A - I n f o s
a multi-lingual news service by, for, and about anarchists **

News in all languages
Last 30 posts (Homepage) Last two weeks' posts

The last 100 posts, according to language
Castellano_ Català_ Deutsch_ English_ Français_ Italiano_ Português_ Russkyi_ Suomi_ Svenska_ Türkçe_ All_other_languages
{Info on A-Infos}

(tr) Sevilla 2002 İçin Liberter Çağrı (en, ca, pt, fr, it)

From worker <a-infos-tr@ainfos.ca>
Date Thu, 20 Jun 2002 17:49:29 +0300


 ________________________________________________
   A - I N F O S  H A B E R  S E R V İ S İ
            http://www.ainfos.ca/
 ________________________________________________

SEVİLLA 2002 İÇİN LİBERTER ÇAĞRI
Dünyanın Gidişatına Karşı: İtaatsizlik!
Avrupa Topluluğu: Sosyal Haklara Karşı Bir Savaş Makinası!

Laeken Zirvesi (Brüssel), yeni "AvrupaDüzeni"nin kabulü ve "Hızlı Müdehale
Kuvvetleri"nin teşkil edilmesi ile beraber, 2001'in ikinci yarısındaki
Belçika'nın Avrupa Birliği dönem başkanlığını sona erdirdi. İspanyol
hükümeti, iki belirgin amaıyla 2002 yılı başkanlığına başladı: güvenlik
bahanesiyle daha çok baskı ve daha fazla ticaret.

Sermayenin ve savaşın çıkarlarına hizmet eden Avrupa kurumsal
düzenlemelerine karşı protestolara ve devamlı çoğalan direnişe karşın,
Avrupa Birliği'nin şu andaki kuruluş aşaması bu taktiklerdeki artışa işaret
ediyor. "Avrupa Ltd."in çıkarına; toplumsal adaletsizliklerin, zenginlerin
sömürdüklerine karşı yaptığı baskının, eşitsizliklerin, kadınlara karşı
ataerkilliğin dayatılması; ve "arka bahçeleri" olarak görülen doğu veya
güney ülkeleriyle olan ilişkilerinde bunların dayatılması söz konusu.
Cezayir ve Arjantin: finansal çıkar sağlama araçları olarak kullanılan
açlığa veya yoğun suçlara ilişkin hiçbir kaygısı olmayan; Avrupa dahil olmak
üzere heryerden gelen uluslarötesi şirketlerin yarattığı talanın en son
örnekleri.

Haziran 2002'deki Sevilla Zirvesi, terörizmle mücadele etme bahanesiyle
toplumsal kontrol politikalarını çoğaltacaktır; gerçek nedense aslında özel
hayatımıza karşı saldırıdır. Onlar tüm bir nüfusu, Büyük Kardeş [AB]
tarafından devamlı surette ve tamamıyla kontrol edilen itaatkâr varlıklara
dönüştürmek istiyorlar.

AvrupaPolisi, AvrupaAdaleti ve AvrupaDüzeni ile Schengen'de oluşturulan
sınır kontrolü politikaları onlara yetmiyor. Sevilla'da, AB savunması ve
güvenlik politikalarına terörizme karşı savaşın da dahil edilmesini
istiyorlar: günlük yaşantıda ve sınırlarda artan polis kontrolleri, internet
iletişiminin kontrol edilmesi için yasal kılıflar sağlanması, tüm kamusal
alanlarda güvenlik kameralarının kullanımının yaygınlaştırılması.

Bunlar İnsan Hakları Bildirisi'nın girişi niteliğinde olacak olan Avrupa
Anayasası'na da taşınacak. Nice'den Brüksel'e kadar binlerce protestocuyu
ortaya çıkaran şey, mevcut toplumsal hakları baştan aşağıya silip süpüren bu
Bildiri'ye karşı gelişen muhalefetin kendisidir. Avrupa liderleri ellerinde
bu Bildiriyle, toplumun çoğunluğunun arzu ve ihtiyaçlarına tamamen zıt bir
yerdeler. Biz işte bu nedenle, en temel haklarımızdan yoksun bırakılmayı
reddettiğimiz için yine yürüyoruz. Toplumsal direniş Sevilla'ya doğru olan
yürüyüşüne başladı.

Liberter hareketin doğrudan eylem ve özyönetim yoluyla desteklediği ve
yükselttiği tüm bu talepler, tüm bu direniş; toplumu radikal bir şekilde
değiştirmek, refahı paylaşmak, eşitlik oluşturmak ve liberter özyönetimli
bir demokrasi inşa etmek için yürütülen uzun vadeli kavganın bir parçasıdır.

AVRUPA: BİR YALAN MI?

"Avrupa'nın inşası"nın başlangıcından itibaren, tüm ülkelerden ve tüm
eğilimlerden olan siyasetçiler gerçek planları hakkında, ve yaptıklarının ve
aldıkları kararların gerçek sonuçları hakkında bize yalan söylediler.

Onların gerçek amacı, kapitalizmin hizmetinde olan siyasi bir kurum olmak;
ve toplumsal çoğunluğun çıkarının aksine küresel pazarda rekabet edebilmek
için kapitalizme gereken her şeyi sağlamaktır. Bunun en iyisi olduğuna, ve
bu nedenle de onlara göre yegane olası çözüm olarak haklarımızdan
vazgeçmemiz gerektiğine bizi inandırmaya çalışıyorlar. Biz tüm bu yalanları
reddediyoruz.

AVRUPA: DAHA FAZLA ÖZGÜRLÜK MÜ?

Paranın aklanması dahil olmak üzere finansal işlemler için; kullanılacakları
yerden giderek daha uzaklaşarak rasyonel olmayan bir şekilde üretilen
sermaye için, mallar için daha fazla özgürlük. İşçiler arasında ihtilaf
yaratan ve onları birbirleriyle rekabete düşüren kamyon taşımacılığı daha
fazla kirlilik demektir. Bu her zaman insanlar, toplumsal gruplar ve
ezilenler için daha az özgürlükle sonuçlanır. Bu, kendimizi
örgütleyebileceğimiz ve toplumsal mücadelemizi sürdürebileceğimiz daha az
hak ve daha az demokratik alan demektir daima.

Avrupa politikaları giderek artan ölçüde çalışma koşullarının
düzensizleştirilmesi [deregüle edilmesi] ile tanımlanmaktadır. Bu, artan
güvensizlikten ve sefaletten, toplumsal hakların ortadan kaybolmasından ve
fayda sağlayan her şeyin --sağlığın, eğitimin, taşımacılığın, ...--
özelleştirilmesinden gözlenebilir. Düzensizleştirmenin özgürlükle hiçbir
ilgisi yoktur. Avrupa Birliği'nin gözünde, özgürlük kümesteki tilkinin
özgürlüğüdür.

Kamusal kurumların özelleştirilmesine, yoksullaşanları etkileyen yeni bir
politika eşlik ediyor. Bu amaç doğrultusunda, sefaletin idare edilmesi daha
fazla hapishane gerektiriyor. Toplumsal ayrımcılık kapitalizmin evriminin
ulaştığı en son noktadır. Avrupa politikalarının (yanlızca Avrupalılara ait
olmayan ve büyük güçlerin hepsi tarafından paylaşılan) amaçlarından birisi
de nerede olurlarsa olsunlar yoksulların kontrol altına alınmasıdır. Bu,
Avrupa'yı gerçek ve hakiki bir Kale'ye dönüştürmektedir.

Yoksullar şehirlerin dışındaki varoşlara hapsediliyorlar. Bu bölgelerdeki
sefalet artıyor. Benzer şekilde, sefaletle yüz yüze kalan insanlar
diledikleri yerde yaşamanın giderek güçleştiğini görüyorlar. Aksinin
olduğundan daha fazla olayda, yoksulluğun kurbanı yeni bir bölgeye yerleşmek
istediğinde ona geldiği yere geri dönmesi söyleniyor.

Bu sefaleti idare etmek için daha büyük bir polis kuvvetine ihtiyaç
duyuluyor. Hem solcu hem sağcı hükümetler, bu kadar kalabalık bir nüfusu
sadece polis kullanarak kontrol etmenin imkansız olduğunun farkındadır. Bu
nedenle, her bir yurttaşı medeni olmayan veya tuhaf olan herhangi bir
davranışı takip ve ihbar edeceği, birer sivil polise dönüştürmek istiyorlar.
Sıfır hoşgörü hakkındaki tiradların popüler olmasına şaşmamak lazım.

Kapitalistlerin bakış açısından bir Avrupa inşa edilmesi demek, refah
devletini parçalamak; otoriter politikaları ve güvenliği güçlendirerek,
Devlet'in en "sert" yüzü yerine "yumuşak" yüzünü geçirmek demektir. Bu
bağlamda, 11 Eylül saldırıları iktidardaki siyasetçiler için beklenmedik bir
hediyeydi: terörizmle mücadele bahanesiyle, tüm hukuki mücadele araçlarını
küreselleşme ve/veya kapitazlime karşı savaşan militanları ve varoşlarda
yaşayanları bastırmak amacıyla yürürlüğe geçirmiştir.

Biz şunları öneriyoruz:

*Özgürlüğü tahrip eden yasaların ve kuşatma durumunun kaldırılması.
*İki-kademeli adaletin kaldırılması: siyasetçilerin ve polisin
dokunulmazlığının sona erdirilmesi; özgürlük, adalet ve hürriyet için
mücadele edenlere ve yoksullara karşı yapılan saldırıların durdurulmasını.

AVRUPA: SERBEST DOLAŞIM MI?

Göçmen politikaları giderek daha fazla baskıcı bir hale geliyor. Ama
bunların hedefi yasadışı göçmenlerin tümünü sınırdışı etmek değildir. Üç
nedenden ötürü bu imkansızdır:

*Araçların eksikliği: yasadışı göçmenlerin hepsini sınırdışı etmek için kaç
tane uçak, kaç tane gemi gerekecektir?
*Siyasi sorun: eğer devlet yasadışı göçmenlerin hepsini sınırdışı etmek
isteseydi, büyük çaplı baskınlar organize etmesi gerekecekti. Avrupa
devletleri böyle bir eylemin yol açacağı protestoların riskini göze alamaz.
*Ekonomik sorunlar: yasadışı işçiler, kolayca kontrol altında tutulabilecek
ve kendi iradeleri dışında iş güvenliğinden yoksun arkadaşları olan işçiler
üzerinde baskı unsuru olabilecek işgücünü oluşturmaktadır.

Hedef, en berbat ücretler ve çalışma koşullarının eşliğinde iş güvenliğinden
yoksun olduğu çalışma koşullarını kabul edecek bir işgücünü elinde
tutmaktır. Ekonominin bütün kısımları kârlarını bu insanların sömürüsüne
dayandırmaktadır: inşaat şirketleri, restorantlar, tekstil, tarım, vb.

Göçmenler, AB'ni kurmak üzere alınan özgürlük-öldürücü önlemlerden en çok
acı çeken kesimdir. Tüm Avrupa çapında, kayıtlara geçirilmemiş "resmi
dokümanları olmayanlar" [san papiers] ve zorunlu sınırdışı edilmeler seli
ile karşılaşıyoruz; bu göçmenlere baskı, sefalet ve ölüm olarak geri
dönüyor. Bu önlemler Avrupa'da yaşayan herkesi etkilemektedir. Kamusal ve
bireysel özgürlük üstündeki kısıtlamalar bir norm haline gelmiştir. 11
Eylül'ün sonucunda terörizme karşı ilan edilen küresel savaş; sermayenin ve
Devlet'in toplum karşısındaki gücünü gerçekten de çoğaltma planı altında,
olağanüstü hal politikalarını dayatmanın bahanesi olarak kullanılıyor.

Bu hususta şunları talep ediyoruz:

*Kamusal özgürlüklerin ve temel hakların büyük ölçüde geliştirilmesi. İlk
olarak, vatandaşlık hesaba katılmadan herkes için hareket ve ikamet
serbestliği tanınması.
*Irkçı ve yabancı karşıtı tüm Avrupa yasalarının kaldırılması.
*Avrupa'daki göçmenlerin geldikleri ülkelerle uluslararası dayanışma.

AVRUPA: DAHA FAZLA REFAH MI?

Avrupa'da kontrol altında tutulan, sömürülen ve iş güvenliğinden yoksun
milyonlarca işçi var. Yetersiz ücretler yüzünden milyonlarca işçi sefaletin
içine düşmüş durumda. İşsiz, evsiz veya gecekondu bölgelerinde yaşayan,
tıbbi bakımsızlık yüzünden hasta veya düzgün bir eğitimden yoksun milyonlar
var.

Refah, endüstriyel ve finansal kapitalistler; ve onların siyasetçilerden,
teknotratlardan ve uzmanlardan oluşan bekçileri; ve hisse senedi piyasası
çöküşlerini yaratan, şirketlerin yerlerini değiştiren ve destekler ve mali
yardımlarla kendilerini şişiren borsa yatırımcılarından oluşan küçük bir
azınlık için ayrılmış durumda.

Bizler kendi adımıza kapitalist refahın küçük bir azınlığın elinde
birikmesini kesinlikle reddediyoruz.

*Diğer mücadelelerle uyumlu olarak; bizler refahın gerçek bölüşümünü ve
"herkese ihtiyacına göre, herkesten imkanları ölçüsünde" ilkesine doğru bir
ilerlemeyi uygulamak istiyoruz.
*Bu bölüşüm, tüm üretim ve değişim araçlarının özyönetimle idare edilmesiyle
sonuçlanması demektir.
*Bugünden başlayarak, Sermaye'nin ve Devlet'in mekanizmasına alternatif
olacak bir güç ve kapasite edinmek için savaşacağız. Patronları ve hisse
sahiplerini mülksüzleştirmek, onların toplum üzerindeki kontrollerini yıkmak
için; işçilerin ve ezilenlerin haklarını genişletecek ve yaygınlaştıracak
bir mücadele çizgisi izleyeceğiz.

AVRUPA: BARIŞ MI?

Avrupa Birliği ülkeleri, dünya çapındaki çatışmaların ana sebebi olan
NATO'nun bir parçasıdır. Bu ülkeler Irak'daki, eski Yugoslavya'daki ve
Afganistan'daki savaşlara aktif olarak katıldılar. Avrupa, dünyanın en
berbat diktatörlüklerinin askerlerine ve polislerine silah satıyor, onları
eğitiyor.

Avrupa, şiddetli karşıtlıkları ve direnişleri teşvik etme, ve ulusal
kimliklerin hortlatma kapasitesine sahip emperyalist siyasi, ekonomik ve
kültürel politikaları takip etmektedir. Bu emperyalizm, gezegendeki
çoğunluğun acı çektiği bugünkü barbarlığın sebebidir.

Bu doğrultuda, şunların derhal yapılmasını talep ediyoruz:

*Askeri endüstrilerin sivil ve toplumsal kullanımı hedefleyen endüstrilere
dönüştürülmesini.
*Orduların dağıtılmasını.
*Asker kaçaklarına dünya çapında sığınma hakkı tanınmasını; yetkilileri
dünya çapında sürdürülen --özellikle bugün Afganistan'daki devrimci ve
demokrat kadınların yürüttüğü-- özgürlük mücadelelerine yardımcı olacak
belirli önlemler almaya zorlanmasını.

AVRUPA: GÜVENLİK Mİ?

Bu, spekülatörler, işçilerini kovan patronlar ve çürümüş siyasetçiler için
güvenlik demektir.

Aynı zamanda da, bu polis güvensizliği demektir. Polislerin her türlü hakkı
vardır; "sadece-yapmak-istemeleri-yüzünden" kendilerini kontrolden yoksun
bırakmadan, ırkçı yasaların desteği ile daha fazla kimlik kontrolü ve diğer
baskı çeşitlerini uygulamaktalar. Avrupa, gerçek mermiler ateşleyen polisler
ve Cenova ve Göteburg'daki protestocuların katledilmesi demektir.

Son olarak Avrupa, mücaledele veya kavga etmek için tüm belli belirsiz
arzuların tahrip edilmesi korkusunun ve sefaletin kullanıldığı; sosyal
güvensizliğin, kurumsal işsizliğin ve işgüvencesi olmayan istihdamın norm
olması demektir.

Bu günlük hayattaki güvensizlikten kurtulmak için, şunları yapmalıyız:

*Bütün üreticilere, kullanıcılara ve tüketicilere kendi ürünlerini ve
onların toplumsal faydalarını kontrol etme hakkının tanınması.
*Sadece vurucu bir söz olarak kalmayan, ancak mücadelelerimiz sayesinde
ekonomik ve toplumsal bir gerçeklik haline gelen bir eşitliğin
oluşturulması.

AVRUPA: DOĞAYA SAYGI MI?

Kapitalistlerin üretimi artırma planları bizi doğrudan doğruya duvara
toslamaya götürüyor. Açıkça gezegenimizin ekolojik sınırlarına
yaklaşmaktayız: iklim değişimi, küresel ısınma, nükleer tehlike, zehirli
gıdalar, genetik müdehaleler ve diğerleri ... Ekonomik güçler ve onların
siyasi işbirlikçileri, kârlarını artırmak için üretkenliğin artırılması
çağrısında bulunuyorlar. Bunlar, gezegenimizi yaşanması imkansız yapan
gerçek doğa katilleridirler.

Avrupa herşeyin ötesinde ekolojik ve sıhhi bir güvensizlikle karşı karşıya:
petrol sızıntıları, endüstriyel felaketler, deli dana, hayvanlardaki ayak ve
ağız hastalıkları, ve GMO'lar (Genetik Olarak Değiştirilmiş Organizmalar,
ing. Genetically Modified Organisms).

Bu amaçla, şunları yapmalıyız:

*Kapitalist üretkencilikten radikal bir kopuş.
*Toplumsal olarak faydalı olmayan herhangi bir ürünü sorgulayarak, onu
Doğa'ya saygılı bir doğrultuda yeniden yönlendirmek.

AVRUPA: DEMOKRASİ Mİ?

Bürokrasinin Avrupa'sının, Avusturya ve İtalya'da içinde Faşist bakanların
bulunduğu hükümetlere karşı hiçbir itirazı yok. Patronların çıkarına
tasarlanmış bir Avrupa oluşturulmasına karşı çıkılan, Danimarka'da ve yakın
zamanda İrlanda'da yapılan referandumları dikkate bile almıyor. Sonuçlar
Brüksel'deki teknotratların çıkarlarına uygun düşene kadar, bu
referandumları basitçe ya gözardı ediyorlar ya da tekrarlatıyorlar.
Avrupa'nın işleme şekli anti-demokratiktir; ve bu burjuvazinin ve çokuluslu
şirketlerin hizmetinde olan teknotratlar çetesinin sebep olduğu bir
sonuçtur.

Avrupa'daki Batı toplumları, kendi hükümetleri tarafından benimsenen
politikaların sorumluluğundan ebediyen kaçınamazlar. Gerçekte kapitalist
barbarlık onların adı kullanılarak sürdürülmektedir. Demokrasi halkın halkça
idaresi demektir. Bugünkü sözde demokratik hükümetler, seçmenlerine söz
verdikleri programlar temelinde, [ancak] herhangi bir kontrole tabii bir
vekalet sistemi olmadan seçilmektedirler. Gerçeklik gösteriyor ki seçmenler,
hükümetlerinin saptadığı politikalar üzerinde hiçbir kontrol veya etki
kuvvetine sahip değiller.

Bu sayede, Cenova'da G8'den sorumlu olan insanlar 200.000 göstericinin
taleplerini gözardı ettiler, ve kuvvet kullanılmasına, arkadaşımız olan bir
göstericinin katledilmesine karar verdiler. Öte yandan ise, Avrupa komisyonu
yakındaki bir binada konuçlanmış olan çokuluslu şirketlerin lobilerinin
baskılarına gönüllü bir şekilde boyun eğiyor. Diğer bir şekilde ifade
edilirse, siyasetçiler ve bürokratlar dikkatli bir şekilde kapitalist
lobileri dinlerken, 200.000 protestocunun sesi ise "işitilmez" oluyor.
Demokrasi bunun neresinde? Bizler, halktan kopuk bu boş piyasa demokrasisi
kavramını reddediyoruz.

Şunları istiyoruz:

*Doğrudan demokrasi ve özyönetim.
*Yaşamımızı etkileyen herşey üstünde açık ve samimi tartışma imkanları.
*Hem erke [iktidara] erişimde hem de erkin kullanımında eşitlikçi,
anti-hiyerarşik ve anti-bürokratik olan; doğrudan eyleme dayanan gerçek bir
federalist örgütlenme.

TOPLUMSAL DİRENİŞ KARŞI ZİRVELERLE YETİNMEZ.
SEVİLLA İLERİYE DOĞRU ATILMIŞ BAŞKA BİR ADIMDIR

Avrupa Birliği, G8, Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu (IMF) gibi dünya
kapitalizminin uluslararası zirvelerine karşı örgütlenmek gereklidir. Ancak,
bu toplumun radikal bir şekilde değiştirilmesi İçin yeterli değildir.

Kapitalizmi yenmek için mücadelemimizin devamlı ve günlük olması gerekir.
Toplumsal olsun, işyerinde veya siyasi olsun; işçiler tarafından yürütülüyor
olsun, tehlike altındaki işçiler, işsiz işçiler, toplumsal kolektifler veya
yurttaşlar tarafından yürütülüyor olsun; mücadelemiz tüm alanlarda
olmalıdır. Haklarımızı savunurken; yaşam koşullarımızda iyileşmeler için,
özgürlük ve eşitlik için, şirketler tiranlığının bağlarından kurtulmuş bir
kültür ve toplum için; ve doğrudan demokrasi ilkelerini izlerken; hep
birlikte.

Biz liberterler için, bu mücadeleler başkalarının elindeki erki [iktidarı]
ele geçirmenin araçları değildirler. Bizler için, bu mücadeleler toplumu
radikal bir tarzda değiştirmenin araçlarıdır. Biz erk değil, özgürlük
istiyoruz; ayrıcalık değil, adalet istiyoruz.

"Sevilla İçin Liberter Çağrı"sı benzer görüşte olan tüm örgütlerin ve
bireylerin imzasına açıktır. Dahil olmak istiyorsanız, lütfen iletişime
geçin:

In English: Red Libertaria Apoyo Mutuo (İspanya):
internacional@red-libertaria.org - www.red-libertaria.org
In French: Alternative Libertaire (Fransa):
international@alternativelibertaire.org - www.alternativelibertaire.org
In Portuguese: veve@netcabo.pt
In Spanish: Confederacion General del Trabajo: sp-f.internacional@cgt.es -
www.cgt.es

Bu çağrı Uluslararası Liberter Dayanışma'ya [International Libertarian
Solidarity] dahil olan gruplar tarafından yapılmıştır. Onaylayanların tam
listesi için web sitesine bakınız.



Andrew Flood'un ainfos'da yer alan çevirisinden bazı
değişiklikler/düzeltmeler yapılarak buraya aktarılmıştır.

Çeviri: Anarşist Bakış
http://uk.geocities.com/anarsistbakis/others/sevillaicinlibertercagri.html

Kaynak: "Libertarian call to Sevilla 2002".
http://struggle.ws/global/seville/SILstatement.html


*******
                             *******
       ****** A-Infos Haber Servisi ******
      Anarşistlerle ilgili ve anarşistleri ilgilendiren haberler
                       ******
		TALİMATLAR: lists@ainfos.ca
		YANITLAR: a-infos-d@ainfos.ca
		YARDIM: a-infos-org@ainfos.ca
		WWW: http://www.ainfos.ca/
		BİLGİ: http://www.ainfos.ca/org

-A-infos'tan tek dilde ileti almak için lists@ainfos.ca'ya aşağıdaki mesajı gönderin:
                unsubscribe a-infos
                subscribe a-infos-X
 X = en, ca, de, fr, it, pt, vb. (yani, dil kodudur)


A-Infos
News