A - I n f o s
a multi-lingual news service by, for, and about anarchists **

News in all languages
Last 30 posts (Homepage) Last two weeks' posts

The last 100 posts, according to language
Castellano_ Català_ Deutsch_ English_ Français_ Italiano_ Português_ Russkyi_ Suomi_ Svenska_ Türkçe_ All_other_languages
{Info on A-Infos}

(tr) CHOMSKY ILE MUKALAT Radyo B92, Belgrad

From "sezginata" <sata@onurair.com.tr>
Date Tue, 25 Sep 2001 10:01:00 +0300


 ________________________________________________
   A - I N F O S  H A B E R  S E R V İ S İ
            http://www.ainfos.ca/
 ________________________________________________
CHOMSKY İLE MÜKALAT
Radyo B92, Belgrad
17 Eylül 2001
Sizce bu saldırılar neden oldu?

Bu soruyu cevaplayabilmek için önce cinayetleri kimin işlediğini tespit
etmek zorundayız. Anlaşılır bir şekilde, bu saldırıların kaynağının Ortadoğu
Bölgesi olduğu, saldırıların muhtemelen Usame Bin Laden'in şebekesine, yani
yaygın ve karmaşık bir örgütlenmeye uzandığı genel kabul görüyor. Bu şekilde
ilhamını şüphesiz Bin Laden'den alıyor ama, eylemlerini onun denetimi
altında gerçekleştirdiği kesin değil. Gelin, bunun doğru olduğunu kabul
edelim. O zaman sorunuzun cevabına dönersek, aklıbaşında bir insan Bin
Laden'in görüşlerini ve bütün bölgede sahip olduğu geniş taraftar deposunun
haleti ruhiyesini değerlendirmeye çalışacaktır. Bütün bunlar hakkında geniş
bilgiye sahip durumdayız. Son derece güvenilir Ortadoğu uzmanları geçen
yıllar boyunca Bin Laden'le çok etraflı röportajlar yapmışlardır. Özellikle
bütün bölge hakkında derinlemesine bilgi ve onyıllardır doğrudan tecrübesi
olan ve bölgenin önde gelen muhabiri Robert Fisk (Londra, Independent
gazetesi) bunların başında gelir. Suudi Arabistanlı bir dolar milyoneri olan
Bin Laden, Rusları Afganistan'dan püskürtme savaşı sırasında bir islam
militanı haline geldi. Bin Laden, Ruslara maksimum zarar vermek amacını
güden CIA ve Pakistan istihbaratı tarafından görevlendirilen,
silahlandırılan ve finanse edilen pek çok köktendinci ve aşırı kişiden
biriydi. CIA ve müttefiklerinin bu çabaları, birçok analizcinin şüphelendiği
gibi, büyük ihtimalle Rusların Afganistan'dan çekilmesini geciktirdi. Bu
çalışmalar sırasında Bin Laden'in CIA ile doğrudan temas halinde bulunup
bulunmadığı kesin bilinmiyor ve ayrıca bunun özel bir önemi de yok. CIA, hiç
de şaşırtıcı olmayan bir şekilde, seferber edebileceği en fanatik ve zalim
savaşçıları tercih etti. Bütün bunların nihai sonucu da, "ılımlı bir rejimin
yıkılıp, Amerikalıların pervasızca finanse ettiği gruplar arasından fanatik
bir rejimin yaratılması" oldu. (London Times'in bölge uzmanı olan bir diğer
muhabiri Simon Jenkins.) Çoğu, Bin Laden gibi Afgan olmayan ama "Afgani"
diye adlandırılan bu kişiler, Rusya-Afganistan sınırının iki tarafında da
terör operasyonları yürüttüler, ama bu operasyonları Rusya'nın çekilmesinden
sonra kestiler. Onların savaşı, nefret ettikleri Rusya'yı değil, Rus
istilâsını ve Rusya'nın Müslümanlara karşı işledikleri suçları hedef
alıyordu.

Ne var ki, "Afgani" faaliyetlerini sona erdirmediler. Balkan Savaşlarında
Bosnalı Müslüman güçlere katıldılar; ABD buna itiraz etmedi, tıpkı
İranlıların onlara verdiği destek gibi, buna da göz yumdu; bunun çok
karmaşık nedenleri var ve burada bunlara girmeyelim. Sadece, şunu not
etmekle yetinelim ki, Bosnalıların acı kaderi bu nedenlerin başında
gelmiyordu. "Afganiler" şimdi Çeçenistan'da Ruslarla da savaşıyorlar ve,
Moskova'da olsun, Rus topraklarının başka kesimlerinde olsun, terör
saldırıları düzenliyor olmaları çok muhtemeldir. Bin Laden ve
"Afganileri"nin 1990'da ABD aleyhine dönmeleri, ABD'nin Suudi Arabistan'da
sürekli üs kurması üzerine oldu. Bin Laden'in açısından bu, Rusların
Afganistan'ı işgaline tekabül ediyordu, ama Suudi Arabistan'ın mukaddes
yerlerin koruyucusu olmak gibi çok özel statüsünden dolayı bu olay ötekinden
çok daha önemliydi.

Bin Laden ayrıca, bölgedeki yolsuzluğa batmış ve baskıcı rejimlerin tümüne
de temelden muhalif, çünkü hepsini "İslamiyet dışı" olarak görüyor. Bunların
arasında Suudi Arabistan, yani Taliban dışında dünyadaki en aşırı İslami
köktendinci rejim olan ve kuruluşundan beri ABD'nin yakın müttefiki olan
Suudi Arabistan da var. Bin Laden, bu rejimleri desteklediği için ABD'den
nefret ediyor. Ayrıca, bölgedeki diğerleri gibi o da, İsrail'in şimdi 35.
yılına girmiş bulunan zalim işgaline karşı da büyük bir öfke duyuyor. Bütün
o cinayetlere, yıllar yılı süren ağır ve yıkıcı kuşatmaya, Filistinlilerin
gündelik hayatta maruz bırakıldıkları aşağılanmaya, işgal altındaki
toprakların Güney Afrika'daki Bantustanlar gibi kantonlara ayrılması ve
kaynaklara el konması için düzenlenmiş yerleşimlerin durmadan yayılmasına,
Cenevre Sözleşmelerinin ağır şekilde çiğnenmesine ve -bunlardan birinci
derecede sorumlu olan ABD dışında dünyanın büyük bölümünde suç olarak kabul
edilen bütün öteki eylemlere karşı öfke ve infial duyuyor. Ve, ötekiler gibi
o da Washington'ın bu suçlara kararlı bir destek vermesini Irak sivil
toplumuna karşı ABD ile Britanya'nın on yıldır yürüttüğü tasallut-saldırı
eylemleri ile karşılaştırıyor. Bu saldırılar ki, toplumu mahvettiği gibi
yüzbinlerce kişinin ölümüne yol açmış, ayrıca Saddam Hüseyin'i de
güçlendirmiştir. O Saddam Hüseyin ki, Kürtlerin gazla öldürülmesi de dahil
olmak üzere tüm feci eylemlerini işlediği sırada, ABD ile Britanya onun
sonuna kadar can dostu ve müttefiki idi. Olguları Batılılar unutmayı tercih
etseler de bölge halkları bütün bunları gayet iyi hatırlıyor. Bu duygular
son derece yaygın bir şekilde paylaşılmaktadır. Wall Street Journal gazetesi
14 Eylül sayısında, Körfez bölgelerindeki zengin ve ayrıcalıklı Müslümanlar
(ABD ile sıkı bağları olan bankerler, serbest meslek sahipleri, işadamları)
arasında yapılmış bir kamuoyu araştırması yayımladı. Bu insanlar da hemen
hemen aynı duygu ve düşünceleri dile getiriyordu: ABD'nin İsrail'in işlediği
suçları desteklemesine diplomatik bir çözüm için uluslararası görüş
birliğine varılmasının yıllar yılı önünü tıkamasına, ve bu sırada Irak sivil
toplumunun mahvedilmesine, tüm bölgede sert, baskıcı anti demokratik
rejimlere arka çıkmasına, "baskıcı rejimlere payanda olmak suretiyle"
ekonomik gelişmenin önüne set çekmesine duydukları tepkiyi dile
getiriyorlardı. Derin bir sefalet ve baskı altında inleyen büyük halk
çoğunluğu arasında, benzeri duygu ve düşünceler çok daha köklü ve işte
bunlar intihar saldırılarına yol açan öfke ve umutsuzluğun kaynağıdır-
gerçek olgularla ilgilenenlerin ortak olarak kavradığı şey budur.

ABD ve Batı dünyasının çoğunluğu daha rahatlatıcı bir hikâye duymayı tercih
eder. New York Times'ın 16 Eylül tarihli sayısındaki ana yorum yazısında bu
eylemi gerçekleştirenlerin "Batı'da baştaçı edilen özgürlük, hoşgörü, refah,
dini çoğulculuk ve genel oy hakkı gibi değerlere karşı duyulan nefret" ile
hareket ettikleri yazılıyordu. ABD'nin eylemleri konu dışıdır, bu yüzden
değinilmeye bile değmezler. (Serge Schmemann'ın yazısı). Bu amaca uygun bir
tablodur ve buradaki genel duruş da entelektüel tarihte hiç de yabancı
olduğumuz bir şey değildir; aslında, genel kabul gören norm'lara yakındır.
Bildiğimiz herşeyden farklıdır, ama kendine methiye düzmenin ve kuvvete
kayıtsız şartsız destek vermenin bütün erdemlerini de içerir.

Ayrıca, Bin Laden'in ve onun gibilerin "Müslüman devletlere büyük bir
saldırı" olsun diye dua ettikleri ve bu sayede "fanatiklerin onun davasına
koşacakları" da yaygın kabul gören bir görüştür. (Jenkins ve pek çok başkası
bunu hep yazıyorlar). Bu da çok aşina olduğumuz bir görüş. Tırmanan şiddet
çevrimi, her iki taraftaki en haşin ve zalim unsurlar tarafından da tipik
bir biçimde sevinçle karşılanır. Bir tek örnek vermek gerekirse, Balkanların
yakın tarihinde açıkça ortaya çıkan bir gerçekliktir bu.

Bu saldırıların ABD iç politikası ve Amerika'ın kendini algılaması açısından
nasıl sonuçları olacak?

ABD politikası daha şimdiden resmen açıklandı zaten. Dünyaya "çırılçıplak
bir seçme" hakkı tanınıyor: Ya bizimle birlik olursun ya da belirli bir ölüm
ve yokoluş olasılığı ile karşı karşıya kalırsın. Kongre, Başkanın
saldırılarla ilgili olduğuna karar verdiği tüm bireylere ya da ülkelere
karşı kuvvet kullanma yetkisi verdi ki bu, tüm destekleyenlerin bile
aşırı-suç olduğunu kabul ettiği bir doktrindir. Söylediğimi kolaylıkla ispat
edebiliriz. Şunu sorun yeter: ABD, Uluslararası Adalet Divanı'nın
Nikaragua'ya karşı "yasa dışı kuvvet kullanma"sını yasaklayan kararını
tanımayıp reddettikten ve bütün devletleri uluslararası hukuka uymaya
çağıran Güvenlik Konseyi kararını veto ettikten sonra Nikaragua bu doktrini
benimsemiş olsaydı, aynı insanlar nasıl tepki gösterirlerdi acaba? Üstelik,
oradaki terör saldırısı, bu yapılan katliamdan çok daha ağır ve yıkıcıydı.

Bu meselelerin burada, Amerika'da nasıl algılandığı konusuna gelince, bu çok
daha karmaşık bir iş. Şunu akılda tutmamız gerekir ki medya ve entelektüel
elitlerin genellikle kendi özel gündemleri vardır. Dahası, bu sorunun
cevabı, önemli ölçüde, bir karar meselesi: Birçok başka vak'ada olduğu gibi,
yeterince gayret ve enerji harcanırsa, fanatizmi, kör nefreti ve otoriteye
körükörüne bağlılığı tersine çevirmek mümkündür. Hepimiz bunun böyle
olduğunu gayet iyi biliyoruz.

ABD'nin dünyanın geri kalanına karşı politikasını derinlemesine
değiştirmesini bekliyor musunuz?

İlk tepki, terör saldırısına destek zeminini sağlayan öfke ve infiale yol
açan politikaların daha da yoğunlaştırılması yolunda, yönetimin en şahin
unsurlarının gündemini daha da yoğun bir şekilde izlemek yolunda bir çağrı
oldu: Askerileştirmenin arttırılması, içte hizaya getirip denetim altına
alma, sosyal programlara saldırılması. Beklenebilecek tek şey de budur. Bir
kez daha, terör saldırıları ve bunların genellikle doğurduğu şiddet
sarmalındaki tırmanış, otoriteyi ve toplumun en haşin ve baskıcı
unsurlarının prestijini güçlendiriyor. Oysa, bu sürece girmenin hiç de
kaçınılmaz bir yanı yoktur.

İlk şokun ardından, ABD'nin cevabının ne olacağı yolunda bir korku sardı
ortalığı. Siz de korkuyor musunuz?

Muhtemel tepkiden aklıbaşında herkesin korkması gerekir. Yani, zaten
açıklanmış olan ve muhtemelen Bin Laden'in dualarının kabulü demek olan
tepkiden. Bu tepki büyük bir olasılıkla şiddet sarmalını, herkesin bildiği
şekilde, ama bu durumda çok daha büyük bir ölçekte tırmandıracaktır.

ABD, daha şimdiden Pakistan'dan yiyecek desteğini ve öteki destekleri
kesmesini talep etmiş durumda. Oysa, bu destekler Afganistan'ın açlıktan
kırılan halkının hiç olmazsa bir kısmını hayatta tutuyor. Eğer ABD'nin bu
talebi yerine getirilirse, terorizmle uzaktan yakından hiçbir ilgisi olmayan
sayısız insan ölecek -muhtemelen milyonlarcası. Tekrarlayayım isterseniz:
ABD, Pakistan'dan, kendileri de zaten Taliban'ın kurbanı olan milyonlarca
insanı öldürmesini talep ediyor. Bunun öç almakla bile en ufak alâkası yok.
İntikamdan bile çok daha düşük bir ahlâki düzeyde bu talep. Olayın önemini
daha da artıran şey, bunun öyle satır arasında söyleniyor olması. Hiçbir
yorum filân da eklenmeden. Büyük olasılıkla farkedilmeyecek dahi. Bu talebe
gösterilecek tepkiyi gözlemek suretiyle, Batı'da hakim entelektüel kültürün
ahlâk düzeyi hakkında çok şey öğrenebiliriz. Şundan makûl ölçüde emin
olabiliriz ki, eğer Amerikan toplumu, kendi adına neler yapıldığı hakkında
en ufak bir fikre sahip olsaydı, dehşetten donakalırdı. Tarihteki örnekleri
arayıp bulmak öğretici olurdu.

Pakistan bu talebi ve ABD'nin diğer isteklerini kabul etmezse, kendisi de
doğrudan bir saldırıya uğrayabilir pekâlâ -ve bunun sonuçları kestirilemez.
Pakistan ABD taleplerine boyun eğdiği takdirde, oradaki hükûmetin tıpkı
Taliban benzeri kuvvetler tarafından alaşağı edilmesi düşünülemeyecek bir
olasılık değildir- yalnız, bu durumda yeni yönetimin elinde nükleer silahlar
da olacaktır. Bununsa, petrol üreten ülkeler de dahil olmak üzere bütün
bölgede bir etkisi olacaktır. Bu noktada, insan toplumunun büyük bir
bölümünü yok edecek bir savaş olasılığından bahsediyoruz.

Böyle olasılıkları kovalamaktan vazgeçsek dahi, muhtemel olan şu ki,
Afganlara yapılacak bir saldırı, birçok yorumcunun beklediği etkiyi
yaratacaktır zaten: Çok büyük sayıda başka insanı Bin Laden'in saflarına
çekecektir bu. Tam da kendisinin umduğu gibi. Bin Laden öldürülse bile,
hemen hiçbir şey farketmeyecektir. Sesi, İslam dünyasının dört bir yanında
zaten dağıtılan kasetlerde duyulmaya devam edecektir ve Bin Laden muhtemelen
bir şehit muamelesi görecek, başkalarına ilham kaynağı olacaktır. Şunu
akılda tutmakta yarar var: Tek bir intihar saldırısı, yani bir Amerikan
üssüne sürülen bir kamyon, dünyanın en büyük askeri gücünü 20 yıl önce
Lübnan'dan püskürtmeye yetmişti. Bu tür saldırılarda bulunmak için sonsuz
fırsat var. Ve, intihar saldırılarını önlemek son derece zor bir iş.

"Dünya 11 Eylül 2001'den sonra bir daha eskisi gibi olmayacak". Siz de böyle
mi düşünüyorsunuz?

Salı günkü dehşet verici saldırılar dünya siyasetinde oldukça yeni bir
olguyu meydana getiriyor. Yenilik, bu saldırıların ölçeğinde ya da
niteliğinde değil, hedeflerinde. ABD için bu, 1812 Savaşı'ndan bu yana kendi
ulusal toprağında değil saldırıya, bir tehdide bile maruz kalmasının ilk
örneği. Daha önce ABD'nin kolonileri saldırıya uğramıştı, ama ulusal toprağı
asla uğramamıştı. Bütün bu yıllar boyunca ABD yerli nüfusu neredeyse tümüyle
ortadan kaldırdı, Meksika'nın yarısını fethetti, çevre bölgelere şiddet
kullanarak müdahale etti, Hawaii ve Filipinler'i fethetti (ve bu arada
yüzbinlerce Filipinoyu katletti), ve özellikle geçen yarım yüzyıl boyunca da
kuvvete başvurma yöntemini dünyanın büyük bir bölümünde yaygınlaştırdı.
Kurbanların sayısı muazzamdır. Ve şimdi, ilk kez, topların namlusu öbür yana
döndü. Aynı şey Avrupa için de geçerli, hem daha dramatik bir biçimde.
Avrupa canice yıkımların altında kaldı, ama iç savaşları yüzünden. Öte
yandan, aynı Avrupa, dünyanın büyük bir bölümünü müthiş bir zalimlikle
fethetmekle meşguldü. İngiltere'de IRA gibi ender örnekler dışarıda
tutulursa, kendisinin dışındaki kurbanların saldırısına uğramadı.
Dolayısıyla, NATO'nun ABD'nin yardımına koşması doğaldır; yüzlerce yıl
imparatorluk şiddeti entelektüel ve ahlâki kültür üzerinde muazzam bir etki
yaratmış durumdadır.

Bunun, dünya tarihinde yeni bir olay olduğunu söylemek doğru olur. Maalesef,
fecaatin boyutları yüzünden değil, seçilen hedef yüzünden. Batı buna nasıl
tepki göstermeyi seçecek, işte bu olağanüstü derecede önemli bir mesele.
Eğer zengin ve güçlü takımı yüzyıllardır süren geleneğine bağlı kalmayı
seçer de aşırı şiddete başvurursa, bir şiddet sarmalının tırmanmasına
katkıda bulunmuş olur. Ki, bu çok bildik bir dinamiktir ve uzun vadeli
sonuçları insanın kanını donduracak kadar korkunç olabilir. Tabii, bu hiçbir
şekilde kaçınılmaz birşey değildir. Daha özgür ve demokratik toplumlarda
yaşayan uyanmış bir kamuoyu, hükümetlerin politikalarını çok daha insani ve
onurlu bir güzergâha yönlendirebilir.

Çeviren: Ömer Madra


                            ********
       ****** A-Infos Haber Servisi ******
      Anarşistlerle ilgili ve anarşistleri ilgilendiren haberler
                       ******
		TALİMATLAR: lists@ainfos.ca
		YANITLAR: a-infos-d@ainfos.ca
		YARDIM: a-infos-org@ainfos.ca
		WWW: http://www.ainfos.ca/
		BİLGİ: http://www.ainfos.ca/org

-A-infos'tan tek dilde ileti almak için lists@ainfos.ca'ya aşağıdaki mesajı gönderin:
                unsubscribe a-infos
                subscribe a-infos-X
 X = en, ca, de, fr, it, pt, vb. (yani, dil kodudur)



A-Infos
News