A - I n f o s
a multi-lingual news service by, for, and about anarchists
**
News in all languages
Last 30 posts (Homepage)
Last two
weeks' posts
The last 100 posts, according
to language
Castellano_
Català_
Deutsch_
English_
Français_
Italiano_
Polski_
Português_
Russkyi_
Suomi_
Svenska_
Türkçe_
All_other_languages
_The.Supplement
{Info on A-Infos}
(tr) N. Chomsky, T. Ali ve G. Achcar ile röportaj
From
"Kara Kapkara" <dreamnymph@hotmail.com>
Date
Sat, 21 Dec 2002 10:53:43 +0000
________________________________________________
A - I N F O S H A B E R S E R V İ S İ
http://www.ainfos.ca/
http://ainfos.ca/index24.html
________________________________________________
'SAVAŞIN EŞİĞİNDE BİR DÜNYA' ÜZERİNE
Dünyaca ünlü muhalif aydınlar Noam Chomsky, Tarık Ali ve Gilbert Achcar,
ABD’nin küresel politikalarını ve yaklaşan Irak operasyonunu NTV’ye
değerlendirdi.
http://www.ntvmsnbc.com/news/192711.asp?0m=-1KT
Işın Eliçin
NTV
Noam Chomsky, AB üyeliği konusunda ABD’nin Türkiye’ye verdiği desteğin
ardında, Irak’ta olası bir savaş için sağlayacağı katkıdan dolayı Türkiye’yi
ödüllendirme isteği bulunduğunu söyledi. Chomsky’e göre, ABD ayrıca,
Türkiye’nin AB içinde bir ‘Truva Atı’ olmasını hedefliyor.
Işın Eliçin: Çok teşekkür ederim. Türkiye’ye hoş geldiniz. Sizleri
birlikte konuk etmek çok güzel. Güncel bir konuyla başlamak istiyorum.
Avrupa Birliği, Türkiye’nin erken kabul edilmesi için baskı yapan Amerika’yı
tersledi. Bundan yola çıkarak, ABD ile Avrupa Birliği gibi iki büyük güç
arasındaki mesafeden, belki de bir rekabetten söz etmek mümkün olabilir mi?
Tarık Ali: Avrupa Birliği ile ABD arasındaki fikir ayrılığından
ziyade, Avrupa Birliği içindeki büyük ülkelerle ABD arasında bir ayrılıktan
söz edilebilir. Bu ülkeler savaşa karşı. Büyük bir risk olduğunu
düşünüyorlar. O ülkelerin savaşa karşı olan büyük nüfuslarından söz
edebiliriz. Almanya’da nüfusun yüzde 70’i Irak’ta bir savaşa karşı.
İtalya’da yüzde 50’nin üzerinde. İngiltere’de yüzde 50’nin üzerinde. Savaş
karşıtlığı felsefesinin tarihinde böyle bir şey yok. İnsanlar savaştan uzak
duruyordu. Sonra ortaya ABD çıktı. Türkiye’yi savaşta yer almak istediği
için ödüllendirmek istedi. Avrupa Birliği üyeliğini kolay elde etmenizi
sağlayacağız, dediler. Avrupalılar bunu kısmen kullandı. Türkiye’yi zaten
istemiyorlar. Ama bunu bahane ederek, biraz daha bekle, dediler. Bunu sonra
tartışacağız. ABD hangi aşamada kimi kabul edeceğimizi söyleyemez. Bunu
sonra düşüneceğiz. Türkiye’deki bazı insanlar, Irak’ta bir savaşa destek
verilirse Avrupa Birliği’ne daha çabuk girilebileceğini sanıyor, ama bu
doğru değil. Çok daha fazlasını yapmaları gerek.
- Pekâlâ. Daha geniş bir perspektiften baktığımızda, iki güç
arasındaki soruna dönersek, Avrupa Birliği ne yapmaya çalışıyor? Bir
taraftan demokrasi ve barışçılık gibi değerlere sahip, diğer taraftan da
eskisinden farklı bir yoldaymış gibi görünmeye çalışıyor.
Gilbert Achcar: Doğrusunu isterseniz, ben ABD ile Avrupa Birliği
arasıda temelde bir ayrılık olduğuna inanmıyorum. Avrupa Birliği, İkinci
Dünya Savaşı’ndan beri ABD’nin politikalarını sürdürmesinde bir araç olmayı
kabul ediyor. Bu durum hâlâ devam ediyor. Örneğin NATO’nun kapsamının soğuk
savaştan sonra daraltılmadığını, hatta genişletildiğini görüyoruz. ABD’nin
müdahaleleri sırasında bu güçlerden yardım aldığını, bunu bir yardım aracı
olarak gördüğünü biliyoruz. Son anlaşmazlık Alman ve Fransız hükümet
sözcüleri tarafından dile getirildi. Almanya’nın tepkisi Tarık Ali’nin de az
önce belirttiği gibi Alman halkının müthiş tepkisi sayesinde ifade
edilebilmiştir. Dünyanın en barışçı tepkilerinden biriydi. Fırsatçı bir
anlayışla yapılmış, gizli çıkarlara yönelik bir savaş olacaktı. Çok
tartışmalı bir konu ve durumun böyle olduğunu biliyoruz, çünkü Schroeder’in
tekrar seçildikten sonra savaşa çok da fazla tepki göstermediğini görüyoruz.
İkinci olarak, Almanya, Irak’ta yapılması muhtemel savaşta taraf olacak. En
azından ABD’nin savaşta kullanacağı NATO güçleri arasında askerleri olacak.
Fransa konusuna gelince, yine Jacques Chirac ile George W. Bush arasında
felsefi bir anlaşmazlık olduğunu sanmıyorum. Mesele çıkar çatışmasıdır.
Fransız hükümeti, şimdiki Irak hükümeti ile çok önemli anlaşmalar yaptı.
Irak’ta bir rejim değişikliği yaşanmasını istemiyor. Birleşmiş Milletler
ambargosunun kaldırılmasını istiyorlar ama rejimin kalması gerekiyor çünkü o
rejimle yaptıkları anlaşmalar var. Sorun bu. Bu, Fransa’nın savaşa neden
karşı olduğunu açıklıyor. 1990-91’de olduğu gibi, baskı altında kalınca
taraf değiştiriyorlar. Çünkü Amerika, bu savaşı yapacağını söylüyor.
Pastadan dilim istiyorsanız, savaşa katılacaksınız, diyor.
- Sayın Chomsky, sizin eklemek istediğiniz birşey var mı?
Noam Chomsky: Kısa vadeli bir bakışla, konuşulanlara katılıyorum.
Ancak uzun vadede, hatta daha öncesine baktığımızda, ABD ile Avrupa Birliği
arasında potansiyel bazı sorunlar vardı. Avrupa Birliği’nin, dış politikada
ABD’den bağımsız bir yön çizip çizmeyeceği tartışma konusuydu. ABD bunu çok
önemsiyordu. 1940’lı yılların sonlarında Avrupa Birliği içinde ABD’ye tabi
olmak isteyen bir kitle vardı ve sonunda bu kitle kazandı. Ancak kalıcı
olmadı. Avrupa’nın çıkarları farklı. Potansiyel olarak, Avrupa Birliği’nin
dış politikada, ABD’ninki gibi bir gücü var. Ekonomisi iyi, nüfusu birçok
açıdan daha gelişmiş, eğitimli bir nüfusu var. Silahları dışında, ABD gibi
bir güç. Silahlar da zaten tek kıstas değil. Tıpkı Asya gibi farklı yönlere
gidebiliyorlar. Japonya ve Orta Asya gibi. ABD bunu kesinlikle istemiyor.
Bunu engellemek için sürekli olarak müdahale ediyor. ABD’nin Türkiye’nin
Avrupa Birliği’ne girmesini desteklemesinin sebeplerinden biri de, sözünü
ettiğim şey. Savaş için ödüllendirmek. Ama bunu istemelerinin bir nedeni
daha var. Türkiye’nin ABD’nin Truva Atı olmasını bekliyorlar. Avrupa Birliği
içerisinde Amerika’nın çıkarlarını desteklemesini. Amerika, Doğu Avrupa
ülkelerin birliğe alınmasını da aynı sebeple desteklemiştir. Birliğin, Alman
çıkarlarına yönelik, bağımsız bir yön çizmesini önlemeye çalışıyor. Bu çok
uzun zamandır geçerli bir durum. Türkiye’nin bu şartlar altında birliğe
girmesi bir felaket olur. Avrupa Birliği’ne girecekse bunu kendi çıkarları,
genel çıkarları için yapmalı. ABD’nin casusu gibi davranmamalı.
- Bay Achcar, Barbarlıkların Çatışması isimli kitabınızda
“Amerika’nın 11 Eylül saldırılarının kurbanları için dünya çapında anma
programları yaptığını, ama Serebrenidza katliamı kurbanları için 1 dakikalık
saygı duruşunu bile yapmadığını yazmışsınız. Bunu biraz açar mısınız?
Achcar: Bu örneği, Avrupa ile ilgili bir örnek olarak vermiştim
aslında. Emperyalist kölelik düzeni ile ilgili bir örnek. Kitabımda bu
durumu ‘narsist merhameti’ olarak adlandırdım. Batı Avrupalılar, kendilerini
özdeşleştirebilecekleri kurbanlar karşısında daha yoğun duygular yaşıyorlar.
Sadece şunu düşünün: Her gün Afrika’da AIDS’ten ölen insanların sayısı, 11
Eylül saldırılarında ölenlerin iki katına ulaşıyor. Bu benzetmeyi farklı
küresel sorunlarla ve hastalıklarla da yapabilirsiniz. Ama batı dünyasının
umurunda değil. Bu mantığın arkasında skandala imkân veren bir yaklaşım var.
11 Eylül’ün ilk yıldönümünde bunu hepimiz gördük. Ben Fransa’daydım ve bütün
medya organları arasında 11 Eylül hakkında kim daha çok şey yapacak diye bir
yarış vardı. Tam 24 saat! Bütün gün böyleydi.
-Peki, tarihte bu kadar büyük bir savaş karşıtlığı görmediğinizi
söylediniz. Öyleyse insanlar örneğin Iraklılara kendilerini nasıl yakın mı
hissetmeye başladılar. Nasıl oldu bu?
Chomsky: Sadece ABD hakkında konuşabilirim. ABD’de son 40 yıldır
gaddarlığa ve saldırganlığa karşı, giderek artan bir muhalefet var. Hükümet
bunu biliyor. İlk Bush hükümeti 1989’da kurulduğunda, her yeni hükümetin
eline dünya siyasetiyle ilgili istihbarat bilgileri verilir. Bunlar 40 yıl
sonra devlet sırrı kapsamından çıkarılır. Bu defa bu bilgilerin bir kısmı
basına sızdırıldı. Pentagon’daki bazıları bundan rahatsız olmuştu. Bölümde
kabaca şöyle yazıyordu: Zayıf bir ülke ile karşılaşmamız durumunda, yani
savaşabileceğimiz herhangi bir ülke ile karşı karşıya gelmemiz durumunda,
onları kararlı ve acil bir şekilde yok etmek zorundayız. Aksi halde siyasi
destek azalıp yok olur. Gaddarlığa ve saldırganlığa imkân veren ortam
ortadan kalkar. Kennedy, Güney Vietnam’ı bombalamaya başladığında ,
milyonlarca insanı toplama kamplarına yolladı ve kimyasal savaş yürüttü ama
onu protesto eden kimse olmadı. Ne ABD içinde, ne de Avrupa’da vardı.
Batı’nın siyahlara karşı tavrı da bu şekildeydi. Umursamadılar. Ama bu durum
yıllar içinde değişti. Ülkeler daha uygar hale geldi. İnsanlar saldırganlığı
ve gaddarlığı kabul etmiyor. Ondan sonraki her müdahalede bu modeli takip
ettiler. Önce insanları korkutmak için, onları yok etmek üzere olan bir
canavar imajını yaratmak zorundasınız. Sonra çabucak o canavarı yok
edeceksiniz. Canavar çok uzun süre yaşamamalı. Bu durumda insanlar unutuyor.
Afganistan’da olanları unuttular bile. Kimse ne olduğunu hatırlamıyor. Sonra
bir sonrakine geçtiler. Artık sadece bu şekilde savaşabilirler ve bunu
biliyorlar.
- Peki... “Terörizme karşı savaş”ı nasıl yorumluyorsunuz? Kısacası...
nedir bu?
T. Ali: Savaş... artık komediye dönüştü. Teröre karşı verilen savaş,
Bush yönetimi ve müttefikleri tarafından, onlara direnen herkesi ezmek için
bir mazeret olarak kullanıldı. Filistinlilerle mücadele eden Ariel Şaron’un
terörle savaştığı söylendi. Moskova’daki General Putin, herkesin
inanabileceğinden çok daha fazla Çeçen öldürdü. 20 bin insan öldü. Grozni
şehri yerle bir edildi. Hastahaneler, okullar yıkıldı. Miloseviç’in
Kosova’da yapabileceklerinden çok daha fazla. Teröre karşı verilen savaştaki
bu çifte standart öyle aleni ki insanlar bu yalanlardan bıktı. Artık onlara
inanmıyor. Daha savaş patlak vermeden savaş karşıtları toplanmaya başladı,
çünkü insanlar savaşın temel mantığına karşı çıkıyor. Batı’nın bu savaş için
öne sürdüğü sebeplerin yalan olduğunu biliyorlar. İnsanlar bunları görmeye
başladı. Artık inanmıyorlar. Sebebin petrol olduğunu, Ortadoğu’yu tekrar
şekillendirmek olduğunu biliyorlar. Kitle imha silahlarına inanmıyorlar
çünkü... Avrupa ve ABD halkını kanatlı melek gibi görüyorlar. İnsanları
yalanla besleyen ve onları kabul ettiren küçük melekler gibi. Ama insanlar
direnmeye başladı. Soğuk savaştan sonra üç savaş yaşadık. Bence Irak’taki
savaş önemli. Ortadoğu’da olacakların sonuçları şimdiden belli değil.
Karmaşa olacak ama Avrupa’da daha büyük bir muhalefet yaratacak. Avrupa’da
halkın isteklerine cevap vermeyen hükümetler olduğu sürece, her şey mümkün.
Chomsky: Ekleyebileceğim tek şey, bu insanların terörle savaşı 11
Eylül’de ilan etmiş olmadıkları. 20 yıl önce ilan ettiler. Aynı insanlar. Şu
anda Washington’da olan insanlar, Reagan hükümeti döneminde de oradaydılar
ve yaptıkları ilk şey teröre karşı savaş açmaktı. Terörle mücadelenin
Amerika’nın dış politikasının merkezinde olacağını söylediler. Özellikle de
Orta Amerika’da ve Ortadoğu’da. Bütün bu insanlar tekrar görev başında. Aynı
söylem. Uygarlığın dejenere temsilcileri savaşı salgın gibi yayıyor.
Barbalığa dönüş yaşanıyor. 80’li yıllarda terörle savaşlarında başarılı
oldular. Orta Amerika’da arkalarında bir kaç yüz bin ceset bıraktılar.
Ortadoğu’da yıkıma ve felaketlere yol açtılar. Güney Afrika’da
müttefiklerine destek vermek uğruna o bölgedeki savaşlarda 1,5 milyon insanı
daha öldürdüler. Terörle mücadeleleri böyleydi. Dünyanın dört bir yanındaki
katliam gibi müdahaleler için bir mazeret. Terörle aynı savaşı yapan aynı
insanlar, aynı sonuca yol açacaklar.
- ABD’nin bu tavrı nerede sona erecek? Örneğin siz, bunun emperyalizm
olduğunu ama Amerika’nın adını bu şekilde telaffuz etmediğini söylüyorsunuz.
Yine de açık bir şekilde “bunun böyle olmasını istiyorum, böyle yapacağım”
diyor. Sonu ne olacak?
T. Ali: Sonuçta ABD dünyanın tek imparatorluğu. Tarihte ilk kez dünya
üzerinde başka hiç bir imparatorluk yokken, tek bir imparatorluk yaşıyor.
İstediklerini yapıyorlar. Bush’un etrafındaki insanlar kendilerini Roma’yla
karşılaştırıyor. Oysa tarihte Roma’nın hiç olmadığı kadar güçlü bir
konumdalar. “Evet, İmparatorluğuz, neden böyle davranmayacakmışız? Bir ülke
yaptıklarımızı kabul etmezse gidip haddini bildiririz” diyebiliyorlar.
California’da Cumhuriyetçi Partinin sticker’larında “Tekmele kıçını, al
petrolünü” yazıyor. Son derece dürüst ve açık sözlü davranıyorlar. Savaşın
gerçek sebebini açıklıyorlar. Sebep enerji ve petrol. Ancak ABD, rakipsiz
olduğunu hissediyor.
- Emmanuel Wallerstein örneğin Amerikan imparatorluğunun çökmekte
olduğunu söylüyor. Kapitalizmin ilk gerçek krizini yaşadığını ifade ediyor.
Bu görüşe katılıyor musunuz?
T. Ali: Umarım öyledir.
Chomsky: Sürekli bir kriz var. Kriz her zaman devam ediyor. Şu anda
çok ciddi bir kriz var. Nereye varacağını, kaldırıp kaldıramayacağımızı
bilmiyoruz. Temel faktör halkların neler yapacağı. Bunu tahmin edemiyoruz ve
bir şeyler yapılması gerekiyor. 40 yıl önce bir savaş karşıtlığı hareketini
tahmin edemezdiniz. Mümkün görünmezdi. Feminist bir hareketi, çevreci bir
hareketi bekleyebilirdiniz. Bunları bekleyemezdiniz. Çağdaş küresel adalet
hareketi, küreselleşmenin anlamsızlığını ifade ediyor. Bunu kim tahmin
edebilirdi? Dünya tarihinde böyle bir şey yok. Büyük, güçlü, uluslararası
bir hareket ve büyük bir etkisi olacak. İktidardaki insanlar, orada
tutunmalarının ne kadar zor olduğunu biliyor. Örneğin, Dünya Ekonomik Forumu
bu konuda çok endişeli. Bunun var olduğunu, büyük bir tehdit olduğunu
biliyorlar. Bu tepkiyi yumuşatmak için bizleri aralarına çekmeye
çalışıyorlar. Bize Dünya Bankası’nın uluslararası konferanslarına katılım
davetiyeleri yollamalarının anlamı bu. Sisteme zarar verecek kuvvetli bir
tepkiyi, bizim gibi insanları aralarına alarak yumuşatmaya çalışıyorlar.
- Eklemek ister misiniz?
Achcar: Evet. ABD’nin çökeceği teorisi, geride bıraktığımız 30-40 yıl
içinde pek çok kez tekrarlandı. 70’li ve 80’li yıllarda çok güçlüydü.
Reagan, Amerika’nın çöküşünü tersine çevirecek bir programı olduğu için başa
geldi. O dönemdeki çöküş de çok büyüktü. Ancak çöküş teorisini
destekleyenlerin unuttuğu bir şey var. ABD, tehditle karşı karşıya kaldığı
her seferinde askeri ve siyasi gücünü kullanarak yeni konumlar alıyor. Bu
Reagan döneminde çok belirgindi. Dünya hükümdarlığı konusunda ülkesini
istediği konuma getirdi. Bush yönetiminin tavrında, soğuk savaş sonrasında
yakalanmış olan üstünlüğü korumak ve geliştirmek olduğunu ve bu yönde bir
gidiş olduğunu görüyoruz. Bu Amerikan dış siyasetinin önceliği olmuştur. ABD
bu üstünlüğü bütün diğer alanlarda tekrarlamak istiyor. Askeri ve siyasi
üstünlükle ilgili olan her alanda.
T. Ali: Eklemek istediğim şuydu. Amerikan imparatorluğunun gücünün
altında, gerçek demokrasiyi küçümsemesi yatıyor. Sadece ABD’de değil, bütün
dünyada böyle. Çünkü o ülkelerde hükümetlerinin ABD’nin egemenliği altına
girmesine karşı çıkan kitleler oluşmaya başlayınca, kitlelerin oy ve ifade
özgürlüklerini kısıtlamak zorunda kaldılar. İnsanlar şu aşamada oy vermeye
hiç gitmeyerek bu tepkilerini gösteriyorlar. Batı Avrupa’da bile oy verme
oranı her seçimde düşmeye başladı. Çünkü alternatifleri olmadığını
görüyorlar. Eskisinden çok daha demokratik bir ülke olmaya başlayan
Türkiye’de... -çünkü ordu tarafından yönetildiğini bildiğimiz bir ülke bu.
Uzun zamandır böyle- ... bununla yüzleşme şansını yakaladı. Tam da
demokratik olmaya çalıştığı bir dönemde Amerika bu ülkeyi savaşa sokmaya
çalışıyor. Muhtemelen toplumun bazı kesimlerinin tepkisiyle karşılaşacak. Ya
sonra? Ya halk savaşa karşı çıkar ve hükümet de savaşı istemezse? Ordu
devreye girecek. İmparatorluğun sürdürmeye çalıştığı bu durum, doğrudan
doğruya demokrasiyi yok saymak ile bağlantılı. Örneğin, Afganistan’a
demokrasi gelecek dendi, ne olduğunu görüyorsunuz. İşgal ettikleri bütün
ülkelerdeki gibi. Türkiye ve Türk düşünürleri bunu çok dikkatli
değerlendirmeli. Kendi geleceklerini belirlemeliler. Soğuk savaş döneminden
beri Amerikan güdümlü bir ülkede yaşıyorsunuz. Bu sonsuza dek devam mı
edecek?
- Evet, ama şöyle söyleyenler de var. “Elimiz kolumuz bağlı. Paraya
ihtiyacımız var.” Bu tür söylemler oluyor.
N. Chomsky: Paraya ihtiyacınız olduğu doğru. Bu Amerikan Hazine
Bakanlığı’nın dikte ettiği politikalar yüzünden Türkiye, Brezilya ve benzeri
ülkeler artık Hazine Bakanlığı’nın kontrolüne girmiş durumda. Bu
politikaları sürdürmek zorunda değilsiniz.
T. Ali: Biliyorsunuz, hayat kadınları bile böyle söylüyor. Paraya
ihtiyaçları olduğu için çalıştıklarını söylüyorlar. Bu bireysel bir ölçekte
iken insan anlayış gösterebiliyor. Ancak bir devlet bu şekilde davranmaya
başlayınca, ne oluyor, yanlış olan ne, diye sormak gerekiyor.
- Son sorumu her üçünüze de sormak istiyorum. Yakın gelecekten
umutsuz olduğunuza dair bir duyguya kapıldım. Bu emperyalist düşüncenin
devam edeceğini ve bütün dünyayı kapsayacağını düşünerek geleceği nasıl
görüyorsunuz? Aynı zamanda, bir karşıt gücün oluştuğunu söylüyorsunuz. Sizce
çıkış nerede?
T. Ali: Bence yeterli olmasa da emperyalizme karşı bir direniş var.
Henüz devletler bu direnişe katılabilmiş değil. Vietnamlıların ABD’ne
direndiği şekilde bir direniş yok. Devlet kademesinde değil. Şu anda böyle
bir devlet bulunmuyor. Gelecekte, belki 15-20 yıl içinde böyle bir devlet
çıkacak, bilmiyoruz. Ancak bunu kendi çıkarları için yapıyor olacaklar. Bir
şey daha var. Bu yeni bir şey. Dünyanın farklı bölgelerinde bu imparatorluğa
direnmek isteyen büyük ve önemli bir kitle var. Bu çok olumlu. Yeterli
olacağını, kazanabileceklerini söylemiyorum. Ancak var olmaları bile
özellikle Kuzey Amerika ve Batı Avrupa’da emperyalizme kısmen ayak bağı
oluyor. Bu da bir umut işaretidir. Her şeyin harika olacağını, büyük
zaferler kazanacağımızı söyleyecek değiliz. Ancak yaptıkları şeyin aşağıdan
herhangi bir direniş gelmeden devam edebileceğini de söyleyemeyiz. Direniş
bu şekilde devam ederse önünde sonunda bazı etkileri olacak.
- Aynı konu ile ilgili sizlerden de yorumlarınızı alabilir miyim?
N. Chomsky: Katılıyorum. Geride bıraktığımız yıllarda bu konuda
yaşanan gelişmeler çok olumlu. ABD’de direniş gösterileri önceki dönemle
kıyaslanamayacak kadar büyük ve etkili. ABD’de sadece bu konuda değil, bütün
konularda hükümetin politikalarına karşı çıkan büyük bir topluluk var.
Devletler bunun için sürekli olarak halklarını korkutmaya çalışıyor. Artık
insanları sadece korkutarak kontrol edebiliyorlar. Direnişi kırmanın tek
yolu bu. ABD’de oy oranlarındaki düşüş artık bir komediye dönüştü. Son
seçimden önce, 2000’deki seçimde... nüfusun yüzde 75’i, olan biteni büyük
bir maskaralık olarak nitelendirdi. O gün yapacak hiçbir şeyi olmayanlar oy
verdi. Bunlar, politikalara karşı çok güçlü bir direniş olduğunu gösteriyor.
Uluslararası ekonomik politikalara, NAFTA’ya, serbest ticaret anlaşmalarına.
Toplumda güçlü bir direniş var. Baştan beri vardı. Bu nedenle seçim
döneminde böyle şeyler konuşulmadı. Şimdi mesele bu direnişlerin organize
edilmesi ve değişikliklere yol açabilecek şekilde güçlendirilmesi. O
aşamadan sonra ne kadar başarılı olabileceğine dair ise bir şey söyleyemem.
- Son olarak siz...
Achcar: ABD’nin askeri alandaki üstünlüğü öyle bir aşamaya geldi
ki... şiddete başvuran bütün çözümler başarısızlığa mahkum oldu. Terörizm
gibi güç dengesizliğinin olduğu durumlarda bile böyle. 11 Eylül’ün George W.
Bush için büyük bir fırsat olduğunu gördük. Onun için daha güzel bir şey
olamazdı. Çünkü bundan sonuna kadar faydalandı. Bu imparatorluğa karşı savaş
verebilecek tek asimetrik güç, popüler, demokratik, toplumsal bir
direniştir. Bu anlamda, bugün 5 yıl öncesine göre çok daha iyimser
olabiliriz. Özellikle genç nesil arasında yeni liberal küreselleşmeye ve
savaşa karşı çıkan radikal güçlerin sayısındaki artış olağanüstü
boyutlardadır. Bu gelecek için çok umutlu bir gelişme
"And you, are you so forgetful of your past, is there no echo in your soul
of your poets' songs, your dreamers' dreams, your rebels' calls?...Anarchy
is freedom"
*******
*******
****** A-Infos Haber Servisi ******
Anarşistlerle ilgili ve anarşistleri ilgilendiren haberler
******
TALİMATLAR: lists@ainfos.ca
YANITLAR: a-infos-d@ainfos.ca
YARDIM: a-infos-org@ainfos.ca
WWW: http://www.ainfos.ca/
BİLGİ: http://www.ainfos.ca/org
-A-infos'tan tek dilde ileti almak için lists@ainfos.ca'ya aşağıdaki mesajı gönderin:
unsubscribe a-infos
subscribe a-infos-X
X = en, ca, de, fr, it, pt, vb. (yani, dil kodudur)
A-Infos Information Center