A - I n f o s
a multi-lingual news service by, for, and about anarchists **

News in all languages
Last 30 posts (Homepage) Last two weeks' posts

The last 100 posts, according to language
Castellano_ Català_ Deutsch_ English_ Français_ Italiano_ Polski_ Português_ Russkyi_ Suomi_ Svenska_ Türkçe_ All_other_languages
{Info on A-Infos}

(tr) Hayatın adaleti

From worker <a-infos-tr@ainfos.ca>
Date Tue, 15 Oct 2002 09:06:27 +0300


 ________________________________________________
   A - I N F O S  H A B E R  S E R V İ S İ
            http://www.ainfos.ca/
        http://ainfos.ca/index24.html
 ________________________________________________

Radikal2
http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&haberno=1658&tarih=15/10/2002&ek_tarihi=13/10/2002


Hayatın adaleti
Yıldırım Türker

Hayatı adaletle bezeyecek olan insandır. Bu da insan kalarak, hayatın
yanında durarak, haz ve özgürlükleri yücelterek mümkün

[ http://ainfos.cjb.net/tr/200210/12.gif ]

Ne zaman hukuk ve adalet üstüne düşünmeye koyulsam kulaklarımda Anatole
France'ın buz gibi sözleri çınlar: "Hukuk, o muhteşem eşitlikçiliğiyle,
köprü altında yatmayı, sokaklarda dilenmeyi ve ekmek çalmayı yoksullara da
varsıllara da aynı şekilde yasaklar." Gerekliliği konusunda hemfikir
olduğumuz, toplumsal varoluşumuzu üstüne inşa etme zorunda olduğumuz hukuk
ilkeleri üstüne düşünürken bizi kaşındıracak bu sözlerin ışığına ihtiyacımız
var. 'Önce Vatan'cı yargıçların tahakkümü altında boğulurken kurtuluşu
sadece hukukun eşitlikçi ilkelerinde bulabiliriz yanılsamasından kurtulmak
için.
Bu konuda söz alır almaz dilimi mahcup, sözümü puslu kılıverenin ne olduğunu
biliyorum. Hukukun üstünlüğü, hukuk devletinin gerekliliği üstüne konuşurken
beni kekeme kılan, France'ın nihilizmi olduğu kadar, adalete olan tutkum.
Devletin olduğu yerde adaletin esamisinin okunmayacağına dair inancım. Hukuk
devleti tamlamasının beni ürpertmesinden, bu ülküyle hemen hiçbir bağ
kuramamama rağmen kimileyin hukuk ilkelerinin gözlemcisi konumuna oturmanın
mahcubiyetinden söz etmek istiyorum. Bir devletin sorumluluk sahibi
vatandaşı olmakla benim aramdaki gerilimden.
Adalet duygusunun dürtmesiyle bir uzlaşma zemininde dünyayla buluşuyorum.
Dilime çeki düzen veriyorum. Hukuktan, hukukun eşitlik ilkesinden dem
vuruyorum. Birilerini, bir şeyleri korumaya çalışıyorum. Buraya, şimdi,
tutunmak istiyorum. Oysa bu çaba esnasında unutulmaya yüz tutan, gitgide
silinen adalet ülküsünün ardından zarifçe el sallıyormuşum duygusunu
silemiyorum içimden. Sadece yasalarla, yasaların uygulanışındaki yorumların
serbestliğiyle, Türk adalet sisteminin zaaflarıyla haşır neşir oldukça haz
ve mutlulukla aramıza giren mesafeyi iyice açıyoruz gibime geliyor.
Çünkü Adaletin, benim için en geçerli tanımı ta 18. yüzyıl sonundan. William
Godwin'den. "Bir insanın bir başkasına karşı davranışının hakiki ölçüsü,
adalettir" diyor Godwin. "Adalet, en büyük miktarda haz ve mutluluk
yaratmayı amaçlayan ilkedir. Adalet, benim, insanlık çıkarlarının yansız
gözlemcisi olmamı ve kendi tercihlerimi gözardı etmemi gerektirir."
İnsanlık çıkarlarının yansız gözlemcisi olmak, insana olağanüstü bir
huzursuzluk vaat ediyor. Orada, hukukun, devletin asal tercihleriyle
belirlenmiş ölçütlerinin serinliğine yer yok.
* * *
'Yüce Türk Adaletine' inanıp sığınmak, 'Yüce mahkemenin kararına saygı
duymak', 'Şeriatın kestiği parmağın acımaması' ve benzeri klişelerle yargıya
gösterilen saygı, neyi sağlamlaştırıyor? Bu vatandaşlık bilinci gösterisinin
içtenliğine inanmak mümkün mü? Yasalar karşısında boynu kıldan ince vatandaş
müsameresine çıkan, bu danışıklı dövüşten bir an için sıyrılabilse kim bilir
diyeceği neler vardır. Sözgelimi beni heyecanlandıran, kendisini tutuklamaya
gelen polisin, "Seni kanun namına tutukluyorum" sözüne "Ben de seni özgürlük
namına tutukluyorum" cevabını yapıştıran anarşist Duval.
Yargının siyasallaşması konusunda gösterilen karşılıksız kaygı da cevabını
Yüksek Seçim Kurulu Başkanı'ndan almıştı: "Yargı siyasallaşmaz. Yargı,
devletin menfaatlerine bakar." Demem o ki, yargı, zaten siyasidir. Doğası
icabı siyasidir. Tarafı bellidir.
* * *
Elias Canetti'nin 'Kitle ve İktidar'ındaki kedili metaforu, devlet ve
bendelerini kanımca mükemmel yansıtıyor: "Kedi, gücü, fareyi yakalamak, onu
ele geçirmek, pençelerinin arasında tutmak ve nihai olarak da öldürmek için
kullanır. Ama fareyle 'oynarken' bir başka etken daha vardır. Kedi farenin
gitmesine izin verir, biraz kaçmasına, hatta arkasını dönmesine fırsat
tanır; bu süre içinde fare artık güce maruz değildir. Ancak hâlâ kedinin
iktidar alanının içindedir ve her an tekrar yakalanabilir. Derhal
uzaklaşırsa, kedinin iktidar alanından kaçar; ama, artık ulaşılamayacak
olduğu noktaya varana kadar hâlâ kedinin iktidar alanının içindedir. Kedinin
egemen olduğu uzam, fareye yaşattığı umut anları, bir yandan da bütün bu
zaman zarfında onu yakından izlemeyi sürdürmesi ve onu yok etmeye gösterdiği
ilgiyi ve yok etme niyetini asla elden bırakmaması; bunların hepsine, yani
uzam, umut, dikkatle izleme ve yok etme niyetine gerçek iktidar gövdesi, ya
da daha basit bir biçimde, iktidarın ta kendisi denebilir."
Ama işte insan kalmak adına mücadele etmenin yollarını bir bir denerken,
insan karşısındakinin, nefret ettiğinin, hayatın düşmanı gördüğünün alanında
da at koşturuyor. Çoğunluk sonuç alamayacağını bile bile 'bağımsız' yargının
üstünde baskı oluşturmaya, adalet adına o yargının alanında ayakta durmaya
çalışıyor. İnsanlık çıkarlarının yansız gözlemcisi olmak, kendi tercihlerini
gözardı etmek adına kimileyin en karşı olduğu insanları bile yargı
karşısında savunmak zorunda kaldığı gibi. Adalet duygusunun verdiği
huzursuzluk bunu gerektiriyor çünkü. Aksi takdirde sadece bize sunulan en
bereketli imkana; nefrete yaslanırsak, zamanla nefret ettiğimize
dönüşüyoruz. Adalet duygusunun dikte ettiği ilkeler, nefretimizin en beter
yan etkisi olan körleşmeye mani oluyor. Yasaları, açıklarını, en önemlisi
geçmişlerini bilmek, onları yeri geldiğinde yazana ters tepen birer silah
olarak yönlendirebilmek önem kazanıyor. Bir avuç çocuğu kedinin
pençelerinden şimdilik az hasarlı olarak kurtarabilmenin önemi. Hukukun
adaletle ilişkisini yalnız bu faydacı yaklaşım dolayında anlayabiliyorum.
* * *
Arjantinli bir profesörden dinlemiştim. Peru'nun yerli halklarından
Keçuaların dilinde affetmek kelimesi yer almıyor. Onun yerine 'unutmak'
kelimesini kullanıyorlarmış. Demek affetmek insana has bir özellik değil o
kültürde. İnsan, ancak unutabilir. Affetmek tanrılara mahsus.
Bu toplumun adalet duygusunun gitgide eriyip gölgesinin bile okunaksız hale
gelmesi üstüne düşünürken unutmakla affetmek arasındaki gerilimli ilişkiyi
tartıyorum. Affetmek, zihinsel ve duygusal bir süreç sonucu varılan bir
yargı. Unutmaksa toptan silmeyi, yok saymayı, inkârı anlatıyor. Toplumumuzun
unutmayla ilişkisi üstüne o kadar çok şey söylendi ki zamanla bu da meali
kolayca unutuluveren bir klişeye dönüştü: Türk toplumunun hafızası zayıftır.
Tarih boyunca bu topraklarda kök salmış otorite mekanizmasının, bendelerini
yargının her türünden özenle sakındığı, o alanı yalnız ve yalnız kendisine
tahsis ettiği düşünülünce bir anlama bürünen bu önerme, kimi şeyleri de
gizliyor, kanımca. Farenin, kendisini ısrarla kedinin koruması altında
hissetmesinin, kayıplarının, acılarının, verdiği bütün zayiatın üstünde
gururla dikilmesinin ardında başka hiçbir şey yok mu? Otoritenin karşısında,
aynen ondan örnek aldığı öz iktidar örgütlenmesiyle dikilen muhalif
hareketlerin neden toplumun vicdan örgüsüne bir ilmek olsun atamadığını hiç
sorgulamayalım mı? Bu toplumun yakın uzak tarihinde iktidarın bizzat
kendisine karşı bir dille, kendini düşmanına benzetmeden yola çıkmış bir
hareket oldu mu? Kendi, devletin başına geçse en az o kadar kanlı ve
acımasız olacak liderleri ve askeri örgütlenme modelleriyle dünyayı
değiştirmeye çalışan muhalefet. Hayatımızın her alanında, tıptan, edebiyata,
üniversiteden sendikalara kadar hep aynı modelin yerleşik olduğunu görmezden
mi gelelim? Kutsal aile kurumunun şimdilik hangi postundasınız? Hayatın
dayattığı bütün vicdani yargıları bir üsttekine havale ederek işte burada,
kedinin menzilinde duruyoruz. Affetmiş değiliz. Mahkûm da etmedik. Muhteşem
bir ilişki örgüsüyle kişisel özgürlük ve irade dilini kendimizden uzak
tuttuk. Her birimiz nice şeyi unuttu. Ama bize unutturulanlar, bizim
unutturduklarımızdan fazla değildir.
* * *
Yazının başlığına gelince. Hayatın Adaleti, elbette retorik bir yakıştırma.
Hayatın adaleti yoktur. Hayatı adaletle bezeyecek olan, insandır. Bu da
ancak insan kalarak, hayatın yanında durarak, haz ve özgürlükleri yücelterek
mümkün.


*******
                             *******
       ****** A-Infos Haber Servisi ******
      Anarşistlerle ilgili ve anarşistleri ilgilendiren haberler
                       ******
		TALİMATLAR: lists@ainfos.ca
		YANITLAR: a-infos-d@ainfos.ca
		YARDIM: a-infos-org@ainfos.ca
		WWW: http://www.ainfos.ca/
		BİLGİ: http://www.ainfos.ca/org

-A-infos'tan tek dilde ileti almak için lists@ainfos.ca'ya aşağıdaki mesajı gönderin:
                unsubscribe a-infos
                subscribe a-infos-X
 X = en, ca, de, fr, it, pt, vb. (yani, dil kodudur)


A-Infos Information Center