendi.
Yargıtay kayıtlarına göre işkence olayı şöyle gelişti ve 'ağır para cezası'
şöyle verildi: Hububat ticareti ve nakliyesiyle uğraşan Abdulvahap Terzi ve
Recahi Erkmen 21 Mayıs 1997'de Mersin'de oto hırsızlık masası ekiplerince
kuşku üzerine gözaltına alındı.
İki tüccarı, daha önce iki kez işkence suçundan hüküm giyen başkomiser Soner
Dülger ile polis memuru İbrahim Altuntaş sorguladı. Tüccarlar 23 Mayıs
1997'de adli tabipliğe sevk edildi. Erkmen ve Terzi'yi, polislerin odada
olduğu sırada, sadece "Bir şeyiniz var mı?" diyerek 'muayene eden' doktor
Suat Tekin Turhan, "Darp ve cebir izine rastlanmadı" şeklinde rapor tuttu.
Polisin aynı gün salıverdiği Terzi ve Erkmen, hemen suç duyurusunda bulundu
ve savcının emriyle aynı gün bir kez daha başka bir adli tabip tarafından
muayene edilerek işkenceye uğradıkları saptandı. Bunun üzerine başkomiser
Dülger ve polis Altuntaş hakkında 'işkence ve hakaret' suçlarından 7 yıl 10
aya kadar, adli tabip Turhan hakkında ise 'görevi kötüye kullanmak' suçundan
3 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı.

1 milyonluk 'ağır' ceza
Yargılama sonunda sanık doktorun beraatini kararlaştıran Mersin 2. Ağır Ceza
Mahkemesi, daha önce aynı suçtan iki ayrı sabıkası olan başkomiser Dülger'i
'kötü muamelede bulunduğu' gerekçesiyle 3.5 ay hapis cezasına çarptırdı ve
bu cezayı '1 milyon 50 bin lira ağır para cezasına' çevirdi. Polis memuru
Altuntaş da aynı suçtan önce 3 ay hapis cezasına, daha sonra da '900 bin
lira ağır para cezasına' çarptırıldı. Hakaret suçundan beraat eden sanık
polisler, 3-3.5 ay memuriyetten uzaklaştırıldı.

'İşkencede ısrar'
Temyiz üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesi, adli tabip olan
sanığın suçunun 'görevi ihmal' kapsamında değerlendirilmesini benimserken,
diğer iki sanık polisin 'işkence' suçundan, iki ayrı mağdurun bulunmasını da
göz önünde tutarak ikişer kez cezalandırılması gerektiğini bildirdi. 8. Ceza
Dairesi, oybirliğiyle aldığı kararda, sanık başkomiserin 'aynı suçu
işlemekteki ısrarlı tutumu' nedeniyle cezasının paraya çevrilmesinin de
yasalara aykırı olduğunu bildirdi.
Eski kararında direnen Mersin 2. Ağır Ceza Mahkemesi, işken-ce suçunun
oluşabilmesi için gözaltındaki kişi hakkında dava açılarak sanık durumuna
düşürülmesi gerektiğini savundu. Mahkeme, ancak bu durumda 'sanığın suçunu
söyletmek kastıyla işkence etmek, zalimane davranmak' hükmünün
oluşabileceğini iddia etti. Mahkeme, sanık adli tabibin suçunun görevi ihmal
olarak görülmesi durumunda dahi, 'Af Yasası' uyarınca hakkındaki davanın
erteleneceği, ancak 'beraat kararının ertelemeye göre daha teminatlı
olacağı' görüşüyle kararında direndi.

Hapse girecekler
5.5 yıllık hukuk sürecinin ardından karar, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nda
tartışıldı. Sadece bir üyenin beraat kararının onanmasını istediği sanık
doktor Suat Tekin Turhan hakkındaki dava, 23 üyenin oyuyla, Af Yasası
uyarınca 5 yıllığına ertelendi. Turhan, bu sürede benzeri bir suç işlerse
davaya yeniden devam edilecek. Yerel mahkemenin direnme kararını kaldıran
Genel Kurul, başkomiser Soner Dülger'in 6 yıl 8 aya kadar, İbrahim
Altuntaş'ın ise 5 yıla kadar hapis cezasına çarptırılmasına oybirliğiyle
karar verdi. Kurulun kararlarına itiraz edilemiyor.


*******
                             *******
       ****** A-Infos Haber Servisi ******
      Anarşistlerle ilgili ve anarşistleri ilgilendiren haberler
                       ******
		TALİMATLAR: lists@ainfos.ca
		YANITLAR: a-infos-d@ainfos.ca
		YARDIM: a-infos-org@ainfos.ca
		WWW: http://www.ainfos.ca/
		BİLGİ: http://www.ainfos.ca/org

-A-infos'tan tek dilde ileti almak için lists@ainfos.ca'ya aşağıdaki mesajı gönderin:
                unsubscribe a-infos
                subscribe a-infos-X
 X = en, ca, de, fr, it, pt, vb. (yani, dil kodudur)


A-Infos Information Center