A - I n f o s
a multi-lingual news service by, for, and about anarchists **

News in all languages
Last 30 posts (Homepage) Last two weeks' posts

The last 100 posts, according to language
Castellano_ Català_ Deutsch_ English_ Français_ Italiano_ Polski_ Português_ Russkyi_ Suomi_ Svenska_ Türkçe_ All_other_languages _The.Supplement
{Info on A-Infos}

(tr) N. Chomsky, T. Ali ve G. Achcar ile röportaj

From "Kara Kapkara" <dreamnymph@hotmail.com>
Date Sat, 21 Dec 2002 10:53:43 +0000


 ________________________________________________
   A - I N F O S  H A B E R  S E R V İ S İ
            http://www.ainfos.ca/
        http://ainfos.ca/index24.html
 ________________________________________________

'SAVAŞIN EŞİĞİNDE BİR DÜNYA' ÜZERİNE


Dünyaca ünlü muhalif aydınlar Noam Chomsky, Tarık Ali ve Gilbert Achcar, 
ABD’nin küresel politikalarını ve yaklaşan Irak operasyonunu NTV’ye 
değerlendirdi.

http://www.ntvmsnbc.com/news/192711.asp?0m=-1KT

Işın Eliçin
NTV

Noam Chomsky, AB üyeliği konusunda ABD’nin Türkiye’ye verdiği desteğin 
ardında, Irak’ta olası bir savaş için sağlayacağı katkıdan dolayı Türkiye’yi 
ödüllendirme isteği bulunduğunu söyledi. Chomsky’e göre, ABD ayrıca, 
Türkiye’nin AB içinde bir ‘Truva Atı’ olmasını hedefliyor.

     Işın Eliçin: Çok teşekkür ederim. Türkiye’ye hoş geldiniz. Sizleri 
birlikte konuk etmek çok güzel. Güncel bir konuyla başlamak istiyorum. 
Avrupa Birliği, Türkiye’nin erken kabul edilmesi için baskı yapan Amerika’yı 
tersledi. Bundan yola çıkarak, ABD ile Avrupa Birliği gibi iki büyük güç 
arasındaki mesafeden, belki de bir rekabetten söz etmek mümkün olabilir mi?

       Tarık Ali: Avrupa Birliği ile ABD arasındaki fikir ayrılığından 
ziyade, Avrupa Birliği içindeki büyük ülkelerle ABD arasında bir ayrılıktan 
söz edilebilir. Bu ülkeler savaşa karşı. Büyük bir risk olduğunu 
düşünüyorlar. O ülkelerin savaşa karşı olan büyük nüfuslarından söz 
edebiliriz. Almanya’da nüfusun yüzde 70’i Irak’ta bir savaşa karşı. 
İtalya’da yüzde 50’nin üzerinde. İngiltere’de yüzde 50’nin üzerinde. Savaş 
karşıtlığı felsefesinin tarihinde böyle bir şey yok. İnsanlar savaştan uzak 
duruyordu. Sonra ortaya ABD çıktı. Türkiye’yi savaşta yer almak istediği 
için ödüllendirmek istedi. Avrupa Birliği üyeliğini kolay elde etmenizi 
sağlayacağız, dediler. Avrupalılar bunu kısmen kullandı. Türkiye’yi zaten 
istemiyorlar. Ama bunu bahane ederek, biraz daha bekle, dediler. Bunu sonra 
tartışacağız. ABD hangi aşamada kimi kabul edeceğimizi söyleyemez. Bunu 
sonra düşüneceğiz. Türkiye’deki bazı insanlar, Irak’ta bir savaşa destek 
verilirse Avrupa Birliği’ne daha çabuk girilebileceğini sanıyor, ama bu 
doğru değil. Çok daha fazlasını yapmaları gerek.
       - Pekâlâ. Daha geniş bir perspektiften baktığımızda, iki güç 
arasındaki soruna dönersek, Avrupa Birliği ne yapmaya çalışıyor? Bir 
taraftan demokrasi ve barışçılık gibi değerlere sahip, diğer taraftan da 
eskisinden farklı bir yoldaymış gibi görünmeye çalışıyor.

       Gilbert Achcar: Doğrusunu isterseniz, ben ABD ile Avrupa Birliği 
arasıda temelde bir ayrılık olduğuna inanmıyorum. Avrupa Birliği, İkinci 
Dünya Savaşı’ndan beri ABD’nin politikalarını sürdürmesinde bir araç olmayı 
kabul ediyor. Bu durum hâlâ devam ediyor. Örneğin NATO’nun kapsamının soğuk 
savaştan sonra daraltılmadığını, hatta genişletildiğini görüyoruz. ABD’nin 
müdahaleleri sırasında bu güçlerden yardım aldığını, bunu bir yardım aracı 
olarak gördüğünü biliyoruz. Son anlaşmazlık Alman ve Fransız hükümet 
sözcüleri tarafından dile getirildi. Almanya’nın tepkisi Tarık Ali’nin de az 
önce belirttiği gibi Alman halkının müthiş tepkisi sayesinde ifade 
edilebilmiştir. Dünyanın en barışçı tepkilerinden biriydi. Fırsatçı bir 
anlayışla yapılmış, gizli çıkarlara yönelik bir savaş olacaktı. Çok 
tartışmalı bir konu ve durumun böyle olduğunu biliyoruz, çünkü Schroeder’in 
tekrar seçildikten sonra savaşa çok da fazla tepki göstermediğini görüyoruz. 
İkinci olarak, Almanya, Irak’ta yapılması muhtemel savaşta taraf olacak. En 
azından ABD’nin savaşta kullanacağı NATO güçleri arasında askerleri olacak. 
Fransa konusuna gelince, yine Jacques Chirac ile George W. Bush arasında 
felsefi bir anlaşmazlık olduğunu sanmıyorum. Mesele çıkar çatışmasıdır. 
Fransız hükümeti, şimdiki Irak hükümeti ile çok önemli anlaşmalar yaptı. 
Irak’ta bir rejim değişikliği yaşanmasını istemiyor. Birleşmiş Milletler 
ambargosunun kaldırılmasını istiyorlar ama rejimin kalması gerekiyor çünkü o 
rejimle yaptıkları anlaşmalar var. Sorun bu. Bu, Fransa’nın savaşa neden 
karşı olduğunu açıklıyor. 1990-91’de olduğu gibi, baskı altında kalınca 
taraf değiştiriyorlar. Çünkü Amerika, bu savaşı yapacağını söylüyor. 
Pastadan dilim istiyorsanız, savaşa katılacaksınız, diyor.
       - Sayın Chomsky, sizin eklemek istediğiniz birşey var mı?

       Noam Chomsky: Kısa vadeli bir bakışla, konuşulanlara katılıyorum. 
Ancak uzun vadede, hatta daha öncesine baktığımızda, ABD ile Avrupa Birliği 
arasında potansiyel bazı sorunlar vardı. Avrupa Birliği’nin, dış politikada 
ABD’den bağımsız bir yön çizip çizmeyeceği tartışma konusuydu. ABD bunu çok 
önemsiyordu. 1940’lı yılların sonlarında Avrupa Birliği içinde ABD’ye tabi 
olmak isteyen bir kitle vardı ve sonunda bu kitle kazandı. Ancak kalıcı 
olmadı. Avrupa’nın çıkarları farklı. Potansiyel olarak, Avrupa Birliği’nin 
dış politikada, ABD’ninki gibi bir gücü var. Ekonomisi iyi, nüfusu birçok 
açıdan daha gelişmiş, eğitimli bir nüfusu var. Silahları dışında, ABD gibi 
bir güç. Silahlar da zaten tek kıstas değil. Tıpkı Asya gibi farklı yönlere 
gidebiliyorlar. Japonya ve Orta Asya gibi. ABD bunu kesinlikle istemiyor. 
Bunu engellemek için sürekli olarak müdahale ediyor. ABD’nin Türkiye’nin 
Avrupa Birliği’ne girmesini desteklemesinin sebeplerinden biri de, sözünü 
ettiğim şey. Savaş için ödüllendirmek. Ama bunu istemelerinin bir nedeni 
daha var. Türkiye’nin ABD’nin Truva Atı olmasını bekliyorlar. Avrupa Birliği 
içerisinde Amerika’nın çıkarlarını desteklemesini. Amerika, Doğu Avrupa 
ülkelerin birliğe alınmasını da aynı sebeple desteklemiştir. Birliğin, Alman 
çıkarlarına yönelik, bağımsız bir yön çizmesini önlemeye çalışıyor. Bu çok 
uzun zamandır geçerli bir durum. Türkiye’nin bu şartlar altında birliğe 
girmesi bir felaket olur. Avrupa Birliği’ne girecekse bunu kendi çıkarları, 
genel çıkarları için yapmalı. ABD’nin casusu gibi davranmamalı.
       - Bay Achcar, Barbarlıkların Çatışması isimli kitabınızda 
“Amerika’nın 11 Eylül saldırılarının kurbanları için dünya çapında anma 
programları yaptığını, ama Serebrenidza katliamı kurbanları için 1 dakikalık 
saygı duruşunu bile yapmadığını yazmışsınız. Bunu biraz açar mısınız?
       Achcar: Bu örneği, Avrupa ile ilgili bir örnek olarak vermiştim 
aslında. Emperyalist kölelik düzeni ile ilgili bir örnek. Kitabımda bu 
durumu ‘narsist merhameti’ olarak adlandırdım. Batı Avrupalılar, kendilerini 
özdeşleştirebilecekleri kurbanlar karşısında daha yoğun duygular yaşıyorlar. 
Sadece şunu düşünün: Her gün Afrika’da AIDS’ten ölen insanların sayısı, 11 
Eylül saldırılarında ölenlerin iki katına ulaşıyor. Bu benzetmeyi farklı 
küresel sorunlarla ve hastalıklarla da yapabilirsiniz. Ama batı dünyasının 
umurunda değil. Bu mantığın arkasında skandala imkân veren bir yaklaşım var. 
11 Eylül’ün ilk yıldönümünde bunu hepimiz gördük. Ben Fransa’daydım ve bütün 
medya organları arasında 11 Eylül hakkında kim daha çok şey yapacak diye bir 
yarış vardı. Tam 24 saat! Bütün gün böyleydi.
       -Peki, tarihte bu kadar büyük bir savaş karşıtlığı görmediğinizi 
söylediniz. Öyleyse insanlar örneğin Iraklılara kendilerini nasıl yakın mı 
hissetmeye başladılar. Nasıl oldu bu?
       Chomsky: Sadece ABD hakkında konuşabilirim. ABD’de son 40 yıldır 
gaddarlığa ve saldırganlığa karşı, giderek artan bir muhalefet var. Hükümet 
bunu biliyor. İlk Bush hükümeti 1989’da kurulduğunda, her yeni hükümetin 
eline dünya siyasetiyle ilgili istihbarat bilgileri verilir. Bunlar 40 yıl 
sonra devlet sırrı kapsamından çıkarılır. Bu defa bu bilgilerin bir kısmı 
basına sızdırıldı. Pentagon’daki bazıları bundan rahatsız olmuştu. Bölümde 
kabaca şöyle yazıyordu: Zayıf bir ülke ile karşılaşmamız durumunda, yani 
savaşabileceğimiz herhangi bir ülke ile karşı karşıya gelmemiz durumunda, 
onları kararlı ve acil bir şekilde yok etmek zorundayız. Aksi halde siyasi 
destek azalıp yok olur. Gaddarlığa ve saldırganlığa imkân veren ortam 
ortadan kalkar. Kennedy, Güney Vietnam’ı bombalamaya başladığında , 
milyonlarca insanı toplama kamplarına yolladı ve kimyasal savaş yürüttü ama 
onu protesto eden kimse olmadı. Ne ABD içinde, ne de Avrupa’da vardı. 
Batı’nın siyahlara karşı tavrı da bu şekildeydi. Umursamadılar. Ama bu durum 
yıllar içinde değişti. Ülkeler daha uygar hale geldi. İnsanlar saldırganlığı 
ve gaddarlığı kabul etmiyor. Ondan sonraki her müdahalede bu modeli takip 
ettiler. Önce insanları korkutmak için, onları yok etmek üzere olan bir 
canavar imajını yaratmak zorundasınız. Sonra çabucak o canavarı yok 
edeceksiniz. Canavar çok uzun süre yaşamamalı. Bu durumda insanlar unutuyor. 
Afganistan’da olanları unuttular bile. Kimse ne olduğunu hatırlamıyor. Sonra 
bir sonrakine geçtiler. Artık sadece bu şekilde savaşabilirler ve bunu 
biliyorlar.
       - Peki... “Terörizme karşı savaş”ı nasıl yorumluyorsunuz? Kısacası... 
nedir bu?
       T. Ali: Savaş... artık komediye dönüştü. Teröre karşı verilen savaş, 
Bush yönetimi ve müttefikleri tarafından, onlara direnen herkesi ezmek için 
bir mazeret olarak kullanıldı. Filistinlilerle mücadele eden Ariel Şaron’un 
terörle savaştığı söylendi. Moskova’daki General Putin, herkesin 
inanabileceğinden çok daha fazla Çeçen öldürdü. 20 bin insan öldü. Grozni 
şehri yerle bir edildi. Hastahaneler, okullar yıkıldı. Miloseviç’in 
Kosova’da yapabileceklerinden çok daha fazla. Teröre karşı verilen savaştaki 
bu çifte standart öyle aleni ki insanlar bu yalanlardan bıktı. Artık onlara 
inanmıyor. Daha savaş patlak vermeden savaş karşıtları toplanmaya başladı, 
çünkü insanlar savaşın temel mantığına karşı çıkıyor. Batı’nın bu savaş için 
öne sürdüğü sebeplerin yalan olduğunu biliyorlar. İnsanlar bunları görmeye 
başladı. Artık inanmıyorlar. Sebebin petrol olduğunu, Ortadoğu’yu tekrar 
şekillendirmek olduğunu biliyorlar. Kitle imha silahlarına inanmıyorlar 
çünkü... Avrupa ve ABD halkını kanatlı melek gibi görüyorlar. İnsanları 
yalanla besleyen ve onları kabul ettiren küçük melekler gibi. Ama insanlar 
direnmeye başladı. Soğuk savaştan sonra üç savaş yaşadık. Bence Irak’taki 
savaş önemli. Ortadoğu’da olacakların sonuçları şimdiden belli değil. 
Karmaşa olacak ama Avrupa’da daha büyük bir muhalefet yaratacak. Avrupa’da 
halkın isteklerine cevap vermeyen hükümetler olduğu sürece, her şey mümkün.
       Chomsky: Ekleyebileceğim tek şey, bu insanların terörle savaşı 11 
Eylül’de ilan etmiş olmadıkları. 20 yıl önce ilan ettiler. Aynı insanlar. Şu 
anda Washington’da olan insanlar, Reagan hükümeti döneminde de oradaydılar 
ve yaptıkları ilk şey teröre karşı savaş açmaktı. Terörle mücadelenin 
Amerika’nın dış politikasının merkezinde olacağını söylediler. Özellikle de 
Orta Amerika’da ve Ortadoğu’da. Bütün bu insanlar tekrar görev başında. Aynı 
söylem. Uygarlığın dejenere temsilcileri savaşı salgın gibi yayıyor. 
Barbalığa dönüş yaşanıyor. 80’li yıllarda terörle savaşlarında başarılı 
oldular. Orta Amerika’da arkalarında bir kaç yüz bin ceset bıraktılar. 
Ortadoğu’da yıkıma ve felaketlere yol açtılar. Güney Afrika’da 
müttefiklerine destek vermek uğruna o bölgedeki savaşlarda 1,5 milyon insanı 
daha öldürdüler. Terörle mücadeleleri böyleydi. Dünyanın dört bir yanındaki 
katliam gibi müdahaleler için bir mazeret. Terörle aynı savaşı yapan aynı 
insanlar, aynı sonuca yol açacaklar.
       - ABD’nin bu tavrı nerede sona erecek? Örneğin siz, bunun emperyalizm 
olduğunu ama Amerika’nın adını bu şekilde telaffuz etmediğini söylüyorsunuz. 
Yine de açık bir şekilde “bunun böyle olmasını istiyorum, böyle yapacağım” 
diyor. Sonu ne olacak?
       T. Ali: Sonuçta ABD dünyanın tek imparatorluğu. Tarihte ilk kez dünya 
üzerinde başka hiç bir imparatorluk yokken, tek bir imparatorluk yaşıyor. 
İstediklerini yapıyorlar. Bush’un etrafındaki insanlar kendilerini Roma’yla 
karşılaştırıyor. Oysa tarihte Roma’nın hiç olmadığı kadar güçlü bir 
konumdalar. “Evet, İmparatorluğuz, neden böyle davranmayacakmışız? Bir ülke 
yaptıklarımızı kabul etmezse gidip haddini bildiririz” diyebiliyorlar. 
California’da Cumhuriyetçi Partinin sticker’larında “Tekmele kıçını, al 
petrolünü” yazıyor. Son derece dürüst ve açık sözlü davranıyorlar. Savaşın 
gerçek sebebini açıklıyorlar. Sebep enerji ve petrol. Ancak ABD, rakipsiz 
olduğunu hissediyor.
       - Emmanuel Wallerstein örneğin Amerikan imparatorluğunun çökmekte 
olduğunu söylüyor. Kapitalizmin ilk gerçek krizini yaşadığını ifade ediyor. 
Bu görüşe katılıyor musunuz?
       T. Ali: Umarım öyledir.
       Chomsky: Sürekli bir kriz var. Kriz her zaman devam ediyor. Şu anda 
çok ciddi bir kriz var. Nereye varacağını, kaldırıp kaldıramayacağımızı 
bilmiyoruz. Temel faktör halkların neler yapacağı. Bunu tahmin edemiyoruz ve 
bir şeyler yapılması gerekiyor. 40 yıl önce bir savaş karşıtlığı hareketini 
tahmin edemezdiniz. Mümkün görünmezdi. Feminist bir hareketi, çevreci bir 
hareketi bekleyebilirdiniz. Bunları bekleyemezdiniz. Çağdaş küresel adalet 
hareketi, küreselleşmenin anlamsızlığını ifade ediyor. Bunu kim tahmin 
edebilirdi? Dünya tarihinde böyle bir şey yok. Büyük, güçlü, uluslararası 
bir hareket ve büyük bir etkisi olacak. İktidardaki insanlar, orada 
tutunmalarının ne kadar zor olduğunu biliyor. Örneğin, Dünya Ekonomik Forumu 
bu konuda çok endişeli. Bunun var olduğunu, büyük bir tehdit olduğunu 
biliyorlar. Bu tepkiyi yumuşatmak için bizleri aralarına çekmeye 
çalışıyorlar. Bize Dünya Bankası’nın uluslararası konferanslarına katılım 
davetiyeleri yollamalarının anlamı bu. Sisteme zarar verecek kuvvetli bir 
tepkiyi, bizim gibi insanları aralarına alarak yumuşatmaya çalışıyorlar.
       - Eklemek ister misiniz?
       Achcar: Evet. ABD’nin çökeceği teorisi, geride bıraktığımız 30-40 yıl 
içinde pek çok kez tekrarlandı. 70’li ve 80’li yıllarda çok güçlüydü. 
Reagan, Amerika’nın çöküşünü tersine çevirecek bir programı olduğu için başa 
geldi. O dönemdeki çöküş de çok büyüktü. Ancak çöküş teorisini 
destekleyenlerin unuttuğu bir şey var. ABD, tehditle karşı karşıya kaldığı 
her seferinde askeri ve siyasi gücünü kullanarak yeni konumlar alıyor. Bu 
Reagan döneminde çok belirgindi. Dünya hükümdarlığı konusunda ülkesini 
istediği konuma getirdi. Bush yönetiminin tavrında, soğuk savaş sonrasında 
yakalanmış olan üstünlüğü korumak ve geliştirmek olduğunu ve bu yönde bir 
gidiş olduğunu görüyoruz. Bu Amerikan dış siyasetinin önceliği olmuştur. ABD 
bu üstünlüğü bütün diğer alanlarda tekrarlamak istiyor. Askeri ve siyasi 
üstünlükle ilgili olan her alanda.
       T. Ali: Eklemek istediğim şuydu. Amerikan imparatorluğunun gücünün 
altında, gerçek demokrasiyi küçümsemesi yatıyor. Sadece ABD’de değil, bütün 
dünyada böyle. Çünkü o ülkelerde hükümetlerinin ABD’nin egemenliği altına 
girmesine karşı çıkan kitleler oluşmaya başlayınca, kitlelerin oy ve ifade 
özgürlüklerini kısıtlamak zorunda kaldılar. İnsanlar şu aşamada oy vermeye 
hiç gitmeyerek bu tepkilerini gösteriyorlar. Batı Avrupa’da bile oy verme 
oranı her seçimde düşmeye başladı. Çünkü alternatifleri olmadığını 
görüyorlar. Eskisinden çok daha demokratik bir ülke olmaya başlayan 
Türkiye’de... -çünkü ordu tarafından yönetildiğini bildiğimiz bir ülke bu. 
Uzun zamandır böyle- ... bununla yüzleşme şansını yakaladı. Tam da 
demokratik olmaya çalıştığı bir dönemde Amerika bu ülkeyi savaşa sokmaya 
çalışıyor. Muhtemelen toplumun bazı kesimlerinin tepkisiyle karşılaşacak. Ya 
sonra? Ya halk savaşa karşı çıkar ve hükümet de savaşı istemezse? Ordu 
devreye girecek. İmparatorluğun sürdürmeye çalıştığı bu durum, doğrudan 
doğruya demokrasiyi yok saymak ile bağlantılı. Örneğin, Afganistan’a 
demokrasi gelecek dendi, ne olduğunu görüyorsunuz. İşgal ettikleri bütün 
ülkelerdeki gibi. Türkiye ve Türk düşünürleri bunu çok dikkatli 
değerlendirmeli. Kendi geleceklerini belirlemeliler. Soğuk savaş döneminden 
beri Amerikan güdümlü bir ülkede yaşıyorsunuz. Bu sonsuza dek devam mı 
edecek?
       - Evet, ama şöyle söyleyenler de var. “Elimiz kolumuz bağlı. Paraya 
ihtiyacımız var.” Bu tür söylemler oluyor.
       N. Chomsky: Paraya ihtiyacınız olduğu doğru. Bu Amerikan Hazine 
Bakanlığı’nın dikte ettiği politikalar yüzünden Türkiye, Brezilya ve benzeri 
ülkeler artık Hazine Bakanlığı’nın kontrolüne girmiş durumda. Bu 
politikaları sürdürmek zorunda değilsiniz.
       T. Ali: Biliyorsunuz, hayat kadınları bile böyle söylüyor. Paraya 
ihtiyaçları olduğu için çalıştıklarını söylüyorlar. Bu bireysel bir ölçekte 
iken insan anlayış gösterebiliyor. Ancak bir devlet bu şekilde davranmaya 
başlayınca, ne oluyor, yanlış olan ne, diye sormak gerekiyor.
       - Son sorumu her üçünüze de sormak istiyorum. Yakın gelecekten 
umutsuz olduğunuza dair bir duyguya kapıldım. Bu emperyalist düşüncenin 
devam edeceğini ve bütün dünyayı kapsayacağını düşünerek geleceği nasıl 
görüyorsunuz? Aynı zamanda, bir karşıt gücün oluştuğunu söylüyorsunuz. Sizce 
çıkış nerede?
       T. Ali: Bence yeterli olmasa da emperyalizme karşı bir direniş var. 
Henüz devletler bu direnişe katılabilmiş değil. Vietnamlıların ABD’ne 
direndiği şekilde bir direniş yok. Devlet kademesinde değil. Şu anda böyle 
bir devlet bulunmuyor. Gelecekte, belki 15-20 yıl içinde böyle bir devlet 
çıkacak, bilmiyoruz. Ancak bunu kendi çıkarları için yapıyor olacaklar. Bir 
şey daha var. Bu yeni bir şey. Dünyanın farklı bölgelerinde bu imparatorluğa 
direnmek isteyen büyük ve önemli bir kitle var. Bu çok olumlu. Yeterli 
olacağını, kazanabileceklerini söylemiyorum. Ancak var olmaları bile 
özellikle Kuzey Amerika ve Batı Avrupa’da emperyalizme kısmen ayak bağı 
oluyor. Bu da bir umut işaretidir. Her şeyin harika olacağını, büyük 
zaferler kazanacağımızı söyleyecek değiliz. Ancak yaptıkları şeyin aşağıdan 
herhangi bir direniş gelmeden devam edebileceğini de söyleyemeyiz. Direniş 
bu şekilde devam ederse önünde sonunda bazı etkileri olacak.
       - Aynı konu ile ilgili sizlerden de yorumlarınızı alabilir miyim?
       N. Chomsky: Katılıyorum. Geride bıraktığımız yıllarda bu konuda 
yaşanan gelişmeler çok olumlu. ABD’de direniş gösterileri önceki dönemle 
kıyaslanamayacak kadar büyük ve etkili. ABD’de sadece bu konuda değil, bütün 
konularda hükümetin politikalarına karşı çıkan büyük bir topluluk var. 
Devletler bunun için sürekli olarak halklarını korkutmaya çalışıyor. Artık 
insanları sadece korkutarak kontrol edebiliyorlar. Direnişi kırmanın tek 
yolu bu. ABD’de oy oranlarındaki düşüş artık bir komediye dönüştü. Son 
seçimden önce, 2000’deki seçimde... nüfusun yüzde 75’i, olan biteni büyük 
bir maskaralık olarak nitelendirdi. O gün yapacak hiçbir şeyi olmayanlar oy 
verdi. Bunlar, politikalara karşı çok güçlü bir direniş olduğunu gösteriyor. 
Uluslararası ekonomik politikalara, NAFTA’ya, serbest ticaret anlaşmalarına. 
Toplumda güçlü bir direniş var. Baştan beri vardı. Bu nedenle seçim 
döneminde böyle şeyler konuşulmadı. Şimdi mesele bu direnişlerin organize 
edilmesi ve değişikliklere yol açabilecek şekilde güçlendirilmesi. O 
aşamadan sonra ne kadar başarılı olabileceğine dair ise bir şey söyleyemem.
       - Son olarak siz...
       Achcar: ABD’nin askeri alandaki üstünlüğü öyle bir aşamaya geldi 
ki... şiddete başvuran bütün çözümler başarısızlığa mahkum oldu. Terörizm 
gibi güç dengesizliğinin olduğu durumlarda bile böyle. 11 Eylül’ün George W. 
Bush için büyük bir fırsat olduğunu gördük. Onun için daha güzel bir şey 
olamazdı. Çünkü bundan sonuna kadar faydalandı. Bu imparatorluğa karşı savaş 
verebilecek tek asimetrik güç, popüler, demokratik, toplumsal bir 
direniştir. Bu anlamda, bugün 5 yıl öncesine göre çok daha iyimser 
olabiliriz. Özellikle genç nesil arasında yeni liberal küreselleşmeye ve 
savaşa karşı çıkan radikal güçlerin sayısındaki artış olağanüstü 
boyutlardadır. Bu gelecek için çok umutlu bir gelişme




"And you, are you so forgetful of your past, is there no echo in your soul 
of your poets' songs, your dreamers' dreams, your rebels' calls?...Anarchy 
is freedom"


*******
                             *******
       ****** A-Infos Haber Servisi ******
      Anarşistlerle ilgili ve anarşistleri ilgilendiren haberler
                       ******
		TALİMATLAR: lists@ainfos.ca
		YANITLAR: a-infos-d@ainfos.ca
		YARDIM: a-infos-org@ainfos.ca
		WWW: http://www.ainfos.ca/
		BİLGİ: http://www.ainfos.ca/org

-A-infos'tan tek dilde ileti almak için lists@ainfos.ca'ya aşağıdaki mesajı gönderin:
                unsubscribe a-infos
                subscribe a-infos-X
 X = en, ca, de, fr, it, pt, vb. (yani, dil kodudur)


A-Infos Information Center